Mount & Blade: Çöl Masalı - 4. Bölüm - Kaçmak Ölümden Beter

Bu konuyu okuyanlar

22Therefore22

Asistan
Katılım
14 Ocak 2020
Mesajlar
316
Çözümler
1
Reaksiyon puanı
311
Puanları
63
Yaş
23

1621265101960.png
Büyük Sarranid Sultanlığı Haritası


Kergit Hanlığı ile Rodok Krallığı orduları topraklarımızda savaş naralarıyla adım attıklarından beri geçtikleri her yolda, karşılaştıkları bütün Sarranid köylerini, köylülerini ve kervanlarını yağmalayıp insanlarımızı katlediyorlardı. Ayn Assuadi köyüne de er ya da geç ulaşacaklardı. Sultanımız Hakim'den destekte göremeyince Ayn Assuadi halkı iyice ne yapacaklarını şaşırmıştı. Bu yüzden köyümüzün büyükleri de çok tedirgindiler ve kasaba halkı adına hayati bir karar almak zorunda kalmışlardı.

Akşam başlayan ama gece boyunca süren görüşmelerin ardından düşman ordularına karşı direnmenin intihar etmekten farkı olmadığına karar verip Sultan Hakim’in emrine karşı gelerek hiç zaman kaybetmeden kuzey batıya doğru Svadya veya Nord topraklarında bir yerlere göç etme kararı almışlardı. O krallıkların bölgelerinde savaş yoktu ve uzun süredir barış halindeydiler. Vaegirlerin diyarı soğuk iklimi sebebiyle tercih edilmemişti. Kısacası kapımıza kadar dayanmış büyük savaştan ne kadar uzaklaşırlarsa o kadar iyiydi onlar için.

İşte bunların konuşulduğu sırada bende kapının ardından konuşulanları merakla dinliyordum. Verilmiş bu talihsiz kararla ne yazık ki aynı fikirde değildim. İçeri hışımla girdim ve ısrarla Sultan Hakim’in emrine uyup savaşmamız gerektiğini yineledim; ama ihtiyarlar beni dinlemedi ve göç etme kararı alındığını tüm kasaba halkına ilan ettiler.

Bir süre amaçsızca köyün kuytu köşelerinde dolaştım ve büyük bir üzüntü içinde evime gittim. Kapının eşiğine oturdum ve sessizce göç için hazırlanan Affan’ı izlemeye başladım. Köy ahalisi alelacele lazım olacak giyecek ve yiyecekleri develere yüklüyordu. Ben ise düşmanlarla nasıl savaşabileceğimizi düşünüyordum.

Benim üzgün ve düşünceli bakışlarla kapının önünde oturduğumu fark eden üvey babam Affan, “Ne bekliyorsun oğlum?” dedi. “Öteki deveyi sen al berikiyi ben alayım. Şunlara bir el atta eşyalarımızı hayvanlara yüklemeye başlayalım. Haydi, acele et Ammar şu hazırlıklar bir an önce bitsin.”

Affan'da kızgındım. En azından bana hak vermesini beklemiştim. Buna kızacağımı anlaması gerekliydi ama o yarım asırdan fazladır yaşadığı yeri uğrunda savaşmadan terk etmekte çok istekliydi. İsteksiz bir tavırla ayağa kalktım ve ağır adımlarla içeri girip odama oturdum. Az sonra Affan bana tekrar seslendi dışarıdan:

“Daha ne bekliyorsun Ammar, ben develerimizi hazırladım. Köylüler meydanda toplanmaya başladı artık gitmemiz lazım. Biliyorsun oğlum eski takatim kalmadı. Yetişemezsek geride kalırız. Bizi beklemezler.”

“Tamam, baba sen onlarla git!” diye seslendim. “Sen o hainlerle git. Benim alacağım birkaç parça eşya daha var; onları da alınca gelirim.”

“Böyle konuşma oğlum. Bizler çiftçiyiz. Hiçbirimiz senin gibi kılıçta kullanmayı bilmeyiz. Ne anlarız savaştan? Hadi fazla gecikme. Zaman çok değerli. Düşman orduları küçük köyümüzü bizimle beraber yutmadan önce buradan uzaklaşmalıyız.”

Evimi bırakıp gitmek istemiyordum. Bu sadece Sultan Hakim'in bizlere olan emriyle alakalı değildi. Asıl sebebi; yıllar önce öz babamı şehit eden Rodoklardan ve onlarla işbirliği yapıp insanlarımızı katleden Kergitlerden kaçmayı gururuma yediremiyordum. İçinde bulunduğum çaresizliği ve yaşlıların aldığı kararı düşündükçe de öfkemi kontrol edemiyordum. Hızlı adımlarla evin salonuna geçip elbise dolabımdan şehit babamın bana emaneti olan savaş kıyafetlerini çıkardım.

Kalkanı ve kılıcı kuşandıktan sonra evin bahçesinde bekleyen siyah atıma binip hızla kasaba meydanına doğru sürdüm. Bu at ile aramda kısa sürede büyük bir dostluk oluşmuştu. Adını Fırtına koymuştum. Toprağımızın çöl iklimi gereği atları pek tercih etmiyorduk. Çünkü atlar çölün içinde çabucak yorulur ve yavaşlardı. Develer ise hem su hem de yedikleri besinler gereği bu konuda çok daha dayanıklıydılar.

Elbette ordularımızda memlüklerin ata bindiklerini görmüştüm. Ayrıca rahmetli babamda namı Kergitler tarafından bile bilinen usta bir at binicisiydi. Sanırım kanımdan geliyordu bu kılıç kullanmak ve at binmek. Uzakta gecenin karanlığında bir anda meydana doğru giden yolda belirdim. Dörtnala Fırtına’nın üstünde tozu dumana katarak giderken, metal zırhımın, silahımın takırtıları ve nal sesleri havayı yararak arkamdan sanki bana eşlik ediyordu. Beni ilk anda görenlerin çoğu üzerimdeki zırhı ve silahları fark edince garipsemişlerdi.

Onların şaşkın bakışlarına aldırmadan kalabalığın ortasına doğru sürdüm atımı. Uzun ama etkileyici bir konuşma yapmalıydım ve ne olursa olsun onları savaşma konusunda ikna etmeliydim. Aksi takdirde Sultan Hakim, bizleri arkamızdan “Korkak göçmenler” diye anacaktı; bunu düşünmek dahi gururumu kırıyordu. Her zamanki kararlı tavrımla, kalabalığın orta yerinde durduğum atımın üzerinden seslenmeye başladım kasaba halkına:

“Vatanımıza ihanet ediyorsunuz! Bizlere atalarımızın kanlarıyla ödedikleri bedeller sonucu yaşamamız ve korumamız için emanet edilmiş toprakları, halkımızı katleden yabancı kişilere bırakıp kaçıyorsunuz. Korkaksınız, zayıfsınız! Şundan emin olun ki buradan gittikten sonra yeni yaşamınızda ve yeni çevrenizdeki diğer halklardan insanlar sizden bu gurur kırıcı sıfatlarla bahsedecekler. Korkak Sarranidliler ya da korkak göçmenler diyerek söze başlayacaklar.

Eğer böyle bir yaşamı ölümden daha kolay görüyorsanız sizlere diyecek başka lafım kalmıyor. İsteğiniz krallığa sığınmak için defolup gidebilirsiniz. Şayet gerçekten böyle düşünüyorsanız bir an bile o sığıntı rezil hayatın kollarına atılmakta tereddüt etmeyin. Lakin ben sizin gibi bir avuç acizin bu yolculuğuna asla katılmam. Rahmetli annemin ve benim doğduğum bu köyde kalıp tek başıma savaşacağım. Hiç kimse doğduğum toprakları beni öldürmeden elimden alamaz. Ve ölüm, benim için sizin gibiler arasında yaşamaktan daha kolay ve onurlu bir sondur.

Tüm kalbimle inanıyorum ki rahmetli babam ve annemde bunu yapmamı tercih ederdi. Son olarak şunu da unutmayın ki ben bunu bizi zor günlerimizde yalnız bırakmış ve açıkça ölmemizi umursamayan bir sultan için yapmayacağım. Bunu benim gibi onuruyla yaşamış olan benden öncekiler için ve sonraki nesillere örnek olmak için yapacağım. Şimdi benimle aynı fikirde olanlarınız varsa peşimden gelir ya da sonsuza kadar derin bir utancın içinde pişman olarak belki biraz daha fazla yaşar. ”

Sözümü bitirdikten sonra kimseye cevap hakkı tanımadan ve arkama bakmadan hızla atımı şaha kaldırıp meydandan ayrıldım ve kasabanın güney girişine doğru sürerek gecenin karanlığına karışarak kayboldum.
 

Son mesajlar

Üst