Pandora Poisa Kasaimura [ANA KONU]

Bu konuyu okuyanlar

NESDelisi

Profesör
Cezalı
pan-101.jpg


Yazar Notu: Pandora Poisa Kasaimura serisi herkese açık bir seridir. Dilediğin gibi reklam yapabilirsin ama seri üzerinde eklemeler veya çıkarma hakkına sahip değilsin. Tüm yazı hakları Sunflower no Sekai grubuna aittir.
Hikaye, Pandora Poisa Kasaimura’nın makineye kapatılmadan hemen öncekinde başlıyor.
15 Ağustos 1945
Casa Romana
Gece Saat: 02:00
Pandora Poisa Kasaimura okulda kendi sınıfından, evine gitmek için oradan ayrılırken karşısında Nobe Sule çıkagelir.
Nobe Sule: Söyle bakalım bayan çok bilmiş, sen nasıl bir insansın?
Pandora Poisa Kasaimura: Bilmem, bu soruyu sana sormam lazım.
Nobe Sule: Bana soru sormaya hakkın yok, çünkü babamla beraber senin için çok güzel bir hediye yaptık.
Pandora Poisa Kasaimura: Hediyeni merak etmiyorum, çekil önümden.
Nobe Sule: Zaten bunu demeni bekliyordum. O yüzden…
Nobe Sule sağ eliyle çantasını açar ve elini oraya sokar ve oradan kutuyu çıkartır. Kutuyu aktifleştirmesi için, başlat düğmesine basar.
Pandora Poisa Kasaimura: Nedir bu?!
Nobe Sule: Seni hapsetmek için yaptığımız özel bir hediye. Beğendin mi?
Sağ koluyla Pandora Poisa Kasaimura’nın sol kolunu tutar ve makinenin içine itmeye çalışır ama Pandora Poisa Kasaimura hemen sol kolunu çeker ve hemen oradan koşarak uzaklaşırken, Nobe Sule makineyi açık şekilde onun peşinden koşar. Pandora Poisa Kasaimura okulun tam çıkış kapısına varır ama kapının kapalı olduğunu görünce.
Pandora Poisa Kasaimura: Anladım, kapı kilitli he!
Nobe Sule: Boşuna uğraşma, yolunun sonuna geldin. Pes edip, makinenin yanına gidelim.
Sinirli bir bakış atar ve sağ eliyle hemen Pandora Poisa Kasaimura’nın sol kolunu tutarak, o makinenin olduğu odaya götürür. Pandora Poisa Kasaimura’nın iki elini arkasına bağlamak için, sağ eliyle diğer elini tutar. Arkasından çok bekletmeden sol elini cebine götürür ve oradan ip çıkartır, arkasından çok sıkıca iki elini bağlar.
Nobe Sule: Seni şimdi makineye atmak istemiyorum. Benim sorularıma adam gibi cevap ver, yoksa seni şurada öldürürüm. Kimseciklerinde ruhu duymaz güzelim.
Pandora Poisa Kasaimura: Ne istiyorsun benden?
Nobe Sule bu cümleyi işittikten sonra sağ elini cebine götürür ve bu sefer Pandora Poisa Kasaimura‘nıngözünü kapatmak için bez çıkarır. Bezi sağ iki eline alır ve;
– Buna iyi bak, bu şeyi sana bağlarsam. Senin ecelin benim elimden olur.
Pandora Poisa Kasaimura sinirlenir ve ona ölümcül bakış atarak;
– Senden gram korkmuyorum. Hatta senden ölesiye nefret ediyorum.
Nobe Sule elindeki bezi tutarak Pandora Poisa Kasaimura’ya yaklaşır ve arkasına geçer. Önce Pandora Poisa Kasaimura‘yı iterek yere düşürür ve kendisi eğilerek gözlerini bağlar.
– Şimdi ne yapacaksın? Deli gibi bağıracak mısın? Nefesini boşa yorma, seni kimsecikler duyamaz.
Pandora Poisa Kasaimura önce panikler;
– Göremiyorum ama bu sana olan nefretimi değiştirmeyecektir.
Nobe Sule ayağa kalkar ve Pandora Poisa Kasaimura’ya tokat atar.
– Gözlerini geçici kapattım. Seninle konuşmaya çalışacağım. Söyle bakayım, seni öldürmekten daha beteri nedir?
Pandora Poisa Kasaimura bir süre düşünür.
– Ölümsüzlük, daha beteridir diyebilirim.
Nobe Sule sakinleşir ve Pandora Poisa Kasaimura’nın bağladığı bezi çözmek için arkasına geçer ve eğilir, daha sonra o bezi çözer ve bu sayede onun gözü açılır.
– Şimdi bana anlat. Benden neden nefret ediyorsun?
Pandora Poisa Kasaimura gözlerini Nobe Sule’dankaçırır.
– Seni sevmiyorum, insanlara sürekli zorbalık yapıyorsun. Daha geçen gün öğrencilerimden birisini kaçırıp, onu öldürdün. Ailesi kimin yaptığını bilmiyor ama o gün okuldan sonra, seni gizlice takip ettim ama ölen öğrencinin üzerindeki notla bana gözdağı vermek istedin ve onu da başardın. Not;
“POISA! SEN BUNU SAKIN POLİSE SÖYLEME! EĞER SÖYLERSEN, SENİ BABAMIN DENEYLERİNE DENEK OLARAK SUNARIM!”
Nobe Sule bunu duyunca, hemen odanın tüm çekmecelerini karıştırır. O notu bulur ve Pandora Poisa Kasaimura’nın yüzüne atarak;
– (Küçümseyici) Vay, (normal) hala bu notu saklıyorsun. Demek bunu polise verecektin. Notta yazan deneylerden birisinden bile haberdar olsaydın. Hemen bunu yırtardın.
Pandora Poisa Kasaimura sinirlenir ve ayağa kalkar. Sağ ayağıyla Nobe Sule’ın karnına tekmeyi basar ve acılar içinde kıvranır.
– Sen önce kelimelerini düzgün seç. Polise vermekten bahsediyorsun ama beni makineye atacak kadar ileri gidiyorsun. Ben o makinenin çalıştığına dair inanmıyorum. Sadece ışığı yanıyor ama çalışıyorsa bile, seni içine atmak için can atıyorum. Senin ölümsüz olmanı istiyorum çünkü, insanlar seni öğrenmesi gerekiyor.
Nobe Sule yerden kalkmaya çalışırken;
– Aaaaaaaaaaaaah! (Sinirlenir) Sen nasıl bir manyaksın? Bir ayağa kalkayım, sana asla gram merhamet etmeyeceğim. Iaah.
Pandora Poisa Kasaimura sakinleşir ama Nobe Sule fazla acıya dayanamaz ve oraya yığılır. Odada gizlenen Nobe Sule’un babası ortaya çıkar.
– Sen ne yapıyorsun (sinirlenir) ha? Kızımı rahat bıraksana!
Pandora Poisa Kasaimura sessizleşir.
Nobe Sule’unbabası Pandora Poisa Kasaimura’ya bakar ve onu kendi elleriyle makineye atar.
Pandora Poisa Kasaimura: AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAH! CANIM YANIYOR!
Nobe Sule kendine gelir ve ayağa kalkar. Pandora Poisa Kasaimura’ya bakarak;
– Geber! Yok ol! Senin yaşamanı istemiyorum. Seni hep kıskandım, benden hep ilerideydin. Herkes seni konuşuyor. Beni ise kimse konuşmuyor ve bunu başardım. Hayatımdaki tek başarım, seni yok etmek olacak. Senin yaşama şansın %10. Yani ya öleceksin yada orada ölümsüz olacaksın. Niyahahahahaha!
Pandora Poisa Kasaimura artık acı hissetmez olur ama kendini ölecek gibi hissetmiyor. Fakat içinde daha kötü bir his var endişesiyle karşısındakilere bakarak;
– Anılarım siliniyor…
Nobe Sule şaşırır ve sırıtarak.
– Bu daha iyi, senin geçmişin yok olursa. Sen kimseyi hatırlayamazsın. Bu sorun…
Lafını babası keser.
– Kızım salak mısın? Amacın kızı öldürmekti, eğer yaşarsa bunları bir gün hatırlayacak ve gelecekteki insanlara aktaracak. O zaman mezarlarımız denen bir yer kalmaz.
Nobe Sule endişelenerek;
– Tek korkun bu mu baba?
Pandora Poisa Kasaimura’nın sesi değişmeye başlar ve eski cılız sesi yerine daha çok robotumsu ve kalımsı bir sesle;
– Merhaba, ben Pandora Poisa Kasaimura! Hafızamı silmeye çalışan makineyle anlaştım, hafızamı silmesini engellemek için daha delice bir yöntem önerdim. Sizin gibi acımasız yaratıkları bu makineye atacağım ve 80 gün boyunca süründüreceğim.
Hem Nobe Sule ve hemde babası korkarak odadan kaçmaya çalışır ama makine odayı ele geçirmeye başlayacakken Pandora Poisa Kasaimura;
– Dur Makine! Benim daha iyi bir fikrim var. Bırak kaçsınlar, bir gün yeniden kendi bacaklarıyla gelecekler. O zaman gelince, bana çok eğlence çıkacak.
Nobe Sule korkmuş gözüyle babasına bakarak;
– Baba, bu cadı delirdi.
Babası kafasını sallayarak ikisi de o odadan çıkıp, evlerine kaçarlar. Çok geçmeden o okulun önünden geçen bir Magenta Luna isimli bir bayana denk gelirler ve yüzlerine bakan Magenta Luna çok endişelenir ve;
– Sizler ne yaptınız?
Nobe Sule’un gözünden yaş gelir ve ağlamamak için kendini tutarken, Nobe Sule’un Babası korkmuş sesiyle;
– Seni ilgilendirmez Magenta.
Magenta Luna o ikisinin yüzüne bakmadan okulun içine girer ve hemen Pandora Poisa Kasaimura’nın sınıfına gider ve makineyi karşısında görünce önce afallar ve sonra cesaretini toplayarak konuşur.
– Sana ne yaptılar öğretmen hanım?
Pandora Poisa Kasaimura korkmuş sesiyle;
– Ben bir şey yapmadım müdürüm, sadece iki kalpsiz canavarın beni öldürmek istemeleriydi ama bunu da beceremediler.
Magenta Luna sessizleşir ve sabahı düşünmeden edemez hale gelir ve ağzından istemeden de olsa;
Poisa sabah başka sınıfta dersin var ama sen hareket edemiyorsun. Makineyi kapatsam acaba, içinde elektrik gelmiyor diye ölür müsün? Senin için hem endişeleniyor ve hemde korkuyorum.
Pandora Poisa Kasaimura ağlamaya başlar ve;
– Müdürüm, bende sürekli onu düşünüyorum. Çocuklar geleceğin bireyleri olacak ama ben burada oldukça onlara nasıl ders vereceğim?
Magenta Luna kafasını indirir ve içinden ağlamaya başlar. Pandora Poisa Kasaimura o sırada ağlamaya başlar ve Magenta Luna.
– Ağlamayalım, sabah bir çözüm bulmaya çalışırız. Olmazsa, senin derslerine ben girerim. Ayrıca okulda olduğunu nasıl öğrenmişler?
Pandora Poisa Kasaimura sessizleşir ve kafasını onaylar. Magenta Luna orada uyuyakalır.
GİZLİ MEKAN
ROMA/İTALYA
Saat: 03:30
O sırada Nobe Sule ve babası, oradan kaçarlar ve gizli mekanlarına sığınırlar. Bu ikili sakinleşir ve makine hakkında konuşmaya başlamak için, ilk olarak Nobe Sule konuyu açmaya çalışır.
– Baba ne yapacağız? Bu kızı öldürelim derken, başımıza şeytan yarattık. Bu kızı ortadan kaldırmak için, yarın makineyi ıslatacağım. Belki içinde azap çekerek geberip, gider.
Nobe Sule’un Babası önce kızıa baktı ve sonra sağ elini kaldırıp, yüzüne yumrak atmak istercesine bakar ama atmak yerine kendi yüzüne yumruk atar. Birkaç saniye sessizlik olur ve sakinleşince;
– Bende onu düşünüyorum, kızım. O kızı öldürüp, makineyi bir mekanda patlatırız. Sonra iz bırakmadan buradan kaçarız ama o müdür bunu yaptığımızı anlarsa, hayatımızı bitirir. Yarın o kadını susturmak için, artık biraz rüşvet falan veririz.
Nobe Sule yere oturur ve babasına bakarak;
– Baba onu öldürmemiz gerek, eğer o ölmezse gelecekteki insanlar burayı yakarlar.
Nobe Sule’un babası, sağ eliyle sağ cebindeki silahı çıkartır ve kendi kafasına tutar, çok geçmeden tetiği çekerek;
– Kızım, seninle çalışmak güzeldi. O makineyi yaptık ve ikimizde resmen amacımıza ulaştık.
Nobe Sule ağlamaya başlar ve ayağa kalkarak, babasının silahını almak için sol elini o silahı itmeye çalışır ama babası onu sol eliyle iterek düşürür ve silahı kızına doğru tutar.
– Vay, beni kurtarmaya çalışırken görmek, şaşırmadım desem yalan olur. Kızım! Aferin, seni deniyordum. Beni bırakacak mısın diye?
Silahını cebine geri indirir ve o ikisi orada uyurken, o sırada Pandora Poisa Kasaimura ve Magenta Luna’nınolduğu yere götüreyim.
Casa Romana
Gece Saat: 03:30
Pandora Poisa Kasaimura saçının değiştiğini hisseder ve Magenta Luna’ya sorar.
– Saçımın rengi değişti mi?
Magenta Luna şaşırır ve kızgın bakışla;
– Öğretmen hanım, saç rengini düşünmek için doğru bir zaman değil.
Pandora Poisa Kasaimura sağelini saçından çeker ve Magenta Luna’ya bakarak,
– Uyumanı istiyorum, sabah saat 07:00 gibi ders olacak. Bende bir şekilde uyumaya çalışacağım ve uyuyamazsam, seninle konuşurum.
Çok geçmeden ikisi uyur.
O sırada Nobe Sule çok geçmeden babasından izin alarak, okulun önüne gelir ve sınıfın bir köşesinde saklanarak uyur. Sabah olunca Magenta Luna;
– Söyle bakayım, nasıl yemek yiyeceksin?
Pandora Poisa Kasaimura uyanır ama;
– Sus! İçeriye gizlice birisi sızmış ve bu odada bir yerde saklanıyor.
Magenta Luna tüm sınıfı arar ve bir dolabın içinden Nobe Sule çıkar ve dolabı açınca uykulu halde, yere düşer. Magenta Luna sağ eliyle saçını çekerek, Pandora Poisa Kasaimura’nın karşısına çıkartır ve;
– Söyle bakayım hasta! Seni şimdi bu makinenin içine nasıl giriliyor?
Nobe Sule uyanır, Magenta Luna sakın hareket etme dercesine bir bakış atar ve Nobe Sule sol ayağıyla tekme atmaya çalışır ama Magenta Luna sol eliyle Nobe Sule‘un karnına yumruk atar
– AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAH!
Magenta Luna ona bakarak;
– Gelme sebebin nedir?
Nobe Sule yere yığılır ama bu sefer acıdan kıvranmaya başlarken Magenta Luna sakinleşir ve Pandora Poisa Kasaimura’ya bakarak;
– Makineyi çözebildin mi?
Pandora Poisa Kasaimura kendinden emin şekilde;
– Evet, çözdüm! Bu makineye insanları nasıl içine atılacağını da?
Nobe Sule sinirli bir şekilde kalkar ve oradan kaçmaya çalışırken, Magenta Luna, onun peşinden koşar ve yetişir, onu yakalar ve ona bakarak;
– Sakın deneme bile.
Magenta Luna sakinleşir ve Nobe Sule’un saçını sıkıca tutarak Pandora Poisa Kasaimura’nın önüne iterek düşürür. Magenta Luna;
– Yeter! Seni öğretmen hanımın vicdanına bırakıyorum.
Pandora Poisa Kasaimura sakin ama psikopat bir şekilde bakarak;
– İmzanı alayım bayan Nobe Sule.
Nobe Sule kendini köşede sıkışmış vaziyette hisseder.
– Tamam, atıyorum.
İmzayı atınca kendini direktman makinenin içinde hisseder, daha doğrusu artık Pandora Poisa Kasaimura tam karşısında görür.
– Ne olur bana merhamet et? Ne istersen yaparım? Yeterki acı bana.
Pandora Poisa Kasaimura sakince sağ elini kaldırır ve Nobe Sule’a çok sert bir şekilde tokat atarak;
– 80 gün boyunca benim kölem olacaksın, eğer en ufak bir darbe bile alırsan hasta olursun. Eğer vurulursan, gerçek dünyana ölü olarak ama fosil bir şekilde ışınlanırsın. Eğer benim deli edersen, senin hafızanı kalıcı silerim.
O sırada öğrenciler sınıfa girer ve karşısında gördükleriyle şok olurlar. Bunu yatıştırmak için Magenta Luka;
– Çocuklar artık öğretmeniniz makinede.
Sarışın öğrenci korkmuş vaziyette;
– Hocam! Bu makine bizi yer mi?
Magenta Luka ve tüm sınıf sessizliğe bürünür. Pandora Poisa Kasaimura bu sessizliği bozmak için;
– Çıkarın kalem ve kağıtları, sınav yapacağım. Nobe Sule senin için kağıt ve kalem çıkarttım ve sende yapacaksın.
  • Soru 1: İnsan olmak için neler gerekiyor?
  • Soru 2: Hayvanlar ve insanlar günümüze kadar nasıl hayatta kaldı?
  • Soru 3: Hayvanların komutanları kimdir?
  • Soru 4: Ben kimim?
  • Soru 5: Son sorudur, bana sormak istediğiniz var mı?
Süreniz: 60 dk. Bol bol düşünün, bu sorular sizin kaderinizi belirleyecek.
Magenta Luka önce korkar ama öğrencilerine bakarak;
– Kopya çekmek yasak.
Pandora Poisa Kasaimura gülerek;
– Kopya çekmek bu sınavdan sıfır gelmeyecek ama hayatınızı hırsız olarak geçireceksiniz. Herkesin düşüncelerini ve yaptıklarını hafızama kaydediyorum. Sakın bana oyun oynamaya kalkmayın. Oyun oynamaya kalkarsanız, yanımdaki kadın gibi olursunuz.
Tüm sınıf sessizleşir ve herkes sınavdaki vereceği cevaba odaklanır ama Nobe Sule çok geçmeden sinirlenir ve o sınav kağıdını yırtarak;
– Ben çocuklar gibi sana boyun eğmem.
Pandora Poisa Kasaimura güler ve arkasından sakinleşerek;
– İsyan edeceksin. Tamam, seninle oynayacağım.
Nobe Sule korkmaya başlar ve ona;
– Hayır yapma!
Pandora Poisa Kasaimura sessizleşir ve ona;
– Rastgele Karakter: İtaiyeci
– Rastgele Dünya: Roma
– Rastgele Görev: Kedileri ve krallarını kurtar.
– Süre: 06:00 dk.
Nobe Sule bu sefer isyan edercesine bakar ama Pandora Poisa Kasaimura onun bakışını yok sayarak;
– Sana birkaç soru soracağım, sonra seni ateşe atarım.
Nobe Sule hiçbir şey diyemez hale gelirken, öğrenci no 06/08;
– Poisa öğretmenim, sınavı bitirdim.
Pandora Poisa Kasaimura sevinerek;
– Sınav kağıtlarınızı getirin, makinenin önüne koyun ve öğrenci no 06 ve 08 ikiniz evinize gidebilirsiniz.
Magenta Luka o kağıtları görür ama tam konuşacakken Pandora Poisa Kasaimura;
– Sakın.
Cümlesinden sonra bölüm biter.


Tamamen kendi kalemimdir.
 

Ekli dosyalar

  • pan-101.jpg
    pan-101.jpg
    75.4 KB · Görüntüleme: 27

NESDelisi

Profesör
Cezalı
pan-102-1024x576.jpg


İlk bölümü paylaştıktan sonra bazı şeyleri değiştirmemizi istediler ve bizde bu değişikliği yaparak, yeni bölümü yazıp, paylaştık.


16 Ağustos 1945


Casa Romana


Gündüz Saat: 10:00


Magenta önce endişelenir ve sonra Pandora çok geçmeden konuşmaya başlar;


– Müdürüm, seni susturmanın sebebi. Onların zaten kopya çektiğini görmüş olmamdı ve gerçek adlarını zaten hafızama kaydettim. En kısa zamanda radyolarda bu çocukların isimleri geçecek ve polisler onların peşine döner.


Pandora kafasını çok korkmuş ve endişeli olan Nobe’ye döner. Nobe önce buz kesilmiş gibi olur ve çok geçmeden cesaretini toplayak;


– S-s-s-eni a-a-aptal! Karakterimi, yeri ve görevimi söyledin ama başlatmadın. B-b-benden ne istiyor-s-s-sun?


Pandora önce güler, çok geçmeden Nobe’ye bakarak;


– Seni şurada saniyeler içinde kan kaybından öldürebilirim ama bunu yaparsam, seninle olan eğlencem kaçardı. Şimdi görevine başla bakayım, bayan Nobe Sule.


Nobe
bunu duyunca afallar ve ağlamaklı ses tonuyla;


Pandora lütfen bana merhamet et.


Pandora sinirli bir göz bakışı atarak;


– Görevine başla.


Başka çaresi kalmayan Nobe mecburen göreve başlamak zorunda kaldı. Roma’nın belirli yerlerini gezerek, hayvanları kurtarır ve görev sonunda yaşadığına sevinse bile, halen şikayetler ederek kendi kendine konuşur ve bu sefer Pandora duyar ve ona bakarak;


– Seninle çok işim var ama önce dinlenmelisin. Az uyu bakayım, dinlenmeni istiyorum.


Nobe bunun üzerine öfkeli bakış atarak;


– Benden kurtulman için, büyük fırsat doğuyor ama sen bana merh…


Pandora buna çok sinirlenir ve Nobe’ye yaklaşarak, tokat atar ve arkasından.


– Senden kurtulmak isteseydim, kaçmana izin vermezdim moloz. Şimdi beni iyi dinle. Ya bana itaat yada bana kafa tutmaya devam edersin. Hayatın seçimi senindir.


Pandora sakinleşir.


Nobe, Pandora’ya bakarak;


– Senden tiksiniyorum, beni öldürsene. Sen şimdi babamıda öldürürsün.


Pandora sırıtır ve sonra sessizliğe bürünür herkes. O sırada sınıftaki herkes soruları cevaplamış ve Magenta tüm kağıtları toplayarak Pandora’nın masasına koyar.


– Öğretmenim, tüm sınıfın kağıtlarını topladım.


Pandora tüm kağıtları okurken Alya Ciliegia’nın boş kağıtı dikkat çeker ve Pandora ona bakarak;


ALYA CILEGIA! Bu kağıt neden boş?


Alya korkarak ayağa kalkar ve Pandora’ya bakarak;


– Eh, ıh. Hmm… Öğretmenim… Çok korkuyorum ve bu sınavı neden durduk yere yaptınız?


Pandora öğrencisine bakarak;


Alya korkacak bir şey yok. Sadece bazı yaramazlara ders vereceğim ve bu dersi verirken, çok fazla canlarını yakabilirim. İnsanlar pişmeden öğrenemez.


Alya sakinleşir ve Pandora’dan gözünü kaçırarak, ağlamalı ses tonuyla;


– Sınav kağıdımı geri isteyebilir miyim?


Magenta sinirlenir ve Alya’ya bağırarak;


– Burası oyuncak değil, kağıdını dolduraydın!


Pandora bu sefer Magenta’ya döner ve bağırarak;


– Karşındaki insan çocuk!


Birkaç saniye sessizlik oluşur ve arkasından yine Pandora;


– Yetişkin bir birey değil. Onlara bağıramazsın, müdürüm.


Magenta sinirlenir ve o mekanı terk eder.


– İyi ne yaparsan yap.


Çok geçmeden Nobe’un babası olan Destra Sule gelir.


– Kızımı geri ver.


Pandora sinirlenir ve Destra’nın yüzüne bakarak;


– Burada oyun oynamıyoruz. Kızının canı resmen benim elimde (birbirlerine öfkeyle bakarlar). Sakın ola, bana oyun oynama!


Destra çok sesini çıkartamaz hale gelir ve Pandora’nın olduğu yere gelir.


– Söyle bakalım, bu makinenin zayıf noktası ne?


Pandora önce irkilir ve sonra Destra’dan gözünü kaçırarak;


– Biliyorum.


Destra önce güler ve sonra Pandora’ya;


– Kutu, PANDORA’yı zehirle.


Pandora ecel terleri dökerken o sırada öğrenciler 4 kişi kandi aralarında konuşur ve planlayan öğrencilerden birisi sağ elini kaldırır ve baş parmak yaparak,


– Hadi.


Destra neler oluyor dercesine bakar ama tüm öğrenciler Destra’nın üzerine atlar ve Destra çok dayanamaz, yere düşerken, o sırada öğrencilerden birisi;


– Kızlare, şu adamın sağ cebini karıştırın.


Çok geçmeden bir kız gelir ve kız cebini karıştırır, cebinde 1 tabanca ve 1 bıçak bulur. Bunları öğretmen masasına koyar.


O sırada Pandora sakinleşir ve zehirin püf noktasını anlayarak yerde yatan Destra’ya bakar;


– Şimdi seni benim elimden kim kurtaracak? Cehennem zebanisi gibi tepene çökmez miyim?


Çok geçmeden, Destra makinenin fişini çekmek için ilerler ve bunu gören Alya;


Hocam! Seni kapatacaklar.


Bunu duyan Pandora sinirlenir ve Destra tam fişe elini dokunurken Pandora fısıldayarak;


Destra’ya elektrik ver.


Destra fişe elini değer değmez onu çarpar ve çok geçmeden kalp krizinden öldürür ve Sule sinirlenerek Pandora’nın elinden tutarak;


– Sen cani bir pisliksin.


Pandora önce güler.


– Gel bakalım bayan hasta.


Sule hemen Pandora’nın önüne gelir.


– Geldim bayan pislik.


Pandora bunu duyunca güler ve sakince;


– Demek nefretimiz aynı. Seni öldürmem bir şeyi değiştirmez.


Bunu duyan Sule korkarak Pandora’nın üzerine atlar ama Pandora sol eliyle Sule’un gırtlağını tutarak;


– Seni kendi elimle öldürmem ne kadar aptalca. Bana saldıramazsın.


Sule çok çırpınır ama boşa çırpınır, birkaç saniye içinde ölür ve ölü bedeni gerçek dünyaya ışınlanır. Pandora;


Kendimi kapatabilmem mümkün imiş. Zehir için teşekkür ederim bay ve bayan ölüler.


Pandora kendini kapatır ama Destra’nın ölmediğini düşünür ve düşüncesinde haklıydı.


16 Ağustos 1965


RC Frontend Home


Gündüz Saat: 10:00


Destra çok yaşlandı ve hayatındaki yaptığı tüm günahlarıyla başbaşa kaldı. Kimse Destra’yı ziyaret bile etmiyor ve hiçbir insan evladı onu evine varmaz. İşlediği günahları sayarken, kızını ve eşini kaybettiği anlar gözünün önüne gelir.


– Kendime mi kızmam lazım?


Diyerek iç geçirir ve ne hikmetse birisi kapısını çalar.


– Kim o?


Destra çok ağır hareketlerle kalkar ve yavaş yavaş kapıya gelir ve kapıyı açar.


– Postacı mı? (Umursuz ve sinirli ses tonuyla)


Destra kapıyı kapatır. Yavaşça yatağına oturur ve postayı açar.


– Merhaba, ben Nobe Sule’un avukatı olan Luna Di Ferro. Kızınız zehirlenerek öldü ve tüm mal varlığını sana bağışlamak yerine, kimsesizler yurduna bağışlıyor. Kızınız ayrıca size karşı bir dava açıyor ve açılan bu davayı kaybetmişsiniz.


Destra sinirlenerek, kağıdı yırtar;


– Lanet olasıca Pandora!


Destra artık ölmek üzere ama son cümlesinde;


– Öhü öhü. Keşke seni o gün öldürebilseydim. Öhü öhü, öhü!


Destra bu cümleden sonra yere yığılarak ölür.


16 Ağustos 1965


CMW – Almanya


Gündüz Saat: 10:00


O sırada Stellar Urteil makineyi bir yerden bulmuş ve CMW fabrikasına getirir. Fabrikanın alt katında bu makineyi aktifleştirir. Pandora


– Merhaba ben Pandora Poisa Kasaimura! Benim 20 yıllık uykumu kim bölmeye cesaret eder?


Stellar önce korkar ve arkasından cesaretini toplayarak;


– Merhaba ben cesaret ettim ve adımsa Stellar Urteil’dir. Şu an sen CMW şirketinin alt katısındasın. Sana birkaç soru soracağım. Sen geçmişi değiştirebiliyor musun?


Pandora meraklı bir bayanın sorularını cevapsız bırakmak istemiyordu ve cevap verir.


– Evet.


Stellar, Pandora’ya bakarak;


– Sen kendini kapattıktan sonra neler yaşandığını biliyor musun?


Pandora endişelenir ve bunu gören Stellar;


– Sakin ol, korkacak bir şey yok ve sen kaç dil biliyorsun?


Pandora cevap veremez, çünkü bu tip soruyu beklemiyordu. Çünkü bildiği tek dil İtalyancadır ve Stellar ise bu dili bildiği için konuşabiliyorlar idi. Stellar çok sabırsızca;


Pandora, senin için bir haberim var. İnsanlar senin peşinde olduğundan haberin var mı?


Pandora önce afallar sonra sakinleşir ama;


Stellar benim aslında büyük bir korkum var. En iyisi sana anlatayım, beni bulacak her insan psikopat çıkmasından korkuyorum.


Stellar endişesini anlar ve Pandora’yı yatıştırmak için yere oturur ve Stellar konuşmaya devam eder;


– Bak Pandora hanım, insanlar zaman zaman kendi halinde delirebiliyor. O yüzden sakin kalmalısın ve rakiplerini iyi analiz etmelisin. Gelecek neyin getireceğini veya neyin götüreceğini kestirmen mümkün değil.


Bunları dinlerken o sırada, Pandora makinenin içindeki boşlukta gezmeye başlar. Makinenin içini gezerken kitaplar bulur ve bu kitapların içinde dil öğretme mekanizmasına denk gelir ama bu kitabı açar. Okumaya çalışır ama bilmediği dil olduğunu görür ve Stellar’a gösterir.


Stellar hanım, bunu okuyabilir misin?


Stellar önce şaşırır ve bu kitabın Almanca olduğunu anlar ama kitabın başta tehlikeli olduğunu sanar. Kitabı okudukça bunun bir makinenin mekanizması olduğunu anlar ve kitabı İtalyanca’ya çevirmeye başlar.


– Bu kitapta bu makinenin içine zorla hapsedilen kişinin istediği kadar dil öğrenebilir ama bu dilleri öğrendikten sonra en fazla 1000 yıl kullanabilinmektedir. Her dili öğrenmek için sadece alfabesini görmen yeterli olacak. Zaten diğer her şeylerini saniye içinde çözebiliyorsun ve bunu istersen İngilizce için kullanabilirsin. Ayrıca bu kitapta hiç grammer bilgisi olmasına gerek yok. Son olarak, bir dili öğrenince bir kelime dahi hata yapmadan konuşabiliyorsun.


Stellar şaşırır ama Pandora’ya söylemeden Pandora hakkında içindeki düşüncelerini yansıtır.


Senin varlığına hala şaşkınım, ben senin çoktan öldüğünü düşünüyordum. Yine de seni sağ salim bulabilmeme seviniyorum.


Pandora sevinir ve hiç beklemeden;


Stellar, bana Almanca alfabesini sırasıyla kağıda yazarak, makinenin üzerine koyar mısın? Bir ricam daha var, parantez içinde o harfin okunuşunu da yazmalısın.


Stellar çok şaşırır, arkasından hemen kağıt ve kalem almak için üst kata çıkar. O malzemeleri bulur ve hemen alt kata iner. Tüm harfleri yazar


– A (ah), B (beh), C (ceh), D (deh), E (eh), F (ef), G (geh), H (hah), I (ih), J (jot), K (kah), L (el), M (em), N (en), O (oh), P (peh), Q (quh), R (er), S (es), T (teh), U (uh), V (vau), W (weh), X (ix), Y (ypsilon), Z (zett), Ä, Ö, Ü ve ẞ harfleri Almanca için kullanılan tüm harfler.


Pandora önce şaşırır, arkasından sakinleşir ve Stellar’a teşekkür ederek, kendisini kapatır.


Ve aradan bir 20 yıl daha geçer, bu sefer makineyi sıradan bir Japon bulur ve makineyi aslında Stellar’dan ister. Stellar yaşlandığı için, bu makineyi koruyamayacağına inanarak, Hoshi Ishigawa’ya verir. Hatta en iyisi seni o güne götüreyim.


16 Ağustos 1985


DEF Mart – Japonya


Saat: 12:00


Hoshi (sağa)ve Stellar (sola)restoranın 15. numarasına otururlar. Hoshi yemek siparişi için garsonu çağırarak 2 Sushi sipariş eder. Yemekler gelir ve herkes yemek yemeye başlar.


Stellar ağzındaki yemeğini yutar ve;


Hoshi senin peşinde olduğun makine benim çantamın içinde yer alıyor. Şunu diyeyim, kurulmadan önce sanki bir küçücük çanta boyutuna geliyor ama kurunca devasa bir şeye dönüşüyor.


Hoshi gördüklerine şaşırır ve bu şaşkınlığı yüzüne yansar. Bunu gören Stellar;


– Sakin olalım, bu makineyi istemen ve ona bakman çok büyük bir sorumluluk istiyor.


Hoshi şaşkınlığını bir kenara atar ve ağzındaki lokmayı yutar;


– Güzel, bu makineyi istiyorum ve bana ne kadara satarsın?


Stellar önce şaşırır ve sakin bir şekilde;


– Satılık değil.


Hoshi bu cümleyi duyunca şok olur. Şokunu atlatınca;


– En azından seni (Stellar’dan bahsediyor), memleketine geri döndermeme izin ver.


Stellar yemeğini yer ve sağ elindeki çantayı alır, masaya koyar. Sol eliyle fermuarı ileri çekerek açar ve o elini çantaya sokarak makineyi verir.


– Bu makineyi açınca alfabeni makineye göster. Senin alfabeni öğrensin, yoksa ancak Almanca ve İtalyanca ile sınırlı kalır.


Hoshi makinenin iki dil bildiğini bilmiyor gibi şaşırır ama bunu gizleyemez. Ağzından bir kelime bile dökemeden alır ve o mekandan ayrılırlar. Stellar ise o günden sonra bir daha hiçbir yerde görünmez. Makinenin zaman zaman göründüğü yerler böyledir ama bazı uzmanlar Fransa’da ve Türkiyede bile göründüğü söyler ama o bilginin doğru olmadığı ortaya çıkar. Fakat iki ülke dışında çok büyük bir kanıtı olan bir ülke daha var, İtalya. Makinenin çıktığı ülke o ülkeden gitmeden önce görülmüş ama aktif edilmemiştir.


Çok geçmeden evine varan Hoshi makineyi açar.


16 Ağustos 1985


Ishigawa no Paradaisu Manshon


Saat: 20:00


Hoshi ve ailesi yemek yer, herkes odasına çekilirken Hoshi gizlice sarayın ahırına gider ve makineyi açar açmaz hemen Pandora, İtalyanca konuşarak;


Benim 20 yıllık


Hoshi bu cümleleri anlayamadığı için Japon alfabesini çıkartır ve önüne dayar. Pandora şaşırır ve Hoshi’ye Almanca konuşarak;


– Almanca biliyor musun?


Hoshi‘nin yüzü kızarır ve Pandora’ya bakarak;


– Evet.


Pandora sevinerek Hoshi’ye bakar ve Almanca;


Japoncanın tüm alfabesi bu kadar mı?


Hoshi sinirlenerek ve Almanca;


– Az geldiyse sana Çince öğretelim.


Pandora yanlış yaptığını anlayarak Almanca;


– Özür dilerim.


Hoshi sakinleşir ve Pandora’ya Almanca;


Sorun değil.


Bir süre sonra sessizlik oluşur ve çok geçmeden Pandora, Japonca’yı söker ve Hoshi’ye yaşını sormayı dener Japonca.


– Merhaba Ishigawa, Hoshi. Yaşın kaç?


Hoshi bu kadar çabuk soru soracağını beklemiyordu, çok şaşırır ama bir yandan da çok sevinir ve hiç bekletmeden Japonca olarak.


– 28 yaşındayım.


Pandora sevinir. Çünkü bugüne kadar gördüğü herkes 40 yaş üstü olduğunu görür ve çok süslü kızlara denk geldiği için, karşısındaki kızı çok sade görür ve ona;


– Seni sevdim Hoshi-san. Kendimi şimdilik bir süreliğine kapatmayacağım.


Hoshi bu kelimeleri duyunca sevinçten havaya uçar. Kendisini anlatmasını ister.


– (Okuyucuya not, 1. bölümünde zaten başına gelenleri okudunuz. Tekrarlayarak, seni sıkmak istemiyorum)


Hoshi, Pandora‘nın başına gelenleri görünce üzülür ve ona;


– Bu hayatta en sevmediğim insan tipiyle uğraşmışsın. Kendilerini beğenmiş ve psikopatlaşmış bilim adamları daima tehlikelidir. Şahsi fikrimi sorarsan, bunlara yaptıkların az olmuş ama okuldaki çocukları düşünerek hareket ettiğin göz önüne alırsak, yaptıklarını normal karşılıyorum.


Pandora bu konu üzerine pek konuşmak istemese bile, rahatladığını fark eder;


– Haklısın Hoshi-san. Onlardan hala nefret ediyorum.


Hoshi artık sormadan edemeyeceği soruya geçer.


Pandora-senpai, hiç farkında mısın? Vucüdun hiç yaşlanmamış.


Pandora sesindeki değişikliği fark etti ve kendi vucüduna bakar, yüzünde gülümseme oluşur.


– Teşekkür ederim, Hoshi-san.


Bu iki kız kendi aralarında konuşur. Seni artık 2020 yılına götüreyim.


22 Ağustos 2020


Ayhan Gazi’nin Evi


Saat: 12:00


Ayhan Gazi Gülcü bilgisayar başında o makinenin peşinde olduğunu ve onu bulmak için elinden gelenin fazlasını yapacağını bildirir her yere ama tam umudunu kaybederken, televizyondaki bir kanalda haber görür ve hemen televizyonun karşısına geçer. Haber spikeri;


– Dün akşam bir insan kendini makine olarak ilan eder. Bu makine Japonya’da yer alıyor ve tabii ki, bu makine gerçekse.


Ayhan bunu duyunca hemen telefonunu çıkarmak için sağ eliyle cebine götürür ve Amigo Arco-iris’i arar.


– Aç sambacı.


Cümlesinden sonra bölüm sona erer.
 

NESDelisi

Profesör
Cezalı
Yazar Notu: Bu hafta iki bölüm birden gelecek. Önceki hafta sonu bilgisayarımın arıza vermesi yüzünden yazamamış olmam, 3. bölümün gecikmesine sebep vermiştir.

22 Ağustos 2020
Ayhan Gazi’nin Evi
Saat: 14:00

Ayhan Brezilyan arkadaşını arar ve o arkadaş cevap verir.
- Buyur, kanka.

Ayhan hem endişeli ve hemde telaşlı bir ses tonuyla;
- Kankam, Pandora’yı buldum.

Amigo önce şaşırır ve bunu sesine yansıtmamaya çalışır ama beceremez.
- Yani diyorsun ki, prensesimi buldun.

Ayhan, Amigo’ya sitem ederek;
- Sen evli değil misin kankam?

Amigo bunu duyacağını hiç beklemiyordu, yüzü kıpkırmızı kesilir.
- Senin sevgilin bile yok. Gelmiş bana ahkam kesiyor.

Ayhan bunu duyunca sinirlenir.
- Sanki senin gibi karı-kız peşinde koşuyorum. Ben sadece Einstein gibi makineyi bulmaya çalışıyorum.

Amigo sakinleşir ve Ayhan’a umursamaz ses tonuyla;
- Nerdeymiş şu Pandora!?

Ayhan sinirlenmeye devam eder;
- Sen niye benimle böyle uğraşıyorsun. Neyse, konuyu çok dağıttım. Pandora şu an Japonya’da.

Amigo hemen sessizleşir ve bunun sebebi, neye bulaştıklarını bilmedikleri bir makineyi öğrenmeye kalkışıyorlardı ama karşısındaki Ayhan olunca onu ikna etmek çok zor olduğunu biliyor. Hem inatçı ve hemde egoist itin tekiydi. Yine de Amigo şansını denemeye devam ediyor.
- Kanka, bu makine öldürebilir. Ek olarak Japonyaya elini kolunu sallayarak giremeyeceksin.

Ayhan bu cümleyi duymasını beklemiyordu ama o makineyi düşünmeden edemez hale gelir ve bu sefer bağırarak;
- Amigo kanka! (Sakinleşir) Benimle Japonayaya geliyor musun?

Amigo bu sefer güler ve sonra konuşmaya devam eder;
- Ben senin başına bela olmayacağım ama senin ne tür delilikler açacağını kestiremiyorum? Bu sefer gerçektgen o makineyi bulacağına dair hisim çok güçlü. Bu sefer sen benim başıma bela olacaksın.

Ayhan telefonu kapamadan önce Amigo’ya son kez sorar.
- Benimle Japonyaya geliyor musun?

Amigo mecburen kabul eder.
- Tamam, o ülkeye nasıl gideceğiz?

Ayhan şaşırır ve daha sonra cevap verir.
- Kanka, düşündüm. Normal bir turist gibi gideceğiz, orayı gezeceğiz. Makineyi bulupi 7 gün orada gezeriz. Daha sonra memleketimize götürürüz.

Amigo’nun aklında başka soru vardı ama istemeden de olsa sorusu ağzından dökülüverdi.
- Peki bu makineyi memlekete götüremez isek?

Ayhan bu soruyu sormasını beklemiş gibi tavır takınarak;
- Arahora!

Amigo şaşırır, çünkü bu ülkeyi daha önce hayatında duymamış ve neden diye soramadı bile. Arkasından konuyu değiştirir.
- Tamam kanka, sen hazırlan. Üç saat sonra İstanbul’da buluşalım.

Ayhan sevinçten havaya uçar.
- Yaşasın.

Bunu duyan Amigo. Bu sefer sesini çıkarmadan telefonu kapatır. Kısa bir bilgi Amigo, Türkçe bilmektedir.

Touka’s Heaven Place
Beijing/Çin
Saat: 21:00

Bu sırada sadece makinenin peşinde olan Türkiyede yaşayanlar değildi. Gelin sizi Beijing/Çin’e götüreyim. Oradaki insanlarda bu makineyi konuşmaya başladılar. Touka’ların hepsi Çince konuşacak ve gerektiğinde diğer insanlarda katılacak. Cinsiyetlerini parantez içinde bildireceğim.


An Touka (Kız, Kurucu): Çocuklarım, bugün sizlere güzel bir haberimiz var. Japonyada yer alan Pandora, bu sefer yerini ifşa etti.

Bunu duyan Ak Touka (Erkek) şaşırır ve hemen konuşmaya atlar.
- An anne, bu makineyi bulmamıza şaşırdım ama sanki, bu sefer kolay oldu gibi.

Touka’ların babası olan Qa Touka sinirlenerek;
- Hayatta her zaman zor olacak diye bir şey yok. Kalk Ak! Beni dinle, bu makineyi bulmamız bizim için çok önemliydi.

Ka Touka kendisi (Na Touka) profesörün kızıdır.
- Qa baba, bu makinenin 1000 küsür yaşında olduğuna inanmıyorum. Olsa olsa 10 yaşındaki bir kızın uydurduğu bir hikayedir.

An anne sinirlenir ve Ka’ya bakarak.
- Sen aptalsın, bu makinenin peşinde olan diğer mafyadan haberin yok sanırım.

Ba Touka (Kız) güler ve ayağa kalkarak;
- An anne, makineyi almak için kaç kişi gideceğiz?

An anne sakinleşir ve ayağa kalkarak;
- Ak (Erkek), Qa (Erkek), Ma (Kız), Ne (Kız) ve Ba (Kız).

İsmi sayılen herkes ayağa kalkar ve emri bekler. An anne onlara;
- Bu saydığım isimler önüme dizilsin.

İsimleri sayılan herkes önlerine dizilir ve başlarını eğerek otururlar. An anne;
- Yarın sabah Japonyaya gitmenizi istiyorum. Makineyi bulmadan gelirseniz, hepinizi kılıçtan geçiririm.

Qa baba sağ eliyle bir işaret yapar. Bu işaretin anlamı;
- Japon mafyasının bu makineden haberi yok.

Herkes ayağa kalkar ve arkasını dönerek o mekanı terk eder. Sizi şimdi de Çinlilerin dedikleri diğer mafyadan bahsedeyim.

O sırada Ai Kara sessiz sedasız oradan terk ederken eşi olan Misaki Kara onu görür.

Ai Possible
Japonya
Saat: 21:00

Misaki, biricik eşine doğru yaklaşarak;
- Prenses, yolculuk nereye?

Ai buz kesilir ve konuşamaz. Misaki bu sefer çocuksu ses tonuyla;
- Prensesim, beni burada mı bırakacaksın?

Ai kendini toparlayarak;
- Hayatım, makineyi bulmuşlar ve bende sürekli peşinde olduğum bir psikopatı buldum.

Misaki şaşırır ve eşine bakarken yüzü kızarır.
- Prensesim, psikopat derken?

Ai ve Misaki birbirlerine imalı bakışırlar. Misaki bu sefer sessizleşir ve Ai ona bu sefer aşk dolu gözle bakmaya devam eder.
- Ayhan Gazi Gülcü‘nün peşindeydim. Hani sen Türkiyedeyken o çocuk, senin evraklarını bulup, daha sonra yakmıştı.

Misaki bu sefer umursamaz.
- Şu Ayhan! Baş ağrısından öte bir şey değil.

Ai‘nin gerçekten merak ettiği şey vardı ama bir türlü aklındaki sorulara cevap aramak istiyordu. Fakat bunu eşine soramazdı, o yüzden oradan kalkarak odayı terk eder. Odasında eski okul arkadaşı olan Maya Kousoku’yu cep telefonundan arar.

Ai Possible/Ai Kara’s Bedroom
Japonya
Saat: 21:10

Ai, arkadaşına telefonundan ulaşmayı başarır ve ona derdini anlatmaya başlar.
- Maya-chan, söyle bakalım. İnsanlar nasıl hiç konuşmadan ve hiç görünmeden nasıl yaşar?

Maya bunları duyunca şaşırır ama arkadaşını kıramayacağını için cevap veremez, fakat o da artık bazı şeylerin farkındaydı.
- Pandora‘nın peşindesin Ai-san. Şimdi, bu makineyi bulabildin mi?

Ai endişesini söylemeye karar veriyor.
- Onu buldum ama onun sahibinin deli birisi olduğunu düşünüyorum.

Maya bu endişesini anlar ve ona;
- Korkacak bir şey yok, o kadını daha tanımıyoruz bile.

Ai bunları düşünmeye başlarken o sırada Maya;
- Ai-san, sen sakın kafana göre hareket etmeni önermiyorum. Bende geleceğim oraya.

Ai Bunu duyar ve güler ve Maya telefonunu kapatır. Ai yatağında uyur.

Herkes yavaştan hazırlanır. Buraları da bahsedeceğim. İlk hazırlanacak kişi Ayhan Gazi Gülcü’dür. Ayhan yavaştan eşyalarını hazırlar ve ne olur ne olmaz diye tabletini ve giyeceklerini çantasına hazırlar. Yemeklerini ise, ayrı bir kap yapar ve onları da çantaya hazırlar.

Ayhan Gazi’nin Evi
Kayseri/TÜRKİYE
Saat: 15:00

Ayhan hem yorgun ve hemde eşyaları kontrol eder ama bir şey içini yiyor. Buna rağmen sesini çıkarmadan çantasını hazırlamaya devam ediyor o sırada telefonu çalar ve arayan Amigo Arco-iris’tir. Ayhan telefonunu sol eline alır.
- Kanka, ben hazırım. Sende durumlar nedir?

Amigo sakin bir yerde oturmuş vaziyette;
Ben İstanbul hava alanında seni bekliyorum.

Ayhan eşyaları kontrol eder ve hazır bir şekilde malzeme ve giysi çantasını sırtına alırken, sağ eline yemek çantasını alır.
- Bende şimdi arabaya bineceğim ve Kayseri hava alanına varacağım. Oradan İstanbul’a geçerim.

Touka’s Heaven Place
Beijing/Çin
Saat: 21:30

O sırada Ak (Erkek), Qa (Erkek), Ma (Kız), Ne (Kız) ve Ba (Kız) mekanlarından uzaklaşmak için eşyalarını CMW M14 arabalarına koyarlar. Öne Ak, şoför koltuğuna Ne oturur. Arkaya Qa sola, Ma ortaya ve son olarak ise Ba sağa oturmuştur.

Ak (Erkek) alaycı ses tonuyla;
- Qa baba, Pandora’yı bulduğumuzda tek biz olacağız.

Ne bu düşüceye katılmadığını yüzünden okuyan Qa baba;
- İlk defa sana katılıyorum Ne kızım.

Ma ise düşüncelerini söylemek ister.
- Qa baba onu bulmak bu kadar önemli olduğunu biliyorum ama bazı korku dolu hislerim var. Bu makineyi bulan kişi, bize vermez ise.

Qa baba sakince düşünürken, o sırada Ba konuşmaya atlar.
- Annemizi ve Babamızı sorgulamaya hakkın yok, onlar ne derse yapılacak? Görevi sorgulayamazsın.

Ak sinirlenmemek için kendini tutar ama bunu gören Ne alaycı ses tonuyla;
- Ak amca, orası Japonya.

Ak bu cümleyi sindiremez ve sinirlenir. Sinirini Ne’ye bağırarak atar.
- Sana mı soracağız Ne?

Ne’nin yüzü kırmızı olur. Bunu gören Qa baba;
- Bu (Ne’den bahseder) kız sana aşık. Hala fark edemedin mi?

Ak bunu duyunca şaşırır;
- Benim kitabımda aşk diye bir kelimecik yok. Ben onlara inanmıyorum.

Qa baba sinirlenecekken, Ba olayı yatıştırmak için konuşmaya girer;
- Qa baba ben düşmanları araştırayım mı?

Qa baba bu soruyu düşünerek cevap vermek yerine, direktman;
- Hayır.

O sırada Hoshi Ishigawa’nın evinde;

Ishigawa no Paradaisu Manshon
Japonya
Saat: 21:30

Hoshi gecenin bu saatinde makinenin olduğu yere yani garaja iner. Garaja iner inmez makineyi açar.

Hoshi endişeli bir yüz ifadesiyle Pandora’ya;
- Pandora-san, durumlar çok kötü, seni keşfetmişler.

Pandora bunu duyunca şaşırmış ama zaten bunun olacağını biliyordu. O yüzden sakince;
- Kimler keşfetmiş?

Hoshi sağ cebini sağ elini sokarak, bir kağıt çıkartır.
- Bu bilgiyi Pandora hanım ile paylaşın. Yakın zamanda Dünya cehenneme doğru gidecek. Makineyi keşfedenlerden birisi Touka’dır. Bu bilgiyi ben Kyora Matsuyama olarak veriyorum ve gerçek adım ise, Na Touka’dır.

Pandora sakinleşir ama bu isim hakkında bilgiye sahip olan Hoshi. Önce sinirlenir.
- Pandora-senpai, sakinleşmenin zamanı değil. Touka’lar gerçek anlamda cehennem zebânileri. Eğer bu makineyi onlar alırsa, Dünya gerçekten cehennem olur.

Pandora sakince düşünür;
- Sakin ol Hoshi-san. Bu işi çözeceğiz. Eğer biri gerçekten beni istiyorsa, o zaman onların istediklerini vermeyerek yapacağım.

Hoshi sakinleşir ve kafasını Pandora’ya eğerek;
- Özür dilerim, biraz fazla aceleci davrandım.

Pandora yere oturur ve;
- Hoshi-san.

Hoshi kafasını kaldırır ve ağlama-ağlamama arası bir yüz takınarak;
- Bu-buyur.

Pandora ağlayarak;
- Makineyi bundan sonra kapatmayacağım. İnsanların beni bulmasını isteyeceğim. Birazcık, ben insanoğluyla uğraşayım.

Hoshi ayağa kalkarak;
- Tamam, Pandora-san.

İstanbul Atatürk Havaalanı
İstanbul/TÜRKİYE
Saat: 17:00

O sırada Ayhan Gazi Gülcü ve Amigo Arco-iris İstanbul’dalar. Ayhan uçaktan inerek arkadaşını bulur ve yanına gelir.
- Kanka, şimdi sırada Japonya’ya gitmek kaldı.

Amigo sevinerek;
- Kanka, sen hazırsan binelim Japonyaya gidecek olan uçağa!

Ayhan çok sevinerek;
- Tamamdır kankam.

Bu arada Çin’liler havaalanına varır.

Beijing Uluslararası Havaalanı
Beijing/Çin
Saat: 22:30

Ak (Erkek), Qa (Erkek), Ma (Kız), Ne (Kız) ve Ba (Kız) arabadan iner ve kapıyı kapatır. Çok sabırsız olan Ma konuşmaya başlar.
- Qa baba, hava alanına geldik. Eşyaları uçağa yüklemek için ben içeri gidiyorum.

Ma ise;
- Qa baba, bende Ma’ya yardım edeyim.

Ak hiç hareket etmeden dururken, Ne onu çekiştirmek için yanına varır.
- Sen aşka inanmıyor olabilirsin ama ben sana aşığım Ak.

Ak onu duymazdan gelir ve hava alanın içine girer. Arkasından Ne, Ba ve Qa’da onlara katılır. Superamper Emperior uçaklarının önlerindeler ve uçağı Ma uçuracak ve o mekana doğru gelirler.

O sırada Ai’yi bir telefon uyandırır ve bu sefer arayan hiç tanımadığı bir numara ve arayan kişinin sesi ise çok tanıdık.
- Selam, beni neden uyandırıyorsun?

Yabancı kişi telefondan;
- Pandora’yı senin istediğini duyduk, doğru mu?

Ai terlemeye başlar ve üstelikte sinirlenmeye.
- Adınız nedir?

Yabancı kişi sesini daha tanıdık şekilde imalı bir dil ile;
- Sence bayan Ai Kara-san.

Ai‘nin kafasına bir şey dank eder ve karşısındaki kişinin;
- Sen, Hoshi Ishigawa’sın. Pandora’nın son varisisin.

Hoshi bu bilgileri nasıl edindiğini merak eder.
- Sen, söyle bakalım. Düşmanlarını ve dostlarını iyi tanıyor musun?

Ai bu soru karşısında terler.
- Dün, benim arkadaşımı senin peşine taktım. O gün seninle buluşmuştuk ve bir şeyler sakladığını anlamıştım. Arkadaşım senin peşinden eve kadar geldi ve sen odana çıkarken, arkadaşıma “garaja git” diye emir verdim. O sırada o makineyi gördü ve bulduğu herkese yerini ifşa etti.

Hoshi sinirlenmeye başlar.
- Lanet olasıca Ai-baka.

Ai bunları duyunca utanacak gibi ses tonu yapar;
- Şey, hata yaptım.

Hoshi bunun üzerine sakinleşir;
- Yapacak bir şey yok, sen de gelsene. Evimi nasıl olsa öğrendin?

Bu sırada Japonyada yaşamayan tüm herkes Japonya topraklarına varırlar. Ayhan ve arkadaşı hemen bir taksi tutup, makinenin olduğu yere gelir. Touka’lar, kendi uçağını o mekanın yakınlarına konumlandırır. Ayhan Gazi Gülcü ve Qa Touka araçlarından hızla inerler hemen mekanın önüne gelerek;
- O makine benim.

Bunun üzerine Ayhan, Japonca olarak;
- Sana vermeyeceğim.

Qa güler Japonca olarak;
- Sen bana baba diyeceksin.

Yazar Notu: Amigo Arco-iris Japonca anlıyor ama konuşamıyor.

Amigo’da arabadan iner. İngilizce olarak.
- Arkadaşıma emir yağdırma pis.

Ma sinirlenerek Qa’nın yanına gelir. Japonca olarak
- Sana sormadık bay adı lazım değil.

Amigo sinirlenerek, İngilizce olarak;
- Benim adım, Amigo Arco-iris.

Bunu duyan Hoshi telefonunu kapatır ve aşağıya iner. O sırada Ayhan’a düşman kesilmiş Ai Kara’da gelir.
- Ayhan belası.

Ayhan gülerek, aşk dolu gözlerle Ai’ya bakar.
- Geldim can belası.

Hoshi herkesin karşısına geçer. Qa ve diğer kişiler soldayken, Ayhan, Amigo ve Ai ise sağdadır.
- Söyleyin bakalım gençler, bu kadar yoldan ne için geldiniz?

Ayhan çok heyecanlanıp, ağzından istemeden de kaçırır;
- Pandora!

Hoshi kafasını ve bedenini Ayhan’a çevirir.
- Sen Türk’sün. Dürüst olayım, şaşırdım. Demek Pandora anneyi istiyorsunuz. O kadar kolay değil.

Qa düşüncelerini yanlışlıkla söyler.
- Seni elime geçireyim, gösteririm kolay olup, olmadığını.

Ayhan sağ elini kaldırarak baş parmağını Qa’ya doğrultarak;
- Sana meydan okuyorum. Ben kazanırsam Pandora’yı alıp, Arahora’ya götüreceğim ve senin bir elemanını makineye atacağım. Sen kazanırsan, senin kölen olacağım.

Ayhan hariç herkes bu teklife şaşırır. Qa bunu kaçıramazdı.
- Tamam bay Türk. Adın ne senin?

Ayhan önce güler ve sonra cevap verir.
- Adım Ayhan Gazi Gülcü!

Ai sakinleşir ve meydan okumayı soracakken, Hoshi aralarına girer.
- Madem oyun oynamak istiyorsunuz, size oyun oynatacağım. İsteğiniz neyse, onu yapacağım. Oyunumu kazanan kişi Pandora’nın sahibi olacak.

Ayhan sevinir ve şeytani gülücünü yaparak;
- Karşımdaki insanlar kim?

Qa sinirlenerek;
- Ben Touka mafyasının babasıyım, peki.

Qa sol elinin baş parmağını Hoshi’ye doğrultarak.
- Sen kimsin?

Cümlesinden sonra bölüm sona erer.
 

NESDelisi

Profesör
Cezalı
pan-104.jpg


Qa sol elinin baş parmağını Hoshi’ye doğrultarak.
- Sen kimsin?

Hoshi sakin dolu gözlerle arkasına döner ve;

- Benim adım Hoshi Ishigawa. Ben polisim ve Pandora’nın son varisiyim. Sizleri zaten oynayacağım oyunlarım sayesinde, hem isim olarak ve hemde davranışlarınızı da öğreneceğim.

Ayhan merak dolu sesiyle;

- Ne tür oyun oynayacağız bayan polis?

Ai’nin düşünceleri istemsizce ağzından dökülü verir.

- Bitse de gitsem.

Ayhan, Ai’ya sitemdolu bakar.

- Ben seni seviyorum ama sen bana bunu yapıyorsun, aşk olsun.

Hoshi sağ elini alnına getirir ve sıkarak,

- Bunlarla benim işim ne der.

Gibi kafasını sallar. Daha sonra;

- Şimdi olaya geçeyim, herkes bir bayanla grup olacak ve grubundaki bayana güvenmek zorunda kalacak.

Ai bu sefer sessizleşemedi.

- Ayhan’la partner olamam. Bu çocuk hasta.

Ayhan sinirlenir ama ağzını açmadı. Karşısındaki mafyalar, yanındaki Ai’dan daha fazla sinirini bozuyordu. Bunun üzerine bir sessizlik oluştu ve Hoshi bu sefer, işi ciddiye almaları için ses tonunu sertleştirir.

- Pandora’yı istiyorsanız, oyunlarımı oynayın. İstemiyorsanız, havaalanına gidin. Uçağınıza binip, yaşadığınız yere geri dönün.

Ayhan ve Qa ikisi aynı anda;

- Pandora!

Hoshi
alaycı ses tonuyla;

- He!

Hoshi bu sefer ikna olur.

- Tamam, başlayalım ama baştan diyeyim. Caymak yok.

Ai, Ayhan’dan yüzünü çevirir ama Ayhan sırf Ai ile konuşmak için onun yüzüne bakar. Bir süre böyle devam ederken, Qa ve ekibi kendi aralarında konuşmaya başlar.

Qa tüm ekibini kümelenmesi için eliyle küme işareti yapar.

- Kızlar, benimle kim partner olabilir?

Ak sırıtır ve Qa’ya bakarak;

- Qa baba, üzgünüm ama bu işten biz çekilelim ve üstelik kızlara güvenilmez.

Qa sağ elini kaldırıp, Ak’a tokat atar;

- Seni ahmak.

Ma fikrini sakince dile getiriyor;

- Qa baba, bence yönlendirme duygusu güçlü olan birisini seçelim. İçimdeki ses, körebe oynattıracak diyor.

Qa düşünür ve Ma’ya hak verir.

- Haklısın kızım, peki hangi kızımızın yön duygusu çok güçlü.

Ne kendini söylemek üzereyken, Ba çok sabırsızca;

- Baba, benim yön duygum çok güçlüdür.

O sırada Ai artık gözünü Ayhan’dan çevirmiyor. Ayhan ve Ai aralarında konuşmaya başlarlar.

- Ne istiyorsun benden?

Ayhan’ın yüzü kızarır.

- Ai-san, Pandora-dono’yu istiyorum.

Ai bu sefer Ayhan’a ölümcül bakış atarak;

- Zamanını bunlarla mı öldürüyorsun?

Ai daha sonra umursamaz ses tonuyla;

- Peh.

Ayhan önce üzülür ama makineyi bulduğu zamanlar aklına gelir ve Ai’ya bakarak;

- Ai-sama, lütfen makineyi bana vermeleri için yardım et.

Ai güler ve gülmesi bitince ona acınası halde bakarak;

- Zavallı şey.

Ayhan uzun bir sessizliğe bürünür.

Qa bunu hemen onaylar ve onu yanına alarak, Hoshi‘nin yanına varır.

- Hoshi, biz hazırız. Ba ve ben senin görevini bekliyor olacağız.

Hoshi sevinerek;

- Çok güzel. Sizi biraz bekleteceğim ama karşıdaki iki kişi hala anlaşamadılar.

Ayhan ve Ai arasındaki sessizliği bu sefer de Hoshi bozar.

- Siz ikiniz, yanıma gelin.

Ayhan sessizce gelirken, Ai kendi kendine söylenerek gelir. Hoshi birinci oyunu o geçimsiz ikiliye anlatmaya başlar.

- Bana bakın baş belaları, sizin aşk oyunlarınızla uğraşacak zamanım yok. İlk oyun aslında oynaması basit gözüken ama bir o kadarda zor olan bir oyun oynatacağım ikinize. Ayhan, ellerini Ai’nin ellerinin üzerine koy.

Ai ve Ayhan şaşırır.

- Ne?

Ayhan utancından yüzü kıpkırmızı olur ama sesini çıkarmadan ellerini uzatır ve Ai’nin ellerinin üzerine koyar. Hoshi sağ elini sağ cebine sokar. O cepten bir sağlam bez çıkar ve onu eline sıkarak alır ve ikilinin ellerini çok sıkı bağlamak için çaba gösterir. Daha sonra sol elini cebine sokar ve bu sefer siyah bant çıkartır. Ai’dan gözünü kapatmasını ister. Hoshi sol eline siyah bantı tutarak Ai’nin gözlerini bantlamak için yaklaştırır ve gözleri kapalı olan Ai’nin gözlerini iyice bantlar. Gözlerini sağlamca bantladığına emin olunca bantın fazla kısmını sağ elini yine sağ cebine sokarak makası çıkartır ve o fazlalığı makasla keser.

Hoshi emin olmak için sol parmağıyla iki yaparak Ai’ya sorar.

- Sence bu sayı kaç?

Ai göremediği için bir sayı sallar.

- 4.

Hoshi tam istediğine ulaşır ve görevini sakince söyler.

- Göreviniz: İkiniz bu haldeyken, hiçbir yere çarpmadan veya düşmeden bana anlaşma kağıdını getireceksiniz.

Ayhan hem şaşkınlığını gideremez ve hemde düştükleri durumu sitem eder;

- Bu kadar şeye ne gerek vardı?

Hoshi imalı bir bakış yaparak;
- Sen başlayacak mısın, yoksa sabaha kadar bekleyelim mi?

Ayhan düştüğü durumdan çok memnun gibi bir yüz ifadesi var.

- Ben bu anı 2 senedir bekliyordum ama bunu hiç beklemiyordum. Karşımdaki inatçı ke-

Ai buna sinir olur, sağ ayağını kaldırır ve Ayhan’ın sol ayağına basar. Ayhan bu acıya tepki verir.

- Ah.

Ai bunun üzerine;

- Seni duyuyorum Ayhan-baka.

Ayhan yaşadığı acısından dolayı pek sesini çıkarmadan oyuna başlamaya karar verir. Hoshi sağ elini kaldırır ve baş parmağ yaparak, tam karşısındaki mavi boyalı renge sahip odasını gösterir ve;

- Ayhan parmağıma bak.

Ayhan olayı anlamış gibi kafasını yavaşça sallar. Ayhan az bir sağına geçer ve Ai’nin adım atacak kadar alan bırakır.

- Yürü yavaşça.

Ai bunu duyar ama tepki vermez.

Hoshi bunu duyunca;

- Sen kadınlara emir mi veriyorsun?

Hoshi bu sefer Ayhan’a yaklaşır ve sağ eliye Ayhan’ın sol kulağını çeker. Ayhan bir şey demeden oyuna odaklanır.

- Başlayalım mı Ai-san?

Ai bu durumdan hiç memnun değildi ama bundan kurtulmak için;

- Tamam.

Bunun üzerine Ai ve Ayhan sakinleşir. Daha sonra Ayhan;

- Ben dur diyene kadar düz yürü.

Ai bunu yapmaya başlar ve Ayhan evin kapısını görünce;

- Dur.

Ayhan tam Ai’nin elini kaldıracakken, Hoshi oradan;

- Hile yapma!

Ai bu sefer Ayhan’a kızar.

- Benden faydalanma.

İkisininde yüzü kızarır ama başka çareleri kalmadığı için, Ayhan kapıyı ağzıyla açar ve daha sonra;

- Sonunda, açıldı. Şimdi etrafa bakmam lazım.

O sırada Ayhan’ın telefonu çalar ve Ayhan sinirlenerek;

Lanet olasıca telefon.

Bunu duyan Hoshi gelir ve Ayhan’ın telefonunu açıp, Ayhan’ın kulağına dayar.

- Ne vardı bay ukala?

Karşısındaki kişi hiç konuşmadan telefonu kapatır ve Hoshi telefona el koyar.

- Ayhan-baka, telefon yasak.

Hoshi, o sırada Ai’nin telefonunu bulur ve ona da el koyar.

- Devam edin bakalım beceriksiz becerikliler.

Ayhan telefonuna el konunca sinirlenecekken kaza eseri sol ayağıyla, yanlışlıkla Ai’nin ayağına basar ve Ai;

- Aaaah!

Ayhan yaptığından utanarak;

- Özür dilerim Ai-sama!

Ai ağlamaklı ses tonuyla;

- Ben göremiyorum, sen kasıtlı bastın.

Ayhan bunun üzerine sinirlenerek;

- Sende göremediğin halde benim ayağıma kasıtlı bastın.

Hoshi sinirlenerek;

- Lanet olasıca çenelerinizi kapatın, eve odaklanın.

Ayhan bunu duyunca şaşırır ve sesini yükseltmeden;

- Elim çözülsün sana göstereceğim gününü.

Ai ağlamaya başlar.

- Artık şu zifiri karanlıktan beni kurtar.

Ayhan düşünür ve hemen;

- Tamam.

Ayhan daha sonra Ai’i yönlendirir.

- Ai-sama, düz git.

Ai düz gider ve Ayhan karşısındaki kanepeyi görünce;

- Dur. Benim olduğum yöne dön.

Ai o yöne döner ve yine Ayhan.

- Dur, şimdi düz yürü.

İkili biraz yürüdükten sonra yine Ayhan;

- Karşında merdiven var, sakın panik yapma.

Ai sakince;

- Tamam.

Ai’nin içinde resmen fırtınalar kopuyor. Ayhan ise sakince;

- Arkana geçmeye çalışacağım, bekle biraz.

Ayhan hem kendi ellerini ve Ai’nin ellerini havaya kaldırır, yavaşça arkasına geçer.

- Bunu yapmamızın sebebi, düşersek en azından senin daha az hasar almanı sağlamamdı.

Ai bunu duyunca hem şaşırır, hem de çok sevinir.

- Güzel.

Ayhan, Ai’i yönlendirmeye devam ediyor.

- Merdivenden çıkarken sakin ama yavaşça çık.

Ai yörüngelere uyarak tüm merdivenlerden çıkarken, o sırada Ayhan gözleriyle açık bir kapı aramaya başlar.

- Tamamdır, son iki adım kaldı. Şimdi seni açık kapıya yönlendireceğim. Düz git.

Ai düz gitmeye devam eder ve karşısına masa çıkar. Anlaşma kağıdı masanın üstündedir ve Ayhan o kağıdı almak için. Ai’nin elini öne doğru iter ve Ai onu alır. Ayhan;

- İlk defa bu eller işe yaradı.

Ai güler.

- Güzel, ilerleyelim.

Ayhan içinden;

- Çok şey kaçırdın prenses.

Ayhan, Ai’nin soluna geçer.

- Solundayım Ai.

Yine Ayhan ama bu sefer dışından;

- Güzel. Şimdi benim olmadığım alana dön. Şimdi yavaşça yürü ve ben dur diyene kadar devam et.

Ai yürümeye başlar ve Ayhan.

- Dur, sırada merdiven var ama ineceğiz. Yavaş yavaş ama doğru adımla in.

Ai yavaş yavaş iner ve Ayhan;

- Şimdi dur. Benim olmadığım alana dön.

Ai yavaşça Ayhan’ın olmadığı alana döner. Ayhan;

- Son adım kaldı, düz yürü biraz.

Ai yavaşça yürür ve o sırada Hoshi;

- Durun.

Hoshi yanlarına gelir ve önce Ayhan ve Ai ikilisinin ellerini çözer. Hoshi, Ayhan’ın kulağını fısıldayarak;

- Ai’nin gözündeki bantı sen aç.

Ayhan bunu yapar ve Ai, Ayhan‘ı karşısında görünce utanarak;

- Senden hala nefret ediyorum.

Hoshi şaşırarak;

- Pes. Çocuk sen düşmeyesin diye arkana geçiyor.

Ayhan yaptığından gurur duysa bile, Ai sinirlenir.

- Onun iyiliğine ihtiyacım yok.

Ayhan bu sesi duymamaktan gelir ve Amigo’nun yanına geçer. Amigo hala arabanın yanındadır. Amigo;

- Kanka, sen neymişsin ya. Karşındaki senden nefret etmesine rağmen, onunla iş birliği yaptın.

Ayhan gülümseyerek;

- Beni tanımamışsın.

Hoshi, Ayhan’ın olduğu yere vararak;

- Aferin, savunmasız bir kızı koruyarak görevini başardın.

O sırada Hoshi mafyaların yanlarına vararak onların görevlerini anlatacak.

- Sizin göreviniz.

Önce Ba’ya arkasından Qa’ya bakar. Sağ elini getirir ve sağ cebinden bez çıkartır, sağ eliyle Qa’nın ellerini tutar. Qa;

- Benim elimi bağlamak için eşimden izin aldın mı?

Hoshi sinirlenerek;

- Senin kuralların burada geçersiz baba bozuntusu.

Ba, Hoshi’nin dengesini bozmak için arkasına geçer ve sağ ayağıyla Hoshi’nin sağ ayağına çelme atarak düşürür ve bezde yere düşer ve Ba;

- O kadar basit değil bayan polis.

Hoshi düştüğü yerden kalkar ve belindeki kelepçeyi önce Ba’ya arkasından Qa’ya gösterir.

- Beni deli ederseniz, sizi bir günlüğüne mezarethaneye atarım. Bir güzel sopalarım, sonra sizi orada aç bırakırım.

Qa hapse girmek istemediği için yere düşen bezi görür ve ellerini kendi başına bağlar. Hoshi bu sefer sol elini sol cebine sokar ve bu sefer bez çıkartır ve Qa’nın gözlerini bağlar. Qa istemeden de düşüncelerini söyler;

- Çin’e gelirsen, seni çok iyi ağırlayacağım. Ayhan sen sakın Çine gelme, seni çiğ balık niyetine yerim.

Ayhan bunları duyar ve Qa’nın yanına yaklaşarak, Qa’ya tokat atar. Ayhan sinirini atınca;

- Senin derdini ne bilmiyorum ama ben seni elimle çeviririm.

Qa tokata karşılık veremeyeceği için kendine sinirlenir ve bağırarak;

- Pandora’yı yakalayayım, seni bir güzel içinde hayatını zehir edeceğim.

Ayhan meraklı ses tonuyla;

- Makineyi nereye götüreceksin?

Qa tam cevap verecekken araya Ak girer.

- Cehennem dediğimiz bir yer var, orası “Arahora”.

Ayhan şaşırmış gibi yapar ama içinden güler ve oradan çekilir. Hoshi görevini söylemeye başlar.

- Mafya bozuntusu, göreviniz: Arahora’nın haritasını garajdan getirmek olacak. Makineyi açarsanız, sizi saniyede içine alacak. İçine girerseniz, makine otomatikmen Ayhan’ın olacak.

Ayhan bunları duyunca keyiflenir. Qa ise çıldırır ama sesini çıkaramaz. Ba sakinleşir ve Qa’nın yanına tam yaklaşır. Ba;

- Qa baba, yapacağımız şey çok basit. Seni yönlendireceğim ve haritayı alıp, oradan çıkacağız. Qa baba, arkana dön.

Qa sessiz bir şekilde arkasına döner. Ba sakince;

- İleriye git.

Qa yine sakin bir şekilde ileriye giderken;

- Makineyi alalım, buradaki herkesi içine atacağım.

Ba sakince;

- Qa baba, sakin ol. Karşımızdakilerden bende hoşnut değilim ama makineyi istiyorsak, deli polisin dediklerini yapacağız.

Bunu herkes duyar ama kimse ses çıkarmaz. Ba;

- Qa baba, şimdi dur.

Ba biraz ileri gider ve garajın kapısını açar. Ba daha sonra Qa’nın yanına gelir.

- Tamamdır Qa baba. Şimdi yürü.

Qa masanın önüne yaklaşır ve Ba;

- Al onu Qa baba, tam önünde.

Önündeki kağıdı ağzıyla alır. Ba;

- Qa baba, şimdi arkanı dön.

Qa sessiz bir şekilde arkasını döner ve olduğu gibi ilerler. Tam garajın kapısının önünde Hoshi durur ve kağıdı sağ eline alır.

- Alayım o haritayı. Ba mafya babanızı çözün.

Bunu dedikten sonra mekanın biraz ilerisine gider. Ayhan zaten yakınlarında olduğu için hareket etmez. O sırada, Ba önce Qa’nın gözünü açmak için arkasına geçer ve elleriyle, bağlanmış bezi çözer. Daha sonra önüne geçer, bağlı elin bezlerini çözer. Qa;

- Oh sonunda.

Hoshi bu kağıtları alır. Qa ve Ba’da gelir.

- Şimdi beni dinleyin zaman israfçıları. Bunu yapmamın nedeni, sizin nasıl bir insan olduğunuzu görmemdi. Gözlerinizi bağlıyken, insanların gerçekte kim olduğu ortaya çıkıyor. Başta Ayhan ve Ai gergindiniz ama sonradan, birbirinize güvenmeyi öğrendiniz. Touka’ların derdini öğrendim ve bu makineyi almayı iki taraf istiyor ama bu o kadar kolay olmayacak. Benimle gelin.

Herkes Hoshi’nin peşine takılır ve garajın içine giderler. Hoshi;

- Uyan güzel prenses Pandora Poisa Kasaimura!

Pandora bunu duyunca uyanır ve karşındakileri görünce başta panikler. Sakinleşince;

- Beni alacak taraf kim?

Qa ve Ayhan aynı anda konuşur.

- Ben!

Qa sinirlenerek;

- Ben!

Ayhan sinirlenerek;

- Ben!

Qa sinirlenerek;

- Ben!

Ayhan sinirlenerek;

- Ben!

Qa sinirlenerek;

- Ben!

Ayhan sinirlenerek;

- Ben!

Qa sinirlenerek;

- Ben!

Ayhan sinirlenerek;

- Ben!

Qa sinirlenerek;

- Ben!

Hoshi bu gereksiz didişmeye bir çare bulmak için ikiliye;

- SUSUN!

Hoshi sakinleşir ve ikiliye bir oyun önerir.

- Satranç oynayacaksınız. Kim kazanırsa, makineyi o alacak.

Ayhan bunu duyduğuna sevinmedi ve tepkisini dile getirir.

- Ben satranç bilmiyorum.

Qa alaycı şekilde gülerken, Ba bu gülmeyi bozar.

- Qa baba, sende satrancı bilmiyorsun.

Qa ve Ayhan kavgaya yeniden başlar. Qa sinirlenerek;

- Ben!

Ayhan sinirlenerek;

- Ben!

Qa sinirlenerek;

- Ben!

Ayhan sinirlenerek;

- Ben!

Qa sinirlenerek;

- Ben!

Cümlesinden sonra bölüm sona erer.
 

NESDelisi

Profesör
Cezalı
pan-105.jpg


PANDORA POISA KASAIMURA

Bölüm 05: “Sayısal Loto”

Yazar: Ayhan Gazi Gülcü


Qa ve Ayhan sürekli birbirlerine “Ben” demeye devam ederken, Pandora sinirlenmeye başlar ve onlara;

- Sizinle uğraşmak beni deli ediyor. Satrancı oynayın bakalım.



Qa sinirlenerek;

- Pandora sen benimsin.



Ayhan, Qa’ya yaklaşarak uçan tekme atar ve sonra;

- Sende benimsin.



Hoshi ve Pandora şaşırır ve sonra;

- O zaman satranç masasına oturun.



Ayhan üzgün dolu bakarak;

- Ben o oyunu bilmiyorum. Qa moruğunu rahatça ezebileceğim bir oyun seçebilir miyiz?



Qa şaşırır arkasından ayağa kalkarak, Ayhan’a bakar;

- Sen bir manyaksın. Bana hem moruk de, hem de beni düşür Ayhan oğlum.



Ayhan sinirlenerek;

- Sen bana oğlum diyemezsin, bana kimse oğlum diyemez. Ek olarak sen çakma bir mafya babasısın. Kesin birde bunların çakma bir de anaları vardır.



Ba bunun üzerine sinirlerek, Ayhan’a yaklaşır ve yüzüne sol eliyle yumruk atmaya kalkar. Ayhan ufak bir manevra yapar ve sağ ayağını hızla yukarı kaldırarak karnına vurur. Ayhan ve Ba haricinde herkes şaşırır. Ayhan bunun üzerine;

- Ba Bayan, bana vurabileceğini mi sanıyorsun?



Ba karnına aldığı darbeden dolayı yere yığılır.

- Aaaaaaaaaaaaaa!



Ak sinirlenerek;

- Sen kimin karnına yumruk attın? O kızın karnı çok hassas.



Ayhan Touka’ların hepsine öldürme güdüsüne yenik düşecekmiş gibi bakış atarak,

- Öldünüz siz.



Ne, Ba’nın yanına vararak;

- İyi misin Ba?



Ba acıdan kıvranmaya devam ederken, o sırada Qa;

- Çok büyük bir düşman edindin Ayhan.



Ayhan umursamadan;

- Mafyacılık oynamayı bırakın. Sizin gibilere saygı göstermem.



Ne yere eğilir ve Ba’nın elinden tutarak Ba’yı kaldırır. Ba acısının verdiği şiddetli acıya dayanarak;

- Sen, b-benim karnıma ne-neden yumruk at-at-attın? Hıaaaaaaaaaaaaaaaaaah!



Ayhan yüzünü bile döndermez bile, Hoshi’ye bakarak;

- Ne oynayacağız?



Hoshi bu iki delinin arasında sıkışmaya başladığını düşünmeye başlar ve bir plan yapması gerekiyor. Eğer bunu yapmazsa bu iki delinin kavgası psikopatça savaşa döneceğine doğru hesaplar yapar. Hoshi kısa bir sessizliğin ardından;
- Sizle son bir oyun oynayacağım. Bu oyunun kuralları var. Sadece patronlar oynayacak. Yani Ayhan, Qa’ya karşı olacak. Diğer herkes patronlarını destekleyebilecek ama yardım etmeyecektir. Yardım eden olursa, o kişi diskalifiye olur ve yardım edeni mapushanede misafir ederim.



Hoshi ve Pandora hariç bu tehditten dolayı kimsenin sesi çıkmaz. Bir süre sonra Ayhan’a karşı nefret edilen Ai ve en iyi arkadaşı Amigo‘nun yanına gelir ve Ai;

- Seni hala sevmiyorum ama senden kurtulma şansıma sahipsem, senle işbirliği bile yaparım. Fakat yine de benim düşmemi engellediğin için eskisi kadar nefret etmiyorum ama eşime sana karşı nefretini soğutamam.



Ayhan bu konuyu konuşmak istemese bile, başka çaresi yok gibiydi.

- Eşinin taşıdığı verileri okusaydın, emin ol. Onu yok etmek için bir sebebin olmayacaktı. Eşin, çok sevdiğin bir mekanı havaya uçuracaktı.



Ai sinirlenerek ama yüzündeki utanç ifadesiyle;

- İftira atıyorsun Ayhan.



Ayhan hiç umursamaz ve Amigo’ya bakarak;

- Ne yapabiliriz?



Amigo sakince etrafına bakar. Gördükleri, uzakta olmasına tam karşılarında duran Hoshi ve Pandora. Biraz sola bakarak karşısında Touka’ları görür. Kısa bir fırtına sessizliğine bürünür ama içini kemirenleri söylemeye başlar;

- Dostum, mafya bozuntuları bana korkunç bir aura yayıyor. Sanki insanları öldürmek için kullanacaklar ve önüne kim çıkarsa, ezerek geçecekler.



Ai bunları duyunca korkarak;

- Kimsenin ölmesini istemiyorum.



Ayhan sessizce düşünüyordu ve bunun sebebiyse, artık bir plan yapmanın zamanı gelmesiydi. Ciddi anlamda makineyi istiyordu ve onu almadan memleketine dönmenin kendine karşı ağır kızgın olacağını biliyordu. Bu sefer planını karşısındakilere anlatmaya başlar.

- Arkadaşlar, Qa oldukça yaşlı. Yani yaklaşık 45 yaşında gibi görünüyor. Ben 27 yaşındayım, onu elimle çevirebilirim ama yanındakilerde hemen hemen benim yaşıtlarım. Onları safdışı bırakmamız lazım. Oyun dışında, dışarıdan patronlarına yardımcı olacaklar. O yüzden Ai senin, diğer elemanlara karşı birbirlerine kışkırtman gerekiyor. O sırada Amigo sende Hoshi’nin dikkatini onlara verdir. Bende o oyunu oynamaya çalışacağım.



Ai önce ilişkilenir ama güvenmekten başka çaresi yok. Çünkü hem arkadaşı ve hemde yarı düşmanını kaybetmek istemiyordu. Bunu yapmak zorundaydı. Amigo endişeli olan Ai’i yatıştırmak için;

- Ai seni anlıyorum, bazen Ayhan’ı çözmek zordur ama Ayhan’ı biraz bile tanısan varya. Kalbi çocuk gibidir ama aklı şeytan gibidir. (İngilizce konuşur)



Ai güler daha sonra gülmesi bitince, kafasını eğer ve konuşmadan teşekkür eder. Amigo bu teşekkürü alarak sesini çıkarmadan üçlü o alandan ayrılır.



O sırada Touka’lar plan yapmaya başlar. Qa tüm çocuklarına bakarak;

- Karşımızdaki insanı anlamaya çalışmayı denemeye gerek yok. Onlar bir şey yapamadan sizler, Hoshi’nin ve Pandora’nın göremeyeceği bir çok kör noktalar bulun ve o noktalara yerleşin. Amacınız, Ayhan’ı yavaşlatmak olacak ve elinize ne bulursanız, Ayhan’ın ayağına doğru atınız. Eğer yavaşlamaya başlamazsa, biriniz kılıcı alın ve önüne çıkın. Ayhan’ın elinde kılıç yok onu gafil avlayacağız.



Ma (kız) sakince;

- Hoshi, Pandora ve Ayhan fark ederse, ne yapacağız?



Qa azarlayarak;

- Asın o zaman kendinizi.



Ne sinirlenerek;

- Qa baba sana daima saygı duyarız ama bizimde hayatımız var. Sevdiklerimiz bizi bekliyor, tabii sen sevgi nedir bilmezsin? Aşkın ne olduğunu bile ama ben kendimi asmam ve asamam.



Qa sinirlenir ve Ne’ye bakarak;

- Çek git, ahmak. Korkak tavuk. Öl.



Qa sağ elini, sağ beline getirir ve silahını çıkartır, sağ eliyle tetiğe tutarak Ne’ye doğrultur ve Ak hiç düşünmeden Ne’nin önüne atlar. Ak;

- Beni vur, bir insanı öldürmek senin için oyuncak almak kadar basit.



Bu kavgayı gören Hoshi, silahını sol elini, sol beline getirir ve sol eliyle tetiğe tutarak Qa’ya tutarak;

- Hadi vursana. Bende seni vurayım.



Qa sakinleşir ve silahını aldığı yere koyacakken o sırada Hoshi o silaha el koyar. Ayhan bu kavgayı görünce keyiflenir ve hiçbir şey demeden öyle durur. Hoshi herkesi yanına çağırır ve herkes oraya gelir. Hoshi;

- Beni takip edin aptallar.



Herkes sesini çıkarmadan Hoshi’yi takip eder ve bir mekana gelirler.



NUMBER HOME RACE

Japonya

Saat: 14.00



Hoshi mekana gelir ve herkese bir yemek ısmarlar, herkes sakin bir şekilde masada yemeklerini yer. Masa bir tane olduğu içinde Hoshi’de oraya oturur. Yemek bitince, Hoshi ayağa kalkar.

- Son oyununuzu açıklıyorum. Ayhan ve Qa ayağa kalkın, kapının önünde bekleyin. Kavga ederseniz, ikinizi birden döverim.



Ayhan ve Qa hiç seslerini çıkarmadan kapının önünde bekler. O sırada Hoshi sakince;

- Herkes kalksın, karşınızdaki alana geçsin. Bu dakikadan sonra, asla patronlarınıza gram yardım yoktur.



Daha sonra Hoshi bağırarak;

- Qa ve Ayhan-sama gelin.



Qa ve Ayhan oraya yeniden gelir. Hoshi sağ elini kaldırır ve baş parmağıyla başlangıç rotasını gösterir. Hoshi sakince;

- Oyun: Kim daha çok sayı toplayarak getirirse, o kişi Pandora’yı alır. Pist kolay görünüyor ama çoğu yerde gizlenmiş tuzaklar sizi bekliyor. Ayrıca eğer sizde hile yaparsanız, saniyede sizi öldürecek tırpanlar var.



Ayhan gözüyle Hoshi’ye, işin der gibi bakarken, Hoshi ise Ayhan’a sen ölüsün der gibi bakar ve Ayhan güler. Hoshi ikiliye bakarak;

- Hazır mısınız aptallar?



Ayhan sakince;

- Evet Hoshi-dono!



Qa sinirli bir şekilde;

- Başlat cadı.



Hoshi sakince;

- Tamam.



Hoshi bağırarak;

3... 2... 1... BAŞLA!



Ayhan ve Qa hiç beklemeden koşmaya başlar. Ayhan ve Qa önündekileri 16 sayısını görür ve ilk hamleyi Qa yapar. Qa, Ayhan’ın ayağına çelme takarak düşürür ve sayıyı Qa alır. Ayhan sinirlenerek kendi kendine mırıldanır ve hemen ayağa kalkarak Qa’ya yetişir ve Ayhan, Qa’nın arkasına geçer ve sağ ayağını oturuyor gibi yapar ve sol ayağıyla kayarak, Qa’ya yetişir ve onun sol ayağına hedef alarak düşürür ve Ayhan ayağa kalkar, soluna geçer ve Ayhan;

- Bir insan öyle değil, böyle düşürülür bay yaşlı.



Qa sinirlenir ve düşmesinin etkisini çabucak toparlayarak kalkar ve sayıyı bulmak için ikili koşmaya devam ederken, o sırada Ayhan kafasını sola çevirir 22’yi bulur. Bunu gören Qa koşarak, Ayhan’ın bedeninden zıplamak için faydalanacakken, Ayhan kendini yere iter ve Qa çok feci yere uçar, ağız üstü düşer. Ayhan 22 numarasını alır ve gider. Hoshi bu durumu yorumlamadan da edemez.

- Çok feci düştü Qa-baka!



Qa sinirlenir ve ayağa kalkarken, ayağının yaralandığını fark eder ve bağırmadan acılar içinde koşmaya devam eder. Ayhan ise koşmaya devam ederken karşısına birden bire kağıttan yapılan oklar çıkar.

- Şaka mısın Hoshi-san?



Hoshi bunu duyar ve bağırarak;

- Sanırım, bu sana az gelmiş, arttırayım Ayhan-baka!



Ayhan önce güler ve aşağıdaki yağı görür, daha sonra yürüyecek alanı görür ve sonra bağırarak;

- Hoshi-san, benim cambaza benzer halim mi var?



Hoshi güler ve bağırarak;

- Arkana bak, yaşlı moruk yetişti.



Qa yorgun ve acılar içinde kıvranarak Ayhan’a yetişir.

- Seni hafife almamın bedelini ödedim ama sayıyı ben alacağım.



Ayhan bu sefer sağ elini geriye iterek Qa’yı sırt üstü düşürür. Ayhan bir cambaz gibi o alanı geçerken sol elinin olduğu yerde sayıyı görür ve o sayı 7’dir. Onu almadan geçer ve içinden;

- Yaşlıya acıdım, bir sayı alsında sevinsin garibim.



Daha sonra arkasına bakmadan gider. Qa hemen toparlanır ve o alanda yavaş yavaş gider. O sayıyı Qa görür ve onu alırken sol elini çok açar ama sağ ayağı boşa gelir ve dengesini sağlayamadan yağa düşer.

- İğrenç ama en azından 7’yi alabildim.



Qa oradan çıkar ve yolun dışından ileriye girer, çocuklarına yapın işaretini yapar. O sırada Ayhan, sol gözünü arkadaşlarına kırpar. Önce Ma eline bir kağıt parçası bulur, sol eline alarak ve ivediyle Ayhan’a atar ama Ayhan sağa doğru, yalandan manevra yapar. Sırada Ne var ama tam sol eline kağıt parçasını alır ama atmaz. Ba sol eliyle gerçek bir ok alır ve hızla sol eliyle Ayhan’a hedefler bunu gören Ayhan sakince yere yatar ama ok sol koluna değer ve Ayhan;

- Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!



Ai sinirli bir şekilde Ba’nın diğer okunu sağ eliyle alır ve yere atar. Ba’ya sol ayağıyla yan tekmeyi basarak Ba’yı devirir. O sırada Amigo, Hoshi’ye yaklaşarak;

- Hoshi-san, benim sana söylemek istediklerim var. (İngilizce konuşur)



Hoshi, Amigo’ya kafasını çevirir ve sakince;

- Seni dinliyorum bay Amigo-san.



Amigo sakince;

- Touka’ların hile yapmadan durabileceğine inanıyor musun?



Hoshi bunları duyunca başına kaynar sular dökülür ve Amigo’ya bakarak;

- Ne demeye çalışıyorsun Amigo-sama?



Amigo sol eliyle Hoshi’nin sağ elini tutar ve;

- Arkana bak. (İngilizce)



O sırada Amigo sol elini bırakır ve Hoshi arkasını döner. Ayhan’ın yaralı olduğunu görür. Qa’nın yüzünü yağ kapladığını görür ama Amigo’ya geri dönerek sakince (en azından sakin kalmaya çalışarak);

- Demek hepsinin çirkin yüzü ortaya çıktı. Bırakalım böyle devam etsinler ama en azından sen Ayhan-san’ın yarasını sar.



Hoshi, sol cebindeki bezi yeniden çıkartır ve Amigo’nun sol eline tutuşturur. Hoshi bağırarak;

- Ne duruyorsun, koşsana.



Amigo bunu duyarduymaz hemen koşmaya başlar ve Ayhan’a gelir ve Amigo hemen sol kolunu sarar. Ayhan koşarak son dönemece gelir. Yağ kaplı Qa’da galir ve Ayhan’ın sol koluna değer, Ayhan;

- Aaaaah!



Qa kahkaha atarak, önündeki sayının 50 olduğunu görür ama tam alacakken Ayhan ayağa kalkar ve sağ ayağını az geriye gerer ve Qa’nın sağ ayağına hızla vurur ve Qa yere düşer ama bu sefer oraya bayılır. Ayhan o sayıyı alır ve bitişe gelir ve Hoshi’ye sayılarını verir ama Qa’nın kalkamadığını fark eden Hoshi, hemen yanına varır ve doktoru arar ve ambulans gönderir. Touka’ların hepsi Qa’nın başına toplanır. Ba;

- Qa baba, uyan. Uyan, ne olur?



Ba sinirli bir şekilde Ayhan’a gelerek;

- Sen büyüklerine nasıl davranıyorsun?



Ayhan’ın gram üzüntü belirtisi yok ve güleç yüzüyle;

- O makineyi o adamdan daha fazla istiyorum.



Ne bu durumu görür ve ona gram acımadan, bir tekme atar.

- Sen beni öldürmeye kalktın, bundan sonra sizinle olmayacağım. Yarın hem adımı ve soy adımı değiştireceğim.



Orada bulunan Touka’ların hepsi (Ne ve Qa hariç hepsi) şaşırır.

- Ne? (Soru ebadında olan ne)



Ak sinirlenir ve Ne’ye sol eliyle tokat atacakken, Ne o sol eli bir güzel sağ eliyle tutar ve hiç beklemeden, Ak’a kafa atarak Ak’ı yere serer.

- Senin gibi aptal mafya bozuntularıyla oynamaktan usandım.



Ne o kafanın ardından orayı terk eder ve Ayhan’a doğru gelerek sakin bir şekilde;

- Tebrikler Ayhan!



Touka’lar Ayhan ve Ne hariç o alanda bulunan herkes şaşırır.

- Ne?



Ne sakinleşir ve;

- Sana kağıt parçalarını atmadım ve o oku atan kişiyi gördüm. Onu durduramadığım için özür dilerim.



Ne bunun üzerine ağlamaya başlar ve Amigo sağ eliyle, Ne’nin sol kolunu tutarak oradan tam uzaklaştırırken Ayhan;

- Dur kanka.



Amigo bunu duyunca şaşırır ve Ayhan’a bakarak;

- Bunlar seni öldürecekti.



Ne aslında beni öldüreceklerdi. Onların dediklerinden çıktığım için bana kızgınlar. Ayhan;

- Sana güveneceğim ama şimdilik, doğrudan Pandora’ya gidelim arkadaşlar.



Ne bu cümleyi uzun zaman önce duymamıştı ve duygulu gözlerle;

- Şaşırdım, siz böyle mi konuşuyorsunuz? Bizde her şey, çok katı. Baba olsun veya olmasın, birbirimize asla arkadaş diyemeyiz. Sadece sahte ismimizle hitap ederiz. Aslında ben Çinli değilim ve bende Hoshi gibi Japonum ve gerçek adım ise Yumi Kamiyama’dır.



Yumi hariç tüm çevresi şaşırır.

- Ne?



Ayhan sakinleşir;

- Bugün başka şaşıracağımız şey kaldı mı?



Yumi kafasını olumlu sallar ve o kazanan kişilerin hepsi Pandora’nın yanına varır.



Ishigawa no Paradaisu Manshon

Saat: 16:00

Japonya



Touka’lar hariç herkes oradadır ve Pandora herkesi karşılar.

- Son varisim, Ayhan Gazi Gülcü. Merhabalar, benim adım Pandora Poisa Kasaimura. Benim sana bir kaç sorum olacak ama seni biraz tanımak istiyorum. Biraz bana kendini anlatsana, neler yapıyorsun?



Ayhan, Pandora’nın önüne gelir ve oturur.

- Seni tanıdığıma sevindim. Ben senin peşindeydim aslında ben bilim adamı falan değilim, sıradan bir insanım ve olabildiğince tembelim ama iyi bir amacım var. Dünyamızı kötü eden her türlü pislikleri temizlemek olacaktır.



Cümlesinden sonra bölüm sona erer.
 

NESDelisi

Profesör
Cezalı
pan-106.jpg


PANDORA POISA KASAIMURA

Bölüm 06: “Ölüm mü, Yaşam mı?”

Yazar: Ayhan Gazi Gülcü​



Yazar Notu: Sunflower no Sekai’nın adı değiştirildi ve yeni adı HOLA oldu. Bu ad değişikliğinin ardından bir site açtık. Siteyi merak ederseniz, özelden sorabilirsiniz. Şimdiden okuduğun ve bana katlandığın için teşekkür ederim.



Ishigawa no Paradaisu Manshon

Saat: 17:00

Japonya



Pandora şaşırır, karşısında beklentilerini aşan birisi var. Bunu da dile getirir.

- Ayhan-san, demek sen sıradan ama iyi niyetli birisin.



Ayhan bu cümleleri duyunca çok şaşırır ama sevinerek;

- Evet Pandora.



Amigo
bu sefer kendini tutamaz ve;

- Pandora, bir tanecik sevgilim.



Ayhan kendini tutamaz ve güler. Amigo bunları dediği için yüzü kızarır. Ai ise Ayhan’a bakarak;

- Sen nasıl bir insansın? Arkadaşın aşkını ilan ederken, sen gülüyorsun.



Ayhan’ın gülmesi biter ve Ai’a bakarak;

- Şey, (utanır) eşinin patlatacağı yerin adını söylesem iftira atmadığıma inanır mısın?



Ai sinirli ama şaşkın bir ifadeyle bürünerek;

- E-evet. Fakat, (yüzü kızarır) yalan söylersen burada seni döverim.



Amigo kendine gelir ve yüzünü Ayhan ve Ai ikilisine çevirir. Ayhan;

- Tamam Ai-san. Eşinin patlatacağı mekan burasıydı.



Hoshi bunu duyunca şok olur ve Ayhan’a yaklaşarak;

- Seni tutukluyorum.



Ai şok olur ve Amigo şaşırır ve;

Oha.



Ayhan sağ elini kaldırarak;

- İspat etmem için izin verin.



Pandora sakince;

- Varisimi tutuklayacak kişiyi bu Dünyadan silerim.



Ayhan şaşırır.

- Tehdite gel.



Hoshi sakinleşir ama ölümcül bir bakışı atmadan da geçemez.

- Tamam.



Ayhan arabaya doğru yönelir ve sol eliyle sol cebine gider ve oradan anahtarı alır. Bagajı açar oradan koyu mavi renge sahip çantayı alır. Daha sonra bagajın kapağını kapatır. Daha sonra mekana geri gelir. Çantayı açar ve Türkçe diline sahip, tüm evrakları koyarak;

- Pandora, Türkçe biliyor musun? (Japonca)



O sırada Number Home Race‘ın önüne bir ambulans gelir ve Qa yaralıdır. Doktorlar araçtan iner onun yanına yaklaşır. Daha sonra sedyeye sakin ama dikkatli bir şekilde yatırırlar. Oradaki tüm herkes ambulansa binip, en yakın hastaneye giderler.



Ba sinirli;

- Ne yani Japon cadısı, bizi nasıl eker?



Ak sinirli;

- Sence, bir insan Japonsa bizi her zaman eker.



Ma sinirlenir.

- Bende Japonum, sabrımı taşımayın. Qa baba, o kıza silahı doğrultmasaydı. Bunlar yaşanmaz idi.



Ak bağırarak;

- Senin gerçek adın ne cadı?



Ma bağırır.

- Durdurun şu arabayı.



Pandora şaşırır.

- Bilmiyorum Ayhan-senpai. (Japonca)



Ayhan sakinleşir ve Hoshi’ye yaklaşır.

- Hoshi-san, Pandora bir dili nasıl öğreniyor?



Hoshi sağ elinin baş parmağıyla Pandora’nın önündeki masayı işaret eder.

- O kağıdı al, Türkçe alfabesini oraya yaz ama okunuşuyla birlikte.



Ayhan içinden bir öğretmen olmadığım kalmıştı. Bu iç sesi Pandora duyar.

- Varisim, ben öğretmendim. Öğretmek güzeldir, böyle ön yargıyla yaklaşmamanı tavsiye ederim. (Japonca)



Ayhan şaşırır.

- Aklımızdan geçenleri okuyabiliyorsun yani. (Japonca)



Pandora sakince;

- Daha çok şaşıracaksın ama bugünlük çok şaşırdım demiştin, o yüzden sana çok yüklenmeyeceğim. (Japonca)



Ayhan alaycı ses tonuyla;

- He yav.



Ayhan daha sonra ciddileşir.

- Güzel.



Bunu dedikten sonra o masaya yaklaşarak Türkçe alfabesini yazmaya başlar.

- A (a), B (be), C (ce), Ç (çe), D (de), E (e), F (fe), G (ge), Ğ (yumuşak ge), H (he), I (ı), İ (i), J (je), K (ke), L (le), M (me), N (ne), O (o), Ö (ö), P (pe), R (re), S (se), T (te), U (u), Ü (ü), V (ve), Y (ye), Z (ze).



Yazdıktan sonra bu kağıdı Pandora’nın önüne koyar ve Ayhan, Hoshi’nin gözüne bakar ve eğil işareti yapar. Ayhan eğilir.

- Bu Türkçe alfabesidir. 29 harf var ve hepsinin okunuşlarını yazdım. Ayrıca yumuşak ge için bir not düşmek istiyorum. Bu harf genellikle okunmaz ama önceki harfi uzatma görevi görür. (Japonca)



Pandora kısa bir sessizliğin ardından Türkçe’yi söker ve ilk denemesini yapar.

- Merhaba Ayhan, ben Pandora. (Türkçe)



Ayhan şaşkınlığı atamaz ve;

- Yeter artık, bugün başka şaşırmak istemiyorum.



Pandora sakince;

- Bugünkü oyunlarda en iyi oynayan sendin Ayhan. Senin almanı bekliyordum ve o adamlara nedense sürekli kıl oluyordum ama o konuda haklıymışım. Qa ve elemanları artık durmayacaklar, ben ve sen (burada Ayhan’dan bahsediyor) ne yaparsak. Onları deli edecektir. O yüzden senin planını dinliyorum.



Ayhan ayağa kalkar ve sakince;

- Benim planım, Arahora ülkesine gitmek ve o prensesleri korumak olacak.



Ayhan arkasını dönerek ve çantadaki tüm evrakları Pandora’nın önüne koyar. Ayhan sakince;

- Bunları tarar mısın?



Pandora sakince verilen bir görevi yerine getirmek için tüm verileri taramaya başlar.

- Buradaki tüm bilgileri hafızama aktar.

- Verileri aktarınca güvenlik taramasını yap.



Tarama Sonucu: Güvenli.



- Buradaki güvenli veriler içinden Misaki Kara ait tüm verileri bul.



Tarama Sonucu: Bulundu



- Şimdi Misaki Kara’yı bul.



Tarama Görevi: Misaki Kara

- Bulundu



Yer: Tokyo’nun ortasında bir yer

Saat: Japonya yerel saat 18:00.



Kişinin niyeti taranıyor...



Misaki Kara;

- Kötü



Geçmişteki Kötülükleri;

- 10 kişiyi kasten yaralama,

- 20 mekanı yok etme ve 1 taneside hastane,

- 36 kişiyi öldürme,

- 4 kişi ile evlenme,



Ai ağlamaya başlar ve Ayhan;

- Pandora, görevi durdur.



Pandora bunu söylediği için ağlamaya başlar ve görevi durdurur. Ai ise zaten bunları duyduğu için dağılmış durumda ve Ai;

- Ayhan-san, sen canisin diyeceğim ama Misaki daha cani. Bu adamın gerçek uyruğunu öğrenebilir miyim?



Pandora varisine bakarak;

- Yapayım mı?



Ayhan sakince;

- Hayır, o bilgiyi de ben söyleyeyim. Kız çok fazla sarsıldı zaten. Bunu da açıklarsak, kız mahvolacak.



Pandora ağlamaya başlar.



Ai sakinleşmeye çalışır ama arayan Misaki’dir. Ai sağ elindeki çantanın içinden sol eliyle telefonunu çıkartır ve sol kulağına dayarak;

- Alo, bay melek görünümlü şeytan. Sen beni hep Ayhan’a karşı doldurdun. Şimdi seni Pandora’ya hapsetmemesi için, bana yalvar.



Ayhan yaklaşarak, Ai’nin sağ eliyle sol kulağından yavaşça alarak ve telefonun mikrofon düğmesine basar ve Ayhan;

- Seni sahte Japon, sen Japon bile değilsin. Kökenini araştırdım sana Waka Wamake Osia demem lazım. Seninde peşindeyim, sadece güvenlik anlamında firmalara zarar vermedin ve aynı zamanda başkalarına ait verileri kullanarak, insanları birbirlerine kışkırttın.



Waka bunları duyunca gülerek;

- Seni dahi. Beni çözdün ama Pandora senin kölen mi?



Pandora utanarak;

- Ne-ne-ne-ne, demeye çalışıyorsun.



Yumi sinirlenerek;

- Sana bir köle var, Qa Touka! Dilediğin gibi oyna.



Pandora şaşırır ama Ayhan güler. Ai sinirlenir. Daha sonra Ai;

- Sen ölüsün, sakın bir daha arama ve sorma beni.



Waka bu telefonu hızlıca kapatır.



Japonyanın bir yerinde;

Saat: 18:00



Ambulans durur ve Ma iner. Sonra sakince;

- Benim adım Hana Matsukaze.



Dedikten sonra oradan gider ama karşısında bir kanas görür ve hemen Hoshi’yi aramak için sağ elini sol cebine sokarak telefonunu alır ve hemen Hoshi’yi arar.

- Hoshi-san, ben Hana. Eski okul arkadaşın, sana bir ihbarda bulunacağım. Qa Touka’ya birisi suikast düzenleyecek.



Hoshi bunları duyunca;

- İvediyle, o mekanı bas ve o adamı oyala. Biz geliyoruz.



Hana o mekanın giriş kapısını bulur ama Waka’nın kör noktasından gitmesi gerekiyor. Bu yüzden Waka aşağısına bakmayı akıl edemeyeceği için, hem hızlı ve hemde sessiz bir şekilde içeri girer. Tüm apartmanın içini gezer ve 6. katına çıkınca;

- Seni buldum bay deli.



Waka kanası indirir ve hemen sağ elini sağ cebine sokar. Oradan bıçağını sağ eliyle çıkartır ve hemen Hana’ya saldırır.

Hana;

- Ben Çinli değilim ve benden ne istiyorsun? (İngilizce)



Waka bıçağı hızla Hana’ya doğru hedefler ve sağ eliyle hızla atar. Hana bunu görünce hemen eğilerek bıçak hızla duvara saplanır ve Waka;

- Git buradan bayan-mi. (mi saygı ekidir ve İngilizce konuşur)



Hana sinirlenir ve Waka’nın ayağına çelme takmak isterken, Waka zıplar ve Hana’nın yüzüne iki bacağıyla vurur. Hana vurulmanın şiddetiyle yere savrulur.



Waka sakince;

- Zaten ifşalandım, bir de seninle uğraşamam. Çekil git, yoksa seni şurada öldürüveririm.



Hana hemen ayıkır ve ayağa kalkar.

- Arkadaşım seni içeri tıkacak bir gün.



Waka güler ve Hana’ya yaklaşarak;

- Ölmemen için tanrına dua et.



Hana sakinleşir ve yere oturarak;

- Senin yaşaman için tanrına dua et.



Waka telefonundan bir izleme sinyali alır ve Hana’ya sol elini sol cebine götürür, silahı çıkartır. Waka sinirlenir;

- Sen mi saldın başıma polisi salak kadın? (İngilizce)



Hana sakinleşir ve güler. Sakinleşince;

- Dürüst olayım, o ambulansın içinde Qa Touka var. Ölmesi ve yaşaması umurumda değil ama senin ölmen benim umurumda.



Waka güler ve sakinleşince;

- Sonunda ana düşmanımdan saf olmayan birisi. Seni sevdim aslında ama eşim olacak kadın Qa Touka’dan emir aldı.



Hana sakince;

- Seninle işbirliği yapamam ama sana şunu diyeyim. Düşmanım olan Touka mafyası sadece senin değil, aynı zamanda Pandora’nın en yeni varisi de düşman.



Waka sakince;

- Buradan kaçalım.



Hana emir yağdırır gibi bakış atarak;

- Hop! Dur orada.



Sakince;

- Söyle bakalım, tam olarak sen ne istiyorsun?



Waka şaşırır ve bunu beklemiyordu. Cevap vermek yerine, Waka sol elindeki silahı yere atar, sol eliyle ve Hana’nın sağ elini tutarak oradan kaçarlar. Kaçma sırasında Waka;

- Adın ne senin?



Hana utanarak;

- Adım Hana Matsukaze. Senin adın ne?



Waka utanarak;

- Benim adımda Waka Wamake Osia’dır ama bana kısaca Waka-san de.



İkili oradan ivediyle uzaklaşırlar.



Ishigawa no Paradaisu Manshon

Saat: 18:30

Japonya



O sırada Ai ve Yumi’de Hoshi’nin arkasına düşer ve Hoshi onları görür;

- Ai ve Yumi-sama. Neden peşimden geliyorsunuz?



Ai mahvolmuş psikolojisinin etkisindedir ve Hoshi’ye ağlamamak için kendine tutarak ama bir yandan da oraya bayılmamak için ise Yumi’den destek alarak;

- Ha-na-san, ben-de gel-mek is-ti-yo-rum. (ağlamaya başlar)



Yumi, Ai’nin dayanamayacağını görür ve onu sırtına binmesi için önüne oturur. Ai’i sırtına alarak;

- Sırtımda dilediğin kadar ağla ama o lanet adamın önünde güçlen.



Hoshi sakinleşir.

- Ne desem beni dinlemeyeceksiniz nasıl olsa ama, ölürseniz ona ben karışmam.



Ai ve Hana seslerini çıkarmadan olay yerine giderler. Olay yerine varınca Waka ortalıkta yoktur.



Japonyanın bir yerlerinde

Saat: 19:20



Hoshi, Ai ve Yumi mekanı aramaya başlarlar ama bir şey bulamayınca, Hoshi sinirlenerek;

- Lanet olasıca Waka. Lanet olasıca Hana. Niye kaçtınız?



Ai sakinleşir ve;

- Şimdilik kaç bay sahtekar. Zamanın geldiğinde tıpış tıpış ayaklarınla Pandora’ya geleceksin.



Yumi mekanı telefonun ışığını açarak gezer ve bıçağı görür ve Yumi sakince;

- Hoshi-san, bir gelsene.



Hoshi oraya gelir ve bu bıçağı görmesini beklemiyordu. Ayrıca, bıçakta kan izi bile yok.

- Şaşırmadım desem yalan olur. Kaçan kişiler demek ki önce kavga etmişler ve sonra birlikte kaçmışlar.



Yumi sakince;

- Sanırım, kaçacak delik bulmuşlar ve biz gelmeden önce kaçmışlar.



Ai sinirlenir ve bağırarak;

- Kaçak Misugi ahmağı.



Yumi sakince Ai’nin yanına varır ve sağ eliyle beş kardeşi atarak;

- Ai, ağlamayı ve zırlamayı keser misin?



Hoshi sakince ikilinin yanına varır ve onlara;

- Binin buradan gidiyoruz.



Waka ve Hana ambulansı hızla takip etmek için Waka’nın Kamyoneti olan Bisuri Sukore Emo adlı arabaya binerler ve arabanın içinde gizli takip cihazı var ve istediği tüm kişileri rahatça takip ederler. Ambulans hastaneye doğru gider ve hastaneye varır. Mafya babasının yanında Ba ve Ak kalmıştır ve hepsi hastaneye girince, doktorlar o sedyeyi hemen ameliyat odasına götrürür. Doktorlar ameliyatını yaparken, o sırada Waka ve Hana hastanenin içine girerler.



Waka ve Hana bir hasta odasının olduğu yerin önüne çökerek üzülmüş numarası yaparlarken, plan yapmaya başlarlar. Waka sakince;

- Normalde ben tek kişiyimdir ve asla plan yapmam ama bugün ana düşmanımın iki önemli çocuklarını ele geçirebilirsem.



Hana, Waka’nın cümlesini devam ettirmek için keser.

- Çok fazla bilgiyi elde edersin ama bu sandığın da basit olacak. Silaha gerek yok, ellerimizle gafil avlayabiliriz.



Waka gülümseyerek.

- İşaretimi bekle ve çok uzaklaşma ama sakın göze de batma.



Hana sakince;

- Anladım.



İkili biraz aralarına mesafe açarak hedeflerine yaklaşırlar. Hedefleri ameliyatın önüne gider ve onları takip etmeye devam eder. Waka bağırır;

- Şimdi.



Waka hızla Ba’nın önüne atlar ve iki elini sol eliyle tutar. O sırada Hana hızla Ak’ın önüne atlar ve iki elini sağ eliyle tutar.



Waka ve Hana sinirli bakış atarak;

- Oyun bitti çocuklar.



Ak ve Ba sinirlenerek;

- Bırakın, elimi.



Waka sol eliyle Ba’nın iki elini yukarıya çeker ve Ba;

- Aaaaaaaaaaaaaah!



Hana sağ eliyle Ak’ın iki elini yukarıya çeker ve Ak;

- Aaaaaaaaaaaaaah!



Waka ve Hana yaptıklarına psikopatça güler.

- Ahahahahahah.



O sırada Qa Touka’nın ameliyatı biter ve hemşireler odasına götürür. Waka ve Hana o ikilinin ellerini bırakmadan onları da sürükleyerek o odaya götürür ve içeride ikiliyi atar. Hana;

- Waka-san, sen içeride dur, bunlar kaçmak için plan yapabilirler. Bende kapı önünde durup, sensiz sıkılayım.



Waka güler;

- İkimiz bunları rehin aldık, bundan başka ne tür eğlence olur ki?



Waka sol cebiden sol eliyle bantı çıkartarak, Ba’yı yere oturtarak mumya misali bantlar. Daha sonra o Hana’ya atar ve Hana iki elini düzlemesine yaparak atılan bantı tutar. Hana ise sağ eliyle Ak’ı, Qa’nın yatağının yanına mumya misali bantlar ve Hana ve Waka boş bir yere otururlar ve o iki Touka üyesinin hallerine bakıp, bakıp gülerler.



Sonra mafya babası uyanır. Qa;

- Ne oldu bana? Ma kızım, sen neden çocuklarına gülüyorsun? Ayrıca Ne kızım nerede?



Waka gülerek;

- Babalık, sen sanırım 2010’da kalmışsın.



Hana sinirlenerek;

- Bana artık Ma kızım deme. Benim gerçek adım Hana Matsukaze’dir. Ne ise Ayhan’dan saf tutuyor ve adıysa Yumi Kamiyama’dır. Kısaca sana ihanet ettik ve ne amaçlı olursa olsun, o silahı kendi uyruğumdaki arkadaşıma tutarsan, seni terk ederiz. Daha bu başlangıç, yakında sen güç kaybedeceksin.



Waka şaşırır;

- Demek senin derdini anlamak kolaymış. Dilediğin zaman, dilediğini yaparsın.



Cümlesinden sonra bölüm sona erer...
 

NESDelisi

Profesör
Cezalı
pan-107.jpg




PANDORA POISA KASAIMURA

Bölüm 07: “Akuma”

Yazar: Ayhan Gazi Gülcü​



Qa sinirlenerek;

- Hana kızım bana ihanet etmenin sonu, senin ölümün olacak?



Waka güler ve sakinleşir;

- Seni öldürseydim keşke.



Hana güler ve sakinleşir;

- Eğer şimdi bu aptal babalığı öldürseydin, bana eğlence çıkmaz idi.



Qa sinirli;

- Çocuklarımı çöz.



Waka umursamayarak;

- Onlar zaten ölü.



Hana sakince;

- Qa-baka, çocuklarını öldürsem mi?



Waka sakinleşerek;

- Bunları ne yapsak? Öldürsek mi, yoksa mumya gibi kendi kendilerine acılar içinde kıvranarak ölmelerini mi beklesek?



Hana sakince;

- Bence bu iki aptalları (Ak ve Ba’dan bahseder.) kendi kendilerine yavaşça ölmesi bana yarar.



Waka sakince;

- He, en iyisi bu zaten.



Qa bağırarak;

- Sizleri bir elime geçireyim, o zaman görürsünüz öldürmeyi.



Waka Qa’nın yanına yaklaşarak, sağ elini sıkarak yumruk yapar, yaraları sarılmış vucüdunun olduğu yere yumruk atar ve Qa;

- Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaah!



Waka güler.



Qa’ya bu seferde Hana yaklaşır ve sol elini sıkarak yumruk yapar. Seruma hedef alarak sert yumruk atar ve serum paramparça olur. Bunun üzerine Qa;

- Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaah!



Qa bu duruma dayanamaz ve bayılır ama Hana ve Waka doktor gelmesini engellemeleri için alarmı hemen kırarlar. Hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya devam ederler.



Waka sakinleşir;

Şimdi düşünelim, bu insanları cehenneme göndermek ikimizin elinde.



Hana sakinleşir ve içinden;

- Sonunda kendini mafya babası sanan aptallardan kurtulmam için fırsat geçirdim.



Hana dışından ve sakince;

- Şimdi ne yapabiliriz?



Waka sakince;

- Bunları öldürmek az bile olsa o aileye ufacık zarar verecektir. Bunlar kaç kişiler?



Hana sakince;

- 50 kişilik bir aile ve herkesin kendi adı dışında baba veya anne dedikleri kafayı yemiş yaşlı bozuntucuları tarafından atanan sahte iki kelimelik isimler veriliyor. Bu isimleri ezberlemen ve o kişilerle iletişimin olması şart.



Waka sakince;

- Peki bu aile içi konuşmalarında hangi dil kullanıyor?



Hana sakince;

- Çince.



Waka sakince;

- Sen kaç dil biliyorsun?



Hana sakince;

- Japonca ana dilim. İngilizce ve Çince biliyorum. Tabii, Fransızcada öğrenmeye çalışıyorum. Peki sen kaç dil biliyorsun?



Waka sakince;

- Japonca, İngilizce ve Arahoraca biliyorum.



Hana şaşırır ve;

- Arahoraca nerenin ana dili?



Waka şaşırır;

- Arahoraca, Arahora Prenses Ülkesi’nin ana dilidir.



Hana şaşırmaya devam eder.

- Vov.



Waka ve Hana birbilerini tanıyadursunlar. Şimdi seni, Ayhan, Amigo ve Pandora’nın yanına götüreyim.



Ishigawa no Paradaisu Manshon

Saat: 16:00

Japonya



Pandora sakince;

- Vârisim, sana biraz kendimi anlatmamı ister misin?



Ayhan sakince;

- Eğer şaşırmayacaksam, olur.



Pandora sakince;

- Hayır.



Amigo hevesli dil ile;

- Pandora, hayatım! (İngilizce)



Ayhan içinden;

- Bu tam bir salak!



Pandora sakince;

- Vârisimin içinden geçtiğine katılıyorum. Amigo-san, sen neden gerçek bir kadınla aşk yaşamıyorsun?



Ayhan şaşırır;

- Vov, headshot!



Amigo sakince;

- Kanka (Ayhan’a diyor), senin içinden ne geçti?



Ayhan şaşırır;

- Ne? Cidden bilmek mi istiyorsun?



Amigo kafasını olumlu sallar.



Ayhan güler ve sakinleşir.

- Sen tam bir salaksın! Dedim.



Amigo alınır ama sessizleşir. O sırada Pandora;

- Vârisim, benim amacım, kötü insanları yok etmek olacak. Dünyayı pisleten insanlardan, temizlemek istiyorum.



Ayhan güleç yüzüyle;

- Vov. Demek sende benim gibisin.



Amigo kendine gelir ve Pandora’ya;

- Bu alandan çıkmayı hiç düşündün mü prenses? (İngilizce)



Pandora sakince;

- Vârisim, ben buradan çıkmak isterdim ama buradan çıkabilmem şimdilik mümkün değil. Eğer buradan çıkarsam 100+ yaşında mı gözükeceğim, yoksa şimdi ki gibi 25 yaşında mı olacağım? Kafamda çok fazla soru var.



Ayhan sakinleşir.

- Ciddi olayım, vârisin olarak ilk görevimi yapmak isterim.



Amigo şaşırır.

- Ciddi misin kanka? Sanki sen delirmişsin gibi bir halin var.



Ayhan umursamaz ses tonuyla;

- Yok.



Ayhan sakinleşir.

- Tam aksine Pandora’yı bulmuşuz. O ne derse, onu yapacağız.



Pandora sakince;

- Vârisim, ilk görevin senin götürmek istediğin ülkeye gitmek ve oraya kalıcı yerleşmek olacak. Amigo sende bir an önce Japonca öğrenmeye başla. Orada çok fazla ihtiyacımız olacak.



Ayhan şaşırır.

- Bu bilgiyi nereden biliyorsun?



Pandora sakince;

- Senden önceki olan vârisim, bana her şeyi en başından anlattı. Bu bilgileri oradan biliyorum ve o nereden öğrendi dersen, onu söyleyemem. En azından şunu diyeyim, Touka mafyasında çok fazla ajanımız var.



Ayhan sakinleşir.

- O zaman oraya bir arkadaşımızı sokmakta faydalı olacak.



Pandora sakince;

- Vârisim, çok üzgünüm ama bu konuda sana katılamıyorum. Touka’lardan nefret eden o kadar çok millet ve ülke varki, sana sayamam bile.



Amigo sakince;

- O zaman ben gideyim aralarına. (İngilizce)



Pandora sakince;

- Amigo-san, seni orada yurda kuşa yem ederler.



Ayhan sakince;

- Pandora-senpai’a katılıyorum.



Ayhan sakince;

- Tamam o halde.



O sırada olay yerine gitmiş Yumi, Hoshi ve Ai geri dönmüşlerdir. İçeri girerler ve hepsi diz çökerek yere oturur.



Pandora sakince;

- Hoşgeldiniz bayan, Yumi Kamiyama.



Yumi sakince;

- Hoşbuldum.



Pandora sakince;

- Hoşgeldiniz bayan, Hoshi Ishigawa.



Hoshi sinirli;

- Hoşbulmadım.



Pandora sakince;

- Neden?



Hoshi öfkeli bir şekilde;

- Biz gelmeye lanet olasıca Waka-baka kaçtı. Bir de yanında bir kişiyle.



Pandora sakince;

- Hoşgeldiniz bayan, Ai Kara.



Ai ağlamaklı;

- Hoşbuldum.



Pandora sakince;

- Seni bu durumdan kurtaracağım Ai-san. Vârisim, şimdiki planımı anlatmamı ister misin?



Ayhan sakince;

- Olur.



Pandora sakince;

- Ai sen önce şu sahtekarı boşamakla başlayalım. Sonra seni Ayhan ile evlendiririz.



Ai yaşadığı şoku henuz atlatamadı ve bunu atlatması için, o ortamdan uzaklaşarak gitti. Yumi peşinden gitmek üzereyken, Ayhan görür ve;

- Sakın Yumi-san, bırak gitsin.



Ayhan sakince;

- Şimdi yapacaklarımız daha önemli.



Pandora sakince;

- Beni Arahora’ya götür ve oradaki insanlardan beni sakla. Hatta yapabiliyorsan oradan oturum izni alıp, şirket kur. Şirketin en alt katına beni koy. O ülkede taşkınlık yapan herkesi, benim olduğum odaya koy. Kaçamayacak şekilde güvenlik önlemini alırsan, o kişiyi oyunumla adam ederim. Eğer adam olmaya niyeti bile yoksa, onu oyunumun içinde öldürüveririm.



Ayhan şaşırır ama bir yandan da sevinir.

- Tamam, Pandora-senpai.



ADLİYE ÖNÜ

16:30

Japonya



O sırada Ai bir taksi tutar ve Waka’yı boşamak için, adliyeye gider. Oraya varır ve avukatını arar. Olan biteni ona anlatır ve olduğu yere gelmesini ister. O gelmeden önce bir grup çeteler, Ai’i tek başına bulur ve tam silahlarını çıkartıp, ateş etmek üzereyken kızıl saçlı ve koyu giysili bir erkek Ai’i yiterek, yere düşürür. Çete üyeleri ortadan kaybolur.



??? şaşırır.

- İyi misin bayan?



Ai beklemediği bir şey gördü ama bu adamı daha önceden de gördüğünü hatırlar ve ona;

- Sen kimsin bay kızıl saçlı?



Benjiro sakinleşerek;

- Benim adım Benjiro Chuudan. Senin adın ne bayan yeşil saçlı ve koyu mavi gözlü?



Ai sakince;

- Adım Ai Zen’ya Kara ama kısaca bana herkes Ai-sama der.



Benjiro sakince;

- Sana saldıran kişileri bulmamı ister misin? Yoksa seni korumamı mı istersin?



Ai sakince;

- Hayır.



O sırada Hoshi merak ederek Ai’a telefon açar. Ai sağ elini cebine götürür ve cebindeki telefonu çıkartarak;



Ai sakince;

- Alo Hoshi-san.



Hoshi meraklı ses tonuyla;

- Neler yapıyorsun?



Ai endişeli ve korkmuş ses tonuyla;

- Waka denen adamı boşamaya çalışıyorum ama düşmanlar boş durmuyor.



Hoshi sinirlenerek;

- Dürüst ol, ne yaptılar sana?



Ai sakinleşerek;

- Suikast düzenlediler canım.



Hoshi sinirlenerek;

- Sen benimle dalga mı geçiyorsun Ai-san? Şimdi hemen buraya geliyorsun.



Ai bunu duymasına rağmen, telefonu yüzüne kapatır. Benjiro sadece Ai’nin dediklerini duyar ve ona sakin bir şekilde;

- Ai, polis arkadaşım var. Ona sana suikast düzenleyen çeteleri bulmalarını isteyebilirim.



Ai bu teklifi duyunca şaşırır;

- Kabul etmiyorum.



Ai içinden;

- Avukatım gelse de, şu gerizekalı adamı boşasam.



Biri sanki Ai’nin içini okumuş olacak ki ve avukatı oraya gelmiştir. Koyu kırmızı rengine sahip CMW arabasıyla mekanın önüne durur ve iner.



Av. ??? sakince;

- Geç kaldım mı?



Ai sakince;

- Hayır, çok geç kalmadın. Zaten geleli çokta olmadı Kumo-san.



Av. Kumo sakince;

- Anladım Ai hanım. Artık, içeri girelim mi?



Ai sakince;

- Girelim Av. Kumo Sora.



Av. Kumo ve Ai adliyenin içine girerken, Benjiro polis arkadaşını aramak için sağ elini sağ cebine sokar ve siyah rengine sahip telefonunu çıkartır. O arkadaşını arayarak, tüm yaşanan her şeyi ortaya döker.



O sırada, seni iki psikopatın yakaladığı mafya babasını ve üyelerinin olduğu yere götürüyorum.



HASTANE

Japonya

Saat: 17:30



Waka güler ve sakinleşince;

- Demek sende benim gibi düşmanlarla iş birliği yapmaya zorlandın.



Hana sakince;

- Ailemi öldüren bu psikopat.



Daha sonra Hana sağ elini sıkar ve sadece baş parmağını açar. Hiç bekletmeden Qa’yı gösterir. Qa hala acılar içerisinde kıvranıyor.



Waka sinirlenerek;

- Benim ailemi bir mafya öldürmedi ama bu mafyayla olan bağlantısı beni deli ediyor.



Hana sakince;

- Emin ol, bunu yapmaları beni de deli ediyor.



Waka sakinleşir;

- Bu çocukların acı çekerek ölmesi senin nefretini soğutur mu?



Hana sakince;

- Evet ama neden hazır elimizdeyken Qa’yı öldürmüyoruz?



Waka sakince;

- Qa denen adamın elinde bir şey var. Onu araştırıyorum ve bulunca onu çöpe atarız.



Hana sinirlenir.

- Şu araştırdığın şey nedir?



Waka sakince;

- Ellerinde çok değerli bir oyuncak var.



Hana sakince;

- Dediğin oyuncak Pandora ise, o oyuncak Ayhan’ın elinde.



ADLİYE ÖNÜ

17:30

Japonya



Benjiro’nun polis arkadaşı olay yerine gelir ve Benjiro’ya birkaç soru soracak.



??? Polis sakince;

- Benjiro-san merhaba. Suikaste uğrayacak olan kız nerede?



Benjiro sakince;

- Bu kadar resmi olma arkadaşım. Sakin ol ve o kız adliyede. Muhtemelen birini boşayacakmış.



??? Polis sakince;

- O kızın adı nedir?



Benjiro sakince;

- Ai Zen’ya Kara’dır.



??? Polis sakince;

- Mekanı araştıracağım ve buranın yakınında market var. Kamera açıktır.



??? Polis yandaki mekana gider. Market sahibiyle konuşur ve kamerayı izlerken bir şey fark eder. ??? Polis bağırarak;

- Benjiro-san.



Benjiro hemen duyar ve içeriye girer.

- Buyur Jouki Masa.



Jouki sakinleşir.

- Dostum bu adamlar Çin mafyasından olduğu kesin. Arabaları simsiyah ama logolarını nereden görsem tanırım.



Benjiro sakince;

- O zaman bunlar Ai’dan bir şeyler istiyor olacaklar.



Jouki sakince;

- Muhtemelen. Sadece Ai olsa iyi olur. Yoksa bu adamlar deli gibi can yutarlar.



Benjiro sakince;

- O zaman onun bana can borcu var Jouki-san.



Jouki sakince;

- Öyle ya da böyle kızın hayatını kurtardın. Ben olsam ona yanaşırdım.



Benjiro sakince;

- Kızla pek konuşamadım.



O sırada adliyedeki işleri biten Ai ve Avukatıyla birlikte dışarıya çıkar.



Jouki sakince;

- Kurtardığın kız bu ve sanırım kendisi de geldi.



Ai sakince;

- Teşekkür ederim Av. Kumo-san. En kısa zamanda paranı ödeyeceğim.



Av. Kumo‘nun gözü arkadakilere takılır ve sakince;

- Sanırım bizi dinliyor bu adamlar (Benjiro ve Jouki’den bahsediyor).



Benjiro dayanamaz ve Ai’nin önüne gelir.

- Seni gerçekten tanımak istiyorum.



HASTANE

Japonya

Saat: 18:00



Waka sakince;

- Dürüst olayım, o oyuncakla ilgilenmiyorum bile.



Hana sakince;

- Anladım.



Hana içinden;

- Acaba Touka’da isyan bayrakları var mı?



Qa acısını yener ve gözünü açar;

- İkinizi ele geçirirsem, Dünyanın kaç bucak olduğunu size çok güzel öğreteceğim.



Qa bunu dedikten hemen sonra yere eğilir ve ağzından kanı kusar. Waka adamın yanına yaklaşarak, yere eğilmiş vaziyette olan Qa’nın karnına sol ayağını hızla havaya kaldırarak karnına tekme atar.



Qa acıyı iliklerine kadar hissederek;

- Aaaaaaaaaaaaaah! Waka oğlum yeter.



Waka sinirlenerek;

- Sen herkese böyle oğlum veya kızım mı diyorsun?



Waka oradayken bir kere daha sağ ayağıyla karnına tekme atar ve Qa havaya sıçrar. Arkasından hızla yere düşer. Hana güler ve onun yanına yaklaşır ve eğilerek Qa’ya bakar;

- Ölü. (Çince)



Ayağa kalkar ve arkasındakilere bakarak, Waka’nın yanına yaklaşarak;

- Şunları zehirlesek mi?



Waka şaşırır.

- Güzel fikir, ölümleri doğal olur. Çözelim şu gereksizleri.



Waka önce Ba’yı çözer. Daha sonra da Ak’ı. Mumya misali sardıkları kişileri çözmek için, bantı tekrar geri çözüyorlar. Hana daha sonra Ba ve Ak’ın yanlarına gelir.

- Yemek istediğiniz yemeği söyleyin.



Ak sağ ayağını havaya kaldırır ve bunu gören Hana yere çömelerek sol ayağıyla Ak’ın sol ayağına hızla çelme takarak düşürür.



Daha sonra Hana sinirlenir;

- Size iyilik yapmaya çalışıyorum. Sizi öteki Dünyaya tok gönderiyorum, daha ne istiyorsunuz?



Ba sinirlenerek;

- Sen bize ihânet ettin.



Hana sakince;

- Size zaten en sonunda ihânet edecektim ama sizin (Ak ve Ba’dan bahsediyor) kadar da salak mafya üyeleri tanımıyorum.



Waka sakince;

- Hana-san, artık şunları (Ak ve Ba’dan bahsediyor) piyasadan silsek mi?



Hana sağ elini sağ cebine götürür ve oradan ilaç çıkartır ve masaya yürür. Masaya varır ve su şişesi görür. Su şişesinin kapağını sağ eliyle açar ve zehri sol eliyle içine katar. Arkasından sağ eliyle kapağını kapatır ve çalkalar. Sonra şişeyi önce Ak‘a içirmek için yanına yaklaşarak;

- Senin ölmeni istemek zorundayım. Sana karşı sevgi besliyordum ama sen odun geldin, odun gideceksin.



Hana o şişenin kapağını sağ eliyle açar ve Ak’ın burnunu sol eliyle tutar. Ak mecburen ağzını açmak zorunda kalır. O zehir içer ve saniyeler içinde ölür.



Ba ağlamaya başlar.

- Yapma.



Waka sinirlenerek;

- Sende en az diğer arkadaşın kadar salaksın.



Hana sakinleşerek;

- Waka bu zevki sanada tattırmak istiyorum.



Hana yavaş yavaş Waka’ya yaklaşır ve sağ elindeki şişeyi ona verir. Hana kikirdemeye başlar. Waka sakince sağ eliyle ağzı açık şişeyi Ba’ya içirmek için sol eliyle yüzüne yumruk atar. Daha sonra sol eliyle Ba’nın gözünü kapatır. Waka;

- Hana, şunun burnunu tut.



Ba ağlamaklı ses tonuyla;

- Durun.



Demesine rağmen kimse duymadı bile. Waka şişeyi ağzına dayar ve en sonunda içmek zorunda kalır. Ba’da bu şekilde öldürülür. Hana sakinleşir;

- Neler yapacağız şimdi?



Waka sakince;

- Kaçalım bu mekandan.



İkili hemen orayı terk eder ve bölüm sona erer.
 

NESDelisi

Profesör
Cezalı
pan-108.png


Yazar Notu: Bu bölümü aslında Yılbaşı özel olarak yazacaktım ama o gün kendime biraz fazla iş yüklemişim. Sonuç bu bölümü bugün yazacağım. Bu arada geçen hafta bölüm gelememesinin nedeniyse bir wiki açmam için idi. Umarım artık bu sorunlar olmaz ve bu hafta 2 bölüm birden gelecek. Ayrıca diğer bölüm Çarşamba veya Perşembe günü gelecektir.

Bu bölümde zamana yolculuk yapacaksın. Bugün sana Pandora ve ailesini anlatacağım.

31 Ara, 1947

Pandora’s Place/İTALYA

22:00

Pandora her zamanki gibi üstünü giymiş vaziyette aşağıya iner. Ailesi ve tanıdıklarıyla beraber yılbaşı yapar ve bu sayede sevmediği ve sevdikleri insanlarda burada olacaktır.

Nobe sinirlenerek ve Pandora’nın yanına varır;

- Sen nasıl bu kadar güzel olabiliyorsun?

Pandora sesini çıkarmadan oradan ayrılarak annesinin yanına gider;

- Anne, sana yardım edeceğim.

Pandora’nın annesi kızına bakarak;

- Bak kızım, düşmanlarını iyi izle ve sonra gerektiği zaman harekete geç. Hareketlenmek için, asla acele etmemelisin.

Nobe sinirli bir şekilde Sole’un yanına gelerek;

- Pandora’nın annesi olan Sole Olias hanım, sen nasıl bir kız yetiştirdin?

Sole sakince;

- Sen annesiz büyütüldüğün için çok fena kıskanıyorsun. Baban olacak adam anneni bir deneyde nasıl kurban ettiğini sana anlatmadı mı?

Nobe sinirlenerek Sole’a tokat atar ve bunu gören Pandora’nın babası oraya gelir.

- Sen kime tokat atıyorsun ha? Sen hasta mısın kızım? Senin için fesat dolmuş, bir psikoloğa görün derim.

Pandora’nın Babası sakinleşir ve sol koluyla, Nobe’ın sağ kolundan tutarak evin kapısına götürür. Pandora’nın babası sağ koluyla kapıyı açarak;

- Seni buralarda bir daha görmeyeyim.

Pandora bunu görür ama oradan ayrılmaz ve eski okul arkadaşlarının olduğu masaya gider. Onlara;

- Arkadaşlar merhaba. Neler yapıyoruz?

Luna güleç yüzüyle;

- Ben Matematik öğretmeni oldum ve iki aydır bir okulda derse giriyorum.

Pandora sevinir ve Luna’ya bakarak;

- Çok sevindim Luna Paradiso!

Suo güleç yüzüyle;

- Olias.

Suo, Pandora’ya bakarak;

- Senin okul hayatın nasıl geçiyor?

Pandora utanarak,

- Benim okul hayatım iyi gidiyor ama bazı öğrenciler tembel teneke.

Pandora dahil, 5 arkadaş sesli gülerler.

Suo sakinleşir;

- Senin branşın zordu. Sen neden Tarih dersini seçtin?

Pandora sakince;

- Tarih benim ilgimi çekiyordu ama o alanda öğretmen olamadım. Onun yerine İtalyanca dersi veriyorum öğrencilerime.

Gelsomino kendini tutamaz ve konuşmaya dahil olur;

- Herkes öğretmen oldu ama ben babamın sıkıcı mesleğini yapıyorum.

Pandora arkadaşının moralinin bozuk olduğunu anlar ve ona;

- Öğretmen demek sadece ders anlatmaz, çocuklarının veya arkadaşlarının dertlerini dinleyerek onlara yol göstermek demektir. Senin baban matbaacı değil miydi?

Gelsomino utanır ama içindeki utancı gizleyerek;

- Babamın mesleğini sevmiyorum. Bunun sebebi, çok fazla kimyasal kullanımı var.

Gelsomino sağında duran Kimyacı ama çok konuşmayan Suolo’ya ölümcül bakış atarak;

- Sen niye konuşmuyorsun?

Suolo utanç verici yüzüyle;

- Eh... Hmm...

Suo sakince Suolo’ya baş parmağıyla göstererek;

- Şu kızın, hala öğretmen oluşuna şaşıyorum.

Pandora sakince;

- Suolo’yu gizlice, bir hafta sonu takip ettim. İnsanlarla konuşmayı zerre beceremez ama ders konu anlatıma gelince, hepimizden çok iyi ders anlatıyor. Çocuklar, Suolo’yu çok seviyorlar.

Gelsomino sakince;

- Sen.

Gelsomino, Pandora’ya bakarak;

- Niye insanları takip ediyorsun?

Pandora sakince;

- Sizleri takip ediyorum ara ara. Başlarınız belada mı, yoksa mutlu musunuz diye?

Suo sinirlenerek;

- Pandora, sen hiç kendin için endişelenmiyor musun?

Pandora ağlamaya başlar.

- Benim peşimi bırakmayan ve her fırsatta bana saplantılı bir şekilde kontrol eden Nobe’dan çok usandım.

Pandora hariç 4 arkadaş Pandora’ya sarılır ve ağlaşırlar.

Bu sırada Magenta Luna mekana gelir ve kapıyı tıklatır. Evin babası kapıyı açar.

Magenta sakince ama yavaş adımlarla Pandora’nın olduğu masaya gelir.

- Okul müdürün geldi.

Pandora göz yaşını siler ve Magenta’ya bakarak;

- Hoşgeldin müdürüm.

Pandora tüm arkadaşını müdürüyle tanıtmaya başlar.

- İlk olarak Luna Paradiso. Kendisi matematik öğretmenidir.

Magenta sakince;

- Demek Pandora’nın ağzından düşmeyen Luna sensin. İşin kötüsü benim soy adım Luna! Ayrıca saç rengini çok sevdim. (Luna’nın saç rengi Zeytin Yeşili’dir.)

Luna güleç yüzüyle;

- Magenta teşekkür ederim.

Pandora sakince;

- Suo il Aria kendisi İngilizce öğretmenidir.

Magenta sakince;

- Sen güzel birisine benziyorsun Suo! Ayrıca benim annem bir İngiliz.

Pandora sakince;

- Sıradaki arkadaşım öğretmen değil ama iyi birisidir. Gelsomino Polvere!

Magenta sakince;

- Senden çok bahsetti Pandora! Babanın mesleğinden çok şikayetçiymişsin. Sen neden bir gezgin olmuyorsun?

Gelsomino utanır;

- İngilizce bilmiyorum Magenta.

Magenta güleç yüzüyle;

- Seninle işim var, o zaman yarından itibaren bize yerleş sana İngilizceyi öğreteyim.

Yazar Notu: Keşke böyle bir şey gerçek olsa, bir kız gelse bana İngilizce öğretse. (Sanırım, hayalle sınırlı kalacak)

Pandora sakince;

- Kendisi pek konuşamaz ama iş ders anlatmaya gelince kimse bunla baş edemez. Sıradaki arkadaşım Suolo Marzo’dur.

Magenta güler ve sakinleşince;

- Senin ailenin hepsi Mart ayında mı doğdu?

Suolo utanır.

- Şey... Benim... Eşim... Mart... Doğumlu...

Suolo çok utanır ve önündeki içeceği içer. Sole hemen eşinin yanından kalkarak, Pandora’nın yanına gelir ve Suolo’ya bakarak;

- Çok içme, sonra hepinizi eve bırakmak zor olacak.

Suolo sinirlenerek;

- Çocuklar, yarın sınav yapacağım.

Pandora güler;

- Şimdiden kafa gitmiş.

O sırada Suo ayağa kalkar ve Suolo’ya tokat atarak;

- Sana kaç kez diyeceğim, şu zıkkımı tek seferde içme diye.

Pandora ayağa kalkar. Suo’ya bakarak;

- Sana ne demeli 6 bardağı tek seferde içtin.

Suo utanarak Pandora’ya yaklaşarak;

- Sen otur bakayım, çıkar kağıdı ve kalemi sana yazılı yapacağım.

Sole kafası gidik olan Suo’yu alacakken Gelsomino sakince;

- Bırak bakalım, bu iş nereye varacak?

Pandora sakinleşir ama etraftaki herkes bu olayı görecekken o sırada Pandora’nın babası müziğin sesini açarak;

- Pandora, gel bakayım buraya.

Şimdilik, Pandora sınavdan kurtulmuşa benziyor ve o alandan ayrılarak, babasının olduğu yere gider.

Babası kızına bakarak;

- Kızım, her seneki gibi yılbaşını yine tüm sevdiklerimizle geçiriyoruz. Senden bu seneki amacını duymak isteriz.

Pandora biraz utanır ama her sene amaçlarını hep bir yıllığına göre söylediği aklına gelir ve tüm amaçlarına ulaştığı içinde çok mutlu olduğu gözünden okunuyor idi.

Pandora heyecanlanarak;

- Bu sefer kötü insanları adalete teslim edeceğim.

Pandora’nın bu dediklerini duyan herkes alkışlar ve arkasından;

- PANDORA.

Pandora oradan iner ve sevdiği arkadaşları gelir. O sırada kapıya birisi tıklatır. Gelen kişi: Destra Sule

Sole
kapıyı açar.

- Söyle bakalım, karını hangi deneyinde kurban ettin?

Destra sinirlenerek;

- Eşimi ben öldürmedim diye kaç sefer söyleyeceğim? Kadın kendi kendine intihar etti, bunda benim suçum ne?

Dedikten sonra mekanı terk eder ve herkes bir yere toplanır.

- 10

9

8

7

6

5

4

3

2

1

0

Pandora heyecanlı bir şekilde;

Yeni yıl kutlu olsun.

Cümlesinden sonra bölüm sona erer.
 

SDN Son Haberler

Son mesajlar

Üst