Oğuz atay

Murataltug

Doçent
Oğuz atay tehlikeli oyunlar

Düşüncemin duvarlarına resimler asmak istediğim halde bir türlü olmadı

Yalnızlığın dinini yayıyordum. Başarılı olduğum söylenemezdi

Ben tanrı misafiriyim; kendisinin çok selamı var sizlere.

Biliyor musunuz albayım ne olmalı? Yeni bir gençlik yetişmeli: Altı metre, dokuz metre, on iki metre boyunda. Her biri bir kattan hesap sormalı:

beceriksizdim. Sonunda? Karımı sevdiğim halde, kimseye yaranamıyordum. Çünkü param yoktu. Çünkü geçmişimden utanıyordum.

Söyle evladım, diye teselli ederdi annem beni. Söyle de içine hicran olmasın. Hicran oldu anne.

Peki, iyi anılar yok muydu? Elbette olmalı; ben de gecekonduda dünyaya gelmedim ya albayım

çok ileri gitmiştim albayım. Evlenmeğe karar vermiştim. Çocuklarla, eski silah arkadaşlarıyla iki şişe konyağı bitirmiştik.

İnsan, arkadaşlarına nasıl haber verir evleneceğini albayım? Sizin orduda, iç hizmet talimatnamesinde yazarmı?albayım;

alay ederler benimle diye korktum. Oysa, kolayı vardır: Herkesin yüzüne bakıp gülümsersin aptallar gibi.

Onlar seninle alay mı ediyor, sen de kendinle alay ediyor…muş gibi yaparsın.

bir kışla hayatı kurarız burada. Sabahları uyanırken boru filan çalarız. Savaş filmi gibi bir şey çeviririz. Ben de sizin kahramanınız olurum

evimizin köşesine sığınmıştık karımla. Karım güzel değildi albayım. Ben de değildim. Fakat nasıl anlatsam, ‘benim’ karımdı, canlı bir varlıktı.

İnsan, evine bir biblo alınca bile kendisini bir başka hisseder değil mi?

bu yumuşak biblo, konuşuyor: ‘kocacığım’ diye çevremde dönüp duruyordu.

Bu senin hayatındı oğlum Hikmet. Böyle bir oyun üzmedi mi seni?

Beni sevseydiniz, şimdi yanımda olurdunuz gene. Beni bir türlü bırakmazdınız: Vallahi bırakmayız seni Hikmet Bey oğlumuz, derdiniz.

Damat sevgisi, albayım, insan sevgisine oranla çok kısa sürüyor.

Ben de onların yaşındayken ‘adam’ olmak hayata atılmak istiyordum. Önce hayata atıldım. Fakat nasıl yaptığımı bir türlü anlayamadım

karanlıktan sonra birdenbire nasıl aydınlık olur, albayım? Siz hiç görebildiniz mi?

bir süre, hiç kımıldanmadan beklemeliydim; sonra hayata yavaş yavaş atılmalıydım. Oysa bana birden bire, işte evlendin ya, hayatını kazanıyorsun ya, o halde hayata atıldın, dediler.

yeni bir yaşama başlayacağım. Başka bir yaşantı olacak İşte Sevgi yok, kayınpeder yok, pijama yok yeni bir yaşantı bu. Ev başka, eşyalar farklı.

Anayasa ile ilgili. Anlatıldığına göre, kendi küçük, hükmü büyük bir kitap varmış. Bütün işler oradan idare ediliyormuş.

Anayasa ile ilgili.hükmü büyük bir kitap varmış.Bir insanın birden bir yere gitmesi, oturup iki çift laf etmesi, şu radyoyu dinlemesi onun iznine bağlıymış.Koca ülkeyi bu kitap çekip çeviriyormuş

güvenilmez. Hem insan hakları derler, hem de fakir asteğmene kızarlar.

Benim de diyeceklerim olmalı; bir şeyler yazmalıyım. Yüksek sesle yazarsam, sence bir mahzuru var mı kardeşim

Allah hepimize sabırlar versin.

Ben pek aldırmıyordum galiba, çünkü âşıktım. Galiba, baş roldeki pudralı saçlı ihtiyar genç kızı seviyordum.

benim hayatım sürekli bir büyük oyundan ibaretti. Bununla birlikte, prova başlayınca her şeyi unutuyordum;

Sanki sahnenin gerisinde duran bir tahta perdenin önüne bir sandalye koyup üstüne çıkmışız; seyircilere sırtımızı dönerek olup bitenleri seyrediyoruz

Oyuna gelmemeliydim, bana oyun oynanmamalıydı. Bütün gücümle uyanık kalmalıydım; başkalarının rüyalarını görmemeliydim.

Ve kardeşim Hidayet, öfkelenince bütün kusurlarını, küçüklüklerini, daha önce hoşgörüyle karşıladığım kendini beğenmişliklerini daha şiddetle görüyordum ve unutmuyordum.

Onları kıskanıyordum, onları beğenmiyordum insanlığa öfkem başlıyordu; Çünkü, bütün gücüme rağmen oyuna geliyordum.

Kendime kızıyordum: Çünkü oyuna geliyordum, anlıyor musun oğlum öfkelenince de bütün kusurlarını daha şiddetle görüyor ve unutmuyordum

Onlar Oynadıkları oyunu hiç anlamıyorlardı. Yaşamak
istiyorlardı; en çok buna kızıyordum

Bazı sözler vardır, oğlum Hidayet, insan onlarsız edemez. Ölü noktaya gelmiş olan bir oyun onlarla birden canlanır; akıcı, sürükleyici bir duruma gelir.

Cümlelerin üstüne ağırbaşlılık gelir; seyredenler, bilmeden, duygulanır. Oysa insan kendine ait bir kötülüğü, can sıkıcı bir küçüklüğü farketmiştir tam o sırada Fakat, oyunu sürdürmek gerekmektedir;

Mektubumuz, karışık olmakla birlikte, ruhumuzun aynasıdır. Derlenip toparlanması, içimizin derlenip toparlanmasına bağlıdır

Bir yaşantıyı tam bitirmeli. Hiç bir iz kalmamalı ondan. Yeni yaşantılar için. Bunu önceden bilseydim, yaşantı milyoneri olmuştum. Ha-ha.


Ne karanlık ruhun var yahu Biraz pencereni aç da içeri temiz hava girsin.

İnsan hiç savaşmadan emekli olursa, böyle korkar işte

temiz havaya çıkalım. Parka gidelim. Emekli albayların ve yaralı gönüllerin canları sıkılınca başka nereye gidilir?»
Parka mı?» «Elbette.


ihtiyarlar, nedense, hep bir şeyler yiyorlar albayım. Kaç kere gözümle gördüm. Umumi yerlerde demek durmadan atıştırıyorlar.

Otobüste yanıma oturan ihtiyar kadınlar ve erkekler, durmadan dişsiz ağızlarını oynatıyorlar.

Simit kokuyorlar, leblebi kokuyorlar insanlarımız, acemi adımlarla yürümesini bile öğrenemedik. Dünyaya alışmamış ve alışamayacak adımlarla yürüyorlardı.

Ben de hüzünlüyüm, ben de hüzünlüyüm kocaman yüzen kuş Ben de karada yalnızım. Sinirlenme garip kuş

Bazı zamanlar insana hiç bir şey kötü gelmez; şu acıklı plak bile. İnsan, ayaklarını havuzun kenarına dayar;

Hemşerim, Kör Veysel’in plağı var mı?» «Yok.» Hiç insafları yoktur: Sevdikleri bir ozana bile kör derler.

Güzel havalarda her şey hoş görülür gibi gelmişti bana;

Bu kadınlar, insana ne aptallıklar yaptırır.

Gören gözler için iyi bir seyir. Kötü bir film bile olsa seyrederiz, gözümüzü kırpmadan. Kendi geçmişimi de böyle seyredebilseydim, öfkelenmeden

Allah belanızı versin. Oku Albayım oku. Bizde, herkese yetecek kadar utanç var.

gücü yetmez, susar gücü yeter, gene susar. Bütün dünyaya karşı susar. Dünya bu susuşu dinlemez. Kahramanın gözleri dolar: «Eski yaralar, albayım.

Sigarayı da biraz azalt dediler. Bilirsiniz bu doktorları.» insanlarla birlikte bulunma dediler. Yalnız kalma dediler. Üzülme dediler Sevinme dediler.

Fakat hiç belli olmuyor. Aslan gibi adamlar devrilip gidiyor da biz, kör topal idare ediyoruz işte. Zahmete alıştık; onsuz yapamıyoruz

Şu manasız şiirinizle ve titreyen ellerinizle... İnsanlara neden bu kadar kızıyorsunuz
Onlara acımak gerek

başkalarını yargılama Sen de aynı ölçülerle yargılanacaksın

Günler geçerdi; aynı yatağın ayrı köşelerinde, ayrı şeyler düşünürdük.

Ben kendimi beğenmiş değildim albayım, çünkü karıma uzun süre kölelik yapmıştım kendi isteğimle; bulaşıkları yıkamıştım.

Kokulara karşı burnum hassastı, gene de ayrılırken sarımsak kokusuna rağmen onunla öpüşmeğe razı olmuştum,

Aptalca bir söz. Beceriksiz ve küçük hesaplıydım; hemen ulaşmak istiyordum hedefime. Budalaca sırıtıyordum.

Bir şey yapalım ki albayım, sonu gelmesin. Mesela, bu parktan hiç çıkmayalım. Havuz kenarı devamlı heykeli olalım mesela.

Yerimizi beğenmesek de direnelim.

Ve zina etmeyiz edenleri seyrederiz. Röntgenciler çağında yaşıyoruz çünkü

Sevgi, bir kuş gibi, hayır kelebek gibi...

Bir ben akıllıydım. Ben de harcanıp gidiyordum bu aptalların arasında.
 

Murataltug

Doçent
İşte bunların parmakları, ileriye uzanmış olan kollarının ucunda, ele geçirmek istedikleri ülkelere yönelmiştir

ülkesini ve çocukları düşündü. Bu ülkede çocuklara yer yok. Başka ülkelerde varmış, her tarafı yeşil ülkelerde.

Biz, büyük bir sabırsızlıkla çocukların büyümelerini bekliyoruz. Onların kafalarına vuruyoruz, adam olmaları için. Seni yezit seni olarak görüyoruz onları

büyümedi. (Yirmi üç nisanda onu da bir saatlik başbakan yapsalardı belki büyürdü. Hayır, büyümezdi.) Yıllardır taşıyorum içimdeki çocuğu; yaşamadığı için büyümedi hiç, amcası.

Öğretmenim! Efendim? Ben evlendim. Evlilikten ağzım çok yandı, öğretmenim.

Ağzınıza biber koyarım, susun

Biz çocuk gibiyiz, değil mi Evet canım, çocuk gibiyiz. Çocukluk ettim, öğretmenim: Ülkemizin sorunlarını çözdüğüm gibi, evliliğin içinden de kolayca çıkacağımı düşündüm.

Oysa, heykel-büyük adamlar bile, evlerinde, kim bilir ne zorluklarla karşılaşmışlardır, değil mi

bir vatandaş olarak sorumluluklarımızı bilmeliyiz çocuklar; büyüklerimize karşı ödevlerimizi öğrenmeliyiz.

Öğretmenim! Ben, başbakan oldum; ülkemizi yataktan idare ediyorum

Güneşi hatırlıyorum, öğretmenim Çünkü, ülkemizde güneş olmasaydı, toz olmazdı

Bir kadın geçti vitrinden, bana bakmadan geçti. Yahu, ben ne kadar kılıksız bir adamdım! Sakalım iki günlüktü.

Kendimi anlatmaya dilim varmıyor, öğretmenim.

ben de, ülkemiz gibi kirliydim, öğretmenim. Ben... ben demeğe dilim varmıyor öğretmenim. Ben kimdim

kadınlar da, gömleği bir kuyruk gibi arkasından çıkmış ve elleri kirli ve ayakkabıları tozlu ve
üstelik bir cebi delik ve elma kabuğuna tekme atan Hikmetlere bakmazlardı.

Kapıyı Sevgi açtı. Merhaba. Ülkemizin sorunları geldi.

Ülkemizin sorunları da sizlere ömür. Acele, iki kişilik bir ülke kuruldu. Ülkemizin sorunlarına, mavi yollu perdelerimizi kapadık

Ülkemizin sorunları ve bununla ilgili kitaplar kaldırıldı. Zaten kitap okuyacak gücü kalmamıştı. (Oysa bu eve, bütün çeyizini teşkil eden üç yüz on dört kitapla gelmişti)

canı ülkemizin sorunlarını düşünmekten yorulmuştu

Kitaplar, eski suç ortakları gibi, her göründükleri yerde rahatsız etmeye başlamıştı onu.

Bunalmasaydı; bu dağınıklığı, her zaman olduğu gibi sevgi dolu gözlerle seyretmeyi bilebilseydi, her şey başka türlü olurdu öğretmenim

Evlilik bir oyun değil miydi öğretmenim?

Ben, gecekonduda yaşayan ve insanlıktan emekliye ayrılmış bir adamım.

Bakkal defterim var, kira kontratım var. Ev sahibine, hepiniz gibi kiramı ödüyorum. Bütün olayları ben yaşadım, bütün acıları ben çektim.

Seni babamla tanıştırmak istiyorum Hikmet. Göreceksin, çok sevimli bir insandır. Başka ihtiyarlara benzemez

Yüz yirmi beş kere haklısın aslında. Gene de bilerek Düşüşümün farkındayım. O halde cezama razıyım

Göz göre göre harcanıyoruz

Bu samimi insanlar, bu candan insanlar 25 kuruşlarından başka kaybedecek şeyleri kalmamış

Demek boşuna ıstırap
çekiyormuşuz Demek dalgın bir acıma düşüyor payımıza bu Bilge serüveninden

Demek ilk baharı sevmeye hiç bir acıma engel olamıyor.

Dört İngiliz, alaman ordusunu nasıl dağıtır? İngiliz de kim? Kalleş bir millet. Alman bizim dostumuz.

Kaybolup gideceğim ben

Beni kapıcı yapsalardı, çöpleri dökmeyi ya unuturdum ya da yerlere dökerdim

Ben de, insanların sinirine dokunan bir gariplik var. (Alnıma yazılı.) Bilgeler bile yüzüme bakınca bir an önce kapatmaktan başka bir şey düşünemezler

Benimle birlikte, beni geride bırakmaktan başka bir şey düşünülemez. Ben de kendi isteğimle geride kaldım işte

meyhaneye kadar düştüm. Şimdi de küçümserler; neden oralara kadar zahmet ettiniz? derler zaten biliyorduk senin ne kadar aşağılık olduğunu

İnsanlara inanmazsan, hızlı kapatamazsın. Zarfı Sonra, bana öğrettiğini hatırlatırsın. Bir tartışmayı kaybedersen, zarfı yüzüme vurursun.

Elimi kolumu, insanların en alıngan taraflarına çarpıyormuşum bana çarpılınca da bağırıyormuşum.

Bana, sen istersen her şeyi yapabilirsin, demişlerdi. Korkuyordum,

Allah belanı versin Hikmet! «Kaşar peyniri var mı?» «Aldıralım beyim.»

Gelenek böyledir: Kaldırımın kenarında duranlar, gelen dolmuşlara binmek zorundadır

Merhaba. Bir söz bulmalıyım, sorgulu gözleri bir hamlede yatıştıran bir söz.

Canım, öyle bir şey yapar ki,, sonunda ben cesaret bulurum

İşi öylesine şakaya getiririm ki, gerçeğin anlamı kalmaz.

İnsanlardan kaçıyordum sonunda onlarsız yapamayacağımı anladım:

gölgesiz ve beyaz rüyalar görüyorum.

filimlere benziyoruz. Aslında serseri ve ayyaş ve çapkın oyuncuların, çimenleri incitmekten korkarmış gibi renkli filimler çeviriyoruz

Rolümüzü samimiyetle oynuyoruz, rolümüze bütün kalbimizle bağlıyız. Onun için daha çok para veriyorlar bize.

Ucuz hayallerin anlatımı da ucuz oluyor,»

Bütün milletler romantizmden bıktığı için, bu alanda Amerikan sermayesi at koşturuyor.

Kimse bize aldırmıyordu. Öyle görünüyordu. Zenginler, hiç bir şeye aldırmama, hiç bir şeyden heyecanlanmama lüksüne sahiptirler; bu nedenle çok yaşarlar

Biz, araya sıkışıp kalmıştık. Ne başrollerdeydik, ne de bir gün için untutulmuşlardandık.

Gündüz, çevremizde dolaşan bir sıcaklık ve gece yatağımızda bir rahatlık uğruna bütün hayallerimizden vazgeçmemiz gerekiyordu.

gündüz, çevremizde bir rahatlık ve gece yatağımızda dolaşan bir sıcaklık uğruna bütün hayallerimizden vazgeçmemiz gerekiyordu.

Zengin seyircilerin de ilgisini çekemiyorduk. Varlığımızı duymaz görünüyorlardı.

varlıklarıyla tedirgin ve Üstün seviyede rahatsızlıklar içindeydiler.

Bulutların yağmuru, sokakların tozu ve çarpan insanların dirseklerinin ötesindeydiler.

Kapıdan çıkarlarken üstlerine şemsiye tutuluyordu; zaten, arabaya kadar iki adımlık bir yoldu. Bu nedenle, ince zarif pabuçlar giyebiliyorlardı

pabuçlarımız, hemen nasır yapıyordu ayaklarımızda; üstelik bulutların yağmuruna sokakların tozuna dayanmıyordu

Ayakkabılardan nasırlarımız, gömleklerden kıllarımız, daracık pantalonlarımızdan
mendillerimiz ve paralarımız ve cep defterlerimiz fırlıyordu. Ayakkabılarımızın burnu taşlara takılıyordu.

Onlar, kapıdan arabaya, arabadan kapıya, rıhtımdan motora bir rüya gibi kayarak gidiyorlardı. Sanki bir tünelin içinde, bize görünmeden dolaşıyorlardı.

Terlemez miydiler? Burunları akmaz mıydı? Tırnaklarının içine kirler dolmaz mıydı? Konserde hiç gıcık tutmaz mıydı onları? Öksürmez miydiler?

kim bilir neleri görmüyorum? Geçici delilikler geçiriyorum. Korkarak

Fakat ben eşya gibi olamam. Eşyanın belirli kuralları var: Ne zaman ne yapacağı belli. Ben, istesem de, bunu beceremem.

Bir türlü sonuna gidemiyorduk rüyalarımızın. Korkuyorduk. Korkuyordum. Hayallerinde bile korkar mı insan?

Hayallerinde bile kadınlar, insanı azarlar mı? Hayallerine bile hükmedemez mi insan?

ayrıntılara girmiyordum. Oysa, ayrıntılara inilmezse sonuca nasıl ulaşılabilir

Hiç bir yere ulaşamıyordum. Başarısızlığın yarattığı öfke yüzünden hayallerimin düzeni bozuluyordu

Kadınlarla yola çıkılmaz

Ağzının, güzel dudaklarının kenarında bir gülümseme yaratmak için, ne uzun yollardan geçiyorsun. Kendinden veriyorsun ve durmadan eksiliyorsun.

Oysa bazı insanlar, oldukları gibi kalarak, elde ederler istediklerini. Ben, kanımı damla damla süzerek veriyorum.

Senin için her şeyi yaparım: Gecekonduyu ve dul kadını ve albayı ve oyunları, hepsini silerim bir kalemde. Kadınlarla bile yola çıkarım. Öfkelerimi unuturum.

Yaşantımın size iyi gelmeyen yanlarını kendime saklarım. Çünkü sizi seviyorum

bütün hayatımın sadece güzel oyunlarını, yerdeki terliklere doğru çekingen hareketler yapan ayaklarınızın dibine seriyorum.

Oysa, birikmiş alacaklarım vardı bu dünyadan. Çünkü kötü bir yaşantıydı.

varlığı ve içinde yaşadığı dünya unutulmuştu. Bu yaşantının sonu kötü bitecekti. Kitaplar da öyle yazıyordu.

Bu yaşantının da sonu kötü bitecek albayım. Bizim gibilerin hayatında güzellikler, kısa süren aydınlıklardır.

Bizim gibiler, başkalarının yaşantılarına kısa bir süre için girerler. Uşak rolünde sahneye çıkarlar. Kötü bir yaşantı, fakat iyi bir oyun.

Ey kalem! bu eser senin değildir. Ey gece! bu seher senin değildir.

bu kadar acıma bu dünyaya çok’ diyerek sildik hepsini. Çimenlerin üzerinde tekerleklerin izi bile kalmadı.

Ben hızımı alamadım: Para zoruyla ayakta duran bütün yapıları yerle bir ettim.

Çoktandır özlemi çekilen bir yönetime kavuşturdum dünyayı. Altı ayda memleketi adam ettim

Çirkin yapıları süpürerek gelincik tarlası yaptım.

Taşıt araçlarında şoförle konuşarak bütün meselelerde onu haklı çıkaran yolcuları tutukladım.

Hiç bir şeyin önemi yok, geriye biraz izmarit kaldıktan sonra. Sonunda temiz havaya dönülür.

Dışarda güzel bir hava var,» Yıldızlar var. Çıkıp biraz yürümek ister misin?»

Bir sonuca varmadan dağılan binlerce konuşmanın acısı çöktü içine. Ölü doğduğu için, kimsenin içine işlemediği için hemen unutulan binlerce sözün ağırlığını duydu.

Bilge beni ne yapsın? Ben kendimi ne yapacağımı bilmiyorum ki

konuşmadılar. Nereye gidelim de demediler. Ne düşüneceği ne diyeceğini bilemeyen insanlar gibi de değillerdi ki, hava soğuk bile demediler

Korkulu bir heyecan, içinde yanılma payı büyük olabilen bir heyecan. Belki de heyecanlandığını düşünmeğe korkmuştu

Sonra bir süre kendini unuttu. Kendisiyle birlikte, kafasında daha önce yaşamış olduğu birçok Bilge’yi de unuttu:

Bittiği zaman arkasını dönen, iyi geceler dileyen erkeklerden nefret ederim.

Daha önümüzde uzun bir karanlık var, daha yaşamalıyız, boşluğa düşmemeliyiz

Derinliklerde bir yerde, beklemesini bilirse bütün tuzakların ortaya çıkacağını ve kötü insanların konuşarak sonunda kendilerini ele vereceklerini hissederdi

Her söze atılan insanların telaşından rahatsız olurdu.

Kendisini koruması gerekiyordu: Hayatta güçlüklerle karşılaşıyordu

yanlış sözler, alaylara yol açıyordu.

Durgun, tutuk ve suskun insanlar, bir yerde rahat bırakılıyordu. Onlarla uğraşmaya değmez, deniyordu

küçümseyici bakışlar İnsan zamanla bu bakışlardan kurtulabilirdi. Uzun ve zahmetli bir çalışmayla herkes utandırılabilirdi.

Kendilerine yazık edenler, zamanın her şeyi nasıl halledeceğini bilemeyenlerdi

şövalyeler pısırık kadınların yanında bulunmazlardı. Kadın, şövalye asaletini anlamaktan acizse, şövalyeliği boş yere harcamanın manası yoktu.

soğuk bakışların gerisinde neler olduğu da bilinemezdi ki. Bakarsın, birden oynamaktan vazgeçerdi

bu evi düzene koymayı düşünmedin Koltuğundan çevrene, ıssız bir adaya düşmüş yüzme bilmeyen hayvanlar gibi baktın. Sanki benimle evlenmedin: Bir kazaya uğradın

Benden korkuyorsun, herkesten korkuyorsun; kimseye, hiç bir şeye güvenmiyorsun. Ne bakıyorsun bana öyle bir yaralı hayvan gibi?».

Bu zayıf, bu soluk, bu yerinden kalkacak hâli olmayan, bu fransızca roman okumaktan başka bir şey bilmeyen kadın, nasıl olur da direnebilir Bu kuvveti nasıl bulabilirdi?

o anda karısından ve onunla birlikte bütün kadınlardan, erkeğe zayıflığını hissettiren bütün budala ve inatçı kadınlardan, yani bütün kadınlardan, hepsinden
Yorulmuştu.

Alaycı ve öfkeli tavırlarını bıraktı; haksızlığa uğramış gururlu bir insanın hüviyetine büründü. Kendine inandı

havalı alman romanlarının kahramanlarının bir gerçekliği olduğunu, insanın da bazen, karısının gözlerine bakarken kendini bir roman kahramanı sayabileceğini hissetti.

pazar günleri babasıyla buluştuğu zaman onun, kiri belli olmasın diye koyu renk gömlekler giydiğini elbisesinin daima ütüsüz olduğunu, hep üç günlük sakalla dolaştığını üzülerek gördü.

Bizi, sekiz aydır kimse ziyaret etmedi. Belki ondan, misafire nasıl davranılacağını unutmuş olacağız.»

bizim bildiğimiz, pikniğe gidilirken insanın yanında çaydanlık, demlik, hatta semaver bile bulunmalıydı

pikniğe gidilirken köftelik kıyma, ızgara yapmak için şiş vesaire de unutulmamalıydı

gülümseyeceklerdi. Hem küçümseyeceklerdi, hem acıyacaklardı Zavallı kız, diyeceklerdi onun yanından kaçmak, onunla olmamak için can atacaklardı

önce acıyacaklardı ve acımaları yüzünden onun daha küçülmesini, zavallılaşmasını bekleyeceklerdi.

şiddeti artmayan zavallılıktan
çabuk usanılırdı; böyle bir insanın sağladığı heyecan, kısa bir süre sonra sönerdi.

İnsan, kendisine acındıkça alçalmalıydı.

Zamanından önce öksüz kalmanın da, boşanmak ve evini terketmek ve başka birine âşık olmak gibi yersiz bir durum olduğu belliydi.

Toplum içinde bir yer alabilmek için, her zaman tam kadro ile bulunmak gerekiyordu. Anne, baba, hatta kardeşler ve hatta minimum sayıda akrabalar teyze, dayı, hala, amca, yeğen

sahte bir amcayla ve yasa dışı bir babayla kalmıştı. Oysa insanın dedelerinin, büyük
babalarının, baba annelerinin ve büyük annelerinin bile sağ olması gereken bir yaştaydı: On sekiz yaşındaydı.

Çünkü ben, bir işe yaramasını bilmem.Hiç bir işe yaramam ben. Bunun için de sağ kalmama müsaade ediliyor

Ben işe yaramasını bilmem. insanın karşısında oturmasını bilirim; bazen, anlayışlı bir görünüşle susmasını bilirim;

bir şeyler yapmak gerektiğini hissettiğim zamanlar da, bir şeyler yapıyormuş gibi yapmasını bilirim;

mevzu ne olursa olsun sonunda, kendimden bahsetmeden kendimi methetmesini bilirim;

iyi ve güzel insanlar, kendileri ve başkaları için hayatlarının bir manası olan insanlar ölürken, sağ kalmasını bilirim

Dış ülkelerden gelecek bir tren bekleniyordu. Herkes birbirine gülümsüyordu, bir yakınlık havası sarıyordu ortalığı. Ben de gülümsedim Sonra,

onlarla birlikte heyecana başladım. Bilhassa tren yoluna bakınca insanın heyecanı artıyordu. Sanki benim de bir yakınım, bir dostum gelecekti.
Sanki trenden, çıkacaktı birden ve boynuma sarılıverecekti.

üzücü olaylarla karşılaşılacaktı; insan, belki de hiç istemediği sözleri duyacaktı. Olsun; hiç bilmemekten, bir insan hayatının o kadar yılını hiçe saymaktan daha iyidir

öldükten sonra hiçbir şeyi tamir etmek mümkün değil

hiç bir acı söz ölümün getirdiği geri dönülmez soğukluk kadar çaresiz bırakmayacaktı beni.

öldükten sonra Herkes üzgündü Yakınları gidiyordu
Bütün gidenlerin, bir daha dönmeyeceği macera

Bütün gidenlerin, bir daha dönmeyeceği esası üzerine kurmuştum maceramı. İçimden, her kalkan trene ‘Ölüm Katarı’ gibi, ‘Karanlıklar Treni’ gibi isimler takıyordum.

Muhayyilesi kuvvetli bazı insanlar, sevdikleri ölülerin uzun bir yolculuğa çıktıklarını düşünmüşlerdir

bütün yolculuğa çıkanların ölmüş olduğunu düşünüyordum. Ne büyük bir günah, değil mi?»

günah’ kelimesi Hayır, kelimeler aldatıcıydı; kelimeler, bizi gerçeklerden uzaklaştıran küçük tuzaklardı.

Allahım, dedi sonunda; ne olurdu bütün bu ‘şey’leri anlatabilecek gücüm olsaydı.

doğdum. Çok büyümedim. Bir ay önce annem öldü. Onu severdim. Bana benzerdi. Bazı haksızlıklar oldu. On sekiz yaşındayım.

Kadınca bazı dertlerim var. Utanıyorum. Annem gibi ölmüş olmayı isterdim. Fakat, annem gibi genç yaşta ölmekten de korkuyorum.

genç yaşta ölmekten korkuyorum.

Ne var ki, dünyada ‘sizi anlıyorum’ gözlerinin sahteleri türemişti; gerçeği sahteden ayırmak çok zordu.

İnsanın, böyle sahtekârları görünce, başı ağrıyordu.

Sokağa çık sokağa
İnsanların arasına karış, insanları tanı

Mum alevinden kararmış pencere boşluğuna baktı sonra: «Bütün dilekler gerçekleşiyor mu?» diye sordu

Bütün dilekler Çok istiyorsan gerçekleşiyor. Yalnız ve yalnız bunu istersen, bütün aklınla ve duygularınla tek bir dileğe yönelirsen oluyor ancak.

Neden isteğini düşünmezsen, dileğinin yaratacağı sarsıntıya dayanabileceksen isteğine kavuşuyorsun.

Yalnız; yaşayabileceğin her şeyi bir yana itmelisin: Kendin için bir şey dile Senin de bu aydınlık içinde küçük bir ışığın olsun.»

Senin yaktığın bir mum olsun: Dileğin, başkalarınınkine karışmasın. Başkalarının ihtirasları, senin mum ışığını kirletmesin.

Bir şey düşünme, bir şey isteme. Sadece mumu yak. O, senin içini bilir.»

O, senin içini bilir.»

Kirli camın gerisinde soluk bir aile fotoğrafı gibi duruyordu kadınlar.

Ona itiraz etmek güçtü muhakkak bekliyordu. İkisi de yalnızdı; konuşacak çok şeyleri vardı.

Selim Bey, başka dünyalara yapılan bu gezintilerden pek hoşlanmıyordu. Biryerde, artık ölülerin gömülmesi gerektiğini söyleyerek homurdanıyordu.

Selim Bey. Dirilere yapılan haksızlıklarla ilgilenmek gerektiğini ileri sürüyordu

İnsanlar, tam kötülüklerinden temizlendikleri ve ilerde kurulacak yumuşak dünyada yer almaya, hak kazandıkları sırada ölüyorlardı.

Selim Beye göre, bu insanlar asıl çatışmayı sezecek kadar ileri görüşlü değillerdi

Biletleri, daha satışa çıkmadan kapışıyorlar. Kendileriyle birlikte karılarına, çocuklarına, bütün sülalelerine mezar satın alıyorlar. Bu ne biçim anlayıştır

Sen her zaman kuyruğun arkasında kalıyorsun: Bir sinemaya gidemiyorsun, bir fincan kahve içemiyorsun, doğru dürüst ölemiyorsun.

Hep tetikte olacaksın, hep ilerisini düşüneceksin: Sabah olmadan öleceksin ki cenazen öğle namazına yetişsin

Bu eski müdür, bütün tutucu düşüncelerin, her türlü anlayışsızlığın canlı örneği olmuştu:

müdür haksızlığın sürüp
gitmesine yol açıyor adalete engel oluyordu yolsuzlukların baş sorumlusuydu ve hemen tutuklanması gerekiyordu

makalesinin sonunda, adaleti başka dünyalarda arayan samimi insanlardan söz ederek üstü kapalı bir şekilde Sevgi’ye de dokunmuştu.

Konuşmadan oturuyorlar ve birbirlerine gülümsüyorlardı. birden kalktı ve bir kapının arkasında kayboldu.

fakat insanlar birbirlerinden ne kadar farklıydı.

Sevgi, uzun bir kış uykusuna yatmış gibiydi; uzun boylu bir kahramanın kendisini öperek uyandırmasını bekliyordu.

rüyaların kötü sonlarını gördükçe ümitsizliğe düşüyordu Babası, düzensiz yaşayışı yüzünden eriyip gitmişti; annesi, rahat bir ömür sürmek gibi zararsız bir hayal uğruna, sevmediği bir insana yıllarca katlanmıştı;

bütün insanlığı kucaklamak isterken, neredeyse bu dünyanın altında eziliyordu

İnsanlığın iki sevgiliye anlayışlı davranması gerekiyordu: Herkesin, hediyesini bırakıp
iki adım geri çekilmesi ve saygılı bir selam vererek kaybolup gitmesi şarttı.

Herkesin, kendi evinde, kendi dünyası kurulmalıydı. Ancak kendi dünyasını kuramayanlar, başkalarının evlerine koşarlardı

Milyonlarca kırallık kurulmalıydı Aralarında yalnız diplomatik ilişkiler bulunan milyonlarca bağımsız ülke.

Sevgi, güzel kılıkları ve güzel insanları severdi. Güzel elbiseleri, yalnız, güzel insanlar giymeliydi

Ortalıkta, kibarlıktan başka bir şey yoktu. kimse olayların ve insanların iç yüzüyle ilgili değildi. Her şeyin yüzeyinden kayıp geçiliyor, hafifçe gülümseniyordu.

Hemen herkes gibi Sevgi de beyazlar giymişti.Kimse, insanın aklını inciten duyguları sarsan sert konuşmalar, çıplak ihtirasları dile getiren göz kamaştırıcı çıkışlar yapmıyordu

Beyazlık bile gözü acıtmayan, yumuşatılmış, köşeleri yuvarlatılmış bir beyazlıktı

Geniş omuzlu erkeklere, çok uzun ve insana aşağılık duygusu veren kadınlara rastlanmıyordu. her şey kararındaydı

kendini korumasını bilmeyen her insana yaptıkları gibi davrandılar Sevgi’ye: Onu
küçümsediler. Sonra, kimseye benzemeyen bu küçük kadın bir gün ortadan kaybolunca, onu hemen unuttular

Yalnızlığınızı gün ışığına çıkarmalıyız
 

Murataltug

Doçent
İnsanlara güvenilmezdi

mutluluklarını paylaşacak kimseleri yoktu. Ayrıca, mutlu olduklarını ileri süren insanlar, genellikle hoş karşılanmıyordu

karanlık bir dünyaydı bu. bu dünya zengin dostları için aydınlatmayı biliyordu bu karanlık çekilmezdi.

İnsanın ya arkadaşından ya da akıldan yana olması gerekirdi. Akıl kimden yana olursa olsun Hikmet Sevgi’den yanaydı.

Düşünceler de insanları iyileştirebilir.

Bazı güzellikler herkesle paylaşılamazdı Kimse senin gibi hissedemez,

aşk bir tembellikti. Sevgi, bir çalar saat gibi onu uyandırmalıydı yalnız;

Kolayca içini döken bunca insan varken, doğrusu kimsenin zorla onların ağzından laf almağa niyeti yoktu. Ne sanıyor kendilerini?

onlar mutluluklarını yalnız yaşamak istiyorlarmış,

BİR TAKIM İNSANLAR Onlar mutluluklara düşmandır. Karanlıkta gözleri daha iyi gören yarasalar gibi, mutlak bir gecenin olmasını’ beklerler.

Yorgunum, fakat her şeyi seziyorum. Artık bir roman yazacak kadar yaşantım var.

Başkaları gibi yaşamasını bilmeyenler, başkalarını taklit etmeliydi.

çocuklar gibi hür hissediyordu kendini

İkimiz de bu dünyanın insanı değildik. İyi kötü bir şeyler yapmağa çalıştık suçluyum

Bizim hocaların adı neden tarihe henüz geçmemiş diye hayıflanır ortada bir haksızlık olduğunu düşünürdük.

Bize göre herkes, âlim adamdı. Bir gazete muharririnin yazılarını en büyük hakikat olarak kabul ederdim.

Mühim makaleleri kesip saklar, fırsat buldukça yeni baştan okurdum. Ortaya atılan her esere hürmetim vardır benim.

Bir insanın, iyi kötü, ortaya bir eser koyması ne kadar zor, ne kadar takdire şayan bir gayrettir bilemezsin

Şimdiki gençler, sadeliği her zaman bir meziyet zannediyorlar

Manevi menfaatlere gelince, medeni bir münasebet içinde bulunan her insanın talep etmesi ve mukabilini vermesi icap eden bir metadır o.

geride hiç bir şey kalmadı albayım; ölmekten başka, ölmekten başka. Birde tarihin sesi kaldı geriye albayım

günahlarının hesabı birer birer sorulur. İlahî adalete karşı ayıp olmaması için, en küçük faturaları bile çok fazlasıyla ödetilir böylelerine.

onlar, ilahî adalete inanmaktadır Onlara, işte ilahi adalet, denir böylelerine en küçük faturaları çok fazlasıyla
ödetilir


ümitsiz bir aşkın acısıyla, genç bir subaya yakışan şekilde, muharebe günü en öne atıldı ve kaybeden bir ordunun, ölen bir savaşçısı oldu.

savaşta öldürmekten vazgeçelim zaten eninde sonunda aklını kaybedecektir,
kaybeden bir ordu savaşçısı

Eskiden kocalar, düelloda filan ölürdü; Şimdi kılıcın yerini ruh hastalıkları aldığı için, bu çeşit ölümleri tasvir etmek biraz teknik bilgiyi gerektiriyor

Bugünün doktorları, insanın delirdiğini çok kolay kabul ediyorlar da, iyileştiğine inanmakta biraz nazlanıyorlar.

akıl hastanesi, turnikeye benziyor albayım; hani tren istasyonlarında var ya.»

Piyesin kahramanı insanlıktı albayım;

sözlerine inanacak yakın bir dost bulmakta güçlük çekiyormuş.

İçimdekileri anlatabilecek birini bulsaydım, belki de bu cinayetleri işlemezdim dedi. Yalnızlıktan bu duruma gelmiş

İnsan cani de olsa, ona saygı gösterilmeli, değil mi?

efendim, insan cani olunca kendine saygısını kaybediyor; kendine saygısını kaybedince cani oluyor.

saygıyı - kendine saygıyı kazandırmak için, adalet, ona karşı özenle davranmalı: İster karakolda ister hapishanede, olsun bir yer göstermeli

İsa’nın sözlerini hatırlayın: Ben size derim ki: Eğer bir insan kadının birine arzu ile bakarsa, kalbinde zinayı zaten işlemiştir. Cezası da göz-çıkarma. Kanunda bir madde vardır

Siz, suçların insanda nasıl geliştiğini bilemezsiniz. Her gün yüzlerce küçük suç... hele insan bunların cezasız kaldığını gördükçe...

insanların karşısında suçlu olduğunuzu bile bile onlara iyi davranmak, onların sizi iyi sanmasına göz yummak..

Her geçen gün yeni suçlar öğreniyor insan. Okudukça, düşündükçe, yeni insanlar tanıdıkça sadece günahlarının arttığını hissediyor İnsan

hayatı, tek bir muharebenin neticelerine göre kıymetlendirilemez

Büyük mantıkçılar ve apartman kapıcıları diyebilirler ki, eserini geleceğin akıntısına bırak.

albayım, oyuncular, hayatları içinde anlaşılmak ve beğenilmek ve büyük kütlenin ilgisini görmek zorundadırlar. Hiç bir oyuncu, ömrünü tavan arasında geçiremez.

Sevgi, gözleriyle konuşurdu albayım; Bilge de saçma kelimelerle konuşuyor.

İnsan kolay inanır kölelere. Ben de bir zamanlar kölelik yaptım albayım; çok başarılıydım. Ücretim az geldiği için ayrılmak zorunda kaldım. Sonra başka ekmek kapısı bulamadım

Gerçek köleleri çok iyi bilirim bu yüzden. Kimse beni kandıramaz bu konuda. Fakat, yorucu bir iştir albayım; herkes beceremez.

gerçek bir köle bulmak, gerçek bir arkadaş bulmak kadar zordur.

Tanımadığımız daha
milyonlarca insan var acı çeken. Hangisinin kaderini değiştirmek elimizde

İktisatçılara göre, bizim geri kalmamızın ve İngilizlerin ilerlemesinin nedeni, onların gece yatısından vazgeçmeleri

18. Yy Sanayi devrimiyle gece yatısı âdeti de kalkmış. Çünkü, derebeyliğin zayıflamasıyla, köylüler şehirlere akın etmeğe başlayınca akrabaları onları yatıracak yer bulamaz olmuş

18. Yy Sanayi devrimiyle yatak yorgan, çarşaf, yastık, karyola, somya ve benzeri mamullere büyük zam yapılmış. Gece baskınlar yapılarak misafirler, yatak ve yorganlarıyla birlikte toplatılmış.

1753 ocak ayında, yalnız Esat End ve Hangers Lane’de 4248 yatakla 11376 çeşitli misafir kadın, erkek ve çocuk yakalanmış

Bize gelince... durum çok başkadır albayım. Biz her zaman çay içebiliriz Yemeğin verdiği ağırlıkla koltuklara serilince önce kahve, daha sonra çay içeriz.

Göz kapakları uykudan ağırlaşan çocuklar, büyüklerin konuşmalarını dinlemeğe can attıkları için, bir türlü yatmak istemezler.

Siz fazla yemek yapmayın. Ne bulursak yeriz biz. Yemeğe titiz değiliz. Gece yatısına meraklıyız

Allah sonumuzu hayırlı eylesin

bir gün benim eserimin de beş para etmediği anlaşılır ama hiç olmazsa bir gün için de olsa ileride beni mühim addedenler çıkabilir

yakınlarının ifadesine göre, eserlerinin ileride anlaşılacağını ve öldükten sonra şöhrete mazhar olacağını zannederdi

Başkalarını mühim bulmayanlar, bir gün kendilerini de mühim bulmayanlarla karşılaşacaklardır;

kurduğu dünyaya başkaları karışmasın istiyordu. Belki de bu odada çok sözü ediliyordu çok yükseklerde dolaşan bir yaratık olarak tanınıyordu

Bir daha yanlış bir şey söylersen ağzına, biber sürerim.

Çok yalnız yaşadım da ondan,» bu kadar çok insanla karşılaşınca şaşırdım. Hepsini birbirine karıştırmaya başladım

Ruhumu okuyor albayım. Yüz kırk ikinci sayfaya kadar geldi.
Yalnız hafızası zayıf olduğu için, baş tarafını unuttu.

Ne kadar kuvvetli olursa olsun, bir insan tek başına ne yapabilirdi ki?

bazen kafanın içindekileri izlemekte geç kalıyorum belki. Benden bir şey beklediğini seziyorum; fakat yanlış bir karşılık vermekten korkuyorum

Herkes kendisini korumasını biliyor, benden başka,» Sonunda hep ben kalıyorum ortada.

Bedelimi koymadan satılığa çıkarıyorum kendimi. Satın alanlar hiç bir şey ödemeğe yanaşmıyor bu yüzden.

Bir panayırda, eski ve soluk bir çadırın içinde gösterilen, büyüklüğünden başka bir meziyeti olmayan garip bir deniz canavarıyım.

Uzak ve soğuk denizlerde, her nasılsa yakalanarak fakir bir çadırın kötü havuzuna koymadan satılığa çıkarıyorum kendimi. Satın alanlar hiç bir şey ödemeğe yanaşmıyor

bütün hayvanlardan belirli marifetler bekliyorlar. Benim bütün marifetim balık yemek. Pos bıyıklarımın arasına fırlatılan balıkları çiğ olarak yutmasını becerebiliyorum

Kıssadan hisse olarak,» dedi Ava giden avlanır, ya da kendi kazdığın kuyuya düşme, gibi bir sonuca varabiliriz.

acıklı kıssalara dayanacak sinir yok bende. Kendimi bu bakımdan düşünmek zorundayım. Kimse kimseyle ilgili değil albayım.

Genç yaşımda ölmeyeceğim nereden belli?» «Aman öyle söyleme kardeş Seni sevenleri düşün.

Hem neden ölecekmişsin
düşmanlarının hakkından gelirsin Sen inanmazsın ama, kem gözlere karşı bir kurşun döktürseydik, bir şeyciğin kalmazdı.»
 

Murataltug

Doçent
hayalimde yarattıklarımla birlikte bir roman kahramanı olmak istiyordum albayım

Demek bütün romanlar ekmek parası için yazılıyor albayım.

Değil tüm gecekondu halkının, değil ev halkının bir tek insanın bana yakın bir dostun bile ilgisini çekmeyi başaramadım. Yaşamak haram olsun bana.»

Özel dertlerin yüzünden belki seninle ilgilenmezler, ama bu havada konuşmağa devam edersen, yakında gecekondu bölgesinden milletvekili seçilebilirsin.

Evliliğimin iç yüzünü bir roman tefrikası gibi parça parça ederek ayaklarınızın dibine sermedim mi

Yalnız, idam edilmeden önce bir sigara yakmak istiyorum.

Son dakikalarımda imanımı yeniden kazandırdınız bana. Mezarımda bu imanla ben daha uzun süre yaşarım.»

dış yaşantılarım çok fakir olduğu için, herkesin büyük bir titizlikle sakladığı bilinçaltı zenginliklerimi açıkça ve utanmazca kullanarak bitirdim.

doktor. Ben bugüne kadar hiç bir ıstırabımı bilinçaltına itmeyi başaramadım. Bu yüzden çok boş kaldı orası.

Bu ülkede eksikliğini duyduğum ‘insanın kendiyle hesaplaşma meselesi’ni bizzat kendime uygulayarak bu meselenin ilk kurbanlarından oldum.

Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun?

Biliyorsun filimlerde böyle iyi niyetli genç adamlar olmasa her şeyin sonu çok kötü biter; üstelik bu işin sonu, iyi niyetli adama rağmen çok kötü bitti:

Cam kırıkları hiçbir zaman beynin üzerinden tam manasıyla temizlenemedi; çünkü, beyin zarının zedelenmesinden korkuldu.

Bazı iç organlarımın da mezbahadan alındığı hakkında sinsi söylentiler dolaşıyor doktor. Biraz obur olduğumu söylerler

en çok merak ettiğin organdır kalbim. Onun bana ait olduğunu söylüyorlar doktor. İşte buna dayanamıyorum.

Peki o halde ben kimim? Hangi parçamın esiriyim? Kalbimin esiri. Ha-ha.»

aynı yüzyılda yaşamış insanlar da ırk, dil ve din ayrılıkları vardı

değişik duygu ve düşünceler arasında bocaladım, kaderin oyuncağı oldum.

Ben dünya vatandaşıyım, hem de sembolik filan değil, resmen,

Şimdi anlıyorum doktor: Demek ki Doğudan alman parçalarım Batıya isyan ediyor, bu yüzden İngilizleri sevmediğim oluyor.

Kalbim çelişkilere dayanamıyor. Güm güm güm doktor. İşte bunun için doktor, kolumun başka tarihi var, bacağımın başka Her birinin başka hastalığı var.

Başım çatlayacakmış gibi ağrıyor; kolum bacağım, tabir caizse başını alıp gitmek istiyor. Fakat, alıp gitmek istediği baş onun değil ki.

Bütün organlarım hastalıklı bir başın buyruğunu dinlemek istemiyor Hastalıklı beynimin de oyunları var Büyük hayaller kuruyor

Sezar, yanımızdan geçen bir ziyaretçiyi, kafasına tuğla atmakla tehdit ettiği bir sırada, ben herkese sigara dağıttım

ve niyetimi açıkladım: Vurucu güçlerimizi birleştirmeliydik Onu bunu boş yere
korkutacağımıza, kuvvetimizi olumlu bir işte kullanmalıydık

Tek başıma iktidara gelmek istemediğim gibi, onun nimetlerinden de yararlanmak istemiyordum.

En küçük bir memur olmak için bile sağlık muayenesi şart olduğu halde deliler nasıl oluyor da kaderimize hükmeden yerlerde bulunabiliyorlar?

açıkça sormak gerekir. Yıkılan binalardan çöken yollardan, bakımsızlıktan salgından
sellerden depremlerde ölen insanlardan sorumlu kimdir?

İnsanlık bu delilerin eline mi bırakılacaktır? Sormak isterim size. Bu deliler bizi nasıl idare edebilir? Sorarım size Durumu polise bildiririm. Bizi de serbest bırakmanızı rica ederim.

işkenceden aklı kaybedecek duruma geldik medeni kanunun uygulanmasını dileyerek, bütün gizli işkence merkezlerinin kaldırılmasını ve insana insan gibi muamele edilmesini istediğimizi nasıl anlatalım

Emellerimizle birlikte ıstıraplarımızı da, gizli tutmalıydık. En küçük bir şüphe bile bütün ihtilali suya düşürür

Ben, bu işe çok sayıda insanın karışmasını sakıncalı buluyordum; ihtilali kendi aramızda yapmalıydık

ihtilali büyütmek gereksizdi. Bütün yapacağımız, ortaokul? tarih kitabında üç sayfa kadar tutacaktı

Geliyoruz ey yollar! dedik. Bütün tarihi yeni baştan yazmağa geliyoruz!

Artık bizler de tarihimizle öğüneceğiz! İhtilali başarıya ulaştırırsak, tarihe yeni sayfalar yazacağız kanla Bütün karayollarını dolaşacağız imanla

her şeyimiz önceden planlanmıştı. Ne olacağını hepimiz biliyorduk. Kaderimiz belliydi. Alınyazımız okul kitaplarına geçmişti

kişiliğine bir bütünlük kazandırmak için gitti Sevgi’ye teslim oldu. İçkiyi bıraktı ve kendi adına para bastırdı. Paranın bir yüzünde Sevgi’nin resmi vardı.

Şehvet düşkünü olan Hikmet V (Düzmece Hikmet), bir eve kapatılarak bütün ömrünce yazmağa mahkûm edildi

Edebiyata ve güzel sanatlara genellikle düşkün olan Hikmetler, yazarlardan kaçarlardı

Her gün yeni oyun çıkarıyorsun
Sonunda hepsi birleşecek albayım. Sonunda, herkese tek oyun oynayacağım. Tadı damağınızda kalacak.

Kıyamet koptu artık: Albaylar Hikmet, Hikmetler mirliva oldu. Oyunlarda ve gerçek hayatta öldürdüğümüz bütün insanlar dirildi

Ülkemiz büyük bir oyun yeridir. Her sabah uyanınca, biraz isteksiz de olsak, hepimiz sahnenin bir yerinde, bizi çevreleyen dünyanın sevimli bir benzerini kurmak için toplanırız

Kolay mı babacığım Her gün milyarlarca insan, sonsuz çatışmalar sayısız kesişmelerin tehlikesi altında yaşıyor.

Herkes işini beceriyor. Herkes, zor zamanlarında, istemediklerini görmüyor

Acaba bir küstahlık mı yapmıştım? Yüzünüzden, sanki bir zamanlar sizi üzmüşüm gibi bir ifade çıkarıyorum.

Bilmem yanılıyor muyum?İnsan korktuğu halde yaşıyor. Bir şeyler yapmak istediği için, korkunun gölgesinde kendini oradan oraya vuruyor.

Çok acıklı durumlara düşüyor insan, dostlarım!

kendini rezil etme; insanlığın sana bağladığı ümitleri boşa çıkarma, canım kardeşim. Kısa sürecek tesellilere kapılma Hikmetleri, sonu belirsiz yollara sürükleme

bir kadının yumuşaklığına ve sen kimse gibi değilsinciliğine ihtiyacı vardı.

İyi romanların okuyucusu olmaktansa, kötü romanların kahramanı olmak istiyordu. Bütün ümidini buna bağlamıştı.

Çok zayıflamıştım. Yüzüm ortaya çıksın diye uzun saçlarımı kestirmiştim Biz’ diye bir şey ortaya çıkmıştı. Ev ev dolaştırılmıştı.

Bir oyun hayvanı gibi herkes teşhir romanların kahramanı olmak istiyordu.

İnsanın ilk evliliği bir kere olurdu. Kimler gelmişti? Defteri nasıl imzalamıştı? Bu kadar heyecanlanacak ne vardı

Sonunda sadece hatıralar kalmayacak mıydı? Yoksa her şey unutulacak mıydı? Öyleyse bu işkencelere katlanmanın ne gereği vardı?

Efendim kadın sonradan evlenemez miydi? Mesele bu kadar basitti.

Sorarım size! Beni heyecanlandırmayın. Ne soracağımı unuttum işte.

Sorarım size geçmişin acısını ben mi çektirdim? içinde yaşayamayacağım; bir gecekonduya ben mi girdim? Korkularınızdan ben mi sorumluyum?

Bana baskı yaptınız, benden utandınız.Artık kimseyi dinlemiyorum, başıma buyruk oldum.

Evlenmeseydiniz efendim
Yaşamasaydınız. Yaşamak, yaşlanmak demektir, ölmek demektir.

Ben ebedi gençliğin sırrını buldum; artık hep genç kalacağım ben, ha - ha.

Damarlarımdaki kanın verdiği hızla büyük girişimleri başaracağım

Affedersiniz, Fransa ihtilaline nereden gidilir

Yürüyün çocuklar! Önümüzde dokunulmamış bir ülke var. Büyük bir ülke var çocuklar. Herkes çıldırdı çocuklar. Gelin, onlara doğru yolu gösterelim.

İhtilalimizi yapalım. Sonra büyük emelimizi gerçekleştirir, ülkece İsviçre’ye tedaviye gideriz.

Göller bölgesine yerleşiriz. Gölün kenarında kıpırdamadan, ama hiç kıpırdamadan yatarız.

Güneşin batışını seyrederiz. Kimsenin düzenini bozmayız ki bizi oradan atmasınlar.

çok paramız olacak çocuklar. Her ihtilalcinin birkaç kuruşu olur. Biz de bu parayla, yediği darbelerden içine çökmüş kafataslarımızı onarmaya çalışırız.

Bakarsınız, çöküntüler zamanla kaybolur, bir lastik topun çukurları nasıl kendiliğinden düzelirse, biz de öyle düzeliriz.

EN BÜYÜK HAZİNEMİZ AKLIMIZDIR

İnsan endişe etmezse küçük hesaplara kapılmaz.

İnsan Bir çok işi bir anda yapmağa çalışmazsa, her an ne yapacağını unutmaz

İnsan nerede olduğunu, ne yapmakta olduğunu her an bilmeli. Mesela ben şimdi kahvedeyim,

bunu uzun uzun düşündüm, Hikmet sen kahvedesin dedim kendime, çayını içtin dedim

Dışarda yağmur yağıyor, sen yağmurun dinmesini bekliyorsun.

Mevsimlerden sonbahardır ve içindeki bu yavaş hüzün, sonbahar yüzündendir. İlkbahar olsaydı böyle hissetmezdin.

Mevsimlerin değiştiğini gözden kaçırmamalısın, mevsimleri ve insanları birbirine karıştırmamalısın

çayın parasını verip vermediğini bilmez bir duruma düşmemeli
Hızla yürümeğe karar vermiş olduğun halde yalın ayak otobüse binmemelisin

Hiç bir zaman, birdenbire kendini bilmediğin bir yerde bulmamalısın. Bütün kötülükler hazırlıklı olmamaktan doğuyor

İlerisi için çok hesap yapmamalısın Hesap yapmağa alışmamalısın. Bütün kötülükler alışkanlıklardan doğuyor.

İnsan acele etmeden kendini seyrederse, alışkanlıkların kölesi olup olmadığını görebilir

her şeyi unutmayalım. Yağmurun dinmesini beklediğimizi unutmayalım. Hayatın bir oyun olduğunu
unutmayalım.

En büyük hazinemizin aklımız olduğunu unutmayalım.

Aklımızı korursak bütün oyunları istediğimiz gibi oynayabileceğimizi unutmayalım.

gelecek zaman da sadece endişe veriyor.

Geçmişin dalgınlığına kapılmamalı, geleceğin endişeleri artar sonra, kararlarda sarsıntılar olur.

Uzun yolunu yavaş yavaş yürüdü. İşte hürriyet budur: Her köşeyi dönerken heyecanlı bir insan yüzü görülebilir

Ölmek üzere olan bir insan korkmamalı. Ölmek nedir? Yaşayabileceğini hayal ettiğin olayların bitmesidir

Küçük şeylerle avunamaz mı insan

Vitrinlere bakanlar, sonra dönüp birbirlerine bakarlar. Vitrin daşlar. Birbirlerini beğenmezler. İnsan, kendine benzeyenden hoşlanmaz da ondan.

Bir küfür ederim, senin bile yüzün kızarır.

Sözler beni delip geçer. Yaralanıyorum

sorular hayatın tadı tuzudur

İnsan aşağılık bir hayvan

duygularım öldü, duygularımla ilişkili aklım öldü. Demek zarar var. Aklıma zarar var.

heyecandan oldu. Herşeyin
farkında olmak, aklımı korumak isterken, hepsini birden kırdım. Yerde hafif bir ıslaklık kaldı,
 

Murataltug

Doçent
Nasıl ağlıyorlardı, hiç bir şey anlamadıkları halde?

Bir şeyler hissetmeliyim, Uyumalıyım, uykum var.

Hikmet evladım. Garson kısmı iyi yerde de çalışır, kötü yerde de. Yeter ki sen kendini lüks hissedesin

İnsandan sarhoş oldum, Çoktandır bu kadar insan içmemiştim.

Herkes işin bir ucundan tutuyordu. İşler tüy gibi hafifliyordu. İşler havada uçuyordu. Hiç bir şey yere değimiyordu

Bundan iyi bayram olur muydu? Patlıcan kızartmaları, zeytinyağlı biber ve patlıcan dolmaları, fasulyeler büyük kayık tabaklarının içinde sofrada yerlerini alıyordu.

Her tabak, bir öncekini biraz ileri itiyordu. Domates, biber, soğan, hıyar yeşil sakatlıktan meydana gelen şekilsiz yığınlar, Kirkor’un usta elleri altında güzel tablolar haline geliyordu.

Sigara tablalarındaki izmaritler, gözle görülür şekilde büyüyordu Tablayı izleyen bir göz, izmaritlerin yükselişini kolayca görebilirdi.

Herkes birden oturacak sofraya; mutfak köleliğine son verilmeden hürriyet yemeği yenmeyecek!

İsa’ya kimse ihanet edemezdi. İhanet eden kaybedecekti. Nitekim Yahuda da, çevrenin baskısı, bazılarına göre de vicdan azabı yüzünden intihar etmek zorunda kalmıştı

İsa için üzücü olan, Yahuda’nın ihaneti değildi: Neden yaşadığını hiç bilemeyen bu zavallı hain, neden intihar ettiğini de anlayamadan ölüp gitmişti. İsa, buna üzülüyordu

Aslında günah, İsa’nın zahmetli ve katlanılmaz yolundan dönmekti.

Yaşamak istiyor albayım: Beni dünya nimetlerinden biri gibi görüyor. Yaşantısına yeni bir heyecan katmak istiyor

bu masaldan geriye, sadece kendi ağlaması kalmıştı albayım sonuç çok acıklı oldu;

sonuç çok acıklı oldu sebebi anlaşılamadı. İyi tahliller yapılamadı, kahramanlar yerli yerine oturtulamadı, birçok güzellik anlatılamadı,

çevre iyi verilemedi olaylar sonuna kadar götürülemedi. Bu yüzden oyunların güzelliği de anlaşılamadı.

Satıldı, fakat ücreti ödenmedi. Son dakikada bir aksilik çıktı; dava esastan bozuldu sonuç çok acıklı oldu;

Evet alçağım. Konuşacak durumda değilim. Alçaklar yorgun olur. Siz konuşun işte, beni ele vermeyin de ne yaparsanız yapın

Ne kadar önce ölsem o kadar iyi.

Kimseyi görmek istemiyorum. Artık ölmek istiyorum. Her şey çok karıştı albayım. İstediğim gibi olmadı albayım. Yanlış zamanda sahneye çıktılar. Artık aklıma bile hükmedemiyorum.
Beni dinleyen kalmadı albayım

İmkansız mı? Albayım, albayım bu oyun çok ciddi; bakın ben bile ağlıyorum albayım.

İmkânsızlık duvarının önünde ağlıyorum. Bu duvar beni çıldırtıyor albayım. Başımı, duvara vurup parçalamak
istiyorum. Başım ağrıyor

albayım; biraz yürümek, biraz kendime gelmek istiyorum. Şimdi ne olacak albayım?

Beni görünce de belli etmeden gülümseyecekler. Ben dünyayı kirletiyorum albayım.

Hiç olmazsa kimseye belli etmeden bekleyebilsem Kendimi gizleyebilsem Yakamı kaldırayım da beni tanımasınlar.

Acaba ölürsem çok üzülür mü

albayım? albayım. Fakat sizi hiç ağlarken görmedim, biliyor musunuz?

Ben öldükten sonra sizi ağlarken görmeyi doğrusu çok isterdim.

Sadece bir kere Biraz ölseydim, biraz da sizin bana ağlamanızı seyretseydim. albayım.

Burası çok önemli. Ben akıllıyım, birçok insandan akıllıyım.

Mesela Bilge, benim gibi sözler bulup söyleyemez duruma göre. Beni sevseydi, onun çok yararına olurdu. Onu adam edebilirdim albayım

akıllı olduğum için bana dayanamadı. Belki de akıllı insanlar yalnız kalırsa daha iyi olur. Kim bilir

Üşüyorum albayım, aceleden ceketimi giymeyi unutmuşum. Bakın ben de bu konularda akıllı değilimdir işte: Sokağa nasıl çıkılacağını bilmem Bende hayat bilgisi zayıf albayım.

eve dönmek istemiyorum. Beni bekleyen yalnızlığı ve karanlığı istemiyorum.

akıllı olduğum halde neden bu duruma düştüm acaba? Neden herkes benden kaçıyor albayım
Yaşamasını bilmiyorum da ondan mı

Biliyor musunuz albayım, bugün Bilge’ye diyordum? ki köşe başlarında bekliyorum kadınlara bakmak için. Beni kıskandı albayım. Demek ki seviyordu.

Ona öyle şeyler söylüyordum ki, bana hayran oluyordu. Onun için diyorum ki, odama dönmüş beni bekliyordur şimdi.

Ne dediniz? Yazacak oyunlar mı var? Onlarla mı uğraşırız? Nedense içimden gelmiyor.

İnsan değişemezmiş.

Benim yalnız kalmam gerekiyormuş. Oyunlarıma dönmeliymişim. Ben güzel oyunlar isti yorum. Eski ve karanlık odamda korkuyorum

yoruldum albayım. Artık hiç bir şey yapmak istemiyorum. Gerçekten hiç bir şey yapmak istemiyorum Korkuyorum

Bazen de önderler arasında küçük tartışmalar çıkıyor ve kazananın çevresindekiler hemen kalabalıklaşıyordu.

Kimseye zararı dokunmayanın kendine de zararı dokunmaz aslında.

insanlara derin bir muhabbeti vardı. Onların derdini kendi derdi gibi bilirdi. Onlarla kaynaşmıştı.onun sohbetleri Çok alçak gönüllüymüş

sıkıntı düşmüştü yüreğine. İnsanların hâline çok üzülürdü zaten; başkaları dertliyken mesut olamazdı

çok çalışıyordu; yorulmuştu. Durup dinlenmek bilmezdi. Herkese acıdığı halde kendine acımazdı. Büyük adamlar hep böyle değil midir?

Ne yapalım Bekir Efendi, ölüm hepimize mukadder. Bana bir sigara verin albayım, dedi. Son sözü bu oldu. Sonra balkona çıktı.» düştü

Kimse ne dediğini bilmiyor artık

lakayıtlığı sebebiyle bu memleketin artık başka Hikmetler kaybetmeye tahammülü kalmamıştır. Alakalıların dikkatini çekerim

Bir insan yalnız bırakılırsa, elbette eserlerini bitirmekten ve her eserin yaratılması sonunda içine düşülen büyük boşluktan çekinir. Eserini tamamlamayı, hayatını tamamlamak addeder

Parça parça olan bir benlik; toparlanamıyor. Yorgun ve yılgın ruh. Pencereyi açıyor son kez. Ölümün kucağına atlıyor.

Türk aydını Batıyı tanımamıştır
özümleyememiştir geçmişine de yabancıdır Köklü bir köksüzlüğü vardır.

Tam anlamıyla ortada kalmıştır.Kendi içinde yapayalnızdır insan.
 
Üst