Hz.lokman

Bu konuyu okuyanlar

niyazi5859

Profesör
Katılım
17 Mayıs 2020
Mesajlar
4,700
Çözümler
4
Reaksiyon puanı
4,331
Puanları
113
Âdemoğlu dünyaya yaşamak ve yaşatmak için gelmiştir. İnsanlık tarihine baktığımızda peygamberlerden tutun da sıradan vatandaşlara kadar herkesin kendine göre yaşama ve yaşatma mücadelesi vermiş olduğunu görürüz. Kur'ân-ı Kerim'de adı geçen ve kendisine "hikmet" verildiği bildirilen (bk. Lokman sûresi, âyet: 12) Lokman Hekim'in, ömrünü ölüme çare bulmaya adamış olduğuna dair rivayetler özellikle yaşatma mücadelesinin önemini ortaya koyması bakımından dikkate şayandır.

Peygamber, veli, hekim gibi kimliklerle anılan Lokman aleyhisselam bizde daha çok dertlere derman bulan bir "hekim" (tabip) olarak bilinir. Esasen Hz. Lokman hakkında teşekkül etmiş efsane ve rivayetlerin çoğu da onun hekimliği üzerinedir.


Anlatıldığına göre, bitkiler dile gelerek Lokman Hekim'e "Ben şu derdin ilacıyım, ben bu derdin ilacıyım" diye seslenirmiş.

Bir başka rivayete göre de, Lokman Hekim bir kitap yazmış, içinde bütün dertlere deva, hatta ölüme çare bile varmış. Ama bu kitap kaybolmuş.
Gayet tabii, bunlar nihayet birer rivayetten ibarettir. Kendisine "hikmet" verilen bir velinin/peygamberin ölüme çare araması onun hekimlikteki hâzıklığından kinayedir. Elbet her nefis ölümü tadacak. Lakin hekime (tabip) düşen onu yaşatmaya çalışmaktır.

Hz. Lokman'ın hekimliği konusunda şairlerimiz birbirinden güzel beyitler vücuda getirmişlerdir ki onlardan birkaçını zikretmeden geçmek olmaz.

Derdi veren Allah dermanını da vermiş. Hastalık da sağlık da insan içindir. Lokmanlar (tabipler) derdin dermanını bulur, yaraları sararlarsa da -Nihânî'nin dediği gibi- esas olan sağlıktır yani hasta olmamaktır:

"Lokmanlar yaraya sarar dermânı//Velakin sağaldır keremler kânı."

Kütahyalı Rahîmî'nin, meseleyi çeşitli yönleriyle ele alan şu beyti önemlidir:

"Şifâ olmaz budur kânûn-ı bîmār-ı gam-ı aşka//Terahhum edip Eflâtun'u ger Lokmân'a göndersen."
Bu beytin anahtar kelimeleri "şifâ, kânûn, Lokman ve Eflatun"dur. Bilindiği üzere "Şifâ" ve "Kânûn" İbn Sînâ'nın hikmet ve tıbba dair iki mühim eserinin adıdır. "Eflatun" da aklın ve hikmetin sembolü olan Yunanlı filozoftur. Bu anahtar kelimeler ışığında beyte baktığımızda şairin "Acıyıp Eflatun'u Lokman Hekim'e göndersen bile aşk derdinin çaresi yoktur" demek istediğini görürüz.

Şair Nakşî ise Hz. Lokman'ın hekimliği etrafında oluşan efsane ve rivayetlere şu meşhur beytiyle noktayı koymaktadır:

"Felek tasında mâcûn-ı hayâta sa'y eden Lokmân//Eritti mâye-i ömrin memâta bulmadı dermân." (Felek tasında ölümsüzlük ilacı yoğurmaya çalışan Lokman Hekim, ömrünü tüketti de ölüme çare bulamadı.)

Sözün özü; insanlar ölmek ve öldürmek için değil, yaşamak ve yaşatmak için gelmiştir dünyaya. Lokman Hekim'in bile ölüme çare bulamamış olduğu gerçeğini unutmadan yaşama ve yaşatma mücadelesine devam edeceğiz. Yaşamayı anlamlı kılacak bilmem başka bir yol var mıdır?..
Arkadaşlar Lokman hekimle ilgili konuşalım


Kaynak Yeniçağ: Lokman Hekim ölüme çare buldu mu?.. - Ahmet SEVGİ
 
Katılım
24 Eylül 2018
Mesajlar
157
Reaksiyon puanı
73
Puanları
28
Yaş
47
Merhaba.
1- Ölüme çare bulmayı aramak bence çok ütopik bir düşüncedir. Her canlı ölümü mutlaka tadacaktır, bundan kaçınılamaz, bunda hiç bir şüphe de yoktur. Biz ölümsüzlük iksirini aramak değil de Cenap-ı Allah'ın aslında normal (biyolojik) olarak 120 yıl olarak bahşettiği ömrü, belki kendi elimizle uzatmak (sigara, içki, kumardan, uyuşturucudan, tüm kötü alışkanlıklardan uzaklaşarak) ve doğru beslenerek 120 yaşını kolayca bulmak mümkündür. (Bizim biyolojik yaşam süremiz aslında budur, ama kendi elimizle bunu iradesizce de kısaltmış oluyoruz) Ama uzun yaşamak değil de dünyaya iyi bir iz bırakıp kısa ömürle yaşamak benim felsefemde çok daha kıymetlidir, örneğin. Bunun güzel örnekleri de zaten dünyanın tanınmış insanlarında (Mustafa Kemal ATATÜRK, Albert Einstein, Thomas Edison, Nikola Tesla, vb.) mevcuttur.

2-Zaten şifanın asıl kaynağı bizzat doğadadır, başka batıl yollardan (değişik taşlarla, çok daha başka maddelerle, vb.) şifayı aramak elbette mübah değildir, ilaçların tüm hammaddesi bitkilerden özümlenerek çıkarılıyor, çok iyi bildiğimiz gibi.

3-Nesir macununun kısa hikayesini mutlaka da bilirsiniz, hiçbir çarenin deva bulamadığı Yavuz Sultan Selim’in eşi, Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Ayşe Hafsa Sultan yaptırılan nesir macunuyla şifa bulmuş, doğanın karmaşık bitkisel karışımı mucizevi olarak da ona bir şifa olabilmiştir.

4-Lokman Hekim'in ömrünü, sadece ölüme çare bulmaya çalışmasıyla geçirmesi boşuna veya beyhude bir çaba değil, aslında insan ömrünü uzatmak yan amacı olan bir amaçla kendisinin de dahil her insanın bir fani olduğunu bilerek bu arayışa girebilmesi oldukça da manalı ve çok da önemlidir.

5-Her insan bir ölümlü veya sadece misafir olarak geldiği (kefenin bir cebi yoktur) dünyayı bir oyun, eğlence, hoş olarak bir zaman geçirme ortamı olarak görmeyip; hiç ölmeyecekmiş gibi çalışıp (Lokman hekim aslında tam olarak da bunu yapmıştır) yarın ölecekmiş gibi kulluk görevlerini aksatmamalı, dünya hayatı ile ahiret hayatını dengelemeli. her ikisini tam kararında yapıp mutlaka çok iyi dengeleyebilmelidir..

6-Bilim ve dinin hakkını birlikte vererek (çünkü bilimle din kardeştir, birini diğerinden ayrı olarak veya yalnız düşünmek yanlış olur, zira çok ünlü bilim adamları da öne sürdükleri kuvvetli inançlarıyla doğayı araştırırken en sonunda pes edip bunu açıkça da söylemişlerdir, Fransız deniz bilimleri kaşifi Kaptan Custo' nun sıcak ve soğuk okyanus sularının özel dengesi hakkında, Cern' de Tanrı parçacığını bulan Avrupalı bilim adamının anında belirip de hemen kaybolan bu parçacık hakkındaki kuvvetli dini inancı gibi) yaşamak, batıl peşinde koşmadan sadece ahiret ve dünya hayatının gerçeklerinin peşinden gitmek, bilinmeyenleri bulmaya çalışıp doğanın, evrenin, dünyanın, diğer tüm gezegenlerin bilinmeyenlerini araştırıp bulmaya çalışmak, dünyanın azalan kaynaklarına bir çare olarak daha başka yaşam alanlarını keşfetmeye çalışabilmek, bu amaca inanan her insanın asıl yaratılış gayesi olabilmelidir.

7- Biz de uzay yolculuğuna (macerasına) Türkiye olarak yeni başlamış bulunuyoruz. Bu inanç bizi Ay'a veya Mars'a, diğer uzak gezegenlere kadar ileride götürür mü, neden olmasın. Çok çalışınca, buna heves edince, inanınca her şey olabilir, bu neden olmasın. Yeter ki gönülden inanıp canı gönülden bunu isteyip yeterince çalışalım. Kolay gelsin.
 

Son mesajlar

Üst