Saidi Nursi Kimdir

MK

Öğrenci
Katılım
26 Aralık 2007
Mesajlar
15
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
fidayda dedi ki:
bdco dedi ki:
Çok sevdiğim bir söz var Yenişehirli Avni'den "Cehlimi bilmeyecek mertebede cahil değilim.Bilirim rütbe-i noksanımı kamil değilim" herkes bu söze uysa iyi olur ben şahsen bilmiyorsam susar yanlış biliyorsamda doğrusunu öğrenirim ;)

Alakalı alakasız her konuya atlayıp ilgisiz smiley ve tşk ler yazan, 1 ay içinde 3500 mesaj sayısına ulaşabilme olgunluguna ulaşmış bir şahsiyet olarak büyük bir laf ettin ve beni de şaşırttın
İğne - çuvaldız paradoksu :} ;D ;( %( +(
Ağzınla bin yaşa
+1
 

mehmet

Profesör
Emektar
Katılım
9 Mayıs 2007
Mesajlar
2,699
Reaksiyon puanı
47
Puanları
228
Hayırlı akşamlar arkadaşlar.

Anlaşılan Said Nursi'nin Kim olduğunu az buçuk öğrendik.
Chimera veya pesimist arkadaşımdan konunun kilitlemesini rica edeceğim.

öğrenmiyen varsa konunun başında sonuna kadar son sayfa hariç bakabilir.

Saygılarımla
 

turoksin0

Profesör
Katılım
18 Ağustos 2007
Mesajlar
4,656
Reaksiyon puanı
1
Puanları
216
Saidi Nursi ye laf kalmadı banamı saldırıyorsunuz :D önemli değil adabı bozmadıkça sayın zaten herkesin dediğini kale almam öncelikle lafına değer verdiğim itibar ettiğim biri olmalısınız :D ve az önceki mesaja bu kadar kısa cevapda ilginç :D her neyse bana devam edebilirsinizde Saidi Nursi de tıkanıyorsunuz laf bir fethullah gülene bir başkasına demekki son hedefte benimm :D


edit:hadi kitlenecek bakın son fırsatlarınız atın lafı :D

edit2:mehmet kardeşim bana hiç öğrenilmiş gibi gelmedi nedense :) ama istifade edenler olduysa ne mutlu :)

edit3:mesaj sayıma laf atacaksanız bir daha diyim çok aktifim bu biliniyor zaten burada :D fazla yoksunuz siz heralde buralarda 1 ayda o kadar olduda kendimi yazıldı bunlar ayrıca dediğim gibi forum oyunlarına bir süre çok katıldım ama her konuya dalıyorsun derken bakın magazin bölümüne pek mesajımı bulamazsınız vardır belki ama hatırlamıyorum kesin yokda demiyorum ama ben mesaj atmadığımı hatırlıyorum pek ama attıysamda azdır yani :D herneyse şunuda diyim gerçekten haklı bir şekilde laf atın hatamı düzelteyim ;)
 

lb.bingol

Profesör
Katılım
30 Ağustos 2007
Mesajlar
1,573
Reaksiyon puanı
10
Puanları
0
Eğer diyecek laf bulmazsanız susun. diye bir laf vardır.Eğer mantıklı bir cevabınız yoksa karşı taraftakini iğnelemekle sadece prestij kaybedersiniz.Sözü edilen değerli şahsiyet,bu diyarlarda dinin öğrenilmesinde önemli katkıları bulunmuş,bir çok talebe yetiştirip,dini ,imanı bütün bir toplum olmamıza büyük katkılar sağlamıştır.Türkiye'ye hiçbir zararı görülmediği gibi çok büyük faydaları dokunmuştur.Eğer milletine takmışsanız da Kendini Türk olarak kabul eden herkes Türk'tür.Ayrıca İstiklal Şairimiz M.Akif Ersoy'da Arnavuttur.Fakat Türk'üm diyip ortada gezen onbinlerce Türk'ü cebinden çıkartır.Ve de Türk olarak kabul etmiştir kendisini.

Selamlar...Sevgiler...
 

ketum

Öğrenci
Katılım
2 Ocak 2008
Mesajlar
2
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
kimle ilgili olursa olsun bilenin okuyanın ve önyargısız olanın sözü geçerlidir. her büyük insanın da düşmanı vardır, yanlış anlayanı vardır. takılmamak gerek.
bediüzzamanın eserleri ve kendisiyle ilgili anılar meydandaır, merak eden okur.
bu vatana ve millete zararlı tek hareketi yoktur. gazidir, bilgedir, düşünürdür, Kuran bilginidir; diyanetin ve yüzlerce aydının(her görüşten) şahitliği vardır bu konuda.

birbirimizin kurdu olmayalım derim. birlik zamanı şimdi; her zamanki gibi...
 

burhan altıntop

Profesör
Katılım
27 Kasım 2007
Mesajlar
1,536
Reaksiyon puanı
1
Puanları
0
ketum dedi ki:
kimle ilgili olursa olsun bilenin okuyanın ve önyargısız olanın sözü geçerlidir. her büyük insanın da düşmanı vardır, yanlış anlayanı vardır. takılmamak gerek.
bediüzzamanın eserleri ve kendisiyle ilgili anılar meydandaır, merak eden okur.
bu vatana ve millete zararlı tek hareketi yoktur. gazidir, bilgedir, düşünürdür, Kuran bilginidir; diyanetin ve yüzlerce aydının(her görüşten) şahitliği vardır bu konuda.

birbirimizin kurdu olmayalım derim. birlik zamanı şimdi; her zamanki gibi...
yüreğine sağlık kardeşim
 

bybilal

Asistan
Katılım
5 Şubat 2007
Mesajlar
195
Reaksiyon puanı
0
Puanları
16
Said Nursi kimmi?
Allahın en sevdiği kullarından..
 

yer6

Profesör
Katılım
5 Eylül 2007
Mesajlar
2,398
Reaksiyon puanı
54
Puanları
228
bybilal dedi ki:
Said Nursi kimmi?
Allahın en sevdiği kullarından..
görüşüne karşı çıkmak gibi olmasın sakın yanlış anlama ama bunu nerden biliyosun?
 

otek72

Öğrenci
Katılım
14 Kasım 2007
Mesajlar
78
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
zeynepbozok dedi ki:
PcMaSTeR dedi ki:
Alper Kut dedi ki:
Alper Kut dedi ki:
Vay anasını ne çok taraftarı varmış adamın burda yav
SDN forum değil de sanki SaiD-i Nursi forum

Haklıymışım
SDN değil

:D Vay be Çaktılar... Zaten "SDN" 'nin Açılımıda [size=13pt]S[/size]ai[size=13pt]D[/size] [size=13pt]N[/size]ursi :D :D
Arkadaşlar bu doğrumu ???
Çünkü bu kadarçok dini konu açılması ve Sayın Fethullah Gülen ve Said-i Nursi hakkında bu kadar savunma yapılması beni kuşkulandırdı !!!
Anlayacağınız tadım kaçtı :@ :S :O
Tüh bu güzel konuyu kaçırmışım
Kardeş sende o konulara bakma mesela magazine takıl veya oyunlar bölümüne bak ben hiç magazine takılmam ve girip yorumda yazmam niçin ilği alanım degil ama o bölüm benim tadımı kaçırmaz alakam oktur çünki.
Ayrıca burda bahsedilen Alimin eserlerinden bazısını okudum hiçte hainlik yoktu içinde
 

Cem

Profesör
Katılım
23 Ağustos 2006
Mesajlar
1,028
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
yer6 dedi ki:
bybilal dedi ki:
Said Nursi kimmi?
Allahın en sevdiği kullarından..
görüşüne karşı çıkmak gibi olmasın sakın yanlış anlama ama bunu nerden biliyosun?
Eyvallah yer6,
Okudum aynısı aklımdan geçti.
Konuyla ilgili bir menkibe dahi olduğunu hatırlar gibiyim.
Said-i Nursi ve diğer Din büyüklerinin Allah'ın (Acze ve Celle) sevdiği kullarından olmasını niyaz ederiz, ancak öyle midir? Bunu ancak Allahu Teala ve hayattayken yine ancak O'nun (C.C.) bildirmesiyle Resulü S.A.V. bilir...
Biz ancak Hüsnü Zan edebiliriz.
Allah muhafaza, çok riskli bir söz.
Niyet o olmayabilir ancak yinede çok riskli çok bakımdan.
 

emubaltaci

Rektör
Emektar
Katılım
21 Kasım 2005
Mesajlar
18,863
Reaksiyon puanı
129
Puanları
243
bu konu uzadı gercektende mehmet, haklısın ;)
 

Turab Garip

Dekan
Emektar
Katılım
30 Mayıs 2007
Mesajlar
6,902
Reaksiyon puanı
181
Puanları
1,243
yer6 ve cems, kızmazsanız eleştiri yapmak istiyorum;
Eğer Allah için birisini çok önemli bir lider kabul ediyorsanız, o halde o kişinin Allah'ın en sevdiği kullarından olmasına inanmanız gerekir. Bana soracak olursanız Said Nursi bir İslam alimi, ancak ben kendime önder olarak seçmediğim için bu sorunun cevabını aramadım. Eğer siz kendinize önder veya örnek olarak seçiyorsanız onun iyiliğine ve Allah tarafından sevildiğine inanıyor olmalısınız. Kalpleri yalnız Allah bilir, ama bu şekilde inanmıyorsanız onu önder ve örnek edinmeniz çok yanlış olur çünkü şüphe edinilen şeyden kaçınmak gerekir.

"Biz öyle niyaz ederiz ama öyle olmayabilir" demek daha riskli bir sözdür. Örneğin bazıları şöyle derler:
"Peygamberimizin amcası Ebu Talib imansız gitti, keşke ölmeden iman etseydi iyi olurdu."[**]

Bu varyetten sözler insanı şirke götürür. Çünkü yukarıdaki cümle şu anlama geliyor: "Bence Ebu Talib çok iyi biriydi ama sırf kelime-i şahadet getirmediği için ateşte yanacak. Tüh yazık, keşke iman etseytdi, bence affedilecek birisi." Yani bu sözü söyleyen kimse kendi affı Allah'ın affından büyükmüş gibi bir söylemde bulunmuş olur. Yani "ben affediyorum cennete gitmesini istiyorum ama Allah istemiyor" gibi.. Bu ise gerçekten de şirktir. Kendini Allah'tan daha yüce görmektir.

[**] Ebu Talib ömrünün bir çok yerinde peygamberimize "sen ne getirdiysen onu kabul ettim" demiştir.

Şimdi; eğer bizler peygamberimizin (s.a.a.v) masumiyetine ve yüceliğine inanmasaydık onu takip etmezdik. Biz biliyoruz ki o Allah'ın en sevdiği kuludur. Bunu bilmeseydik onu önder ve örnek almazdık kendimize. Peygamberimizin önderliğinden ve örnekliğinden bahsettiği bir çok şahıs için de aynı şey söz konusu. Yani bir kişinin Allah katında sevildiğini ve iyi bir makama sahip olduğunu bilmiyorsak, ya da daha da önemlisi buna kalben inanmıyorsak o kişiyi kendimize önder ve örnek seçmememiz gerekir.

Said Nursi'yi bir lider olarak görüyorsak, o halde onun şahsiyetini bilmemiz gerekir. "Ben Allah'ın sevdiği bir kulu olmasını niyaz ediyorum" demek onu sevmekten ötürü bir temenni ise zararsız olabilir, ama önder olarak seçilen bir insan hakkında bunu söylemek büyük bir hata olur. Çünkü mantıken "bana göre çok iyi bir kul, Allah'ın en sevdiği kullarından olmasını istiyorum" denildiği zaman sanki o kişi iyiyse Allah farkında değilmiş gibi sonuç çıkar. Oysa o bizim bildiğimiz gibi biriyse zaten niyaz etmemize gerek yoktur (onun yerine hakkında iyi duada bulunuruz), yok eğer bilmediğimiz biriyse, o halde böyle bir niyazda bulunmak tehlikelidir.

Diğerlerine gelince; tartışmayı bırakın arkadaşlar. Sizin peygamberiniz sizi cahillerle cedelleşmekten alıkoymuştur. Bu şahıslar ise cevap veremedikleri her noktada hakaret cümlelerine sığınmışlar ve bir tek delil dahi getirememişlerdir. Her delil sorulduğunda lafı dolandırıp demogoji ve hakaretle biten anlamsız yazılar yazmışlardır. O halde bu şahıslar kendileri bile inanmadıkları şeyi bize söylüyorlar, hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeylerde fikir yürütmeye kalkışıyorlar demektir. Cahilin üstelik de cehaletini ilim sandığı yerde ilim susar. Burada müslümana susmak düşer.
 

Cem

Profesör
Katılım
23 Ağustos 2006
Mesajlar
1,028
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Elmacik dedi ki:
yer6 ve cems, kızmazsanız eleştiri yapmak istiyorum;
Eğer Allah için birisini çok önemli bir lider kabul ediyorsanız, o halde o kişinin Allah'ın en sevdiği kullarından olmasına inanmanız gerekir.

"Biz öyle niyaz ederiz ama öyle olmayabilir" demek daha riskli bir sözdür. Örneğin bazıları şöyle derler:
"Peygamberimizin amcası Ebu Talib imansız gitti, keşke ölmeden iman etseydi iyi olurdu."[**]

[**] Ebu Talib ömrünün bir çok yerinde peygamberimize "sen ne getirdiysen onu kabul ettim" demiştir.

Şimdi; eğer bizler peygamberimizin (s.a.a.v) masumiyetine ve yüceliğine inanmasaydık onu takip etmezdik.

Said Nursi'yi bir lider olarak görüyorsak, o halde onun şahsiyetini bilmemiz gerekir. "Ben Allah'ın sevdiği bir kulu olmasını niyaz ediyorum" demek onu sevmekten ötürü bir temenni ise zararsız olabilir

Diğerlerine gelince;...
Elmacik ne demek kızmak, aşkolsun.
Üstte kısım kısım ayırdım tam bir alıntı olmasın diye. başlıklara göre açıklama yapmaya çalışayım.

- Said Nursi hazretlerinin Allah'ın sevdiği kullarından biri olmasını niyaz ve temenni ederim. Ama bu benim duamdır ancak. Bu mesaja konu olan arkadaşımız kesinlik ifade eden bir cümle kurduğu için yanlış olması muhtemel ve risklidir dedim zaten. Said Nursi Hazretleri hakkında bir şüphemiz nasıl olabilir ki? ama bilinmeyenleri ve sinelerde gizli olanı ancak Allah (C.C.) bilir. Daha öncede dediğim gibi burada bize düşen "Hüsn'ü zan" yani iyi niyetli düşünüp öyle olduğunu ummak. Birde ben cümlemde "öyle olmayabilir" değil "öyle mi?" diyerek bilemeyiz manasını vurgulamıştım. olmayabilir bir "su'i zan" olur ki bize ters düşer senin de ifade etmek istediğn gibi.

-yukarda verdiğim bilgiler ışığında zaten dediğimin Ebu Talip örneği ile ilgisi olmadığını düşünüyorum. (Bu arada Ebu Talip hakkında Üstadın son derece dikkate değer bir açıklaması var. Bulursam tefsirden aktaracağım akşam)

-Peygambere inanır gibi inanmak meselesine gelince, konu burada kilitleniyor. Zira Kur'an ve Sahiy hadisler dışında herşeyi tartışırız. Dolayısı ile İnsanı Kamil olan Efendimiz (S.A.V) ile diğer din ulemasını bir tutmak mümkün değildir. O'na inanmak temel taştır. O'nda şüphe yoktur, hiçbir müslüman bunu iddia edemez ancak ulema hakkında yanılgı şüphesi kesin vardır demiyorum ama iddia edilebilir. Kaldı ki Said Nursi (R.A.) bile kendisine "eski Sait, yeni Sait" olarak hayatını ikiye böler.

-Diğerleri... Dediğin gibi onlar orada kaldılar, inşaAllah Hak yoluna ilerlerler.
Son olarak kızmak ne demek, maksat yol kat etmek Elmacik, Allah (Azze ve Celle) senden ve yapıcı yaklaşımından ötürü Razı olmayı nasib eylesin.
 

mehmet

Profesör
Emektar
Katılım
9 Mayıs 2007
Mesajlar
2,699
Reaksiyon puanı
47
Puanları
228
cems dedi ki:
-yukarda verdiğim bilgiler ışığında zaten dediğimin Ebu Talip örneği ile ilgisi olmadığını düşünüyorum. (Bu arada Ebu Talip hakkında Üstadın son derece dikkate değer bir açıklaması var. Bulursam tefsirden aktaracağım akşam)

Ebu Talibin İmanı hakkında Bediüzzaman şöyle bahsetmektedir.

"Sekizinci Nükte: Diyorsunuz ki: Amcası Ebu Talib'in imanı hakkında esahh nedir?
Elcevab: Ehl-i Teşeyyu', imanına kail; Ehl-i Sünnet'in ekserisi, imanına kail değiller. Fakat benim kalbime gelen budur ki: Ebu Talib, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın risaletini değil; şahsını, zâtını gayet ciddî severdi. Onun o gayet ciddî o şahsî şefkati ve muhabbeti, elbette zayie gitmeyecektir. Evet ciddî bir surette Cenab-ı Hakk'ın Habib-i Ekremini sevmiş ve himaye etmiş ve tarafdarlık göstermiş olan Ebu Talib'in; inkâra ve inada değil, belki hicab ve asabiyet-i kavmiye gibi hissiyata binaen, makbul bir iman getirmemesi üzerine Cehennem'e gitse de; yine Cehennem içinde bir nevi hususî Cennet'i, onun hasenatına mükâfaten halkedebilir. Kışta bazı yerde baharı halkettiği ve zindanda -uyku vasıtasıyla- bazı adamlara zindanı saraya çevirdiği gibi, hususî Cehennem'i, hususî bir nevi Cennet'e çevirebilir... "

KAYNAK:Mektubat,Yirmisekizince Mektup,Sekizinci Mesele,Sekizinci Nükte SAİD NURSİ

SÖZLÜK:
Esahh =En doğru, en sağlam.
Ehl-i Teşeyyu =Şiîlik iddia edenler.
kail =razı olmuş.
zayie =boşa
hicab =utanma, arlanma
asabiyet-i kavmiye =Kavmi ırkçılık, menfî millîyetçilik damarı
Hissiyat =Hisler,Duygular
Binaen =-den dolayı
makbul =Kabul edilmiş olan, geçerli.
hasenatına =Hayırlar, iyilik ve güzellikler
halketmek =Yaratmak
 

Turab Garip

Dekan
Emektar
Katılım
30 Mayıs 2007
Mesajlar
6,902
Reaksiyon puanı
181
Puanları
1,243
Cems, ben de söylediklerini zaten bu şekilde anlamıştım. Kalplerde olanı yalnız Allah bilir. Bu konuda hemfikiriz. İslam peygamberi ile diğer ulema aynı kefeye kesinlikle konulamaz. Bu konuda da hemfikiriz. Ulema hakkında iyi duada ve temennide bulunmak noktasında da hemfikiriz.

Hemfikir değilmişiz gibi görünen nokta; "nereden biliyorsun" sorusununu sorulduğu noktadır. Kalben bilemeyiz, ancak peygamberden sonra önder olarak seçtiğimiz kimsenin bana göre hatasız olması, eğer peygamberin işaret etmediği ulemadan ise hatasının en az olması gerekir. Bu şartlarda, kendimize seçeceğimiz önder ve örnek kimsenin Allah katında iyi bir makama sahip olduğuna kalben inanıyor olmamız gerekir. Yani "nereden biliyorsun" diye sorulduğunda "şu delillerin ışığında kalben inanıyorum" gibi basit bir cevap verilir. Bu cevap verilemiyorsa o kişinin önder seçilmemesi gerekir zaten.

Verdiğim Ebu Talib örneği konuyla çok benzerdir. O örnekte genel düşünce tarzı şudur; müslümanlar Ebu Talib'i severler (çünkü Resulullah sever) ama imansız gittiği için üzülürler. Halbuki insan bile bunu görüyor ve bunun için üzülüyorsa, onun sahibi olan Allah çok daha iyi görüyor ve daha büyük af sahibidir. Ki bu konuda benim kişisel olarak yaptığım araştırma Ebu Talib'in kesinlikle imansız gitmediğiniz gösteriyor. Sadece bir kanıt söyleyeyim; Hz. Peygamber bizim gibi bir beşerdi ancak beşerin iman noktasındaki zayıflıklarına sahip değildi. Yani kafir birisinin ölümüne amcası dahi olsa üzülmezdi. (Ebu Leheb'e üzülmediği gibi.) Ancak Ebu Talib'in vefatında hiç olmadığı kadar ağladığı kaydedilmiştir. Ve vefatında, peygamberimiz bizzat kendisi Ebu Talib'e gusül verip onun cenaze namazını kılmıştır. (Biliyoruz ki kafire gusül vermek ve cenaze namazı kılmak caiz değildir.) Konumuzdaki "inşallah öyledir" demek de Ebu Talib hakkındaki genel görüş gibidir. Yani "ben Said-i Nursi'yi severim, inşallah Allah'ın sevgili kuludur" denilirse ve faraza Allah da bu kulcağızını sevmiyorsa (ki kalben bilemeyiz dedik), o halde bu kulun söylediğinin çok kötü bir sonuç doğurduğunu anlamış oluruz. Çünkü şu manaya gelir: "ben bu kişiyi sevdim ama Allah sevmedi..". Takdir edersiniz ki bunun manası da şirktir. Bu noktada verdiğim örnek bire bir konuyla ilgili.

Kısacası demem o ki, Said-i Nursi'yi önder ve örnek seçmiş olan kimse kalben onun Allah'ın sevgili kulu oluşuna inanması gerekir. Peygamberimizin bir işareti söz konusu olmadığı için senin de dediğin gibi farklı görüşler iddia edilebilmesi normaldir. Su-i zan konusunda da hemfikiriz. Ona uyup da su-i zan besleyecek kimse olacağını zannetmiyorum. Mutlaka talebeleri onun hakkında büyük hüsn-ü zanda bulunuyorlardır, ki benim de anlatmaya çalıştığım bunun neden mantıklı, aksinin ise neden mantıksız olduğuydu. :)
 

Cem

Profesör
Katılım
23 Ağustos 2006
Mesajlar
1,028
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Elmacik, tekrar teşekkür ederim. Konu hakkında başka bir açılımda faydalı bilgilerle paylaşımda bulunmak dileğiyle. Ayrıca Mehmet1101 arkadaşımıza bahsi geçen konuyu aktarmasından ötürü de teşekkür ederim. Son derece kıymettar bir tespiti aktarma konusunda çok hızlı davrandı. Ayrıca kendi alıntımda "akşam aktaracağım" demişim. Doğrusu "inşaAllah akşam aktaracağım" olacaktı.
 

mrakip

Öğrenci
Katılım
3 Ocak 2008
Mesajlar
15
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
:( sevgili kardeşim, "atam izindeyiz"
bu başlığı açmak ve ortalığı karıştırmak için sizi kim görevlendirdi bilmiyorum. inşallah kasten değilde, bilmeden konuşuyorsunuz. bu kadar peşin hükümlü olmak ve ideolojik yapılarından dolayı bu tür söylemleri dillendiren adresleri referans göstermek büyük haksızlık. lütfen biraz araştır. islam'da ırkçılık yasaklandığı halde dini bütün bir insanı ırkçılıkla itham etmek çok büyük bir haksızlık. lütfen biraz araştır. elini vicdanına koy. bu düşmanlığı da Atatürkü'n arkasına sığınarak ve birilerine yaranmak için herkesin ortak sloganını kendine mal ederek yapma. insanları üzmekten zevk mi alıyorsunuz. bilmeniz lazım ki bu zatın eserlerini okuyan ve görüşlerini benimseyen binlerce insan vardır ve bunların içinde türkü,kürdü ,arabı vs. her milletten olan insanlardan hiç ırkçılık yapanına denk geldiniz mi? veya duydunuz mu ki bahsi geçen zatı kürtçülükle itham ediyorsun! ben nur camiasına mensup biri değilim ve risaleyi nur'u da yok denecek kadar az okudum. fakat bildiklerimle sizin yanlış olduğunu düşüniyorum.
 

turoksin0

Profesör
Katılım
18 Ağustos 2007
Mesajlar
4,656
Reaksiyon puanı
1
Puanları
216
Elmacik dedi ki:
Diğerlerine gelince; tartışmayı bırakın arkadaşlar. Sizin peygamberiniz sizi cahillerle cedelleşmekten alıkoymuştur. Bu şahıslar ise cevap veremedikleri her noktada hakaret cümlelerine sığınmışlar ve bir tek delil dahi getirememişlerdir. Her delil sorulduğunda lafı dolandırıp demogoji ve hakaretle biten anlamsız yazılar yazmışlardır. O halde bu şahıslar kendileri bile inanmadıkları şeyi bize söylüyorlar, hakkında bilgi sahibi olmadıkları şeylerde fikir yürütmeye kalkışıyorlar demektir. Cahilin üstelik de cehaletini ilim sandığı yerde ilim susar. Burada müslümana susmak düşer.
+1
 

yer6

Profesör
Katılım
5 Eylül 2007
Mesajlar
2,398
Reaksiyon puanı
54
Puanları
228
yaa ben konu çok uzadı diye okumuyodum ama banada sataşmışlar :P .
Elmacik haklı olarak bana bi konuda dokundurmuş :) .ben din büyüğü ifadesi kullanmışım sanırım.ama ben öle bişey sölemek istemedim :S .din alimi yakıştırması daha güzel olmuş.o şekilde diştirmek istiyorum bu sözlerimi!!
ben kendime önder örnek olarak saidi nursi yi almıyorum.bizim önümüzde Peygamber Efendimiz(s.a.v) en büyük örnektir zaten.dier insanlar kısım kısım örnek alınabilir...

bence konu çook uzamış.ama "kilitlenmeli" diyen arkadaşlara katılmıyorum.isteyen istediği yorumu yazsın...
 

Jerusalem

Profesör
Katılım
21 Haziran 2007
Mesajlar
2,192
Reaksiyon puanı
5
Puanları
218
atam izindeyiz dedi ki:
Türk ordusu komutanlarına yalancı mı diyorsun

Türk ordusunun komutanlarına YALANCI diyorum. Sen yüz yılın efendisini bu şekilde karalayadururken, ben her Allah kuluna istediğim gibi bi' etiket yapıştırırım. Bağnaz diyorum. Hatta sabit fikirli ve dikdatör olduklarını düşünüyorum. İzin var mı?

Hazretlerinin, fitilini yaktığı bi' ateştir ki yanan, Sibirya 'da -50 derecede aylık 200$ 'a çalışır insanlar harıl harıl, Gine'de, Yakutistan 'da. Haritada yerini göstermek bi' tarafa, adını bile duymadığın Afrika ülkelerine, Türkçe 'yi, Allah(c.c) 'ı Kitap'ı ve Peygamber(S.A.S)'i götüren insanlardan bahsediyorum. Ben sana, yamyamlara, Barış Manço şarkıları söyleten bi' oluşumdan bahsediyorum çocuk. Sevgili komutanlarının, konuşurken ve yazarken hiç bi' imla hatası yapmadığı ve bundan da öteye gitmediği Türkçe' nin yayılmasın için, anasını babasını annesini ve çocuklarını bırakıp gitmiş insanlar vaad ediyorum. "Dünya Türkçe Olimpiyatları" adında bi' gösteri yapıldı, yapıldığı mekanın adını da İSTANBUL GÖSTERİ MERKEZİ olarak değiştirdi bu prodüksiyon. Önce onu bi' izle ama RAHATDA İZLE!
...

KAMBUR fanları sizi!
 

turoksin0

Profesör
Katılım
18 Ağustos 2007
Mesajlar
4,656
Reaksiyon puanı
1
Puanları
216
yer6 dedi ki:
yaa ben konu çok uzadı diye okumuyodum ama banada sataşmışlar :P .
Elmacik haklı olarak bana bi konuda dokundurmuş :) .ben din büyüğü ifadesi kullanmışım sanırım.ama ben öle bişey sölemek istemedim :S .din alimi yakıştırması daha güzel olmuş.o şekilde diştirmek istiyorum bu sözlerimi!!
ben kendime önder örnek olarak saidi nursi yi almıyorum.bizim önümüzde Peygamber Efendimiz(s.a.v) en büyük örnektir zaten.dier insanlar kısım kısım örnek alınabilir...

bence konu çook uzamış.ama "kilitlenmeli" diyen arkadaşlara katılmıyorum.isteyen istediği yorumu yazsın...
bence isteyen istediğini yazmasın :D sonra hemen birine sataşıyolar laf kalmayınca ben mağdur oldum geçen :P ama gerçekten düzeylice bildiği olan varsa ekler yoksa diğer mesajlar sıktı gerçektende
 

hellish

Profesör
Katılım
20 Kasım 2007
Mesajlar
2,226
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
1878 yılında[2] Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğdu. Babasının adı Mirza, annesinin adı Nuriye'dir. Doğu Anadolu'da medrese eğitimi gördü[3] Risalelerinde aldığı medrese eğitimine değinmekte ve ömrü boyunca bütün tahsil hayatının toplam 3 ay olduğunu açıklamaktadır.[4] 1908’de İkinci Meşrutiyet’in ilanından hemen önce İstanbul’a geldi. Derviş Vahdeti'nin Volkan Gazetesi'nde yazdı. İslamcı bir siyasal parti olan İttihad-ı Muhammedi Fırkası'na katıldı, merkez yönetim kurulu üyesi oldu.[5] 31 Mart Vakası'ndan sonra İttihad-ı Muhammedi Fırkası'nın ileri gelenleri ve Derviş Vahdeti ile birlikte divan-ı harpte yargılandı, Derviş Vahdeti idam edildi kendisi bir ceza almadı sürgüne gönderildi. 1909'dan itibaren hayatını Doğu Anadolu’da sürdürdü. 1911’de İstanbul’a döndü. Talebeleri ile birlikte gönüllü olarak Rusya cephesinde savaştı. 1915-1917 arasında Ruslar tarafından savaş esiri alındı. Yaklaşık 2-3 yıl esir kaldıktan sonra Ekim Devriminden sonra ülkeye (İstanbul) döndü, Darül Hikmetül İslamiye'de görev aldı. Kürt Teali Cemiyeti'ne üye oldu. 15 Şubat 1919 tarihinde sonradan Teâli-i İslâm Cemiyeti adını alan Cemiyet-i Müderrisîn'in kurucu azaları arasında yer aldı.[6] 1925 Şeyh Said Ayaklanmasından sonra tutuklandı, Eskişehir'de mahkemeye çıktı isyancılarla doğrudan bir ilişkisi tespit edilemedi ancak devletin güvenliğini ihlal ve dini siyasete alet etme suçlamasından 1 sene hapse mahkûm edildi.[7] Cumhuriyete ve çağdaş rejime karşı olduğu iddiasıyla önce Isparta yakınlarında Barla adında bir köye sürüldü. Isparta'nın ardından Eskişehir (1935), Kastamonu (1936), Denizli (1943) ve Emirdağ’a (1945) sürüldü. Risale-i Nur Külliyatı adı altında topladığı eserleri kaleme aldı. 23 Mart 1960 yılında Şanlıurfa'da vefat etti. Cenazesi önce Şanlıurfa'ya defnedildi. Daha sonra 1960 darbe yönetimince bilinmeyen bir yere taşındı.

İnançsız Fikirlerle Mücadele [değiştir]Said Nursî bir eserinde kendi hayat tarzını şöyle özetlemiştir: "Kur'ân-ı Hakîm mürşidimizdir, üstadımızdır, imamımızdır, her bir âdabda rehberimizdir." Bu bakış açısına göre insan, Allah'ı ve İslamiyet'ı tanımak ve O'na iman ve ibadet etmek için yaratılmıştır. İlim, meşruiyet, hürriyet, dürüstlük, ümit, çalışmak, sebat gibi faziletler ise, İslam çerçevesi içinde insanın hayatına anlam veren değerlerdir. Ona göre bunlar hem dünya, hem de âhiret saadeti açısından insanın olmazsa olmaz gerçekleridir. Bu sebeple 6000 sayfayı aşan eserlerini din, iman ve fazilet üzerinde yoğunlaştırmıştır. Said Nursî, inançsız insanlara ve din dışı fikirlere özellikle dikkat çekmiş ve talebelerine ve insanlara bunlardan uzak durması ve mücadele etmesi hakkında devamlı telkinlerde bulunmuş ve yönlendirmiştir.


Doğu Anadolu'ya Medrese kurma fikri [değiştir]Hayatının ilk dönemlerinde Bitlis ve Van yörelerinde yaşamış olmasına rağmen, Osmanlı yönetimini ve dünyayı yakından takip etmiştir. Eğitimin yeterince dine ağırlık vermediği konusundaki düşüncelerini Sultan Abdülhamid'e arz etmek üzere İstanbul'a gelmiş, selamlık töreninde belinde kaması ve yöresel kıyafetleri olduğu halde doğuda Kürtçe tedrisat yapacak bir medrese kurulması isteğini Sultan Abdülhamid'e iletmişti. İlk önce eylemi nedeniyle derdest edilip hapse atıldı daha sonra Toptaşı Akıl Hastalıkları Hastahanesine kaldırıldı ve burada 3 ay yattı..[8][9] Aynı teklifi daha sonra Sultan Reşad'a götürmüş, Doğu Anadolu'da Medresetü'z-Zehra adında hem dinî hem de müspet yani pozitif ilimlerin okutulmasını düşündüğü bir medrese kurmak için hazineden ödenek ayrılmasını önermiş ancak medrese kurulmadan ülke Atatürk'ün önderliğinde Milli Mücadele ortamına girmiştir.


Esaret, Hürriyet ve İman [değiştir]"Ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam. İman ne kadar gelişirse hürriyet de o kadar parlar. İşte asr-ı saadet!" sözleriyle dini ve milli hürriyete dair görüşlerini ifade etmiştir.Birinci Dünya Savaşında esir düşerek iki buçuk yıl Rusya'da esaret hayatı yaşamıştır. Daha sonra İstanbul'un işgalinde işgalci güçlere karşı mücadele ederek ilim adamlarını ve halkı uyarmıştır. 25 Eylül 1919 tarihinde Teâli-i İslâm Cemiyeti'ne (Cemiyet-i Müderrisîn) üye oldu. Üyesi bulunduğu cemiyetin, 26 Eylül 1919 tarihinde İstanbul'da yayınlanan İkdam gazetesinde de yayınlanan Kuva-yı Milliye ve Kurtuluş Savaşı aleyhinde beyannamesini derneğin azası olmasına rağmen, "İşgal altındaki bir yerde bulunan sorumluların verdiği fetva irade özgürlüğü bulunmadığı için mualleldir(sakat ve tutarsızdır)" gerekçesiyle karşı çıkmıştır. 1922 yılının sonunda Mustafa Kemal'in ısrarlı daveti [kaynak belirtilmeli] üzerine Ankara'ya gelmiş ve daha sonra mebuslara hitaben bir bildiri yayınlayarak yeni Türkiye'nin şekillenmesinde dini dinamiklerin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etmiştir. Hayatını üç döneme ayırmıştır: Doğumundan Risale-i Nur'u telif etmeye başlama tarihi olan 1926 yılına kadarki hayatını Eski Said, bu tarihten 1950'ye kadar olan kısmını Yeni Said, 1950'den sonraki hayatını da Üçüncü Said diye adlandırmıştır. Bu ayrımları fikri bir değişiklik değil metod değişikliği olarak tanımlamıştır[kaynak belirtilmeli].


Said Molla ile Karıştırılması [değiştir]Bazı yayınlarda, 1920'lerde Hürriyet ve İtilaf Fırkası ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi olan Sait Molla ile karıştırılmaktadır. Aralarındaki isim benzerliği, bazı yayınlarda hatalı bilgiler verilmesine yol açmıştır. Aleyhinde İngiliz ajanı olduğuna dair iddialar bulunan Molla Said'in[10] aksine Said-i Nursi, Sultan Abdülhamit karşıtı olarak bir dönem Hürriyet ve İtilaf Fırkasının muhlifi İttihat ve Terakki Partisi'ni desteklemiş ve bizzat Selanik'e giderek parti yöneticileri ile görüşmüştü.[11]


Tartışmalar [değiştir]Ana madde: Said Nursî hakkındaki tartışmalar
Said Nursî'nin hareketleri ve eserlerinin muhtevası sebebiyle birçok tartışma vuku bulmuştur. Bunların çoğunluğunda Risale-i Nur'un içeriğindeki bazı kısımların İslamî kaynaklara uygunsuz olduğu iddia edilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yazılan Nurculuk adlı eserde, risalelerin içeriğinin "müslümanlık esaslarına göre dini ve ilmi kıymeti olmadığı" bildirilmiştir. Risale-i Nur'un ilhamla yazıldığı, müellifince gaybden ihtarlar alındığı, Kuran tefsirine "mananın tahammül edemeyeceği tarzda batıni ve indi manalar" verildiği eleştirilerini ortaya çıkarmıştır. Her ne kadar ilham kavramı özellikle tasavvuf literatürü içerisinde İslam yazınında kendisine yer bulmuş olsa da, Kur'an'da bariz bir şekilde yer almamaktadır. Said Nursî'nin tahsili ve bilgisi de tartışma konusu olmuştur. Kur'an'da geçen kıtmir lafzını genel kabul gören karşılığı olan çekirdek zarı yerine köpek olarak çevirmesi, ömrü boyunca aldığı resmî medrese eğitiminin 3 aydan ibaret olması bu tartışmalardan bazılarıdır. Said Nursî'nin döneminin bazı önemli olayları ve kişilikleriyle ilişkileri de tartışma konusu olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk'e ima yoluyla deccâl ve sufyan dediği iddia edilmiş, 1926 yılında ilan edilen seferberliğe karşı öğrencileri ve kendisinin savaşmaktan muaf tutulması (ve gerekirse bunun için maddî ödemelerde bulunabileceği) zira kendisi ve öğrencilerinin yaptığı ilmî çalışmaların çok daha önemli olduğunu iddia etmesi tartışma konusu olmuştur.


Kronoloji [değiştir]1878 – Bitlis’in Hizan İlçesine bağlı İsparit Nahiyesinin Nurs Köyünde dünyaya geldi.
1888 – Medrese eğitimini tamamladı.
1894 – Van’a giderek orada coğrafya, matematik, jeoloji, fizik ve kimya gibi müsbet ilimleri öğrenmeye başladı. Kendisine Bediüzzaman lâkabı verildi (Hadisesi ise şöyleydi: Molla Fethullâh ismindeki alim Said Nursi'ye çalışmalarındaki üstün başarıyı ve zekasına şahit olunca Hafıza gücünü de test etmek istedi. Makamat-ı Haririye ismindeki çok karmaşık ifadeleri olan eserin iki satırını iki sefer okuyup ezberlemesini istedi. Said Nursi de tam sayfayı bir kez okuyup ezberledi. Molla Fethullah iyice şaşırarak "Zeka ile hıfzın ifrat derecede bir kimsede tecemmuu nadirdir" dedi. Ve bu ancak asrın Bediüzzamanı yapabilir dedi. Bu onun için lakap oldu.).
1907 Toptaşı akıl hastalıkları hastanesine yatırıldı. [12]
1907 – Eğitimle ilgili islam ve bilimi eksen alan projelerini padişaha sunmak üzere İstanbul’a geldi. Van'da kurmayı planladığı Medresetü'z Zehra padişah tarafından kabul gördü ve ödenek ayrıldı.
1909 - İttihad-ı Muhammedi Fırkası (Fırka-i Muhammediye)kuruluşunda kurucu üye olarak yer aldı.
1909 – 31 Mart Olayı sebebiyle Divan-ı Harp Mahkemesinde yargılandı.
1911 – Şam Emeviye Camii'nde büyük bir hutbe okudu. Bu hutbe daha sonra Hutbe-i Şamiye adıyla kitaplaştırıldı. Münâzarat ve Muhakemât gibi eserlerini telif etti.
1915 – Birinci Dünya Savaşı'na katıldı.
1916 – Bitlis savunması esnasında yaralanarak Ruslara esir düştü.
1918 – İki buçuk yıl süren esaretten, bir Rus askerin yardımıyla firar etti. İstanbul’a geldi. Devrin tek İslâm Akademisi olan “Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiye”ye üye oldu.
1919 - 19 Ocak 1919’da Mustafa Sabri, İskilipli Mehmet Atıf Hoca, Ermenekli Saffet efendi gibi din ve eğitimcilerle birlikte daha sonra Teâli-i İslâm Cemiyeti adını alacak Müderrisler Cemiyeti'nin (Cemiyet-i Müderrisîn) kuruluşuna üye olarak katıldı.
1919 – Mesnevî-i Nuriye adlı eserini yazmaya başladı.
1920 – İstanbul’un İngilizler tarafından işgali üzerine Hutuvât-ı Sitte adlı bir eser yayınladı. Bu eser yüzünden işgal kuvvetleri tarafından gıyabında ölüm cezasına mahkûm edildi.
1922 – Zaferden sonra Mustafa Kemal Atatürk tarafından Ankara’ya TBMM’ye dâvet edildi. Burada mebuslara hitaben hazırladığı bir beyannamede dinden uzaklaşıldığı iddiasında bulundu.
1923 – Ankara'yı terkederek talebe yetiştirerek münzevi bir yaşam sürmek üzere Van'a yerleşti. Öğrencilerine ders vermeye başladı. Erek Dağı’nda iki senesini geçirdi.
1925 – Şeyh Said İsyanı'ndan sonra Burdur’a sürüldü ve Burada Nur’un İlk Kapısı isimli eserini yazdı.
1926 – Barla’ya sürüldü. Burada Risale-i Nur’u telife başladı. Sözler ve Mektubat’ın tamamı, Lemalar’ın da büyük bölümünü burada yazdı.
1934 – Barla’dan Isparta’ya sürüldü.
1935 – “Gizli cemiyet kurmak, rejimin temel düzenini yıkmak” iddiasıyla Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinde aleyhinde dâvâ açıldı ve mahkeme neticesinde Tesettür Risalesi’nden dolayı 11 ay hapse mahkûm edildi. 120 öğrencisiyle birlikte Eskişehir Hapishanesinde tutuklu kaldı ve orada tecrid altında tutuldu.
1936 – Hapis cezasının bitiminden sonra 7 yıllığına Kastamonu’ya sürüldü.
1943 – 126 talebesiyle birlikte tekrar "rejimin temel düzenini yıkmak" suçundan tutuklanarak Denizli Hapishanesine sevk edildi. 9 ay tutuklu kaldı.
1944 – 9 aydan sonra Emirdağ’a götürüldü ve burada zorunlu ikâmete mahkum edildi.
1948 – Aynı suçlamalarla tekrar tutuklanarak 54 talebesiyle birlikte Afyon Hapishanesine sevk edildi. Yaklaşık 20 ay hapiste kaldı. Buradan tekrar Emirdağ’a götürüldü.
1952 – Gençlik Rehberi eseri hakkında açılan dava münasebetiyle İstanbul’a geldi ve bu davadan beraat etti.
1953 – Emirdağ’a döndü. İkinci defa İstanbul’a geldi ve üç buçuk ay burada kaldı. Bundan sonraki hayatı genellikle Emirdağ ve Isparta’da geçti.
23 Mart 1960 – Şanlıurfa’da vefat etti. (Şu an mezarının nerede olduğu tam olarak bilinmemektedir.)

 

tmutlu

Öğrenci
Katılım
23 Kasım 2008
Mesajlar
3
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Merhabalar..Foruma sırf bu konuya cevap yazabilmek için üye oldum.Hayır Said Nursi yi gereksiz sözlerle övmeyecegim.Zaten benim verebilecegim övgüden fazlasına sahip olmuş,ona çamur atanların çogunun manasını bile bilmedigi "Bediüzzaman" ünvanına sahip olmuş.

Öncelikle bu ülkeye en çok zarar verenlerin "atam izindeyiz" diyenler oldugunu düşünüyorum.İzinleri bi türlü bitmedi.Lafı bırakıp icraata geçerseniz ülkeye daha faydalı olursunuz.
İlk sayfada gördügüm bi mesajda şu geçiyordu: "Sen türk ordusu komutanlarına yalancı mı diyorsun"

Bu nasıl bi körlüktür anlamak mümkün değil.O kutsal,şerefli komutanlar Çanakkale de kalmış.Daha 1-2 gün önce çıktı.Para yok aktütün e karakol yapamıyoruz diyen paşa Askeri helikopterle üstelik askeri persenoli de meşgeul ederek pikniğe gidiyor ailesiyle!!Aktütünde askerler naylon çadırda oldugu için ölüyor,o antalyada golf turnuvasında.Jet üslerinin yakınına golf sahası yaptırıyor.TOKİ başkanı 1 milyon dolara aktütüne kale inşa ederim diyor.Golf sahasına milyonlarca dolar gidiyor..Yazık!
Bir başka subay denizaltıyla sivilden arkadaslarını geziye çıkarıyor!!(haber okuyalım)
Bu insanlarda şereften bahsedebilirmisiniz?Eğer onlar şerefliyse ben değilim.Ya da o şeref başka şeref.Belki kadeh kaldırırken söylenen şereftir.
Yalanın en kralını söylerler.Nedense ülkemizde bi akrabası astsubay bile olsa hemen askerden çok askerci olur insanlar.Toz kondurmaz.


Konunun dışına çıktık biliyorum ama ezbere ve klişe laflarla tartışıldı Said Nursi Bugüne kadar.Komutanlara toz kondurulmadı.Halbuki Bizzat Mustafa Kemal kendisine makam teklif ediyor.
Kürt devleti kurmayı amaçlıyormuş.Hiç bi kitabını okumadan ezbere sallamak iş değil.İnançlı bir Türk Kardeşimi 1000 Kürde değişmem diyor.

aeo
 

Big

Doçent
Katılım
23 Şubat 2008
Mesajlar
746
Reaksiyon puanı
2
Puanları
0
Ya ben bu forumda bunu gibi onlarca konu tartışıldığı için yorum yapmayacağım ama şunu demek istiyorum.
Son dönemde açılan konulara dikkat ediyorumda sanki televizyonlarda ki rating kaygısı var açılan konularda birileri sırf rating alsın diye doğruyla yanlışı iç içe katıp konu başlığı altında hizmete sunuyorlar. baksanıza 13 sayfa olmuş şimdiden bende düşünüyorum rating alacak nasıl bir konu açsam diye :)
Aslında Mustafa filmiyle ilgili bir konu açsam mı diyorum malum şuan çok popüler.

Edit : Şuan 2 dakika geçti ve 15. sayfaya ulaştık bu konu daha çok su kaldırır
 

Shanex

Öğrenci
Katılım
24 Ağustos 2008
Mesajlar
45
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Mubarek İslam birliği için sürgüne gonderilmiş.Ulkenin geleceği için onca eziyet gormuş.Sizin yazdıklarınıza bakın.
 

zelenga

Profesör
Katılım
17 Şubat 2008
Mesajlar
2,509
Reaksiyon puanı
18
Puanları
218
Şuan 2 dakika geçti ve 15. sayfaya ulaştık bu konu daha çok su kaldırır

bu konu 2007'de açılmış..2 dakikada 15 sayfa olmadı yani :)
cevap için konuyu hortlatan kişi de nasıl tarayıp buldu ..terikler :kiss:
 

tmutlu

Öğrenci
Katılım
23 Kasım 2008
Mesajlar
3
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Zaten mesajımın başında yazdım sırf buna cevap yazmak için üye oldum diye.
Forumunuzu devamlı takip eden biri değilim.

Google da şunu aramıştım :
Cehlimi bilmeyecek mertebe cahil değilim
Bilirim rütbe-i noksanımı kamil değilim


Beni buraya getirdi.
 

zelenga

Profesör
Katılım
17 Şubat 2008
Mesajlar
2,509
Reaksiyon puanı
18
Puanları
218
Zaten mesajımın başında yazdım sırf buna cevap yazmak için üye oldum diye.
Forumunuzu devamlı takip eden biri değilim.

Google da şunu aramıştım :
Cehlimi bilmeyecek mertebe cahil değilim
Bilirim rütbe-i noksanımı kamil değilim


Beni buraya getirdi.

bu gugıl insana maziyi hatırlatıyor değil mi :turned:
Said Nursi'nin başlarda Kürt devleti kurmak istediğini ama sonradan anadolu'da bir birlik meydana çıktığı için bu birliğe katıldığını hatırlıyorum..yanlış mıyım :excl:
 
Üst