Ciana
Profesör
- Katılım
- 26 Ağustos 2009
- Mesajlar
- 1,035
- Reaksiyon puanı
- 1
- Puanları
- 0
Fransa’da her yıl düzenlenen Cannes Film Festivali bu sene 62.si ile karşımızda!.. 20 filmin yarışacağı festival bu yıl yine kıyasıya bir yarışa sahne olacağa benziyor!.. Ödüllü yönetmenimiz Nuri Bilge Ceylan yarışma jürisinde yer alırken, yine onun oyuncularından Hatice aslan, Bulgar Kamen Kalev’in filminin oyuncusu olarak gösterim bölümünde yer alacak. Jüri başkanlığını ünlü Fransız kadın oyuncu Isabelle Huppert’in yapacağı festivalin jüri kadrosunda Ceylan’ın dışında yazar Hanif Kureishi, yönetmenler James Fray ve Chang Dong-Lee ile birlikte değişik ülkelerden dört kadın oyuncuyu görüyoruz: Asia Argento, Robin Wright Penn, Sharmila Tagore ve Shu Qi.
Bu sene yarışma bölümü oldukça renkli. Genellikle bir süredir film yapmayan ya da yükselmeye aday yönetmenlerin bir kokteyli gibi…Yıllar önce Fransa’da röportaj yaptığım bir gazeteci (Paul Giannoli) bana sinemaya hevesli oğlundan bahsetmişti. İşte o çocuk, Xavier Giannoli, yıllar sonra Fransız sinemasında kendine yer edindi ve bu sene A L’Origine (Özünde) filmiyle festivalde Fransa’yı temsil ede filmlerden biri olmaya hak kazandı. Film bize uygun aslında zira otoyol inşa etme işini üstüne alan bir üçkağıtçının öyküsünü anlatıyor. Fransız filmlerinden söz açmışken yarışmada önemli yönetmen Jacques Audiard’ın Un Prophete (Peygamber) filminden bahsetmemek de olmaz. Bence şu anda Fransa’nın en itibarlı yönetmenlerinden biri olan Audiard, işe senaristlikle başladığı için bir öykülü film ustası aynı zamanda… Bu son filmi altı sene hapse mahkum olmuş Kuzey Afrikalı bir gencin hapishanede Korsikalı azılı haydutlarla yakınlaşması ve yavaş yavaş onlara ayak uydurmasını konu ediniyor. Hızımızı almışken ev sahibi Fransa’nın diğer filmlerini de sıralayayım. Öncelikle deneyimli ve son derece üretken bir yönetmen olan Alain Resnais’nin Les Herbes Folles (Çılgın Otlar) filminin festivalde olduğunu görünce içimli sevimli bir merak kapladığını belirtmeliyim. Zira Resnais’nin bundan önceki Coeurs (Kalpler) filminde olduğu gibi aynı ritm ve öyküleme duygusunu koruduğu duyumunu aldım. Bu yaşta yarışma heyecenı duymak da ünlü yönetmen için oldukça ilginç olmalı.
Ancak Fransız filmleri arasında hiç kuşkusuz en ilgi çeken ve en çok merakla bekleneni rahatsız edici tecavüz sahnesiyle ünlü 2002 yapımı Irreversible (Dönüş Yok) filminin yönetmeni Gaspar Noe’nin yeni filmi Soudain le vide (Aniden Boşluk) olacak. Noe bu filmde striptizci sevgilisiyle birlikte bir süredir Tokyo’da yaşayan Oscar’ın bir gün silahla vurulmasının ardından, ölmeden önce belleğinde geçmişle gelecek ya da hayalle gerçek arasında yaptığı yolculukları anlatıyor. Filmin naratif yapısı yine cesaret isteyen bir kurgu içermekte... Ödül alacağını düşünmekteyim.
Fransız filmleri üzerindeki bu kuşbakışı geçişimden sonra ben kendi hesabıma ödül savaşının yine de önemli birkaç yönetmenin yeni filmleri arasında geçeceğine inanıyorum. Bu anlamda festivalin kare ası Quentin Tarantino, Ken Loach, Pedro Almodovar ve Lars Von Trier. Bunun dışında çok ünlü Avustralyalı kadın yönetmen Jane Campion, Avusturya’nın atipik sinemacısı Michael Haneke ve eskilerden deneyimli İtalyan yönetmeni Marco Bellochio’nun da filmlerinin olduğunu söylemeden geçmeyeyim. Uzak doğu sineması ise Park Chan Wook, Lou Ye ve Tsai Ming Liang gibi üç yönetmenle temsil ediliyor. Bu filmlerin bir bölümünden gelecek hafta bahsedeceğimi belirterek Ken Loach’un son yapıtı Looking for Eric (Eric’i aramak)’tan söz etmek istiyorum. Filmde Manchester’lı bir postacı olan Eric Bishop, gerek duygusal hayatında gerekse de ailevi ilişkilerinde yaşadığı tahammül edilmez sorunların sonucu bunalımlı bir döneme girer. Bir gece Eric, duvarındaki asılı duran postere döner ve orada resmi asılı olan hayattaki en büyük idolü futbolcu Eric Cantona’ya sorar. Sen olsaydın ne yapardın? Bu senenin en renkli ve en bir yandan da en iddialı filmlerden biri. Umarım İstanbul’da da çabuk görebiliriz.
http://www.yazete.com/Cannes-Film-Festivali_12019.html
Bu sene yarışma bölümü oldukça renkli. Genellikle bir süredir film yapmayan ya da yükselmeye aday yönetmenlerin bir kokteyli gibi…Yıllar önce Fransa’da röportaj yaptığım bir gazeteci (Paul Giannoli) bana sinemaya hevesli oğlundan bahsetmişti. İşte o çocuk, Xavier Giannoli, yıllar sonra Fransız sinemasında kendine yer edindi ve bu sene A L’Origine (Özünde) filmiyle festivalde Fransa’yı temsil ede filmlerden biri olmaya hak kazandı. Film bize uygun aslında zira otoyol inşa etme işini üstüne alan bir üçkağıtçının öyküsünü anlatıyor. Fransız filmlerinden söz açmışken yarışmada önemli yönetmen Jacques Audiard’ın Un Prophete (Peygamber) filminden bahsetmemek de olmaz. Bence şu anda Fransa’nın en itibarlı yönetmenlerinden biri olan Audiard, işe senaristlikle başladığı için bir öykülü film ustası aynı zamanda… Bu son filmi altı sene hapse mahkum olmuş Kuzey Afrikalı bir gencin hapishanede Korsikalı azılı haydutlarla yakınlaşması ve yavaş yavaş onlara ayak uydurmasını konu ediniyor. Hızımızı almışken ev sahibi Fransa’nın diğer filmlerini de sıralayayım. Öncelikle deneyimli ve son derece üretken bir yönetmen olan Alain Resnais’nin Les Herbes Folles (Çılgın Otlar) filminin festivalde olduğunu görünce içimli sevimli bir merak kapladığını belirtmeliyim. Zira Resnais’nin bundan önceki Coeurs (Kalpler) filminde olduğu gibi aynı ritm ve öyküleme duygusunu koruduğu duyumunu aldım. Bu yaşta yarışma heyecenı duymak da ünlü yönetmen için oldukça ilginç olmalı.
Ancak Fransız filmleri arasında hiç kuşkusuz en ilgi çeken ve en çok merakla bekleneni rahatsız edici tecavüz sahnesiyle ünlü 2002 yapımı Irreversible (Dönüş Yok) filminin yönetmeni Gaspar Noe’nin yeni filmi Soudain le vide (Aniden Boşluk) olacak. Noe bu filmde striptizci sevgilisiyle birlikte bir süredir Tokyo’da yaşayan Oscar’ın bir gün silahla vurulmasının ardından, ölmeden önce belleğinde geçmişle gelecek ya da hayalle gerçek arasında yaptığı yolculukları anlatıyor. Filmin naratif yapısı yine cesaret isteyen bir kurgu içermekte... Ödül alacağını düşünmekteyim.
Fransız filmleri üzerindeki bu kuşbakışı geçişimden sonra ben kendi hesabıma ödül savaşının yine de önemli birkaç yönetmenin yeni filmleri arasında geçeceğine inanıyorum. Bu anlamda festivalin kare ası Quentin Tarantino, Ken Loach, Pedro Almodovar ve Lars Von Trier. Bunun dışında çok ünlü Avustralyalı kadın yönetmen Jane Campion, Avusturya’nın atipik sinemacısı Michael Haneke ve eskilerden deneyimli İtalyan yönetmeni Marco Bellochio’nun da filmlerinin olduğunu söylemeden geçmeyeyim. Uzak doğu sineması ise Park Chan Wook, Lou Ye ve Tsai Ming Liang gibi üç yönetmenle temsil ediliyor. Bu filmlerin bir bölümünden gelecek hafta bahsedeceğimi belirterek Ken Loach’un son yapıtı Looking for Eric (Eric’i aramak)’tan söz etmek istiyorum. Filmde Manchester’lı bir postacı olan Eric Bishop, gerek duygusal hayatında gerekse de ailevi ilişkilerinde yaşadığı tahammül edilmez sorunların sonucu bunalımlı bir döneme girer. Bir gece Eric, duvarındaki asılı duran postere döner ve orada resmi asılı olan hayattaki en büyük idolü futbolcu Eric Cantona’ya sorar. Sen olsaydın ne yapardın? Bu senenin en renkli ve en bir yandan da en iddialı filmlerden biri. Umarım İstanbul’da da çabuk görebiliriz.
http://www.yazete.com/Cannes-Film-Festivali_12019.html