teknolojiye biraz duygu kat...

yanında uyanacağım başka bir sabah daha olmayacak
hatırlayıp ne güzeldi diyeceğimiz
bu yüzden
bıraktım hayal kurmayı
sonra konuşmayı
aramalar kesildi
mesajlar tekdüze
iyi olduğumuzu bilmek bile
yeterdi
yettirdik
heyecanla anlattıklarımız bitti önce
yoksa heyecanımız mı?
susmak kolaydı
basmakalıp cümlelerin ardına saklanıp
zaman kazanma çabalarımız
sahi en son ne zaman konuştuk biz?
zamanın yetmediği
kelimelerin sığmadığı
içimize sığmayan heyecanı
hangi ara kaybettik?
koca bir boşluk
düşmeye başlayınca
tutunmak bile gelmiyor insanın içinden
kimi kandırıyoruzu soruyoruz kendimize
uyanınca yanından olmasını istediğini
uyanınca aramıyorsan
kalkıp tek kişilik odanda pencere açıp
gece boyu içtiğin sigaranın kokusu çıksın diye
onu düşünürken
gün boyu oyalanmak için
yeniden izliyorsan
yıllar önce izlediğin filmleri
onu aramak yerine
arasan ne diyeceksin ki zaten...
yanında uyanacağın başka bir sabah daha olmayacak
hatırlayıp
ne güzeldi diyebileceğin..
 
zaman ağır
ihtiyorlarken üstelik
ne çok hayat sığmış
şimdi düşününce
neresinden dönmüşüm hayatın
neresinden dönememiş
aynı çıkmazlarda
aynı kayboluşlarla
derin bir iç çekip
eyvallah etmişim
otel odalarına sığmış hayallerim
penceresinden başımı uzatıp
derin bir nefes alamamışım
uyanmışım oysa
izleri kalmış sırtımda
önceki gecenin
kimi kandırıyorum
kandığım kim?
geçecek bunlar
diye
avuttuğum kim
çığlığım içimde yankılanıyor
sustuğum zaman
yolunda her şey süsü veriliyor sessizliğime
konuşsam
felsefi yaklaşımlarım
kandırdığım kim?
bana katlanacak kadar
yanımda kalan kim?
sen misin?
şimdi kim yok diye yazıyorum?
 
Son düzenleyen moderatör:
ince asma yapraklarına sarılmış
sarma kadar mutlu edemedim seni
heybesinde kelime kalmamış
gezgin ozanlar gibi
tekrardan sıkılmış kendini
susmak düşmeye başlayınca gökten
elmalar yerine
ne dinleyeni kalmış
ne merak edeni
yaşadıklarını toplasan
ince asma yapraklarına sarılmış
sarma kadar
ela avuca gelmemiş
ne tadı damağında kalır söylesem
ne acısı
oturur içine
öyle yavan
tuz bassan neye yarar
tam da kalkıp gidecekken
dile gelir ozan
ince asma yapraklarına sarılmış
sarma kadar
mutlu edemedim seni...
yine ıskalanmış zaman
etkisini yitirirken
üzerindeki büyü
ne hayaller kalmış geriye
yaşamak özlemiyle kurulan
üzerinden geçerken
gerçekler
kimi kandırıyorduk biz?
artık kanmıyorlar...
kimi inandırıyorduk?
şimdi
ince asma yapraklarına sarılan
sarmayla
mutlu oluyorlar...
 
sana sarılmayı özledim
uyanınca ansızın
sabah olmuş
çarparken pencereler rüzgardan
fırtına mı kopmuş?
uçuşan perdeler odanın içinde
nasıl da yorgunum
önceki geceden kalma
doymamış kanım alkole
ne ayık
ne sarhoşum bir güne daha başlayacak kadar
dört metrekare yaşam alanımda
yarım kişinin sığacağı bir odaya
sığdırdım kendimi
aklımı daha azına
bir mum daha tükenip eritmiş kendini
ahşap içki masasında
gecenin dördüydü son hatırladığım
bıraktım kendimi
sabah bulmak umuduyla
bir fahişenin kollarına
ağzımın kuruluğu
geçmeyecek sanki
içzem mezopatamyanın
bütün şelalerini
yine de mutluyum lan aptalca
bir gün daha yaşamaktan
bilirsin çok olmaz bu
her gece uyurum da
uyanmak çok sığmaz aklıma
işte böyle bir sabahtı
saçma sapan gülümserken uyandırdım kendimi
yokluğun cehenneme gidebilir dediğim
keşke olsan yanımda
umduna yatırdığım son bahsimi
yazarken
sana sarılmayı çok özledim
iletildi mesajım
ben de özledim...
geldi mesajın.
soğudu hava
yeniden uyusam
kesildi rüzgar
durdu zaman
uyanmak için iyi bir gün değil
dedi içimdeki ses
yeniden uyumak için çok mu geç?
diye sordum...
ayılmıştım artık
soğudu hava
buz tuttu saçma sapan gülümsemelerim
dudaklarımda
hazırlıksız yakalanmıştım
sarılmak istediğim
başka birinin kollarında
yazmıştı
ben de...
hangisi daha çok canımı yaktı
hala bilmiyorum
başkasının kollarında olması mı?
yoksa ben üzülmeyeyim diye acıyıp
ben de... yazması mı?

size hiç oldu mu?
çok özlediğiniz, sarılmak istediğiniz biri
başkasının kollarından
özledim
yazdı mı?
 
Herkes biliyor, zarların hileli oldugunu
herkes parmaklarını çapraz yapar yuvarlarken
herkes biliyor, savaşın bittiğini
herkes biliyor, iyi adamların kaybettiğini
herkes biliyor, dövüşün hileli oldugunu
fakirler fakir kalır, zenginler zenginleşir
hep böyle gider
herkes biliyor

herkes biliyor, geminin su aldıgını
herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini
herkeste bu buruk duygular
sanki babaları ya da köpekleri ölmüş gibi

herkes ceplerine konuşur
herkes bir kutu çikolata
ve uzun bir gül ister
herkes biliyor

herkes biliyor, beni sevdigini bebegim
herkes biliyor, gercekten sevdigini
herkes biliyor, sadık oldugunu
bir iki akşam eksik,fazla
herkes biliyor, ihtiyatlı oldugunu
ama tanışman gereken o kadar cok insan vardı ki
giysilerin olmadan
ve herkes bunu biliyor

herkes biliyor,herkes biliyor
hep böyle gider
herkes biliyor

herkes biliyor, ya şimdi ya asla
herkes biliyor, ya ben ya sen
herkes biliyor, senin sonsuza dek yaşadıgını
ve sen bir iki replik okudugunda
herkes biliyor anlaşmanın çürük oldugunu
yaşlı kara joe hala pamuk topluyor
senin kurdelaların ve omuzlukların için
ve herkes biliyor

ve herkes biliyor, salgının yaklaştıgını
herkes biliyor, hızlı hareket ettiğini
herkes biliyor, çıplak adamın ve kadının
sadece geçmişin parlayan birer kalıntıları oldugunu
herkes biliyor, sahnenin öldüğünü
ama yatagında bir sayaç olacak
açığa vuran
herkesin bildiği şeyi

herkes biliyor, başının belada oldugunu
herkes biliyor, neler yaşadıgını
calvarynin tepesindeki kanlı çarmıhtan
malibu sahillerine kadar
herkes biliyor, parçalara ayrıldıgını
bu kutsal kalbe son bir kez bak
patlamadan önce
ve herkes biliyor

herkes biliyor,herkes biliyor
hep böyle gider
herkes biliyor

Leonard Cohen Ustaya saygıyla...
 
saatli bombalar yerleştirilmiş içime
imha ekiplerinin beceriksizliği
çevreyi güvenceye almış
benden başkasına zarar gelmesin diye
elleri titremiş midir?
keserken mavi kabloyu
kırmızı yerine
en sevdiği renk miydi?
o gün şanslı mıydı yükseleni?
köşesinde bir gazetenin
söylediği gibi
bu defa aşkta mı kazanacaktı?
kaybederken beni...

saatli bombalar yerleştirilmiş yollarıma
zamanı beklenmedik anlara kurulu
tehlike geçti derken
patlayanlardan
sevdiğini sanarken
çoktan değişenlerden...
çatışmaya girerken kendi içimde
yenmeye çalıştığım kim?
kazanacağim belki
kime rağmen?

saatli bombalar yerleştirilmiş
gecenin körüne kurulu
uyusan olmuyor
yapmak istediklerin
iğrendiriyor kendini
lanet ediyorsun kendine
aşağılık varlığın için
ölsem diyorsun
buna bile
gücün yetmiyor...
 
buz tuttu demir kilise
sahiline vurdu en soğuk dalgası denizinin
otobüs durağında üşümüş elleri
beklerken
bir arka sokağında yürürken
avucunda ısıtmıştı oysa
oturmuş kaldırımın kenarına
nasıl da mutlu çıkmış
çekilen fotoğraflarda
yorulmamış çıkarken
galata kulesinin merdivenlerini
manzarasını bile hatırlamıyor şimdi
güzelliğinden başka
nasıl da gülümsüyordun
gözlerimin içine bakarken
akşam olup battığında güneş
nasıl yorgun
sarıldığında bana
kokun
alırdı yorgunluğumu
ve yarın, canlanırdı aklımın köşelerinde
geleceksin yanıma
nasıl heyecanlı
göstereceğim seni arkadaşlarıma
gözüm kapıda beklerken
buz tutmuş demir kilise
üşümüş ellerim beklerken
otobüs durağında
şimdi anımsarken
günah çıkarıyor gibiyim
taksimdeki büyük kilisenin sıralarında
otururken
çıksak oradan
yanımda yürürken
tamamlanıyordu hayatımın eksiği ne varsa
sen giderken
bu kadar eksileceğimi tahmin edemezdim
sonra
çok zaman geçti
senin tahammülünü götürdü
benim sabrımı
ben sustukça
sen konuşmayı bıraktın
anlatmadıklarını taşımak zor geldi sonra
ben boşlukları doldurdum
ne sen aynı kaldın
ne ben tanıdığın
zaman geçti
çok vazgeçtim yaşamaktan
uyanmam sandım her gece uzandığımda
uyandım
ne yapsam gitmezsin sandım
buz tuttu demir kilise
beklerken otobüs durağında
ellerim ısınmadı bir türlü
oysa daha dün gibiydi
arka sokağında
avuçlarının arasında ellerim.
şimdi yalnız uyuyor
yine de uyanıyorum ya
yaşanıyormuş demek ki
umutsuz da...
 
yabancılık
ıslak parmaklarım
kimi düşündüm
kime sığındım
bu soğukta
uyusam geçerdi belki
oynuyorlar ayarlarımla
repliklerimi değiştiriyorlar
çalışma saatlerimi
saygı duyuyorlar hatta
ama
sevmiyorlar artık
mutlu oldum dediğim yerde
bedelini çıkarıyorlar
yabancısıyım hala
bunca yaşıma rağmen
aynı masanın başına oturup
aynı tadı bekliyorum
önüme konan bardağın çayından
kandırdığım yok
kendimden başka
ayık uyandığım her gün
daha ağır
düşündüklerim
düşünemediklerimden fazla
gelip uyandıracak annem beni
uyanmak istemediklerim arasından
kalk diyecek
zamanın geldi
hazır değildim oysa
kimin umurunda
senin mi?
parmaklarım ıslak
ne sen farkındasın bunun
ne de annem farkında
az önce
bir kez daha
günaha girdiğimin
tanrıdan başka...
 
merak etmişsin beni
için rahat etmemiş
duymak istemişsin sesimi
için rahat etmemiş
hoşuna gitmemiş yazdıklarım
içine kurt düşmüş
kemirmiş biraz
duymak istemişsin beni
rahatlamak için
iyiyim desem yetiyormuş
yetmiş
uyuyacaksın şimdi
zaten anlatmıyordum
yine anlatmadım
ama duymuşsun beni
bu da yetmiş
uyuman için
sabah olsa geçer demişsin
geçmezse
nasıl olsa bilmeyeceksin
bu da yeter
yetmiş
hayatımda ne çok sen varmışsın
bunu da anladık çok şükür
bana yetmiş
senin merakın giderilmiş
herkes huzurlu şimdi
bunu mu düşüneceksin sanki
derdin başından geçkin
o uyuyamamış
ben yazmışım
sen okumuşsun
diğeri
bu üçlünün
hallerinden habersiz
beklemiş
sana yetmiş
ona sabaha çok var
bana alkol yeter mi?
diğeri
uzaktan izlemiş
yoruldum herkesi mutlu etmekten
kendim dahil
genç değilim ki
yatağında uyanayım
hepsinin...
 
parmak uçlarınla kazırsın bazen
canın yanar
vazgeçmezsin
olsun istersin
olsun
tahammül sınırlarını zorlarken
başardım derken
avucun çarpar
yıkılır kazıdıkların
altında kalırsın
ne uyandığın kalır yanına, yanında
ne uyuduğun
sığınıp sıcağına
gelirse diye gecenin köründe
beklersin ya
sırtında hissetmek
küçücük bir kalbin çarpmasını
küçük elleriyle saracak ya
bedenini
yüzünü yaslayacak boynuna
belki özlemiş
belki yorulmuş
tutmuş nefesini gün boyu
gelip bırakacak boynuna
yoksun diye geceleri
kapatıp kendini kendine
beklemiş
gelip sığınacak gölgene
becerememişsin
tırnaklarını kazıdıklarını
avuçlarınla gömmüşsün
yüreğine
kırılmış da
sesini çıkarmamış oysa
tamam demiş sadece
uyuyalım şimdi
uyumayacağını bile bile
bir gece daha olsundu
sabaha geçer hepsi
yine hatırlamayacak ne yaptığını
koynunda nasıl da sızıp kaldığını
ya çok sevdiği
bu da mı yalandı?
ayılınca akşam üzeri
anımsamayıp
yokmuşssun gibi davranacaktı...
bu bilinmezlik
bu
en güvendiğinin
yarı yolda bırakması seni
neresine sığardı
sevmelerin...

ne çok affettin beni
ne çok gömdün içine
sesini
seviyor ya derdin
her kalbin sığmadığında
göğsün kafesine
olsun
o seviyor ya derdin
o
her defasında daha şiddetle yıkarken
parmak uçlarınla kazıdığını
bu defa olmaz derdin
bu defa da yapmaz
bu defa yarı yolda bırakmaz
derken
uyumak isterdin
ne aklın kabul eder bu yıkımı
ne mantığın
sadece uyusak geçer şimdi
bir daha ki yııkıma kadar
olmaz demişti tüm otoriteler
bilim adamları, uzmanlar
olur demiştin
oluyor gibiydi hatta
bilemezdin
ne yapsan
olmayacakmış...
bir hayalin peşinden koşmuşsun
nefesin kesilene dek
yorulmuşsun üstelik
berbat etmişim yine
mazereti yok
gitsen de anlarım
kalsan da
gelirsen bir gün
beklerim
bahane değil bu
ne olur kızma
genç değilim ki
sevgilim...
 
zırhını çıkarıp
savaş meydanına bırakmış
aldığı yaralar ölümcül
damarlarındaki kan dışarı akmak için
sabırsızlanırken
dizleri taşıyamamış bu ağırlığı daha fazla
yorgun
çökmüş
demir kaskını çıkarmış önce
alnından sızan kan
göz çukurlarına dolarken
sonra rütbelerini sökmüş
çok savaş kazanmış oysa
her biri omzunda ayrı yük
her biri şimdi
ağır gelirken
onurlu bir ölüm bahşedilmiş
haketmediği halde
kargalar konmuş etrafına
ziyafetine gelmişler
son yemeklerine
havarilerim vazgeçecekler
çarmıha gerildiğinde bedenim
tanrım diyordum en son!
sen de mi?
çamuruna batıyorum dünyanın
toprak toprağa
karışırken
ait olduğum yerdeyim
bazen bir umut ayağa kalksam da
bazen bir umut
oradasın diye
nasıl tutunmuşum
avuçlarım acıyor şimdi
zırhımın ağırlığı
derininine çekiyor batağın
nefesim kesiliyor
savaş meydanında bırakıyorum bedenimi
üzerime basıp geçiyor biri
tutunduğumu elimden alıp
kanata kanata
gidiyor şimdi...
 

İsimyok0808

Doçent
Ah benim ap*al bilgisayarım.
64MB Ekran kartlı fakir bilgisayarım.
Yeri geldi tekme yedin.
Yeri geldi yumruk yedin.
Yeri geldi mavi ekran verdin.
Yeri geldi Virüslendin.
Yeri geldi Gta San'da dondun.
Allah belanı versin benim gönlü zengin bilgisayarım.

Sen benim başıma gelen belamısın ?
Kâh Aux girişin bozuldu.
kâh çöktün.
Kâh Youtube'da dondun.
Kâh CS 1.6'da sislenince dondun.
Kâh benden çok ağır küfürler yedin.
Yinede beni yarı yolda bırakmadın.
Benim ap*al bilgisayarım.

Oldumu bilmiyorum içimden geldi :)
 

Son mesajlar

Üst