Benim Adım Rune

Bu konuyu okuyanlar

22Therefore22

Asistan
Katılım
14 Ocak 2020
Mesajlar
312
Reaksiyon puanı
311
Puanları
63
Yaş
23
hrtc4wf7.jpg

Wattpad Adresi

Giriş Bölümü


1.75 cm boyunda 70 kg ağırlığındayım. 25 yaşındayım ve Imperial vatandaşıyım. Ayrıca Skyrim'de ki Hırsızlar Loncasının bir üyesiyim. Gerçek ailemi hiç tanımadım. Baba dediğim adam küçük bir bebekken beni Issızkent açıklarında batan bir geminin enkazından kurtarmış bir balıkçıydı.

Üzerimde bulduğu tek şey tuhaf şekillerin işlendiği küçük ve pürüzsüz bir taştı. Beni büyütüp, ismimi bana o adam verdi. Sanırım uygun olduğunu düşündü. Ben de hiç değiştirmedim çünkü doğru gelmedi. Hırsızlıktan kazandığım tüm parayı taşın anlamını öğrenmek için harcadım.

Kışhisar Koleji'ne götürdüm. Fakat ne yazık ki kimse sırrını çözemedi. Belki saçma bir şeydi. Canı sıkılan biri taşı öylesine karalayıvermişti. Ama gerçekten bir anlamı varsa nereden geldiğimi, hangi gemide olduğumu, her şeyi açıklayabilirdi. Pes etmedim ve Loncada ki bağlantılarımdan olan Athel Newberry'e ulaşıp bu konuda yardımını istedim.

Kabul etti ancak kısa bir süre sonra o da ailemle ilgili bir ize rastlamadığını yazdı. Bu bardağı taşıran son damla oldu. Ardından hemen Brynjolf'la görüşüp bir süreliğine kişisel işlerim nedeniyle Loncadan ayrılmam gerektiğini söyledim.

Şükür ki Brynjolf, Mercer'in aksine anlayışlı bir liderdi. İzin vermişti. Ve bu işte yalnızda değildim. Loncada iyi anlaştığım arkadaşlarımda bana yardım etmeyi kabul ettiler. Etienne Rarnis, Niruin ve Hızlı Vipir. Onların desteği olmadan bu tehlikeli yolculuğa çıkamazdım. Aileme ne olduğunu öğrenmeden rahatlamam imkânsızdı. Öz anne ve baba özlemim yüreğimi yakıyordu.

Benim adım Rune ve bu benim hikâyem...

Kavuşma

Uzun bir ayrılıktan sonra eski bir dostla kavuşmak kadar büyük bir mutluluk olabilir miydi? Manevi babamdan uzakta tam 6 yıldan fazla geçirmiştim. Bu süre boyunca ne ben ondan bir haber alabilmiştim ne de o benden. Aklımda ona sormak istediğim birçok soru ve anlatmak istediğim sayısız şey vardı.

Her nedense onu görür görmez dilim tutuldu, sesim kısıldı ve gözlerim yaşlarla doldu. Ne soru soracak ne de bir şey anlatacak durumdaydım. Herhalde o da aynı duygu yoğunluğundaydı ki ağzını bıçak açmıyordu. Hasret dolu bir kucaklaşma, yanaklara öpücükler ve üzerlerinden akıp yere süzülen gözyaşı damlaları... Ardından derin bir sessizlik. Babam dakikalar sonra konuşacak gücü kendinde bulabilmişti.

Balıkçı: Aileni...

Biliyordum ne diyeceğini. Sanki duymak istemiyordum. Sorusunu sormasına fırsat vermeyip böldüm. Ve cevapladım.

Rune: Hayır.

Belirttiğim gerçek o an canımı çok acıttı. Bunun ötesinde bir şey söylemeye dilim varmadı. O sırada ilk defa gördüğüm bir kadın, mutfaktan yemek hazırlamak içinmiş gibi elindeki tencereyle çıkıp yakınımızda durdu. Babam cevabımı duyduktan sona titrek bir sesle sözüne devam etti.

Balıkçı: Üzgünüm oğlum. Keşke bu konuda yapabileceğim bir şeyler olsaydı.

Tam aksine kendimden emin bir ifadeyle karşılık vermeye çalıştım.

Rune: Merak etme, onları bulacağım.

Kestirip atmak istedim ama babamın kalbini de kırmak istemiyordum. Sıkıntılı halimi gizlemek için yapmacık bir gülümseme yavaş yavaş yüzüme yayıldı. Bizi izleyen kadın babamın aksine rahatsız olduğumu fark etmiş olacak ki lafı değiştirmek istercesine konuşmaya başladı.

Kadın: Her neyse Ronlo, çocuğun üstüne gitme bu kadar. Bak üzülüyor görmüyor musun? Ve utanmıyor musun? Ağaç oldum burada! Neden hala bizi tanıştırmadın?

Ronlo: Ah! Kusura bakma evladım. Daldım işte. Yılda'nın yanımıza geldiğini bile fark etmemişim. Bu karım Yılda. Bu da sana daha önce bahsettiğim öz çocuğum gibi sevip yetiştirdiğim Rune.

Rune: Memnun oldum efendim. Sizin adınıza sevindim. Peki, ne zaman evlendiniz? Son hatırladığımda babam bekârdı.

Ronlo: Beş yıl kadar oldu. Hatta küçük bir kızımız dünyaya geldi. 4,5 yaşında ve sokakta arkadaşlarıyla oynuyor şu an. Akşama eve gelince görürsün.

Rune: Bir kardeşim mi var? Çok mutlu oldum gerçekten!

Yılda: Bizde senin gelmene çok sevindik. Seni görünce çok sevecek Ridya. Benim kızım tatlı olduğu kadarda iyidir.

Ronlo: Şimdi. Söyle bize Rune, onca sene sonra hangi rüzgâr attı seni buraya? Bu arada görmeyeli pek boy atmışsın, kalıplanmışsın koca adam olmuşsun be!

Rune: Sağ ol. Yediğime ve içtiğime dikkat ettim. Ailemi bulmak için bir yolculuğa çıkıyorum. Uzun bir süre Skyrim'in diyarlarını gezeceğim. Bu yüzden son kez seni görmek istedim.

Ronlo: Çok iyi yapmışsın oğlum. Ama "son kez" falanda ne demek? İlahlarında yardımıyla elbet aileni bulacaksındır. Sonrasında eminim yine şu yaşlı balıkçıyı unutmayıp ziyaret etmeye de geleceksindir.

Yılda: Tabii ki de öyle olacaktır, Ron... Artık boş mideyle bu kadar muhabbet yeter. Yaptığım lezzetli yemeklerin ve pastaların tadına bakma zamanı geldi.

Yılda daha sözünü bitirmemişti ki, birden kulübeden bozma evin kapısı vurulmaya başladı. Kapıya vuran el şiddetini her vuruştan sonra daha çok arttırıyordu ve zavallı emektar kapı biraz daha açılmazsa şüphesiz bu darbelere dayanamayıp kırılacaktı.

Kadıncağız haklı olarak korkup çekindi. Kapıya bile yaklaşamadı. Ben sandalyeden kalkmak için hamle yaptığımda babam eliyle omzumu tutup engelledi. Duvarda asılı olan paslanmış eski kılıcına sarıldı ve usulca kapıyı araladı.

Ronlo: Kimsiniz ne istiyorsunuz?

Adam: Evinize girip, bizi saatlerdir buz gibi havada kapının önünde aç bekleten kişinin arkadaşlarıyız.

Yılda: Senden mi bahsediyor bu kaba herif Rune?

Sesinden tanımıştım bu Hızlı Vipir'di. Onu buraya getirmeden önce Kırık Testi'deyken babamın evinde hareketlerine dikkat etmesi için söz verdirmiştim. Çünkü babam beni 6 yıl önce evden sadece öz ailemi bulmak için çıktığımı sanıyordu. Hırsızlar Loncasına bulaştığımı duysa kahrolurdu adamcağız.

Sahiplendiği çocuğun bir hırsız haline geldiğini bilmemeliydi. Ona bunu yapmaya hakkım yoktu. Bunu sır olarak saklamak zorundaydım. Öfkeli bir şekilde kapıya atılıp şiddetle kendime doğru çektim. Vipir'e sinirlendim. Bunu etrafımdakilere belli etmemek için üstün bir çaba sarf etmeme rağmen kızgınlığım hareketlerime ve ses tonuma giderek yansıyordu.

Kontrol edemediğimi hissettiğim için Vipir'i kolundan çekiştirip evin biraz ilerisine sürükledim ve kısık bir sesle ama hiddetimden hiçbir şey kaybetmeden konuştum.

Rune: Daha geleli 15 dakika oldu ve sabredemedin değil mi! Alacaklı gibi çalmak zorunda mıydın kapıyı hayvan!

Elime elinin tersiyle vurdu. Her zamanki ciddiyetsizliğiyle gözlerini devirerek bana aynı kafasının içi gibi boş bakışlar atarak süzdü.

Hızlı Vipir: Saadetinizi bozmak istemezdik ama ne bitmek bilmez muhabbetiniz varmış arkadaş? Gö.. dondu, am... ko... burada. Uzun yoldan geliyoruz yorgun ve açız!

Etienne Rarnis: Kendi adına konuş.

Niruin: Evet, bunu sorun eden sensin.

Hızlı Vipir: Hemen satıyorsunuz bakıyorum! Neyse ne! Daha şimdiden böyle yapacaksanız ileride hiç çekilmezsiniz. Bakın böyle olacaksa dönüyorum ben Vadikent'te!

Rune: Tamam... tamam. Bekle Vipir! Şimdi babamın eşi yemekleri masaya koymaya başlayacaktı zaten . Daha fazla büyütmeyelim olayı istersen. Girelim soluklanalım hadi.

Hızlı Vipir: Sonunda! İçeriye hiç almayacaksınız sandım bir ara.

Eve doğru birlikte yürümeye başladık. Her adımda boğazım daha çok düğümleniyor, yutkunmak zorlaşıyordu. Ya ağzından bir şey kaçırırsa? Hızlı Vipir'i yanıma almak sanırım baştan kötü bir fikirdi ama artık çok geçti.

Son pişmanlık bir işe yaramazdı. Beni rezil edip küçük düşürmemesini umup dua ederek evin içine girdik. Babam elindeki kılıcını tekrar duvara astı ve derin bir nefes alıp sözü aldı.

Ronlo: Arkadaşlarını dışarda bekletmek yerine daha önceden söyleseydin ya Rune? Böyle gerilmezdik yok yere.

O an Hızlı Vipir'in yüzünde toplum arasında tamamen yasaklanması gereken alaycı bir ifade belirdi ve onun eşliğinde gülerek kulağımıza fısıldadı.

Hızlı Vipir: Amca silahı çıkarmış bizi kesecekti anlaşılan.

Yılda: Hadi çocuklar ayakta kaldınız lütfen üstünüzü çıkarıp masaya geçin. Servise başlayacağım.

Yemekler önümüze geldi. Yılda alçakgönüllülük bile yapmıştı. Az bile söylemiş, gerçekten çok lezizdi her biri. Ben sindire sindire yerken, nezaketten yoksun arkadaşlarım masaya çöreklenmiş tabaklarının yanında duran çatal kaşığı yok sayarak elleriyle hayvan gibi yemeye girişmişlerdi.

O sırada ben utancımdan yerin dibine girmekte, babamın ve Yılda'nın önünde giderek küçülüp yok olmaktaydım. Onları izlemekten kendimizi alamıyorduk. Bu tiksinç manzara iştahımızı kapatmaya yetti.

Ronlo: Rune... Arkadaşlarınla nereden tanışıyorsunuz?

Rune: Hah... şey işten. Ya mesai arkadaşıyız değil mi çocuklar?

Etienne Rarnis: Avot.

Niruin: Albatto.

Vipir'de diğerleri gibi ağzındakini yutmadan araya daldı.

Hızlı Vipir: Taboo... tob... doha hok huç oratğa...

Vipir'in boğazına bir anlık refleksle tutup sıktım. Ama sonra nerde olduğumu hatırlayınca gevşetip bıraktım. Yakasını düzeltiyormuş gibi yapıp ilk önce ağzındakini bitirip öyle konuşmasını rica edip dediklerinin anlaşılmadığını söyledim.

Hızlı Vipir: Beni konuşturmadın Rune! Ne diyordum ben? Ha! Suç ortağıyız moruk suç.

Vipir bunları söylerken diğer taraftansa dişlerinin arasına sıkışıp kalan yahni parçalarını tırnağıyla çıkartıp gözümüze soka soka yüksek sesle yutuyordu. İğrençliği Sıçan Yolu'n da yaşayan canlılar için hayranlık uyandırıcı ilham kaynağı olabilirdi.

Dediklerini tabii duymamla şok geçirdim ve boğazıma o sırada yutmak üzere olduğum lokmam takıldı. Deli gibi öksürdüm ve elimle göğsüme yumruğumu sıkıp sürekli vurdum sonra kısık bir sesle şöyle çıkıştım.

Rune: Söz vermiştin!

Ronlo: Ne demek oluyor bu?

Rune: Sadece kötü bir şaka...

Bakışlarımla bana katılması için Vipir'i ve diğer arkadaşlarımı işaretledim. Diğerleri de bana katıldı ve hep birlikte yalandan gülmeye başladık.

Hızlı Vipir: Doğru şaka yaptım amca. Ortam şenlensin diye.

Yılda: Çok şakacıymış arkadaşın Rune.

Rune: Ya öyledir. Öyledir... senin dalağını si... Vipir.

Hızlı Vipir: Ne? Az önce küfür mü ettin sen bana?

Elimle arkadaşça takılıyormuş gibi yapıp sırtına okkalı bir yapıştırdım. Öyle sert kaçtı ki ben bile şaşırdım. Ciğerleri ağzından yemek masasına fırlayacaktı sanki. Babamın laflarında anlaşılmasa da yüzünde arkadaşlarımdan, özellikle Vipir'den memnuniyetsiz olduğu okunuyordu. Bütün yemek boyunca bu durgunluğu sürdü.

Sofra benim için gergin ve stresli geçmişti. Sanki her an Vipir yine çenesini düşürecek ve beni bitirecekmiş gibi davranıyordu ve bunu resmen kasten yapıyordu. Birkaç kez neredeyse yakalanıyor, asıl mesleğim ortaya çıkıyordu ama Dokuzlara şükürler olsun ki güçbela toparlamayı başarmıştım.

Havadan sudan konuşmuş, Vipir'in arsızlıklarıyla uğraşmış ve babamın hoşgörü sınırlarının zorlandığını fark edip dışarıda yaşadıklarımı anlatma niyetinden de vazgeçmiştim. Nihayet yemekten sonra küçük üvey kız kardeşimle tanıştım.

Gerçekten çok sevimli minik bir kızdı. Kanımız birbirimize hemen kaynadı. Abi kardeş gibi biraz oyunlar oynadık ama sonra doyamadan uyku vakti geldi. Kucağıma alıp yatağına kadar taşıyıp yatırdım. Uykuya dalana kadar ona bildiğim birkaç tane masal anlattım.

Yılda eskiden kaldığım odayı bize hazırlamıştı. Her şey neredeyse 6 yıl önceki bıraktığımla aynı gibiydi. Babam odanın düzenini korumuş olmalıydı. Burada beni eski hatıralarımın acılarından başka karşılayan olmadı.

Ancak artık hepsi geçmişte kalmıştı. Onları deşmek düzeltmeyecekti. Dört tane eşek kadar adam ile dara cacık bir oda da ve iki kişilik yatakla mahsur kaldım. Buraya Sığmak zorunda kaldık. Vipir gene şikâyet etmeye başladı. Babamın kulağına gitmesini son anda ağzını kapatıp onu odaya tıkarak engelledim. Görgüsüz ayı! Ne olacak... sıkış tepiş yattık.

Vipir'in bezdirici ısrarlarına karşın ben ve Niruin yerde yatmak zorunda kaldık. Vipir ile Etienne yatağı kapmıştı. Vipir'in ayağı, Niruin'in kolu ve Etienne'nin başı... İçimden o an keşke Safir'im burada olsaydı diye geçirdim. Ona çok yalvarmış, dil dökmüştüm ama benimle gelmeyi reddetmişti.

Onu hala çok seviyordum. Bir yıl boyunca çıktık. Birbirimizi olduğumuz gibi kabullenmiştik. Ondan hiçbir şeyi gizlememiştim. Fakat hayatımla ilgili aldığım bu en önemli kararda beni yalnız bırakmış saygı duymayıp karşı çıkmıştı.

Eğer gidersem diye beni tehdit ederek, terk edeceğini ve ayrılacağımızı söyledi. Bu işi kurcalamamamı, bu yüzden beni kaybetmek istemediğini söylüyordu. Peki, böyle yaparak ilişkimizi kendi askıya almadı mı? Ne kadar kararlı olduğumu gösterdiğimde sevgisi ağır basar belki geri adım atar diye düşünmüştüm.

Ama keçi inadı vardı kadında, o da çok üzülse de yılmadı. Vadikent'te kalmayı seçti. Bu duygu ve düşüncelerle vücudum çalkalanırken gecenin dipsiz zifiri karanlığının kollarına kendimi ağır ağır teslim etmeye başladım.
 

Son mesajlar

Üst