Türkiye'nin ilk klon koyunu öldü

Bu konuyu okuyanlar

deatmania

Rektör
Dünyanın en uzun yaşayan klon canlılarından biri olan ve Türkiye’nin ilk klon canlısı “Oyalı” öldü...



İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı'nda 21 Kasım 2007'de dünyaya gelen Türkiye'nin ilk klonlanmış canlısı Oyalı dün öldü.Konu ile ilgili açıklama yapan Prof. Dr. Sema Birler, Ülkemizin ilk klon kuzusu Oyalı’nın ölüm nedeninin ilk belirlemelere göre bir akciğer enfeksiyonu olduğunu belirtti. Prof. Dr. Birler, “Gerçekleştirilen yoğun tedaviye cevap vermeyen bu akut durumun kesin nedeninin ortaya konması amacıyla bir seri çalışma başlatılmış olup, halen bu çalışmalar devam etmektedir.

Ön bulgular ve patolojik incelemeler, durumun klonlama tekniği ile ilgili olmadığını göstermektedir.” dedi.
İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde 21 Kasım 2007 tarihinde dünyaya gelen Türkiye’nin ilk klon koyunu Oyalı dünyanın en uzun yaşayan klon hayvanları arasına girmiş oldu.Türkiye’nin ilk klon koyunu Oyalı, İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde 21 Kasım 2007 tarihinde dünyaya gelmişti. Proje, TÜBİTAK ve Devlet Planlama Teşkilatı tarafından desteklenmişti. Hayvancılık ve insan sağlığını ilgilendiren birçok konuda çığır açabilecek bu çalışma bilim tarihine Türkiye’nin ilk klon projesi olarak geçti.Türkiye’nin ilk klon koyunu Oyalı, 30 Mart 2011 tarihinde de sağlıklı bir yavru dünyaya getirmişti. İÜ Veteriner Fakültesi’nde gerçekleştirilen başarılı bir sezaryan operasyonuyla dünyaya gelen dişi kuzuya “Bahar” adı verilmişti. Klonlanan hayvanların üreyebilmesi; ilaç yapımı ve organ nakli gibi geniş bir alanda kullanılması planlanan klonlama çalışmalarının geleceği açısından büyük önem taşıyor.Dünyada klonlama yöntemi ile doğan kuzuların çoğu doğumdan hemen sonra öldü. Bir kısmı ilk 1 ay, daha uzun yaşayan klon koyunlar ise yaklaşık 3 yıl yaşayabilmiştir. Klonlanan ilk canlı olan Dolly ise yaklaşık 7 yıl yaşadı. Türkiye’nin ilk klon kuzusu olan Oyalı ise 4,5 yaşında yaşamını yitirdi.

Klonlama nedir?

Prof. Dr. Sema Birler, klonlamanın ne olduğunu şöyle dile getirdi;
“Klonlama, erişkin bir canlının genetik benzerlerinin oluşturulmasıdır. Klonlama çalışmalarını üremeye yönelik klonlama ve terapötik yani tedavi etmeye yönelik klonlama olmak üzere iki ana başlıkta toplayabiliriz. Üremeye yönelik klonlamada, (Dolly ve Oyalı’nın doğumu gibi) sonuçta bir canlının üretimi söz konusudur. Terapötik klonlamada ise embriyonik kök hücrelerin yani klonlama yöntemi ile elde edilen embriyolardan kök hücrelerin oluşturulması amaçlanmaktadır.”

Klonlamadan neler bekleniyor?

Prof. Dr. Sema Birler, klonlamanın hangi alanlarda yararlı olmasının beklendiğini ve insan sağlığı açısından hangi amaçlarla kullanılabileceğini şöyle açıkladı;
“Klonlama ile hem hayvancılık alanında hem de insan sağlığını ilgilendiren konularda ulaşılabilecek birçok önemli açılım var. Soyu tükenmek üzere olan hayvanların klonlama yoluyla tekrar doğaya kazandırılması mümkün. Hayvancılık alanındaki diğer bir konu, yüksek verimli elit hayvanların oluşturulması ve bunlardan maksimum düzeyde ürün elde edilmesidir.Klonlanan hayvanlardan insan sağlığı için yararlı ürünler elde edilebilir.

Burada amaç transgenik hayvanları üretmek. Protein karakterindeki ilaç ve ilaç benzeri maddeleri üretecek geni taşıyan koyunun sütünden farmasötik yani ilaca dönüştürülebilecek proteinler elde edilerek ilaç sanayisinde kullanılabilir.
Klonlama teknolojisinin kullanılması düşünülen bir başka alan ise organ donörü (vericisi) olarak hayvanların kullanımı.

Birçok hasta, organ yetmezliği nedeniyle çaresiz durumda. Klonlama ve transgenik teknoloji birlikte uygulanarak hayvan organlarının insanlarda kullanılabilmesi için çalışmalar gerçekleştiriyor. Tabi ki bunlar henüz araştırma aşamasında. Eğer çalışmalar başarı ile sonuçlanırsa hayvanlar organ donörü olarak da kullanılabilecek.”


Kaynak
 

DarKeN

Profesör
O canlıya bu özelliği veren, şüphesiz ki Allah'dır.Nasıl yaratılmışsa, günü vakti gelince de ölür.Ölümsüzlük ile alakası yok bence.
Din konularını hiç karıştırmayalım bu işe. Herkes istediği şeye inansın ancak bilimsel gerçekleri de dinlerde aksi söyleniyor diye görmezlikten gelmek ve inanmamayı yeğlemek aklen ve mantıken ne kadar doğru yargısını size bırakıyorum.
 

Pupilla

Dekan
Ben de eskiden senin gibi düşünüyordum ama bilim ilerledikçe bazı klişeler de kayboluyor.
bkz:http://www.hurriyet.com.tr/dunya/10873556.asp

ama bi ayrıntıyı belirtiyim. hiçbir dış tehdit olmadığında kendi kendine rejenarasyon olabiliyor. bu canlıyı öldürebilecek bi tehdit oluşturan başka bi canlı mutlaka vardır. teoride evet belki ölümsüz sayılabilir. ama pratikte ölümsüz canlı yoktur bence :)
 

ck-xe

Dekan
Kıyamet Günü zaten istisnasız her şey ölecek. Bu canlı sadece çok uzun yaşamış olur o kadar. Takılmayın.
 

DarKeN

Profesör
ama bi ayrıntıyı belirtiyim. hiçbir dış tehdit olmadığında kendi kendine rejenarasyon olabiliyor. bu canlıyı öldürebilecek bi tehdit oluşturan başka bi canlı mutlaka vardır. teoride evet belki ölümsüz sayılabilir. ama pratikte ölümsüz canlı yoktur bence :)
Evet yüzüklerin efendisindeki elfler gibi desene :D
 

Elbruz46

Rektör
Bilimsel açıdan bahsi geçen canlının incelenmesi gerekir onun da bir hikmeti vardır. Bu dünyada hiç bir şey nedensiz yaratılmadı.

Ölüm konusuna gelince "Her nefis ölümü tadacaktır." bir Kur'an Ayetidir.

Müslümanım diyen bir kişinin Kur'an'ın tek bir ayetine dahi inanmaması mümkün değildir.

İnanmayanlar kendileri bilirler ama hem Kur'an'a inanmıyorum hem de Müslümanım demek yok...

Müslüman değilse o kimseler zaten sorun yok neye inanıp inanmadıkları kendilerinin bileceği birşey...

Bizim inancımıza göre tüm canlılar ölümlüdür. Buna manevi ve fizik ötesi canlılar da dahildir.

Kıyametin akabinde Azrail aleyhi selam en son Şeytan'ın da canını aldıktan sonra kendi canını da alacak ve tüm bilinen ve bilinmeyen evrenlerde hayat tamamen yok olacak ondan sonra Allah'ın izniyle tekrar tüm ruhlar canlandırılacaktır.

Bir canlının milyon sene yaşaması demek onun ölümsüz olduğu anlamına gelmemektedir. Hücrelerinin yenileniyor olması onun sonunun gelmeyeceği anlamına gelmez.

İslam bu canlının incelenmesine ondan bazı bilgiler elde edilip o bilgilerin başka alanlarda kullanılmasına kesinlikle karşı çıkmaz aksine tavsiye eder. Bu canlıdan alınacak bilgiler ile İnsan ömrü belli bir oranda uzatılabilir dahi. Bunlarda İslam'a aykırı bir şey yok.

İslam'a aykırı olan onun kutsal kitabındaki bir ayet'in YALAN YANLIŞ OLDUĞUNU İDDİA ETMEKTİR...
 

Jibbs

Doçent
arkadaşlar konuyu nereden nereye taşımıssınız farklı bır tatlı sert sohbet ortamı olusmus :)
klonlan koyunumuz da maşallah 5 sene yaşamış azda sayılmaz ki :)
 

Turab Garip

Dekan
Emektar
Bilim bilim için olduğu müddetçe bugüne kadar olduğu gibi zarar ve yanlış bilgiden başka bir şey de getirmemiştir.

Aynı şekilde din de din için olduğu müddetçe cehaletten ve zarardan başka bir şeye sebep olmamıştır.

Ah Sigmund, yaşasaydı daha neler anlatacaktı. :) Günümüzde bilimin bilim için oluşunu en çok kolaylaştıran şeylerden birisi cinelliktir. Aklı beyninden kalbine oradan da bel altına çekilen topluluklardan ne düşünmesi, neye inanması beklenebilir ki? Mesela bakalım, "bilimsel gerçek"leri gazeteden takip eden insanımıza nasıl da inandırılmış hemen:


Din konularını hiç karıştırmayalım bu işe. Herkes istediği şeye inansın ancak bilimsel gerçekleri de dinlerde aksi söyleniyor diye görmezlikten gelmek ve inanmamayı yeğlemek aklen ve mantıken ne kadar doğru yargısını size bırakıyorum.

Din, bilimle hiçbir zaman çatışmaz; nitekim atomları yarattığına inanılan bir yaratıcının kendi yarattığı şeyden habersiz olacağına inanmak, paradoksun doruk noktasıdır. Ya inanmayız deriz ki her şey materyadir, ruh yoktur, yaratıcı yoktur, tamamen maddeden ibarettir her şey.. Ya da eğer inanıyorsak bir yaratıcı olduğuna, bilimin O'nun eseri olduğunu da rahatlıkla görebiliriz.

Gazetede verilen habere gelince; bilimsel olarak araştırmanın ucu her zaman açıktır; bir gazete haberi ile sınırlanamayacak kadar açık.. Gazeteler bugüne kadar bilimsel adı altında milyonlarca insanı hasta etti öldürdü ve türlü belalara müptela ettiler. Bu haberde de konu edinen canlı bir çeşit rejenerasyon yapıyor ve bu zaten yıllardır bilinen bir gerçektir. Hatta "bölünerek çoğalma" şeklinde özetleyebiliriz. Yani esasen o canlı ölüyor ve yerini çocuklarına bırakıyor.

İlkokuldan bu yana gördüğümüz dersleri hatırlayalım; eşeyli üreme ve eşeysiz üreme. Örneğin bakteriler de ikiye veya daha fazla sayıya bölünerek çoğalırlar ve ana canlı teoride ölmüş olur, yerine çocukları gelir vb..

Demek ki neymiş? Sırf adına "bilimsel" deniliyor diye her şeye inanmamak gerekirmiş.
 

SDN Son Haberler

Son mesajlar

Üst