Eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Önce topraktım şimdi ağaç oldum.
Derya, denizler gibi dalgalandım şimdi duruldum.
Kendimi buz gibi, çok sert zannederdim.
Meğer ne kolaymışım, hemen eriyiverdim..
Yeşil çimenlerle dolu, bahar geldiğinde ışıldayan, yağmur yağdığında kokusuna hayran bırakan, kelebeklerin kısacık ömürlerine inat ahenkle kanat çırptıkları bir dünyada büyümedim ben, hayatım da kendim gibi gri binalar arasına sıkışmış olarak geçti. Telaşların zamanla yarıştığı, ertelemelerin ayyuka çıktığı bir dönemdi. Artık sevgiden daha önemli kavramlar vardı hayatta. Çocukluğumuzda “sevgin için ölümü göze al” tembihleri betimlenmiyordu beynimize “sevgi karın doyurmuyor” deniliyordu aksine. Kerem’e, Mecnun’a inat aşk işportaya düşmüştü, üstelik ikinci, üçüncü, beşinci el. Sıfırı üretilmiyordu artık. Aşk kaportalı alışkanlıkların üretimine geçilmişti ama gel gör ki bir tek ben içimdeki gelenekçiliğe bunu bir türlü kabullendiremiyordum. Eğer okumayı öğrendikten sonra okuduğum masallar doğruysa, mutlaka vardı bir yerlerde gerçek sevgi, belki okyanusun derinliklerindeydi, belki de koca bir yanardağın içine düşmüştü ama yine de vardı işte.