Peygamber Efendimiz[sav]in hanımları

Bu konuyu okuyanlar

ashabulyemin

Müdavim
Katılım
6 Aralık 2008
Mesajlar
3,389
Reaksiyon puanı
19
Puanları
0
HZ HATİCE (ranha)


Hz Hatice, Hz Muhammed (sas)'in temiz, iffetli ve yüce ahlâk sahibi olan hanımlarının ilki

O, Arapların en asil kavmi olan Kureyş kavminden ve Kureyş kavminin de, en asil, pak ailelerinden idi Babası Huveylid, annesi Fâtıma'dır (İbn İshak, es-Sîre, Nesr Muhammed Hamidullah, s 60)

Hz Hatice'nin baba tarafından soyu Kusay'da Peygamberimizin baba tarafından soyu ile birleştiği gibi, annesi tarafından da soyu yine Peygamberimizin baba tarafından dedesi olan Lüey'de bileşmektedir (M Asım Köksal, İslâm Tarihi, Mekke Devri, 96)

Hz Hatice, ticaretle uğraşan zengin, haysiyetli, şerefli bir kadındı Ücretle tuttuğu adamlarla Şam'a ticaret kervanları düzenlerdi Hz Muhammed (sas)'in doğru sözlü, güzel ahlâklı ve son derece kendisine güvenilen bir insan olduğunu öğrenince, O'na ticaret ortaklığı önerdi Hz Muhammed (sas) Hz Hatice'nin bu teklifini kabul etti Hz Hatice O'nun başkanlığında bir ticaret kervanını Şam'a gönderdi Aynı zamanda kölesi Meysere'yi de O'nunla beraber gönderdi Meysere, yolculuk sırasında Hz Muhammed (sas)'de harikulade hallere şâhid oldu Gittikleri yerde, Peygamberimiz (sas) satacaklarını sattı ve alacaklarını da aldı Ondan sonra geri döndüler Hz Hatice bu ticaret kervanından çok memnun oldu Daha önce gönderdiği ticaret kervanlarına nazaran, bu sefer daha fazla kâr elde etti Hz Peygamber (sas) hakkında Meysere'yi de dinleyince, O'na olan itimadı ve sevgisi daha da arttı O'na anlaştıkları ücretten fazlasını verdi ve Hz Muhammed (sas)'e evlenme teklifinde bulundu (İbn Ishak, age, 59)

Hz Peygamber (sas) durumu amcası Ebu Talib'e anlattı Ebu Talib Hz Hatice'yi Hz Muhammed (sas) için istedi İki aile anlaştı Düğünleri o zamanın örf ve adetlerine göre, Hz Hatice'nin evinde yapıldı Düğünde Ebû Talib ve Hz Hatice'nin amcası Amr b Esed birer konuşma yaptılar İkisi de konuşmalarında hikmetli ifadelerde bulundular ve evlenecekler hakkında güzel şeyler söylediler Ondan sonra misafirlere ikram yapıldı, yemekler yenildi Ebû Talib nikâhlarını kıydı Mehir olarak 500 dirhem altın tesbit edildi (İbn, Sa'd Tabakat, VIII, 9)

O zaman, rivâyetlerin ekseriyetine göre, Hz Muhammed (sas) 25 ve Hz Hatice 40 yaşında idiler Aralarında 15 yaş fark vardı (İbn Hacer, el-İsâbe, 539) Bazı rivâyetlerde bu yaş farkının daha az olduğu kayıtlıdır

Rasûlullah (sas)'ın evlendiği ilk kadın, Huveylid'in kızı Hatice'dir Hz Hatice ilk olarak Atik b Aziz'le evlendi, ondan bir kızı oldu Onun ölümünden sonra, Temimoğullarından Ebû Hale ile evlendi Ondan da bir oğlu ve bir kızı oldu Onun da ölümünde sonra, Rasûlullah (sas) ile evlendi (İbn İshak, age, 229)

Hz Hatice'nin Rasûlullah (sas)'den Fâtıma, Ümmü Gülsüm, Zeyneb ve Rûkiyye adında dört kızı, Kâsım ve Abdullah adında da iki oğlu dünyaya geldi Kelbî'nin rivâyet ettiğine göre, önce Zeynep, sonra Kâsım, sonra Ümmü Gülsüm, daha sonra Fâtıma, ondan sonra Rûkiyye ve en sonunda Abdullah dünyaya geldi Ali b Aziz el-Cürcânî de, Kâsım'ın Zeynep'ten daha önce doğduğunu nakletmiştir (İbn el-Esir, Usdü'l-Gâbe, I, 434)

Hz Hatice(ranha), Rasûlullah (sas)'e, Peygamberliğinden evvel son derece saygı gösterip onu mutlu ettiği gibi, Peygamberliği döneminde de, ona ilk inanan, onunla beraber namaz kılıp ona ilk cemaat olan kişi vasfını kazandı Daima Hz Muhammed (sas)'e destek oldu, ona moral verdi, son derece güzel davranış ve sözleri ile, onun başarılarına katkıda bulunmaya çalıştı

Hz Hatice, Rasûlullah (sas)'e (Allah kendisini Peygamberlikle şereflendirdiği zaman) teskin etmek için; "ey amca oğlu, beni melek geldiği zaman haberdar edebilir misin?" diye sordu Resûlullah (sas); "evet" cevabını verdi Bir gün Hatice'nin yanında iken, ona Cibril geldi ve; "Ey Hatice! İşte bu Cibril'dir, bana geldi" dedi Hatice "Şu anda onu görüyor musun?" diye sordu "Evet" karşılığını verdi Hatice bu kez sağ tarafına oturmasını söyledi Rasûlullah (sas) Hatice'nin sağ tarafına oturdu Hz Hatice; "Şimdi görüyor musun" sorusunu tekrarladı Rasûlullah (sas) yine olumlu cevap verince, Hz Hatice örtüsünü çıkarıp attı O sırada Rasûlullah (sas)in hâlâ kucağında oturuyordu "Onu, şimdi görüyor musun?" diye tekrar sordu Rasûlullah (sas) bu kez "hayır" cevabını verince, Hz Hatice; "Bu şeytan değil; bu kesinlikle melek, ey amca oğlu! Sebat et, seni müjdelerim" dedi (İbn İshâk, age, 114)

Hz Hatice(ranha), Allah'ın selâmına ve Rasûlullah (sas)'in övgüsüne nâil olacak derecede faziletli ve şerefli bir kadındı O, imanda, sabırda, iffette, güzel ahlâkta, kısacası her yönü ile örnek olan bir anneydi Rasûlullah (sas); "hristiyan kadınlarının en hayırlısı İmrân'ın kızı Meryem, müslüman kadınlarının en hayırlısı ise, Hüveylid'in kızı Hatice'dir" buyurdu Bu konudaki diğer bir hadisinin meali şöyledir: " Dünya ve âhirette değerli dört kadın vardır İmran'ın kızı Meryem; Firavun'un karısı Asiye, Hüveylid'in kızı Hatice ve Muhammed (sas)'in kızı Fâtıma" (İbn İshak, age s 228)

Bir gün Cebrâil (as) Rasûlullah (sas)'e gelerek şöyle buyurdu: "Hatice'ye Allah'ın selâmlarını söyle" Rasûlullah (sas): "Ya Hatice, bu Cebrâil'dir, sana Allah'tan selam getirdi" deyince, Hz Hatice, Allah'ın selamını büyük bir memnuniyetle kabul etti ve Cebrâil'e de iadei selâmda bulundu (İbn Hişâm, es-Sîre,, I, 257)

Allah'ın rızasını, yuvasının mutluluğunu, dünya ve âhiretin huzur ve saadetini düşünen bütün anneler için en güzel örneği teşkil eden Hz Hatice (ra), nübüvvetin onuncu yılında, Ramazan ayında vefât etti ve Mekke'deki Hacun kabristanına defnedildi (M Asım Köksal, age s 302)







Peygamberİmİzİn (s.a.v) Hanimlari HZ ÂİŞE (ranha)

Allah Resulü Hz Muhammed (sas)'e ilk iman eden onun en sadık arkadaşı Hz Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı ve Hz Peygamber'in zevcesi Hicret'ten dokuz veya on sene önce Mekke-i Mükerreme'de doğdu Annesi Ümmi Rûmân binti Âmir İbn Umeyr'dir Hz Âişe çok küçük yaşta müslüman olmuştur

Resulullah, ilk zevcesi Hatîcetü'lKübrâ hayatta iken başka bir kadınla evlenmemişti Onun vefatından sonra bir süre daha evlenmedi Resulullah, Hatice (ranha)'nin ölümüne çok üzüldü Osman İbn Maz'un'un hanımı Havle binti Hakim, Resulullah'a gelerek Ebu Bekr es-Sıddîk'ın kızı Âişe ile evlenmesini teklif etti Sonra da Resulullah adına Ebu Bekr'e giderek kızı Âişe'yi istedi

Hz Âişe'nin Resulullah'a nikâhlanması Hicret'ten iki veya üç sene önce oldu Kaynaklar, bu nikâhlanma sırasında Hz Âişe'nin yaşının küçük olduğunu kaydetmektedir Nikâhın kıyılmasından iki yıl kadar zaman geçtikten sonra zifâf vukû bulmuştur Hz Âişe'nin o zaman dokuz veya on bir yaşında olduğu rivayet edilmektedir Bu rivayetleri bazı tarihçiler cerhetmekte ve Âişe validemizin evlendikleri zaman daha büyük olduğunu ileri sürmektedirler Âişe validemizden rivayet edilen bir hadiste, Hz Cebrâil Âişe'nin resmini ipek bir hırka içinde Resulullah'a getirmiş ve "Bu, senin dünya ve ahirette zevcendir" demişti Hz Peygamber (sas)'in bâkire olarak nikâhladıkları tek zevcesi vâlidemiz Hz Âişe'dir Resulullah onu çok severdi Ona 'Hümeyra' lâkabını vermiş ve: "Dininizin yarısını bu Hümeyra'dan alınız" buyurmuşlardır Hazret-i Âişe, Medine'de Peygamberimizin muharebelerine katıldı ve diğer sahâbe hanımları gibi harpte yaralıların tedavisiyle bizzat meşgul oldu Uhud gazâsında sırtında su ve yiyecek taşıyıp yardım için Peygamber Efendimizin hep yanında kalmıştı Hatta, peygamberimizin Uhud'da müşriklerin taşlarıyla yaralanan mübarek yüzlerine, hasır yakıp, külünü basarak kanlarının durmasını sağlamıştı Hz Âişe bir ara Uhud'da kılıçla cepheye gitmek istemişse de, Resulullah buna müsaade etmemiştir

Âişe 14-15 yaşlarında iken Benu Mustalik (Müreysi') gazâsına Resulullah'la beraber katıldı Gazâ dönüşü tuvalet için geride kalması yüzünden iftiraya uğradı; savaşa ganimet için katılan münafıklar Hz Âişe'nin, gecikmesi sebebiyle, kâfilenin ardından yanında Ashabtan Safvan ile birlikte geldiğini görünce bunu kötü sözlerle ve çirkin bir şekilde yorumladılar Yolda bu dedikodulara bazı müslümanlar da karışınca Hz Âişe çok üzüldü; Medine'ye gelince hastalandı, iftira, dedikodu etrafa yayılmıştı Ateşi yükselerek yatağa düştü Bu arada kendisini fazla aramayan Rasûlullah'tan izin isteyerek babası Ebû Bekir'in evine gitti Orada bir müddet kaldı; sabırla bekledi Bu arada Rasûlullah diğer hanımlarına ve sahâbeden en yakınlarına Âişe'nin durumunun ne olabileceğini sordu Hepsi de Hz Âişe'nin temiz ve suçsuz olduğunu söylediler; "Peygamberini fenalıklardan koruyan Cenâb-ı Hak, size böyle bir şeyi revâ görmez, sabreyleyin" dediler

Aradan bir ay gibi uzun bir zaman geçinceye kadar danışmalarını sabırla sürdüren Resulullah, sonunda Hz Ebû Bekir'in evine uğradı Hz Âişe'yi, anne, babası ve sahâbeden bir hanımla ağlar buldu: "Ya Âişe, senin için bana şöyle şöyle söylediler Eğer sen, dedikleri gibi değilsen; Allah'u Teâlâ yakında senin doğruluğunu tasdik eder Eğer bir günah işlediysen, tövbe ve istiğfar eyle! Allah'u Teâlâ, günahına tövbe edenlerin tövbesini kabul eder " buyurdular Resulullah'ın mübarek sesini işitince ağlamayı kesen Hz Âişe babasına bakıp cevap vermesini istedi Hz Ebû Bekir ve Âişe'nin annesi böyle söylentilere ve dedi-kodu yapanlara sadece şaşırdıklarını söylediler Hz Âişe ise: "Allah'u Teâlâ'ya yemin ederim ki kulağınıza gelen lâfların hepsi yalandır, iftiradır, Allah biliyor ki benim bir şeyden haberim yoktur Yapmadığım bir şeye evet dediğimde kendime iftira etmiş olurum Sabretmek iyidir Onların söylediği şey için Allah'u Teâlâ'dan yardım bekliyorum" dedi Günahsız olduğundan, kalbinin temizliği ile ve kendinden emin olarak bekledi

Bu sırada Hz Peygamber (sas)'in yüzünde vahiy alâmetleri belirdi Hz Ebû Bekir, Resulullah'ın başının altına bir yastık koyup üzerine çarsaf örterek beklediler Vahiy tamamlanınca Resulullah terlemiş yüzünü örtünün altından kaldırarak: "Müjdeler olsun sana ey Âişe! Allah'u Teâlâ seni temize çıkardı Senin pak olduğuna şahit oldu" deyip Kur'an'daki Nûr Suresinden, o an nazil olunan 10 ayeti okudu Hz Ebû Bekir hemen kalkıp kızı Âişe'yi başından öptü, "Kalk, Resulullah'a teşekkür et" dedi Kendisi için ayet ineceğini aklından geçirmeyen Âişe şaşkınlık içinde: "Hayır kalkmam baba vallahi kalkmam Allah'u Teâlâ'dan başkasına şükretmem Çünkü Rabbim beni Ayet-i Kerîme ile methetti" dedi Ama, çok sevindi iftirada bulunanlar zamanla hakîr ve zelîl oldular

Peygamberimiz (sas) 632 senesinde hastalanınca son gününü Hz Âişe validemizin evinde geçirdi Rebiü'levvel ayının onikinci pazartesi günü öğleden önce mübarek başı, Hz Âişe validemizin göğsüne yaslanmış olduğu halde vefat etti Resulullah'ın vefatından sonra Ashâb-ı Kirâm, Hz Aişe validemize müminlerin annesi adını vererek, ona büyük hürmet göstermişlerdir Hz Âişe de, sahâbe içinde, kırk yıla yakın bir müddet daha yaşamış ve pek çok hadis rivayet etmiştir

Hz Âişe'nin bu son kırk yıllık hayatındaki en önemli olay; Cemel Vak'ası'dır Hz Osman'ın karışıklık çıkaran entrikacı asiler tarafından şehid edilmesinden sonra halîfe olan Hz Ali, katilleri bulmak ve kısas yapmak hususunda günün şartları gereği olarak sabırla hareket etmeyi uygun bulmuştu Bu yumuşak davranıştan yüz bulan asiler taşkınlıklarını artırarak fenalıklarına devam ettiler

Durum böyle endişe verici bir hâl alınca Ashâb-ı Kiram'ın büyüklerinden bir kısmı (Talha, Zübeyr) Mekke'ye giderek o sırada hac için orada bulunan Hz Âişe'yi ziyaret edip, olaylara el koymasını ve kendilerine yardımcı olmasını istediler Hz Âişe de; acele etmemelerini, sabırla bir köşeye çekilip Hz Ali'ye yardımcı olmalarını tavsiye etti Ashâb-ı Kirâm'ın büyükleri de Hz Âişe'nin tavsiyesine uyarak, askerleriyle Irak ve Basra'ya gitmeyi uygun gördüler Hz Âişe'ye de: "Ortalık düzelinceye ve halifeye kavuşuncaya kadar bizimle beraber bulun, bize destek ol, çünkü sen müslümanların annesi ve Resulullah'ın muhterem zevcesisin, herkes seni sayar dediler Hz Âişe de, müslümanların rahat etmesi ve Ashâb-ı Kirâm'ın korunması için onlarla birlikte Basra'ya hareket etti Bu gidişi asiler, Hz Ali'ye başka türlü anlattılar Bu arada Hz Ali'yi de zorlayarak Basra'ya gitmesini sağladılar Hz Ali de Basra'ya gelince Hz Âişe'ye bir haberci yollayarak, olaylar ve yolculuğu hakkındaki düşüncelerini sordu Hz Âişe, fitneyi önlemek ve sulhu sağlamak için Basra'ya geldiğini; öncelikle katillerin yakalanmasını istediklerini halife Hz Ali'ye bildirdi Bu görüşü Hz Ali de uygun bularak sevindi Memnun olan her iki taraf üç gün sonra birleşmeyi kararlaştırdılar

Bu barış haberini ve memnunluğu işiten münafıklar birleşmeye engel olmak için, gece karanlık basınca, her iki tarafa da ayrı ayrı askerlerle saldırdılar Taraflara da: "Bakın, karşınızdakiler sözünde durmadı" deyip bu gece baskını ile ortalığı karıştırdılar Karanlıkta neye uğradıklarını bilemeyen müslümanlar harb etmeye başladılar Her iki taraf da karşısındakini suçluyordu İşte bu iki müslüman grup arasında meydana gelen çatışmaya Cemel vak'ası denir

Bu vak'ada Hz Aişe'nin ictihadı Hz Ali'nin ictihadına uymamıştı Buna rağmen galib olan Hz Ali, müminlere anneliği Kur'an-ı Kerim ayeti ile sabit olan Hz Aişe'ye ikram ve izzette bulundu "Ali'yi sevmek imandandır" hadisini haber veren Hz Âişe de Hz Ali'yi çok severdi Daha sonra Hz Ali'nin şehâdetine üzüldü ve çok ağladı Çünkü, sahâbiler birbirlerini çok severlerdi

Hayatının son devrelerini müctehid olarak bilhassa kadınlara mahsus hallere dair fikhî hükümlerde fetvalar vererek geçirdi 676 yılında Medine-i Münevvere'de vefat etti Cenazesini Ashâbtan Ebû Hureyre (ra) kıldırdı Vasiyyeti üzerine Medine'de el-Bakî' kabristanına defnedildi Küçük yaşlarda iken Âişe'nin eğitim ve öğretimiyle bizzat babası Hz Ebû Bekir (ra) ilgilenmiştir Bütün müminlerin annesi olan Âişe validemiz daha küçük yaşlarda iken okuma yazma öğrenmiş, zekâsı ve kabiliyeti ile etrafının dikkatini çekmiştir Öğrendiklerini unutmaz, ezbere tekrar ederdi Hafızası çok kuvvetli idi Akıllı, zeki, âlime, edibe, iffet sahibi bir hanım idi Pek çok konuları şiirle anlatan sanatkârca bir ifadeye sahipti Ashâb, karakter ve hâfızasına güvendikleri ayet-i kerime ile övüldüğünü bildikleri için birçok meseleyi ondan sorar ve öğrenirlerdi

Hz Âişe vâlidemiz babası Hz Ebû Bekir ve Hz Ömer, Hz Osman'ın hilâfetleri zamanında Hz Peygamber'den işittiklerini müslümanlara anlattı Devamlı oruç tutar ve daima gece namazı kılardı Hz Âişe fıkıh ve ictihadda keskin, kuvvetli görüşe sahiptir Fıkıh ilminin kurucularından sayılır Devrinin üstün âlimlerinden ve Fukahâ-i Seb'adandır

Hz Âişe, güzel ahlâklı, merhamet dolu, cömert ve ibadete düşkün, çok zeki bir sahâbiydi Hepsinin başında en mümtaz vasfı ise islâm'a ve ilme olan büyük hizmeti idi Müslüman bilginler arasında yaygın bir rivayete göre fıkıh ve dinî ilimlerin dörtte birini Hz Âişe nakletmiştir

Ebû Mûsa el-Eş'ârî: "Bizler, müşkül bir mesele ile karşılaştığımızda gider Hz Âişe'ye sorardık" demiştir

Abdurrahman b Avf'ın oğlu Ebû Seleme: Resulullah'ın sünnetini Hz Âişe'den daha iyi bilen; dinde derinleşmiş, Ayet-i Kerîme'lere bu derece vâkıf ve sebeb-i nüzulleri bilen, ferâiz ilminde mâhir bir kimseyi görmedim" demiştir

Hakkında İmam Zührî: "Eğer zamanının bütün âlimlerinin ve peygamberimizin diğer zevcelerinin ilmi bir araya toplansa, Hz Âişe'nin ilmi yine daha ağır basardı" derdi

Atâ b Ebî Rebâh; "Hz Âişe, ashâb içinde en çok fıkıh bilen, isabetli rey bakımından en ileri gelen bir kimse idi" demiştir

Tabiinden Mesruk; "Allah'a yemin ederim ki, Ashâb-ı Kirâm'ın ileri gelenlerden bir çoğu gelir Hz Âişe'den Ferâiz'e ait sorular sorar ve öğrenirlerdi" demiştir

Hz Âişe Peygamberimizden ikibinikiyüzon hadîs rivayet etmiştir Kendisinden de Ashâb ve Tabiin'den bir çok kimse hadîs nakletmişlerdir Sahih hadis kitapları Hz Âişe'nin fetvaları ile doludur Ahmet b Hanbel Müsned adlı eserinde de Âişe'nin rivayet ettiği hadislerinden uzun uzun bahseder

Hz Âişe'nin naklettiği hadislerden bazıları:

"Ey Âişe, Allah, kullarına lutf ile muamele edicidir Her işte yumuşak davranılmasını sever"

"Her gün yirmi kere ölümü düşünen kimse, şehidlerin derecesini bulur"

"Resul-i Ekrem (sas) 'in en ziyade hoşlandığı ibadet, devamlı olanı idi, az olsa bile"

"Sekir (sarhoşluk) veren her içki haramdır "

Hazret-i Peygamber (sas) şöyle buyurmuştur: "Cebrâil hiç durmaz komşu hakkına hürmet olunmasını bana tavsiye ederdi Hatta ben yakında komşuyu mirasçı kılacak sandım "



Peygamberİmİzİn (s.a.v) Hanimlari HZ HAFSA (ranha)

Hazret-i Hafsa radıyallahu anhâ Hz Ömer (ra)’in kızı Bilgili ve kültürlü, irâdesi kuvvetli, sadakat sahibi bir islâm hanımefendisi O devirde okuma-yazma bilen pek ender, kültürlü kadınlardan Üçüncü hicri yılda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin aileleri arasına katılarak mü’minlerin annesi olma şerefini elde eden bahtiyarlardan

O, Mekke’de Peygamberlik gelmezden (Bi’set’ten) beş sene önce doğdu Babası, islâm tarihinde adâletiyle ün salan, ikinci halife Hz Ömer (ra)dir Annesi Zeynep, Osman İbni Maz’ûn (ra)’ın kız kardeşidir Babası ile birlikte Mekke’de müslüman oldu Ashab’tan Huneys İbni Huzâfe (ra) ile evlendi ilk müslümanların safında yer alan bu bahtiyar karı-koca birlikte önce Habeşistan’a, daha sonra Medine’ye hicret etti

Huneys (ra), Abdullah İbni Huzâfe (ra)’ın kardeşidir Bedir ve Uhud gazvelerine iştirak etmiştir Her iki gazvede de kahramanca çarpıştı Uhud savaşında ciddi şekilde yaralandı Medine’ye dönüldüğünde şehadet şerbetini içti Hazreti Hafsa (ranhâ) genç yaşta dul kaldıHz Ömer (ra) kızının dul olarak kalmasına gönlü râzı değildi Biran önce onu evlendirmeliydi O devirde iddetini tamamlayan kadınların fazla beklemeden evlenmesi daha uygun görülüyordu Bir baba olarak Hz Ömer (ra) da kızının iyi bir kimse ile evlenmesini arzu ediyordu Bunun için düşündü, taşındı ve onu Hz Osman (ra)’a nikâhlamaya karar verdi Hz Osman da o sırada dul kalmıştı Hanımı Peygamberimiz’in kızı Rukiyye (ranhâ) vefat etmişti Rahatlıkla teklif yapılabilirdi Vakit kaybetmeden Osman’a gitti Kızı Hafsa’yı nikâhlıyabileceğini söyledi Bu konudaki görüşmeleri Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhümâ bizzat babasından şöyle nakletmektedir : Osman İbni Affan’a gittim Onu hüzünlü gördüm Üzüntüsünü gidermek ve teselli etmek için ona Hafsa’dan bahsettim İstersen Hafsa’yı sana nikâhlıyayım dedim Osman birden cevap veremedi Hemen evet diyemedi Biraz düşünmek için zaman istedi ve Hele bir düşüneyim dedi Aradan bir kaç gün geçtikten sonra karşılaştığımızda, şimdilik evlenemiyeceğim diye özür diledi

Hz Ömer aynı teklifi Hz Ebûbekir (ra)’a yapmayı düşündü Onunla karşılaştığında:
istersen sana kızım Hafsa’yı nikahlıyayım dedi Hz Ebûbekir de sustu Ağzını açıp da bir söz söylemedi Hiçbir cevap vermedi Bu sebeple ona, Osman’a gücendiğinden daha fazla kızdı
Hz Ömer (ra) iki samimi arkadaşından müsbet bir cevap alamayınca canı sıkıldı, içerledi Üzüntülü bir şekilde Rasûlullah (sa)’in huzuruna girdi ve şöyle dedi: Yâ Rasûlallah! Ben Osman’a şaşıyorum Hafsa’yı ona nikâhlamak istedim de yanaşmadı
Ebûbekir de öyle
İki Cihan Güneşi Efendimiz Ömer’e tebessüm ederek: Yâ Ömer! Hafsa, Osman’dan, Osman da Hafsa’dan daha hayırlı birisiyle evlenecektir buyurdu
Hz Ömer büsbütün merak içerisinde kalmıştı Osman’dan daha hayırlı damât kim olabilirdi? Merak içerisinde aradan yine birkaç gün geçti Nebiyy-i Ekrem (sa) Efendimiz Hafsa’ya tâlib oldu Hz Ömer (ra)’a: Sen kızın Hafsa’yı bana nikâhlarsın Ben de kızım Ümmü Gülsüm’ü Osman’a nikâhlarım, buyurdu
Hz Ömer bu müjdeye çok sevindi İki Cihan Güneşi Efendimiz bu haberle Hafsa’yı kendisine Allah’ın nikâhladığını anlatmak istiyordu Bunun üzerine kısa zamanda düğün hazırlıkları tamamlandı Hicretin üçüncü yılında şaban ayı içerisinde Hz Hafsa, Resûl-i Ekrem (sa) Efendimizle nikâhlanarak mü’minlerin annesi olma şerefine erdi
Fahr-i Kâinat (sa) efendimiz bu nâzikâne teşebbüsü ile üç büyük sahâbîsi arasındaki dostluğu, kardeşliği, din bağını hısımlıkla, akrabalıkla daha da kuvvetlendirmiş oldu Âişe’yi nikahlayarak Hz Ebûbekir (ra)’i Hafsa’yı nikahlayarak da Hz Ömer (ra)’i taltif etti Onları kendine kayınpeder, kızlarını da mü’minlerin anneleri olma bahtiyarlığına kavuşturdu

Hz Ebûbekir (ra) kendine teklifte bulunan Hz Ömer’e müsbet-menfi bir cevap veremediği için üzülüyordu Fakat başka çaresi de yoktu Çünki bir sırrı muhafaza etmesi gerekiyordu Hz Hafsa ile Fahr-i Kâinat (sa)’in evleneceğini biliyordu Bunu söylemek emanete hıyanet olacaktı Bu sebepten sükût etti Nikâh kıyıldıktan sonra Hz Ömer (ra)’a gelerek özür diledi ve durumu şöyle izah etti:
Hafsa’yla evlenmemi istediğin, benim de sana cevap vermediğim zaman herhalde bana gücenmişsindir dedi Hz Ömer de: Evet diye cevap verdi Bunun üzerine Ebûbekir (ra) şunları söyledi:
Bana bu konuyu açtığında sana bir cevap vermeyişimin sebebi, Rasûlullah (sa)’in Hafsa ile evlenmekten söz etmesidir Elbette onun sırrını ifşâ edemezdim, şayet Nebiyy-i Muhterem, Hafsa ile evlenmekten vazgeçseydi, elbette onunla evlenirdim diyerek onu teselli etti

Ne nezâket! Ne edeb! Ne sır saklayıcılık! İşte islâm edebi! Emanet bir sır Sükût bir hazinedir Emanete riâyet ve sükûtu ihtiyar etmek ise insanın emniyeti ve süsüdür
Hz Hafsa (ranhâ), Rasûlullah (sa)’ın evine Sevde ve Aişe (ranhümâ) annelerimiz varken gelin olarak geldi O, İki Cihan Güneşi Efendimizin saâdethânelerine geldiğinde yirmi yaşlarındaydı Sevde (ranhâ) annemiz Âişe (ranhâ) gibi onu da büyük bir gönül rahatlığı içinde karşıladı Her ikisine de hizmet etti Hafsa (ranha) da gençti Bilgili ve onurluydu Özü sözü birdi, iradesi kuvvetliydi Hâne-i seâdette iki genç annemiz olmuştu, ikisi de Efendimize hizmet etme yarısında gayretlerini esirgemiyorlardı Son derece nâzik davranıyorlardı Sevgi ve hürmette kusur etmemeye çalışıyorlardı Fahr-i Kâinat (sa) efendimiz de iki aziz arkadaşlarının kızları olmaları sebebiyle gücünün yettiğince onlara müsâmaha ile davranıyordu Kadınlık zaafiyetlerini, gençliklerini göz önüne alarak daha merhametli, daha şefkatli muâmele ediyordu Fakat beşer olarak sıkıntılı zamanlar da geçiriyordu, şöyle ki: Bir gün Resûl-i Ekrem (sa) efendimiz Zeynep binti Cahş (ranhâ) annemizin evinde bal şerbeti içmişti Biraz da yanında fazla kalmıştı Bu durum iki genç annemizin dikkatlerini çekti ve aralarında anlaşarak Efendimizin yanına vardıkları zaman kendisinden megâfir kokusu geldiğini söylediler Efendimiz megâfir yemediğini, bal şerbeti, içtiğini söyledi ve : Demek ki balı yapan arı megâfir yalamış diyerek bir daha bal şerbeti içmemeğe yemin etti
Bunun üzerine Allah Teâlâ Tahrim sûresini nâzil buyurdu Meâli şöyledir:
Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir

Fahr-i Kâinat (sa) efendimiz bir ara hanımlarından ayrılarak uzlete çekilmişti Genç ailelerini eğitmek istiyordu Ashab arasında bu durum, Rasûlullah hanımlarını boşadı, diye yayıldı Hz Ömer (ra) bu haberi işitince doğruca Efendimizin odasına yöneldi Kızı Hafsa’nın bir hatası olabileceğini düşünerek Efendimiz’den içeri girmeye izin istedi ve huzura girerek Efendimizin gönlünü rahatlatacak şu sözleri söyledi : Ya Rasûlallah! Kadınlardan dolayı ne kadar sıkıntı çekiyorsun, şayet onları boşarsan Allah da melekleri de seninle beraberdir Ben de, Ebûbekir de, mü’minler de seninle beraberiz dedi
İki Cihan Güneşi Efendimiz tebessüm etti Gül yüzünden nurlar saçıldı Ömer’in kalbine huzur verecek ve mü’minleri sevindirecek şu cevabı verdi Hanımlarını boşamadığını, sadece uzlete çekildiğini söyledi Hz Ömer mescide geldi ve durumu müslümanlara izah etti

Hz Hafsa (ranhâ) yaratılış icâbı biraz celâlli idi Hz Âişe (ranhâ) annemiz onu şöyle tavsif ediyor: Hafsa tam manasıyla babasının kızıdır Kuvvetli bir iradesi vardır Özü sözü birdir
Birgün Resûl-i Ekrem (sa) Efendimiz Hafsa annemizin yanında Hudeybiye’de biat eden ashabını anarak: inşaallah, Hudeybiye’de biat eden ashâbım Cehenneme girmez, buyurdu Hafsa (ranhâ) da : içinizden oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür (Meryem sûresi; 71) âyetini okuyarak hatırlatmada bulundu Efendimiz de ona: Sonra, biz Allah’tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız (Meryem sûresi; 72) ayetini okuyarak cevap verdi
Hz Hafsa (ranhâ) annemiz ibadete düşkündü Çok namaz kılar, çokca nâfile oruç tutardı Onun hayatı da diğer annelerimiz gibi fakirlik içinde geçti Yatak olarak kullandığı bir şiltesi vardı Yazın onu altına sererdi Kışın da bir tarafını altına serip, bir tarafını da üzerine örterdi Çoğu zaman yemek için ekmek bulamazdı Buna rağmen şikâyetçi olmadı Hep haline şükretti

O, Resûl-i Ekrem (sa) efendimize son derece sadakat ve muhabbetle bağlıydı Kendisine hediye edilen şeyleri yemez içmez, Resûlullah’a ikram ederdi Onu daima nefsine tercih ederdi Bir defasında kendisine bir tulum bal hediye etmişlerdi Resûl-i Ekrem (sa) efendimiz odasına uğradığında ondan şerbet yapar ve ikram ederdi
Hz Hafsa (ranha) Fahr-i Kâinat (sa) efendimizin dâr-ı bekâya irtihalinden sonra da önemli hizmetlerde bulundu Hz Ebûbekir (ra) devrinde Kur’ân âyetleri bir araya toplanarak Mushaf haline getirilmişti Bu tek nüsha idi Hz Ebûbekir (ra)in nezdinde kalıyordu Vefatından sonra Hz Ömer (ra)’in nezaretine verildi Hz Ömer (ra) da yaralanıp şehid olacağı zaman kızı Hz Hafsa (ranhâ) annemize teslim etti O da itina ile muhafaza etti Hz Osman (ra) devrinde bu nüshadan çoğaltıldı

Hz Hafsa (ranhâ) vâlidemiz 60’a yakın hadis-i şerif rivayet etti Bir tanesi şudur Rasûlullah (sa) yatağına girdiğinde sağ elini başının altına koyar şöyle duâ ederdi: Yâ Rabbi! Kullarını dirilttiğin gün beni azabından koru Bunu üç defa tekrar ederdi
Hicretin 45 yılında Hz Muaviye’nin halifeliği döneminde altmış yaşında iken vefat eden Hz Hafsa (ranhâ) annemiz’in cenâze namazını Medine valisi Mervan İbni Hakem kıldırdı Cennet-i Bakî’a’da mü‘minlerin annelerinin yanına; ebedî istirahatgâhına tevdi edildi Cenab-ı hak’tan şefaatlerini niyaz ederiz Amin
http://irsadforum.net/forum/siyer-i-nebi/peygamberimizin-(s-a-v)-hanimlari/
 
Üst