red-bird
Profesör
- Katılım
- 1 Şubat 2008
- Mesajlar
- 4,116
- Reaksiyon puanı
- 8
- Puanları
- 218
Kısa bir özgeçmiş vereceğim önce;
21 yılımın çoğunu evde geçirdim(boş zamanlarımı).. Pek gezip,gören,bilen tiplerden olamadım… Olmak istediğim halde hem de. Lise stajından itibaren iş hayatına atıldım. 16 yaşından beri çalışmaktayım yani. Üniversiteye, o zamanların gerektirdiği bazı şeylerden dolayı hemen kayıt olamadım, liseden mezun olduktan 2 sene sonra üni.sınavlarını kazandım ama çalıştığım için üniversiteye gitmek yerine aöf.ni seçtim… Halen okumaktayım, okumak denirse tabi
pek derslere çalışabildiğim söylenemez…
Arkadaşlarıma ve gerçekten dost olarak gördüğüm kimselere çok değer veririm ben. Her verdiğim değerde bir kez daha yığılır kalırım yapılanlar karşısında… Tek kötülük görmediğim ve tek gerçek dostum var bu yaşımda sadece tek bir kişi… O da zaten kendisini çok iyi biliyor. Çok çabuk aldanan, güvenen ve tabiri caizse saf bir yapım var, sert görünüşümün ardında… Ve bunu anlayanlar direk yıldırmaya geçerler beni çoğu zaman. Hiç yılmadım bu güne kadar, çok kez ayağım burkuldu ama toparlandım. Şimdilerde ise forum arkadaşlarım çokça… (Benim çok dediğim sayı 10’u geçmez biline… ) İlk kez SDN’de forum ortamını tanıdım, tatdım ve bazı şeyler paylaştım… Beni SDN ile buluşturan Juliusius’a çok teşekkür ediyorum bu vesile ile… Yaptığım hiç bir şeyden pişman olmadım, şunu yapmasaydım dediğim şeyler çokça oldu ama pişmanlık duymadım çünkü Hayatıma böyle bir kural yerleştirdim ben… Yerinden oynamayacak sağlam bir temel attım bu kuralı başarılı bir şekilde uygulamak için ve şu yaşıma kadar temeli yıkabilen bir güç çıkmadı… Ama ara sıra sarsıldığımı göz ardı edemem… Forum ortamında bazı şeylerin gizliliğinin olmayacağını öğrendim… Seçtiğim arkadaşları güvenmeden önce sınamam gerektiğini birde… Yine kazık yedim kimi güvendiklerimden, öyle büyük şoklar oluşturmadılar bende ama yüreğimi acıttılar, kendileri farkında olmasalar da… Ben hep dile getirdim şu düşüncemi; benimle ilgili bir konu varsa bunu en iyi ben anlatabilirim karşımdakine… Benim anlattığım kişi bir başkasına anlatıyorsa muhakkak bir yerinde bir fazlası yada bir eksiği mevcut olur… Ki zaten söylemek te ‘ona’ düşmez, ama söylenmişse bir kere yapılacak tek şey var oda şu ‘mal’lığımı def edecek bir care bulmalıyım acilen… (kendimi yargılamayı severim ben, yargılarken kendimi kötülerim kimi zaman, kendimi kötüleyebiliyorsam düzelmem için bir ışık var demektir çünkü) . O’na tek kelime etmeksizin devam ederim hayatıma. Hayat benim hayatım ne de olsa… Ve biri bana bir kimse için bir şey söylerse, söyleyen kişiyi sınarım önce… Sonrasında söylenen ne olursa olsun ‘hayırlısı’ der geçerim. Ama o kişiye bu işin aslı varmıdır diye sorarım(söyleyeni ispiyonlamadan), çünkü dediğim gibi asıl cevap kendisindedir ve söylemek isterse zaten dinleyeceğimi bilir… Ve bende söylemek istediğim müddetçe, söylemeye cesaret edip kendimi toparlayabildiğim müddetçe karşımdakine söyleyebilirim veya söyleyemem. Herşeyin bir zamanı vardır benim için ve o zman gelmeden bazı şeyler su yüzüne çıkarsa içim burkulur, üzülür ağlarım… Evet sulu gözün tekiyim ben gözyaşlarım tek sırdaşım çünkü… Onlar insanlar gibi iki yüzlü değiller(sözüm meclisten dışarı)… Aramızda geçenler aramızda kalır ve bir daha ben konuşmak isteyinceye kadar benim üzerime gelmezler…
Bu arada kimi kimseler benim hakkımda; şu şunla bunla diye konuşurken, bana sormadıklarından hep soru işaretli cevapları kendileriyle paylaştılar… Ben hayatı hep baştan çizdim canlarım… Bu yüzden kimse içimdekileri, kimse yaşadıklarımı, vs vs bilemez. Benimde sizleri tam anlamı ile bilemeyeceğim gibi… gördüklerinizi, nasıl görmek isterseniz öyle görür, bu yazıyı nasıl anlamak isterseniz öyle anlarsınız; amma velakin size gore anladığınız şeyler benim göstermek istediğim veya belirtmek istediğim şeyler olmayabilir bunu o eleştirilerinizi yaparken hiç düşünmezsiniz oysa… Kıssadan hisse: Onlar kendilerini biliyor… Beni ne denli üzdüklerini bilmeselerde, bu yazıyı okuduktan sonra belki anlarlar…
Bu konu böyle uzar gider…
Aşk hayatımdan bahsedersem sanırım sayfalar yetmez… Çünkü duygularımı çok yoğun yaşarım ben… Bu yoğunluktan çıktığımda ise o aşk ölmüştür benim için ve her aşk bir hayattır yaşantımda… Böyle konuşunca, hayatıma çok kişiler geldi geçti diye zannedenler olabilir onada bir açıklık getireyim; az ve öz Hayat yaşadım ben… Her ölüşümün tekrar dirilişinde daha bir sert bastım yere… Ki ne kadar sert bassamda hala bazı bazı sendeleyebiliyorum ya neyse…
Chimera; benim kahramanım. Bunu nasıl anlarsınız bilemicem ama benim anlatmak istediğim; o gerçek bir dost ve benim hayatımda büyük yeri olan biri. Çok şeyler paylaştık ve paylaşacağız da… Ona buradan minnetlerimi belirtmek istiyorum… Çok fazla ifade edemesemde o beni anlıyor biliyorum.
Alengirli; sana söyleyebilecek sözüm maalesef ki yok beynimdeki kılavuzda… İyiki tanımışım seni. Ne denebilir ki başka…
Bu ikili benim hayatımda çok büyük rol oynayan kişiler, belki kendileri farkında bile değil ama öyle…
Gelelim konunun özüne… Yakın bir zaman zarfında yepyeni bir yola adım atacağım. Zorlu bir yolculuk olacak… Umarım doğru bir adımdır… Önümü şuan için göremiyorum. Bakmaya çalıştığımda alacalı bulacalı… Ama dileğim yıkılmamak ve yılmamak. Ben 2008 yılında şunu öğrendim; insanın elinde olmasına rağmen bazı şeyleri yapmak istemesede yapmak zorunda kalabiliyormuş… Ki maalesef bu hayatın bir gerçeği imiş. Kiminize bu söylediğim şey basit gelebilir, bence herşey insanın kendi elinde diyebilirsiniz ama, umarım sizde birgün buna benzer birşey ile karşı karşıya gelmezsiniz. Çünkü ben hep kendi bildiklerim doğruldusunda ilerledim ve istemediğim bir şeyi kimse bana yaptıramaz, hiç bişeye kimse mecbur değil derdim… gerçi şimdi ne kadar söylesem de sizlere boş gelecek belki ya neyse… Bu paragrafı iyi anladığınızı biliyorum… Yakında yeni bir yola adım atacağım. Dualarınızde beni eksik etmemenizi diliyorum.
Şu an itibari ile kim kimden ne duyarsa umurumda olmaz işte…
Bir kusurum oldu ise af ola…
Ayrıca; özür dilemek istiyorum tüm kalbini kırdıklarımdan ve farkında olmadan yüreğini acıttıklarımdan… Çok ama Çooook özür diliyorum… Umarım anlaşılır olmuşumdur bu sefer…
Saygılarımla
Red-bird
21 yılımın çoğunu evde geçirdim(boş zamanlarımı).. Pek gezip,gören,bilen tiplerden olamadım… Olmak istediğim halde hem de. Lise stajından itibaren iş hayatına atıldım. 16 yaşından beri çalışmaktayım yani. Üniversiteye, o zamanların gerektirdiği bazı şeylerden dolayı hemen kayıt olamadım, liseden mezun olduktan 2 sene sonra üni.sınavlarını kazandım ama çalıştığım için üniversiteye gitmek yerine aöf.ni seçtim… Halen okumaktayım, okumak denirse tabi

Arkadaşlarıma ve gerçekten dost olarak gördüğüm kimselere çok değer veririm ben. Her verdiğim değerde bir kez daha yığılır kalırım yapılanlar karşısında… Tek kötülük görmediğim ve tek gerçek dostum var bu yaşımda sadece tek bir kişi… O da zaten kendisini çok iyi biliyor. Çok çabuk aldanan, güvenen ve tabiri caizse saf bir yapım var, sert görünüşümün ardında… Ve bunu anlayanlar direk yıldırmaya geçerler beni çoğu zaman. Hiç yılmadım bu güne kadar, çok kez ayağım burkuldu ama toparlandım. Şimdilerde ise forum arkadaşlarım çokça… (Benim çok dediğim sayı 10’u geçmez biline… ) İlk kez SDN’de forum ortamını tanıdım, tatdım ve bazı şeyler paylaştım… Beni SDN ile buluşturan Juliusius’a çok teşekkür ediyorum bu vesile ile… Yaptığım hiç bir şeyden pişman olmadım, şunu yapmasaydım dediğim şeyler çokça oldu ama pişmanlık duymadım çünkü Hayatıma böyle bir kural yerleştirdim ben… Yerinden oynamayacak sağlam bir temel attım bu kuralı başarılı bir şekilde uygulamak için ve şu yaşıma kadar temeli yıkabilen bir güç çıkmadı… Ama ara sıra sarsıldığımı göz ardı edemem… Forum ortamında bazı şeylerin gizliliğinin olmayacağını öğrendim… Seçtiğim arkadaşları güvenmeden önce sınamam gerektiğini birde… Yine kazık yedim kimi güvendiklerimden, öyle büyük şoklar oluşturmadılar bende ama yüreğimi acıttılar, kendileri farkında olmasalar da… Ben hep dile getirdim şu düşüncemi; benimle ilgili bir konu varsa bunu en iyi ben anlatabilirim karşımdakine… Benim anlattığım kişi bir başkasına anlatıyorsa muhakkak bir yerinde bir fazlası yada bir eksiği mevcut olur… Ki zaten söylemek te ‘ona’ düşmez, ama söylenmişse bir kere yapılacak tek şey var oda şu ‘mal’lığımı def edecek bir care bulmalıyım acilen… (kendimi yargılamayı severim ben, yargılarken kendimi kötülerim kimi zaman, kendimi kötüleyebiliyorsam düzelmem için bir ışık var demektir çünkü) . O’na tek kelime etmeksizin devam ederim hayatıma. Hayat benim hayatım ne de olsa… Ve biri bana bir kimse için bir şey söylerse, söyleyen kişiyi sınarım önce… Sonrasında söylenen ne olursa olsun ‘hayırlısı’ der geçerim. Ama o kişiye bu işin aslı varmıdır diye sorarım(söyleyeni ispiyonlamadan), çünkü dediğim gibi asıl cevap kendisindedir ve söylemek isterse zaten dinleyeceğimi bilir… Ve bende söylemek istediğim müddetçe, söylemeye cesaret edip kendimi toparlayabildiğim müddetçe karşımdakine söyleyebilirim veya söyleyemem. Herşeyin bir zamanı vardır benim için ve o zman gelmeden bazı şeyler su yüzüne çıkarsa içim burkulur, üzülür ağlarım… Evet sulu gözün tekiyim ben gözyaşlarım tek sırdaşım çünkü… Onlar insanlar gibi iki yüzlü değiller(sözüm meclisten dışarı)… Aramızda geçenler aramızda kalır ve bir daha ben konuşmak isteyinceye kadar benim üzerime gelmezler…
Bu arada kimi kimseler benim hakkımda; şu şunla bunla diye konuşurken, bana sormadıklarından hep soru işaretli cevapları kendileriyle paylaştılar… Ben hayatı hep baştan çizdim canlarım… Bu yüzden kimse içimdekileri, kimse yaşadıklarımı, vs vs bilemez. Benimde sizleri tam anlamı ile bilemeyeceğim gibi… gördüklerinizi, nasıl görmek isterseniz öyle görür, bu yazıyı nasıl anlamak isterseniz öyle anlarsınız; amma velakin size gore anladığınız şeyler benim göstermek istediğim veya belirtmek istediğim şeyler olmayabilir bunu o eleştirilerinizi yaparken hiç düşünmezsiniz oysa… Kıssadan hisse: Onlar kendilerini biliyor… Beni ne denli üzdüklerini bilmeselerde, bu yazıyı okuduktan sonra belki anlarlar…
Bu konu böyle uzar gider…
Aşk hayatımdan bahsedersem sanırım sayfalar yetmez… Çünkü duygularımı çok yoğun yaşarım ben… Bu yoğunluktan çıktığımda ise o aşk ölmüştür benim için ve her aşk bir hayattır yaşantımda… Böyle konuşunca, hayatıma çok kişiler geldi geçti diye zannedenler olabilir onada bir açıklık getireyim; az ve öz Hayat yaşadım ben… Her ölüşümün tekrar dirilişinde daha bir sert bastım yere… Ki ne kadar sert bassamda hala bazı bazı sendeleyebiliyorum ya neyse…
Chimera; benim kahramanım. Bunu nasıl anlarsınız bilemicem ama benim anlatmak istediğim; o gerçek bir dost ve benim hayatımda büyük yeri olan biri. Çok şeyler paylaştık ve paylaşacağız da… Ona buradan minnetlerimi belirtmek istiyorum… Çok fazla ifade edemesemde o beni anlıyor biliyorum.
Alengirli; sana söyleyebilecek sözüm maalesef ki yok beynimdeki kılavuzda… İyiki tanımışım seni. Ne denebilir ki başka…
Bu ikili benim hayatımda çok büyük rol oynayan kişiler, belki kendileri farkında bile değil ama öyle…
Gelelim konunun özüne… Yakın bir zaman zarfında yepyeni bir yola adım atacağım. Zorlu bir yolculuk olacak… Umarım doğru bir adımdır… Önümü şuan için göremiyorum. Bakmaya çalıştığımda alacalı bulacalı… Ama dileğim yıkılmamak ve yılmamak. Ben 2008 yılında şunu öğrendim; insanın elinde olmasına rağmen bazı şeyleri yapmak istemesede yapmak zorunda kalabiliyormuş… Ki maalesef bu hayatın bir gerçeği imiş. Kiminize bu söylediğim şey basit gelebilir, bence herşey insanın kendi elinde diyebilirsiniz ama, umarım sizde birgün buna benzer birşey ile karşı karşıya gelmezsiniz. Çünkü ben hep kendi bildiklerim doğruldusunda ilerledim ve istemediğim bir şeyi kimse bana yaptıramaz, hiç bişeye kimse mecbur değil derdim… gerçi şimdi ne kadar söylesem de sizlere boş gelecek belki ya neyse… Bu paragrafı iyi anladığınızı biliyorum… Yakında yeni bir yola adım atacağım. Dualarınızde beni eksik etmemenizi diliyorum.
Şu an itibari ile kim kimden ne duyarsa umurumda olmaz işte…

Bir kusurum oldu ise af ola…
Ayrıca; özür dilemek istiyorum tüm kalbini kırdıklarımdan ve farkında olmadan yüreğini acıttıklarımdan… Çok ama Çooook özür diliyorum… Umarım anlaşılır olmuşumdur bu sefer…
Saygılarımla
Red-bird