Reklamdaki karton sevgili gerçeğin ta kendisi mi?

emelden

Dekan
Genç adam sabah erkenden kalkıp bir telaş hazırlanıyor. Masanın üzerinde duran anahtarları da kaptığı gibi kendini dışarı atmak üzereyken...
Gözü duvardaki dünya haritasına takılıyor. Yerinden söküyor haritayı, katlayıp cebine atıyor.
Sonra dizüstü bilgisayarını ve lcd televizyonunu da aynı şekilde katlayıp katlayıp cebine sıkıştırıveriyor.
Ya kütüphanedeki onca cd, dvd, kitap ne olacak? Dert değil! Genç adam koca kütüphaneye de aynı muameleyi yapıyor.
Harita, bilgisayar, televizyon, müzikler, kitaplar...
Hepsi cepte!
Sokak kapısını açıyor.
Çıkacak artık...
Ama bir dakika!
Sevgilisi yatakta...
Mışıl mışıl uykuda...
Geri dönüyor genç adam.
Sevgilisini uyandırmadan yanağına bir öpücük kondurup öyle çıkacak sanıyorum.
Ne saflık benimkisi!
Oysa bizimki genç kadını öpüp kucaklıyor ve...
Onu da katlayıp kıvırıp cebine sokuyor.
Yüzünde mutlu bir ifade kalabalığın ortasında ilerlerken cebi çalıyor.
Ekranda beliren sevgili ona öpücük gönderiyor.
Tam bu sırada bir ses bütün şöyle diyor: "Sevdiğiniz her şeyi özgürce cebinizde taşıyın!"


Yeni 3G cep telefonu teknolojisini müjdeleyen bu reklam filmini bir sinemada seyrettim.
Önce sevimli geldi.
Güldüm. Sonra irkildim.
Ne oluyoruz yahu, dedim içimden...
Yatakta kıvrılmış yatarken tatlı bir rüyasını sürdüren sevgilinin varlığı kartondan bir mutluluk mu?
Tamam!
Bugün dijital teknoloji müziği müzik olarak, görüntüyü görüntü olarak cep telefonunun içine sokabiliyor.
3G teknolojisine bile ihtiyaç duymaksızın birçoğumuz artık cebimizde kocaman bir bilgisayarın bütün işlevlerini taşıyoruz.
Ama sevgilimiz aynısı, tıpkısı, ta kendisi olarak cebimize girebilir mi hiç?
Yatakta uyurken bıraktığımız sevgilinin on dakika sonra uyanıp cep telefonumuzun ekranından öpücük göndermesi onun yanı başımızda; bizimle birlikte olduğu anlamına gelir mi?
Hangi mesaj, hangi görüntülü haberleşme onun teninin tadını, kokusunu, dokunuşunu ve ruhunu getirebilir bize?
Yoksa?..


Fazla uzatmanın gereği yok.
Reklam metni yeterince hınzır zaten... Tek sözcükte işi bitirmiş!
Tek sözcükle modern ilişkilerin gizli yüzünü ve arzu yatırımını ortalığa serivermiş.
Ne mi o sözcük?
Fark etmemiş gibi yapmayın.
"Özgürce" diyor işte...
"Sevdiğiniz her şeyi özgürce cebinizde taşıyın."
Artık öyle!..
Sevgilinin yanımızdaki varlığı değil, cep telefonumuzdaki varlığı...
Asıl istediğimiz bu galiba!
Sanki reklam yakın geleceğin haberleşme teknolojisini değil de, yakın geleceğin aşk biçimini haber veriyor.
Zaten "sürekli cepten haberleşilip zoraki bir araya gelinen" beraberlikler mantar gibi çoğalmıyor mu?
Mesajlarımız yanıp tutuşuyor ama yan yana gelişlerimiz alabildiğine serin değil mi?
Cep telefonundaki en küçük bir "bip" sesi yüreğimizi ağzımıza getiriyor da yanı başındayken sevgilinin kendi sesi hayatın uğultusuna karışıp gidiyor!
Yoksa özgürlük dediğimiz yalnızlığın yeni adı mı?


Haşmet Babaoğlu/ SABAH
 

antilove

Profesör
ben olasam o güüzel kızı orada bırakıp da dışarı çıkmam
çıkacaksam da beraber çıkarım
 
Söylediğinizden anladığım şu...
yanınızda çocuğunuz var.
birisi geliyor bak diyor; ayna .
siz a nedir bu diyorsunuz.
bakın çocuğunuzu gösteriyor..
o kadar dikkat kesiliyorsunuzki yanınızdaki çocuğu unutuyorsunuz.
aslına değil fotokopisine bağlanıyorsunuz.
ayna ortada olup kirlendiği için
ve çocuk dürtmesine cevap vermediğiniz için aynada
hoş olmıyan kirler ve durumlar ortaya çıkıyor.
bu şekilde fotokopisindende vazgeçiyorsunuz.
 
Üst