Hüseyin nihal atsız

Bu konuyu okuyanlar

Murataltug

Profesör
Nihal atsız

Yarın Yavuz dirilip buyruk verince Kızgın kum çöllerini aşarız. Kanlarımız sebildir; akıtarak hepsini Belirsiz mezarlarda anılmadan yaşarız

Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden İtler bile gülecek kimsesizliğimize.

Dün benimle birlikte gülen tanıdıkların Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda.

Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz;

bu yol kutludur, gider Tanrı Dağına.

yoldaşını bırakıp dönenlerin
Değişilir topu da bir sokak kaltağına

İster düşün... Kendini ister hayale kaptır... Uzar, uzar, hiç sonu yoktur yolların. Bakarsın aldanmışsın, gördüğün bir seraptır Sevimli bir hayal

Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek. Hepsi sussa da "Kür Şad" uzatarak elini: "Hoş geldin oğlum ATSIZ, kutlu olsun!" diyecek.

Ey saçları "alâgarson" kesik hanım kız! Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!

Bacağımla alay etme pek topal diye. Bir sorsana o topallık nerden hediye? Sen Şişli'de dans ederken her gece, gündüz, Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne Yaylalar geçtik, karlı dağları aştık;

Siz salonda dans ederken bizler savaştık. Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız,
Gülme öyle arsız arsız

Biliyorum: Çünkü bugün şu dünyada ben Neyim? Bir hiç... İşe güce yaramaz, topal... Sen sağlamsın, senin hakkın, dünyadan zevk al:

orda düşmanlarla boğuşurken biz Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz! Ey gözünün
rengi yabancı güzel,

Her yolcunun uğradığı güzel
Sen yabancı kucaklarda yaşarken biz de Yapıyorduk kanla, barutla düğün.

Sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur Dolaşırken... Biz de tipi, fırtına yağmur, Kar altında kanlar döktük, can yıprattık
Aç yaşadık, susuz kaldık,

Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık; Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık...

Gülme öyle bana bakıp pek arsız arsız Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız!

Sana karşı haykıranı, mecbursun, dinle; Bugün hesap göreceğiz seninle

Ben cephede geberirken
vatan Aşkı ile bin belâlı işe can atan Anam, babam karım kızım eziliyorken Dağlar kadar yük altında Gel, cevap ver, sen Ey nankör kız,


ey fahişe unutma şunu: Sizin için harb ederken yedim kurşunu. Onun için topal kaldı böyle bacağım, Onun için tütmez oldu ocağım.

siz nasıl yaşadınız? Bizim kanımız Size şarap oldu sanki... Şehit canımız Güya sizin mezenizdi! Yiyip içtiniz
Zıpladınız, kudurdunuz

Ey allıklı yosma bil şunu
Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu. Omzunda neden seni fuzulî çeksin?
Kinimizin şiddetiyle gebereceksin

Gerilir zorlu bir yay Oku fırlatmak için; Gece gökte doğar ay Yükselip batmak için.

Mecnun inler, kanını Leyla’ya katmak için. Cilve yapar sevgili Gönül kanatmak için.

İnsan büyür beşikte Mezarda yatmak için

Ve Kahramanlar can
verir Yurdu yaşatmak için

arkadaş! Sözünü bil kendine gel Bahtiyarlıklara olmaz ölümler engel.

Hem yaratan, hem büyüten topraktır bizi, Üzerinde işitiriz ilk ninnimizi; Fışkırttığı serin sular bize can verir Ormanları gönlümüze heyecan verir.

Hey arkadaş! Sende insaf duygusu yok mu? Sana her şey veren, seni büyüten toprak Senden bir tek kız aldıysa acaba çok mu?

Toprak bizim beşiğimiz, mezarımızdır. Toprak bizim anamızdır... İnsan nasıl söver öz anasına?

Bir budala “zulüm yeter” diye haykırır, Bir it çıkar, “proleter” diye haykırır!

Bir hayvanda Froyd denen Yahudi'ye gider, verir can Kimi kördür... Kendisine büyük gelir pek Lenin denen o maskara vatansız köpek

Göğe doğru yükselenler bir gün yorulur, Derinleşen, hakikâti toprakta bulur.

Mâzi ırkın yarattığı coşkun bir seldir, Mâzi bizim alnımızı göğe yükseltir, Geçmişlerin gecesinden ışık alırız.

Bir düşünsen mazideki olan işleri Hâdisatın büyüklüğü seni şaşırtır.

İstersen gel yâd edelim o geçmişleri... Kaynar elbet damarında hâlis Türk kanın
Damarında çünkü kanı var “Atillâ’nın,

Geçip giden milyonlarca adsız kahraman, Ki her biri bugün bize vermededir şan

Bu erlerin cisimleri toprakta kaldı, Ve adları tarihte bir şanlı yer aldı...

Tonyukuk” un gizlenmiştir dehâ kanında, Bismark onun at uşağı olmaz yanında...

Alp Arslan”la “Kılıç Aslan” şanlı bir fasıl, Avrupa'yı rezil eden “Yıldırım”... Nasıl?

Düşünsene ne biçim bir kahraman erdir Ankara'da Yıldırım'ı eriten Demir

Anafarta cephesinde kim durdu en son? İlk dayağı kimden yedi kuduz Napolyon

Bu dünyada bizim bir genç kızı sevmemiz Filhakika gayet doğru, hem de çok temiz Bir gayedir

İstikbali kucağında bu mazi taşır... Arkasında olmasaydı şanlı bir mâzi Bu milletten çıkar mıydı bir büyük Gâzi

Mâzi bizim atamızdır, toprak anamız. Biri bizi yetiştirir, biri verir hız.

Bu toprağa nasıl dersin kara bir ölü Ki bağrında bütün şanlı ecdat gömülü.

toprağın uğruna sen can vermez misin?

Savaşları, töreleri, yasalarıyla, Zaferleri, bozgunları, tasalarıyla Mâzi ırkın yarattığı bir şaheserdir

Hey arkadaş! Sapıtmışsın, doğru yola gir; Hakkı neyse ver mâziyle kara toprağın

Onlar değil efsâneyle cansız bir yığın! Bu ikisi ebediyen kutlanacaktır... Ve bunları inkâr eden, bil ki, alçaktır...

51
Bizim için savaş düğündür;

Din Arab’ın harp Türklüğündür

Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa Türk eri de öyle gider kanlı savaşa.

Hem karadan, hem denizden ordular indir! Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir!

Kalem, fırça, mermer nedir? Birer oyuncak! Şaheserler süngülerle yazılır ancak!

Ölüm‐dirim savaşımız bir gün mukadder

Kılıçlarımız kından çıkmaya görsün! Top sesleri, bomba sesi bize saz gelir 17'ye karşı 44 milyon az gelir.

Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister! Büyük devlet kurmak için büyük kan ister. Damarında var mı senin böyle bol kanın

eski Roma hoş bir hayal
Kurulacak yeni Roma boş bir hayaldir Karşısında olmasaydı şanlı "Türk Budun" Belki gerçek olacaktı bir gün

İnsanoğlu ümitlerle dolup taşmalı,

Yurdumuzun çok tarafı olsa da kuru Makarnadan kuvvetlidir yine bulguru

Bizim yanık Fuzuli'miz engin bir deniz! Karşısında bir göl kalır sizin Dante’niz! Bizler ulu bir çınarız, siz sarmaşık
General"ler "Paşalarla atamaz aşık!

Irkınızı hiçe saydı Hazreti Fatih. Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih Ne Venedik kalacaktı, ne Floransa... Hoş geldiniz diyecekti Fransa

Olma öyle sinsi çakal yahut engerek! Bozkurt gibi, kartal gibi dövüşmek gerek!

Kılıç Arslan öldü sanma, yaşıyor bizde! Atilla'nın ateşi var içimizde! Kanije'nin gazileri daha dipdiri Sınırdadır Plevne'nin kırk bir askeri!

Dumlupınar denen şeyi bilirsin elbet! Şehitlerden elli milyon bekçisi olan Aşılmaz bir kayadır bu ebedi vatan!

Arkadaşlar saflar dizilsin Uzak, ufukdan koşup gelerek Belde
kılıç içte çelik yürek
Taşıyanlar safdaki yerini bilsin

Bir çığ gibi yürüyelim gözler ilerde; Keder, elem her ne varsa geride kalsın!

Kahramanlar gider ölüme karşı, Bir sevgili gibi onu basar bağrına! Bak, uzaktan çalınıyor bir zafer marşı,

Yürüyelim şu doğmakta olan yarına...

Sen ne kadar güzel şeysin, ey şanlı ölüm! Ey dünyada her yiğide nişanlı ölüm,

Düşenlerin kanlarından doğar bir şafak!

Haydi, sarsın yeri, göğü cenk türküleri; Kanımızla burada yarın güller açacak.


Pınar başına geldi Bir elinde güğümü; Çattı yay kaşlarını
Görünce güldüğümü Bağlamıştı gönlümü

Bağlamıştı gönlümü Saçlarının düğümü.

Saraylarda süremem Dağlarda sürdüğümü. Bin cihana değişmem Şu öksüz Türklüğümü...

Analım Tunga Er efsanesini
Duyalım geçmişin erkek sesini. Bürüyüp Tanrıdağ’ın çevresini Yine Gök Türk olalım… El kuralım.

Ötüken‐Yış durak olsun bize
Yürüsün ordular oradan denize. Çinli baş vermese, gelmezse dize Kağanın buyruğu vardır: Vuralım.

Ülkü uğrunda gönüller delidir. Kişiler ülkü için ölmelidir.

Tanrı’nın insana değmiş elidir Şu ölüm adlı güzel şey

Hiç düşündün mü niçindir yaşamak? Bir görev yapmak içindir yaşamak.

Er kişiysen görevin neyse, başar. Zevke, eğlenceye hayvan da koşar.

Kılavuz yap ebedi Gök Börü’yü

İzle Gök Börü’nün gölgesini
Çıkarıp Ergenekon’dan ulusu
Türk’ü kılsın yine dünya ulusu

Orda erdem gözükür, başkası çıkmaz alana. Kapanıktır kapılar her kovu, her bir yalana.

Orda erler: Kimi arslan, kimi parsın eşidir. Orda kızlar: Güneşin kendi, ayın on beşidir. Orda yoktur ne siyaset, ne fikir maskarası.

Yaşamaz öyle bir ortamda küçüklük, kötülük; Bir alaydan daha üstün savaşır orda bölük!

Bir düşün başların üstünde kağanlık tuğunu, Ruh duyar orda ölürken bile Türk olduğunu; Ölümün zevkini bir süs gibi gönlünde taşır.

Dirilerden çok orda şehitler dolaşır. Bu şehit ordusu varken kuramaz kimse pusu, Yurt için kan dökülür orda denizler dolusu.

Günümüzden, düşünüp birçok asırlar geriyi Analım bin kere ölmüş o ölümsüz çeriyi

o ölümsüz çeri Ebedi yiğit Adı yok şehit! Kefenin Vatan
Tabutun: Cihan... Düşün övün,

Eşit olduğun Şu güneş: Tuğun. Tabutun: Vatan Mezarın: Cihan. Adı yok yiğit! Ebedi şehit!..

Saygı olsun bu çelik atlıların gök tuğuna, Tuğu kaldırmış olan orduların başbuğuna

O nasıl bir yürüyüştür, ne yiğitler katarı! Gök Türk’ü, Oğuz‐Uygur’u, Kırgız’ı Tatar’ı
O batırlar ki basıp bağra kucaklar ölümü. Özgelerden sakınıp kendine saklar ölümü

Tarihin bir olağanüstü şahane işi Kür Şad’ın, Kül Tegin’in, Çağrı Beğ’in ok çekişi...İçim yine sevinçle yanıyor; Sanki deniz olmuş, dalgalanıyor

Zafer, ümit kaynağının bir çeşmesidir. Zafer birçok gönüllülerin birleşmesidir.

Gönülleri birleşenler ölse de bir gün Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün

Gönülleri birleşenler! Selam sizlere!

Uzaklarda dertleşenler! Selam sizlere!

Selam sana hücrelerde benzi solan genç! Selam sana ey yılları heba olan genç

O yalancı istikbale bir perde indir! “Gerçek yarın” unutma ki bir gün senindir!

Selam sana yavrusundan ayrılan kadın! Kim bilir sen gizli gizli nasıl ağladın!

sen yavrusundan ayrılan kadın! Kim bilir Gür sütünle aşladığın erlik cevheri
Yapacaktır onu yaman bir çeri

Kafkasya’da can veren şehid kızı Tek bir kadın değilsin sen... Sen bir ocaksın Bir çeliktir... Yüreğinde erir her sızı... Varsın, bağrın Yansın, dayan! sen kahramansın!

Ey ekmeği alınanlar! Selam sizlere! Ey rütbesi çalınanlar! Selam sizlere!

Kardeş yahut arkadaştır diye evleri, Ocakları dağıtılan ülkü devleri! Selam size!

ülkü devleri! Selam size!
Üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur, tarih sizi elbet alkışlar!

Ne beklersin dünyadaki sahte keremden? Ciğerlerin sönüyorken Tanrı’yı andın
Tasa etme, gerçekleşir mukaddes andın.

Hepinize sevgilerle coşkun selamlar! Şehitlerimiz bile sizi selamlar

İçtiğiniz ıstıraplar size kımızdır Bu acılar mazimize selamımızdır. Ulu Tanrı bir gün elbet bizi yargılar.

Yarınkiler biçecek ektiğimizi
Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır İşte o gün ruhlarımız şad olacaktır


Selam şanlı mazimize! Selam yarına! Selam zafer ordusunun silahlarına!

Ey geçmişin yiğitleri! Selam sizlere Ey yarının şehitleri! Selam sizlere!

Bir gün gelip ırkımızın gürbüz erleri Adım adım dolaşırken kutlu yerleri ‘‘Vaktiyle bir Atsız varmış…’’ derlerse ne hoş! Anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş?

Haydi artık dinsin bütün ıstırapların Ufuklardan şanlı bir gün doğacak yarın

Güzellikle sıcaklıkla hazır olup onu selamla! Gönlündeki yaraların kanını dindir Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir!
 

SDN Son Haberler

Son mesajlar

Üst