Ehlibeyt sevgisi

dergah yolu

Asistan
Hz Hasan (ra)efendimizin şehadetini andığımız günün ertesinde açtığımız bir konuya arkadaşımızın itirazı olmuş
haklıdırki ona bu sevgi aşılanmamış
haklıdırki bizler tembel kalmışız ve emribil ma'ruf yapamamışız
o kardeşimizde haklılığının devamı için ehlibeyt sevgisini sahih kaynaklardan araştıracak ve o hazineye kavuşacak

EHL-İ BEYT SEVGİSİ
Resulullah(s.a.v.) şöyle buyuruyor

Ben sizin aranızda iki değerli şey bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve öz akrabalarımdan olan Ehl-i Beytim. O ikisine sarıldığınız müddetçe, benden sonra asla (doğru yoldan) sapmazsınız. Gerçekten o ikisi (Kevser) havuzun(un) yanında tekrar bana gelinceye kadar birbirinden ayrılmazlar.”

Ehl-i Beyt (a.s), İslam semasının parlak yıldızları ve ışık saçan güneşleridirler. Onlar, Resulullah (s.a.a)’a iktida eden (uyan) kâmil insanlık örnekleridirler. Onlar, Hz. Peygamber (s.a.a)’in ilim kaynağından faydalanmış, risalet evinde büyümüş, onun yolunda hareket etmişlerdir. Onlar, ümmeti Allah’ın Kitabı’na ve Hz. Peygamber’in sünnetine sarılmaya davet ederek, kendi yaşantılarında da bunun en güzel örneğini sergilemişlerdir. Onlar, halkı hakka çağırmış, bir an bile haktan uzak kalmamışlardır. Onlar, yukarıdaki hadisin açıkladığı gibi, hiçbir zaman Kur’an-ı Kerim’den ayrılmamışlar, ayrılmazlar. Onlar, Kur’an-ı Kerim’de açıklanan bütün değerlerin ve yüce makamların en güzel örnekleridirler. Kur’an-ı Kerim onlar hakkında açıkça şöyle buyuruyor:

“Allah, ancak siz Ehl-i Beyt’ten her çeşit pisliği ve kötülüğü giderip sizleri tertemiz kılmak ister.” (Ahzab/33)

Ehl-i Beyt’in üstün makamı ile ilgili olarak nazil olan ayetler ve rivayet edilen hadislerin çokluğundan dolayı Ehl-i Beyt (a.s), tarih boyunca bütün Müslümanların yöneldiği tek mihver durumuna gelmiş ve çeşitli kesimler, onların ilim ve marifet nurlarından faydalanmak için onların kapısına gelmişlerdir.

Ehl-i Beyt’in tarihini ve onların ilmî siretini mütalaa edip araştıran kimse, Ehl-i Beyt İmamları’nın (a.s) önemli rolünü ve taşıdıkları sorumlulukları iyice anlayabilir. Onlar, mukaddes İslam şeriatını tahrif ve bidatlerden korumak, İslam akidesinin asaletini muhafaza etmek, İslam’ın yüce ilkelerini uygulamak ve ümmeti hidayete erdirmek uğruna cihat etmiş, canlarını bile bu yolda feda etmişlerdir.

İslam ümmetinin birliğinin yegane mihveri olabilecek Ehl-i Beyt’in tarihinin, her geçen gün daha iyi anlaşılması ve insanların hidayet ve nura doğru yönelip saadete ulaşmalarında onlara yardımcı olması, oldukça sevindirici bir gelişmedir.

Biz, Müslüman kardeşlerimizi Ehl-i Beyt’in makamlarını tanımaya davet ederken, aslında onları Ehl-i Beyt’in yolunu takip etmeye ve emperyalizm ile Siyonizm’e karşı verdikleri mücadelede, Müslümanları zaafa uğratmak, dağıtmak ve aralarına tefrika sokmak isteyen güçlerin karşısında bilinçli ve uyanık olmaya çağırıyoruz.

Ey Muhammed (s.a.a) in ümmeti ve ey Ehl-i Beyt (a.s) dostları! Gelin Kur’an ve Ehl-i Beyt’te birleşelim! Çünkü izzet, keramet ve şerefimiz, İslam’a sarılıp, Allah’ın (c.c) Kitabı, Peygamber’in sünneti ve Ehl-i Beyt’in sireti üzere amel etmektedir...

“De ki: Amel edin. Amellerinizi Allah da, Resulü de, müminler de görecektir.” (Tevbe/105)

“Ehl-i Beyt” kelimesi, Hz. Peygamber (s.a.a)’i seven, ona iman eden, yolundan giden herkes için sönmeyen nur ve sonsuz fazilet ve muhabbet kaynağının ifadesidir.

Müslümanlar, ilahî vahyin bu mübarek ismi andığı zamandan beri bu şanlı isimle tanışmışlardır.

“Allah, ancak siz Ehl-i Beyt’ten her çeşit pislik ve kötülüğü giderip sizleri tertemiz kılmak ister.” (Ahzab/33)

Bu ayet-i kerimenin nazil olmasıyla İslam toplumunda hakka uzanan gerçek hareket yolu ve İslamî hedeflere doğru giden çizginin sınırı belirlenmiş oldu. Bu ayetle Ehl-i Beyt’in İslam ümmetinin hayatındaki rolü beyan edilerek, hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah-u Teala’nın, her çeşit pislik ve kötülükten temizleme iradesinin sadece onlara mahsus kılındığı ifade edilmiştir.

İslamî ilimler üzerinde araştırma yapan ve İslam ümmetinin siyasî hayat sahasında görüş sahibi olan kimselerin belirttiği üzere, bu ilahî beyan ve açıklama, İslam ümmetinin hayatı, İslam tarihinin oluşması ve İslam uygarlığının kurulmasında özel bir anlam taşımaktadır.

Bu ayetler, Peygamber’den sonra İslam’ın anlayış ve mantığına uygun olarak tarihin akışının yön ve çerçevesini belirlemiştir. Allah-u Teala, Ehl-i Beyt’e, bütün günahlardan, kötülüklerden ve hatalardan pak ve temiz olma sıfatını verdikten sonra, “Sizin Allah katında en değerli ve üstün olanınız, en takvalı olanınızdır.” (Hucurat/13) hitabı gereğince, örnek olmak ve rehberlik etmek için liyakatin en yüce derecesinin onlarda olduğu ortaya çıkmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamber (s.a.a)’in sünnetinde araştırma yapan herkes görecek ki, hangi mezhepten olursa olsun, bu ümmetin fikir adamları, müfessirleri, muhaddisleri, siyer yazarları, tarihçileri, fakihleri, edipleri ve arifleri Ehl-i Beyt’in yüce makamından söz etmişlerdir.

Çeşitli mezheplerden olan Müslümanların yazdıkları hadis, siyer, tarih, tefsir, edebiyat, şiir, vb. kitaplarda bu mübarek soyun azameti belirtilmiş ve genellikle bu konuya özel bir yer verilmiştir.

Yine imanın, Hz. Peygamber (s.a.a)’in ve onun Ehl-i Beyt’inin (a.s) sevgisiyle ölçülmesi inancına binaen, onların muhabbetini kalplere yerleştirmek için ümmetin adeta bir yarışa girmesi, onlara zulmeden ve düşmanlık besleyenlere karşı nefret ve tiksintilerini açığa vurmaları, sözümüzün bir başka kanıtıdır.

Ehl-i Beyt (a.s), ilimde, takvada, ahlakta, şerefte, hak yolunda sebat göstermede, İslam’ı her şeylerini feda ederek korumada, zulüm ve tuğyana karşı çıkmada eşsiz insanlardırlar. Bu yüzdendir ki, bütün Müslümanlar Ehl-i Beyt’in sahip olduğu makamın, şerefin ve Allah’ın onlara tahsis ettiği faziletlerin, başka hiçbir kimsede olmadığında ittifak etmişlerdir.

Evet, yalnızca bu mübarek aileyi, Allah (c.c), bütün kötülük ve günahlardan pak ve temiz kılmıştır...

Yine yalnızca onları sevmeyi, Allah (c.c), bu ümmete farz kılmış ve onları sevmeyi, Peygamber (s.a.a)’in, ümmeti üzerinde bir hakkı olarak belirlemiş ve şöyle buyurmuştur:

“(Ey Peygamber, Müslümanlara) De ki: Ben peygamberlik vazifesi (yolunda çektiğim zahmetlerin) karşısında, sizden hiçbir ücret istemiyorum; sizden istediğim, ancak yakınlarıma (Ehl-i Beyt’ime) muhabbettir. Kim bir iyilik yaparsa, biz onun sevabını daha da artırırız.” (Şûra/23)

Yine Allah (c.c), yalnızca onlara beş vakit namazda salat ve selam etmeyi ve Peygamber’in isminin yanında onların da isminin anılmasını farz kılmıştır. Allah-u Teala Kur’an’da şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz, Allah ve melekleri, Peygamber’e salat ve selam ediyorlar; ey iman edenler, (siz de) ona (Peygamber’e) teslimiyetle salat ve selam edin.” (Ahzab/56)

Müslümanlar Peygamber’den, kendisine nasıl salat edeceklerini sorduklarında, salat etmenin şeklini onlara şöyle öğretti:

“Deyin ki: Allah’ım, Muhammed’e ve Muhammed’in âline (Ehl-i Beyt’ine) salat et; nasıl ki İbrahim’e ve İbrahim’in âline salat ettin. Şüphesiz ki sen beğenilmiş ve yüksek mertebelisin.”

Bu ümmetin içinde Ehl-i Beyt’ten başka bu yüce sıfatları haiz olan hiç kimse yoktur. İşte buradan, Ehl-i Beyt’in (a.s) sevmenin farz oluşu, onlara tabi olup, gittikleri yoldan gitmenin bütün Müslümanlara gerekli olduğunun sırrı ortaya çıkmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’in, Ehl-i Beyt (a.s) üzerinde bu kadar ısrarla durmasından, onların azamet ve makamlarını açıklamasından maksat, Müslümanların Hz. Resulullah (s.a.a)’den sonra onları önder kabul etmeleri, onları sevmeleri ve onlara itaat etmeleridir.

Kur’an-ı Kerim’in onları bu şekilde tanıtmasında itikadî ve mektebî amaçtan başka bir hedef güdülmemektedir. Bütün bunlar, Müslümanları tefekküre ve düşünmeye sevk edip, Kur’an’ın ve Peygamber’in ümmete imam ve önder olarak tanıttığı bu seçilmiş insanları daha iyi tanımaya çağırıyor
EHLİ BEYT, KIYAMETE KADAR DEVAM EDER; HER MÜ’MlNE ONLARA HÜRMET ETMEK VE HAKLARINI KORUMAK GEREKİR



Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurmuştur ki:

“Şüphesiz, (âhirete) çağrılıp gitmem yakındır. Size iki büyük ve hukuku ağır emanet bırakıyorum. Birisi, Aziz ve Celil olan Allah’ın kitabı Kur’an. Diğeri de gözümün nuru ehl-i beytimdir. Allah’ın kitabı Kur’an; semadan yeryüzüne uzatılmış (ilâhî ve nuranî) bir iptir. Lâtif ve Habir olan (her şeyi bilen Rabbim) bana bildirdi ki: Kur’an’la ehl-i beytim (âhirette) Havz-ı Kevser’in başında bana gelene kadar birbirinden ayrılmayacak. Öyleyse, sizler (size emanet ettiğim) bu iki şeyde bana nasıl halef olduğunuza (benden sonra onlara nasıl davrandığınıza) iyi bakınız; onların hakkını korumaya dikkat ediniz!”
(Ahmed, Müsned, 111,17;V,182;Tabarânî, el-Mu’cemu’1-Kebir, V, 154 (No:4922, 4923). Bkz: Tirmizî, Menâkıb, 32 (No:3788. Aynı konuda biraz farklı bir rivayet))



Hz. Resûlullah’ın (s.a.v) gerçek âşığı Ebû Bekir Sıddîk (r.a) demiştir ki:

“Resûlullah’m Ehl-i Beytini sevip memnun ederek Resûlullah’ın (s.a.v) hatırını gözetin. Vallahi, Resûlullah’ın yakınlarının haklarını korumak, benim için kendi yakınlarımın haklarını korumaktan daha sevimlidir.” (Buhârî, Fedâilü Ashâbi’n-Nebi, 12.)

Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz buyurmuştur ki:

“Sizin en hayırlınız, benden sonra Ehl-i beytime karşı en hayırlı davranan kimselerdir” (Hâkim. Müstedrek, III, 311; Ebû Ya’lâ, Müsned, No:5924)

“Allah’a yemin ederim ki, bana ve ehl-i beytime buğzeden ve bizi kızdıran kimse, muhakkak cehenneme girer.” (Hâkim, Müstedrek, III, 150; ibnu Hıbbân, el-Ihsân, XV, 435. (No:6978).)

“Ehl-i Beytim Nuh’un gemisi gibidir; ona binen kurtulur; uzak duran boğulup helâk olur.” (Hâkim, Müstedrek, III, 151; Ahmed, Müsned, III, 157; Tabarânî, el-Kebîr, No:2636-2638.)

“Rabbim bana, Ehl-i Beytim içinde kim Allah’ın birliğini ve benim peygamberliğimi kabul ederse ona azap etmeyeceğini vaadetti.” (Hâkim, Müstedrek, III, 150.)
http://forum.islamiyet.gen.tr/hadis-bahcesi/31835-ehl-i-beyt-sevgisi.html
 

tuvana

Doçent
Ehl-i beyt, lügatte "ev halkı" manasına gelir. Genel manada, Peygamber Efendimiz'in ailesini, hanımlarını, akrabalarını, torunlarını da içine alan bu tabir, has manada ele alındığında, tarihteki kullanılagelen şekline baktığımızda da anlaşıldığı üzere, Peygamber Efendimiz'in (sas) Hazreti Ali ile Hazreti Fatıma validemizle beraber, o ikisinden devam eden neslini ifade eder.
Bununla beraber, Peygamberimizin beyan buyurdukları "Her takva sahibi kimse Muhammed'in Ehl-i Beytindendir"[1] ifadelerine bakarak, ehl-i beyt mefhumunun dairesini daha geniş olduğunu da düşünebiliriz. Fakat bu meseleyi, daha geniş olara başka bir makaleye havale ederek, burada hususiyle Ehl-i Beyt sevgisini nazarlarınıza arz etmek istiyoruz.
Şura suresinin 23. ayetinde "De ki: Ben bu risalet ve irşad hizmetinden ötürü, sizden akrabalık sevgisinden başka beklediğim hiçbir karşılık yoktur." buyrularak, ümmet-i Muhammed'in (sas), Efendimiz'in akrabalarına ve bilhassa da ehl-i beytine karşı saygılı olmaları istenmiştir. Peygamber Efendimiz (sas), birçok hadisinde, Hazreti Ali başta olmak üzere kendi nesli hakkında ümmetini ikaz ve irşad buyurmuş, ehl-i beyte karşı saygı dolu bir bakış oluşturmuştur. Veda hutbesinde beyan buyrulan şu hadis-i şerif, bu konuda bir örnektir ve Şura suresinde geçen "akraba sevgisi" ifadesinin de tefsiri mahiyetindedir: "Size iki şey bırakıyorum. Onlara sahip çıktıkça yoldan çıkmazsınız: Birisi Allah'ın kitabı Kur'an, diğer benim ehl-i beytim."[2]
Elbette ki, Peygamber Efendimiz'in kendi neslini nazara vermesi, sırf bir cibillî yakınlıktan dolayı değildir. Böyle bir anlayıştan Peygamber Efendimiz ve O'nun pak nesli fersah fersah uzaktır. Öyleyse, burada başka bir hikmet aramak gerekir. Esasen bu sözüyle Peygamber Efendimiz (sas), ilerde, fitne ve bidatların çıktığı, fesadın her tarafı kasıp kavurduğu, dinden uzaklaşıldığı, Kur'an'ı temsil eden bir cemaatin kalmadığı dönemlerde, kendi neslinden olanların dine sahip çıkacaklarını, dolayısıyla ehl-i beytine sahip çıkanların, onları sevenlerin dine sahip çıkmış olacaklarını işaret buyurmuştur.
Bir başka rivayette, Peygamberimizin buradaki "ehl-i beyt" kelimesi yerine "sünnetim" buyurduğu ifade edilmiştir. Buradan şöyle bir mana anlayabiliriz: İleride benim sünnetimi, benim yolumu, ehl-i beytim temsil edip koruyacaktır. Onun için onlara sahip çıkarsanız, sünnetimden ayrılmamış olursunuz.
Evet, Efendimiz (sas), bu türlü beyanlarıyla, hem dinine sahip çıkılmasını istemiş hem ileride maruz kalacakları sıkıntılardan dolayı kendi pâk neslini önceden teselli etmiş, hem de yapacakları fedakarlık ve hilafetten çekilme gibi feragatlerinden dolayı da tebrik etmek istemiştir. Bu manada Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin'in (radıyallahu anhümâ) başlarını okşamış, boyunlarını öpmüş, "Hasan ve Hüseyin, cennet ehlinin iki gencidir."[3] demiş ve "Allahım, ben bunları seviyorum, sen de sev!"[4] gibi dualarda bulunmuştur. Cennetle müjdelenmiş bu iki gencin babası olan Hazreti Ali hakkında ise pek çok inci mercan sözler söylemiştir. Bu hadisi şeriflerden bazılarını örnek verelim: "Ben kimin efendisi isem, Ali de onun efendisidir."[5], "Her Peygamberin nesli kendindendir, benim neslim Ali'dendir."[6] "Cennet üç kişinin hasretini çeker: Ali, Ammar bin Yâsir ve Selman."[7]
Tarih de göstermiştir ki, Peygamber Efendimizin en büyük sevgisine mazhar olan bu mübarek nesil, ümmete ümit olmuşlar, daima dine hizmet için yaşamışlar ve bu hizmet içindeyken Allah'a yürümüşlerdir. Hazreti Ali, Hazreti Hüseyin Hazreti Hasan efendilerimizden sonra, Caferi Sadık (r.a.), Muhammed Bakır (r.a.), Zeynelabidin Hazretleri (r.a.), Abdülkadir Geylanî (k.s), Şah-ı Nakşibend (k.s.) ve daha nice dev kametler, bulundukları devirleri aydınlatan birer yıldız gibi hep parlamışlar ve insanlığa ışık kaynağı olmuşlardır.
Evet, ehl-i Beyt, ister özel manasıyla Peygamber Efendimiz'in mübarek nesli olarak düşünülsün, ister geniş manasıyla akrabaları da dairenin içine alınsın, isterse de en geniş manasıyla Peygamberimizin gerçek mirası olan dine ve ilme hizmeti hayatlarının gayesi haline getirenler mülahazaya alınsın, hepsi de sevilmeye layıktır, sevilmelidir, sevileceklerdir.
Allah, onların şefaatlerine bizleri de nail eylesin.. amin..
[1] Câmiu's-Sagîr, 1/55
[2] Müsned, 5/181; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe 36, Tirmizî, Menakıb 31
[3] Tirmizi, Menakıb, (3778
[4] Tirmizi, Menakıb, (3784
[5] Tirmizi, Menakıb 19; İbni Mace, Mukaddime 11
[6] Taberanî, el-Mucemü'l Kebir 3/43; Deylemî, Müsned 1/172
[7] Tabakât, 4/85


paylaşım için teşekkürler.
 

yemliha

Asistan
öncelikle bu bölümü bir Gül[sav]bahçesine çeviren her türlü tartışmayı bir kenara koyup sadece Güllerin Efendisi[sav]ni yad eden kardeşlerime sonsuz teşekkürlerimi Alemlerin Rabbinede sonsuz şükür ve hamdlarımızı sunuyorum
elhamdülillahirrabbilalemin
Yarın ehlibeytten 12 imamdan bizim için baha biçilmez değerde olan imam cafer-i sadık ın şehadetini yad edeceğiz
bu konulara detaylı girmek için önce ehlibeyt sevgisini öğrenmemiz gerekir öğreneceğiz idrak edeceğiz ve yaşantılarını yaşantımıza örnek edeceğiz onları katleden kırılası eller daha kurumamıştır bugün islam camiasının üzerindedir hızır hocaefendinin şehadeti bayram hocamızın kürside şehadeti ve özellikle bir bütün olduğumuz alevi ve sünni ler olarak bizlerin zenginlik olan içtihad farklarını ayrımcılık olarak nifak tohumu olarak sermeye çalışmaları bizlere büyük bir vazife vermektedir
birlerin arasına her fesad konulduğu vakit inadına bir sünni kardeşimize bir alevi kardeşimize sarılalım onların acısı acımız sevinci sevincimiz olmalıdır
kardeşlerimden bu yönde yorum bekliyorum
sitemiz arşivinde ehlibeyt sevgisi ile ilgili konu bulunduğundan onunla iktifa ettim yenisini açmadım
selam ve dua ile
 

redyellow

Doçent
Ehli beyt yolunda olmaktan ancak şeref duyarız.

Selam dünyanın en güzel gülü Hz.Muhammed'in (sav) ehli beytinin üzerine olsun.

Selam Resul'e olsun.

Selam İslam yolunda gidenlerin üzerine olsun.
 
Üst