- Katılım
- 6 Ağustos 2008
- Mesajlar
- 20,602
- Reaksiyon puanı
- 493
- Puanları
- 7,263
Edirne Devlet Hastanesi doktorlarından İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dilek Tuçer, otların yaşamın bir parçası olduğunu ancak neyi nereden toplama ve aş konusunda Türkiye genelinde bir bilinçsizliğin yargıç olduğunu belirtti.
'TÜRKİYE'DE BİLİNÇSİZ OT TÜKETİMİ YAYGINLAŞTI'
Tuçer, geçtiğimiz Haziran ayı içerisinde Çanakkale Yemek Kültürü Festivali için 'İlkel gıda ve otlar' konulu bir çalışma yaptığını dedi. Panele hazırlık süresince memleket genelinde ve bilhassa Trakya bölgesinde bulunan otların bilinçsiz tüketildiğini tespit ettiğini belirten Tuçer, 'Çalışmam kapsamında, daha evvel yediğimiz fakat farkında olmadığımız bir sürü sorun ve bir sürü de çeşitlilikle karşılaştım. Ondan sonra da kendi mesleğim gereği, düşündüm yani biz aş dışında aslında bunları nereden toplarız, nereden ne yenmeli gibi sorular sordum. Özellikle çağımızda kanserin arttığı bu dönemlerde herkes kemoterapi, radyoterapi gibi muhtelif tedavi evrelerinden sonra eski mitolojiden gelen geleneksel uygulama ile tedavi açısından bilhassa Türkiye'de bilinçsiz kullanım nedeniyle otları fazla kullandığımızı görmeye başladım' diye söyledi.
'ERGENE NEHRİ TRAKYA'DA BÜYÜK BİR SORUN'
Tuçer, Trakya bölgesinde Ergene nehri gibi devasa bir problemin olduğunu vurgulayarak, 'Özellikle Trakya bölgesinin bu konuda bir mühim sıfatı mevcut. Otlar evet hayatımızın bir parçası olmalı, otları toplayıp yemeliyiz fakat neyi nereden toplayıp yiyeceğimiz konusunda bilhassa Trakya bölgesinde Ergene Nehri gibi bir problem varken sadece otlar açısından değil, başka yediğimiz ürünler konusunda da devasa bir kanserojen etkisi mevcut. Trakya bölgesi için bu fazla mühim bir problem. Özellikle pirinç üretiminde önde gelen bölgelerden birisiyiz. Otları bir kenara bırakıyorum, pirinçte de neredeyse bütün Türkiye'ye bizden dağıtım yapılıyor. Ben bir tarım mühendisi kadar iyi bilmem fakat bir toprağın bir kimyasal maddeden arınması için neredeyse 5 ile 9 sene kadar nadasa bırakılması gerekiyor ki biz bu Ergene'nin etkilerini nasıl önleyeceğiz bilmiyorum açıkçası' diye konuştu.
'TRAKYA'DA HER TÜRLÜ KANSER ÇEŞİDİ GÖRÜLMEYE BAŞLANDI'
Trakya bölgesinde Ergene Nehri'nin dışında Çernobil faciasından kaynaklanan sorunların olduğunu ve bu konu hakkında memleket genelinde bilimsel bir çalışma yapılmadığını dile getiren Tuçer, 'Bir otun nereden ve nasıl toplandığı fazla mühim, Ergene'yi bilhassa diyorum çünkü biz organik tarıma yönelmeye başladık ve gastroenterolojik açıdan da Trakya bölgesinde kolon ve mide kanseri bilhassa nihayet senelerde artmış durumda. Bunda tabi sadece Ergene rol oynamıyor. Çernobil'den etkilenen bölgeler arasında Karadeniz'den sonra Marmara Bölgesi geliyor zaten. Bu konu hakkında aslında bilimsel bir çalışma yok. Türkiye'de bildiğim kadarıyla yapılan iki devasa çalışma mevcut. Bu çalışmalar bir doktor tarafından yapılan çalışmalar değil. Özellikle kamu sağlığı uzmanları tarafından yapılan bir çalışmada ve yabancı kaynaklı bir çalışmada da Çernobil faciasının Trakya bölgesindeki etkilerinden çokça bahsedilmekte. Gözümüzle de bunu görüyoruz. Her hafta vasat 20 endoskopiden haftada 5 tanesi kanser tanısı taşıyor. Özellikle de genç yaşlara indirgenerek bu fazla yüksek bir rakam. Bu konu hakkında verileri zaten topluyorum yakın zamanda sunacağım fakat pratik yaşamda gördüğümüz kadarıyla Trakya'da her türlü kanser çeşidi fazla yoğun artık' şeklinde konuştu.
'BİLİNÇSİZ OT TÜKETİMİ FAYDADAN ÇOK ZARARA YOL AÇIYOR'
Tuçer, gastroenteroloji uzmanı olarak insanların otlara bilinçsizce ve fazla çok yüklendiğini gözlemlediğini belirterek, şunları dedi: 'İnsanlarımız otlara bilinçsizce fazla çok yükleniyor. Yine bilinçsiz ziraat ve üretim, bilinçsiz toplayış nedeniyle bu vaziyet insanlara fayda sağlamak yerine ziyan vermeye başladı. Özellikle bizim pratik hayatımızda kabızlık yaygın olduğu için bitkisel çay kullanımı konusunda o kadar bilinçsiz bir tüketim mevcut ki insanların bağırsakları o kadar bozuluyor ki işlevsellikleri o kadar yitiriliyor ki, tabi bu da kansere zemin hazırlıyor. Neyi ne vakit ne kadar yememiz konusunda zaten Türkiye'de yeterli bir kaynak yok. Otların toplanıp kullanımının yaygın olduğu bölgeler Ege ve Akdeniz Bölgeleri. Oralarda da insanlar anneanne ve dedelerinden getirdikleri bazı eski kurallar çerçevesinde bu ot ne vakit yenmeli, ne vakit içilmeli, ne vakit toplanmalı gibi bir bilgi mevcut. Türkiye geneline baktığımızda bilimsel açıdan toplanmış bir veri derhal hemen yok.'
'AKTARCILARA DEĞİL HEKİMLERE DANIŞALIM'
Türkiye'ye göre vatan dışında otlar ve kullanımı konusunda daha detaylı çalışmalar yapıldığını ve bilgi kaynaklarının daha fazla olduğunu söyleyen Tuçer, 'Yurt dışında bu işler Türkiye'ye göre fazla daha çok ciddiyetle yapılıyor. Kemoterapi ve radyoterapi ilaçları kullanan 70-80 yaşındaki bir adamın kullandığı ilaçlarla hangi otlar etkileşir diye vatan dışındaki araştırmacıların çalışmaları mevcut. Bu konularla ilgili siteler mevcut bu konularda hekimler bilgili. Bunlara fitoloji uzmanları deniyor. Türkiye'de ise bu konuda hekimlere danışmayı bırakın ben iç olmak üzere bu konuda fazla bilgisiziz. Hekimlere danışılmadan bir sürü otlar kullanılmaya devam ediyor ve artık vaziyet yarardan fazla zarara dönmeye başlıyor. Ve biz hekimler olarak bu konularda adamları bilgilendirmek konusunda hükümlü kesimiz olarak düşünüyorum. O yüzden de otlar fazla geniş bir konu. Keşke ülkemizde organik ziraat gelişse fakat olası değil. Ayrıca Edirne'deki var toprağımızı ve suyumuzu biliyoruz. Sularımız oldukça klorlu nebat yetiştirmek vakit zaman adeta olası olmayabiliyor. Tarım konusunda hangi arazi müsait, hangi ürünler yetişir konularında emin ol ne Trakya ne de Türkiye bu konularda yeterli düzeyde değil diye düşünüyorum. O yüzden hormonlu, GDO'lu gıdaları da geçtim, lütfen otların kullanımında her önümüze gelene, aktara sorarak, eczaneye sorarak değil bu işin uzmanlarına sorarak tüketilmesini istek ediyorum. En azından vatan dışı sitelerinde bu konular hakkında bilgiler mevcut. En basitinde Hint yağını misal vermek istiyorum. Hint yağını çoğu bayan kullanıyor. Hint yağında bir miligramı açtığınız vakit şizofreni tablosu yaptığını bilelim. Kemoterapi yapıldığında mercan köşkü almayacağımızı bilelim çünkü ilaçların yararlı etkilerini de önlemeye başlıyor. O yüzden aktarlara, eczanelere değil, bu konu ile ilgili ya sitelere ya hekimlere ya da bilgi kaynaklarına lütfen başvuralım. Yarar derken ziyan vermeyelim diye düşünüyorum' ifadelerini kullandı.
'HER ZAMAN KÜLTÜR DEMEK EĞİTİM DEMEK DEĞİL'
Görsel medyada ve internet ortamında oluşturulan programlarla vatandaşlara şifalı otlar ismi altında satış yapan organizasyonları da katı bir dille eleştiren İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dilek Tuçer, 'Nasıl ki görüntülerde belirli bir yaş kesimini korumak ismine alkol ve sigaraya yasak getiriyoruz ve görüntüyü bulandırıyoruz. Aynı şey bu kanallara da uygulanmalı. Biliyorsunuz bunun için bir kanal mevcut. Nasıl oluyor da bu insanlar bu ilaçları görsel basında ve internet ortamında satışını yapabiliyorlar? Ben şaşırıyorum. Edirne'de bir sene evvel bir emekli muallim karaciğer yetmezliği ile hastaneye başvuruyor. Yine bu medya yoluyla satın alınan prostat kanseri ilaçlarını kullandığı için karaciğer yetmezliğine girmeye başladı. Bunu yapan görsel medyada doktor ve hepiniz adını biliyorsunuz. Ve torbanı getir ilaçlarına bakayım dediğimde, poşetin içinde 5 adet ilaç çıktı. 3 gün birisi 3 gün birisi denmiş ve 2 bin 500 TL bedel ödenmiş ve sağlığından oluyor. Her vakit kültür demek eğitim demek değil. Emekli muallim bunu yapıyorsa başka insanlar ne yapar. Bu konuda görsel medyada göz mü boyanıyor yoksa biz hekimler olarak daha mı az konuşuyoruz televizyonlarda bunu bilmiyorum' diye söyledi.
Aktif Medya
'TÜRKİYE'DE BİLİNÇSİZ OT TÜKETİMİ YAYGINLAŞTI'
Tuçer, geçtiğimiz Haziran ayı içerisinde Çanakkale Yemek Kültürü Festivali için 'İlkel gıda ve otlar' konulu bir çalışma yaptığını dedi. Panele hazırlık süresince memleket genelinde ve bilhassa Trakya bölgesinde bulunan otların bilinçsiz tüketildiğini tespit ettiğini belirten Tuçer, 'Çalışmam kapsamında, daha evvel yediğimiz fakat farkında olmadığımız bir sürü sorun ve bir sürü de çeşitlilikle karşılaştım. Ondan sonra da kendi mesleğim gereği, düşündüm yani biz aş dışında aslında bunları nereden toplarız, nereden ne yenmeli gibi sorular sordum. Özellikle çağımızda kanserin arttığı bu dönemlerde herkes kemoterapi, radyoterapi gibi muhtelif tedavi evrelerinden sonra eski mitolojiden gelen geleneksel uygulama ile tedavi açısından bilhassa Türkiye'de bilinçsiz kullanım nedeniyle otları fazla kullandığımızı görmeye başladım' diye söyledi.
'ERGENE NEHRİ TRAKYA'DA BÜYÜK BİR SORUN'
Tuçer, Trakya bölgesinde Ergene nehri gibi devasa bir problemin olduğunu vurgulayarak, 'Özellikle Trakya bölgesinin bu konuda bir mühim sıfatı mevcut. Otlar evet hayatımızın bir parçası olmalı, otları toplayıp yemeliyiz fakat neyi nereden toplayıp yiyeceğimiz konusunda bilhassa Trakya bölgesinde Ergene Nehri gibi bir problem varken sadece otlar açısından değil, başka yediğimiz ürünler konusunda da devasa bir kanserojen etkisi mevcut. Trakya bölgesi için bu fazla mühim bir problem. Özellikle pirinç üretiminde önde gelen bölgelerden birisiyiz. Otları bir kenara bırakıyorum, pirinçte de neredeyse bütün Türkiye'ye bizden dağıtım yapılıyor. Ben bir tarım mühendisi kadar iyi bilmem fakat bir toprağın bir kimyasal maddeden arınması için neredeyse 5 ile 9 sene kadar nadasa bırakılması gerekiyor ki biz bu Ergene'nin etkilerini nasıl önleyeceğiz bilmiyorum açıkçası' diye konuştu.
'TRAKYA'DA HER TÜRLÜ KANSER ÇEŞİDİ GÖRÜLMEYE BAŞLANDI'
Trakya bölgesinde Ergene Nehri'nin dışında Çernobil faciasından kaynaklanan sorunların olduğunu ve bu konu hakkında memleket genelinde bilimsel bir çalışma yapılmadığını dile getiren Tuçer, 'Bir otun nereden ve nasıl toplandığı fazla mühim, Ergene'yi bilhassa diyorum çünkü biz organik tarıma yönelmeye başladık ve gastroenterolojik açıdan da Trakya bölgesinde kolon ve mide kanseri bilhassa nihayet senelerde artmış durumda. Bunda tabi sadece Ergene rol oynamıyor. Çernobil'den etkilenen bölgeler arasında Karadeniz'den sonra Marmara Bölgesi geliyor zaten. Bu konu hakkında aslında bilimsel bir çalışma yok. Türkiye'de bildiğim kadarıyla yapılan iki devasa çalışma mevcut. Bu çalışmalar bir doktor tarafından yapılan çalışmalar değil. Özellikle kamu sağlığı uzmanları tarafından yapılan bir çalışmada ve yabancı kaynaklı bir çalışmada da Çernobil faciasının Trakya bölgesindeki etkilerinden çokça bahsedilmekte. Gözümüzle de bunu görüyoruz. Her hafta vasat 20 endoskopiden haftada 5 tanesi kanser tanısı taşıyor. Özellikle de genç yaşlara indirgenerek bu fazla yüksek bir rakam. Bu konu hakkında verileri zaten topluyorum yakın zamanda sunacağım fakat pratik yaşamda gördüğümüz kadarıyla Trakya'da her türlü kanser çeşidi fazla yoğun artık' şeklinde konuştu.
'BİLİNÇSİZ OT TÜKETİMİ FAYDADAN ÇOK ZARARA YOL AÇIYOR'
Tuçer, gastroenteroloji uzmanı olarak insanların otlara bilinçsizce ve fazla çok yüklendiğini gözlemlediğini belirterek, şunları dedi: 'İnsanlarımız otlara bilinçsizce fazla çok yükleniyor. Yine bilinçsiz ziraat ve üretim, bilinçsiz toplayış nedeniyle bu vaziyet insanlara fayda sağlamak yerine ziyan vermeye başladı. Özellikle bizim pratik hayatımızda kabızlık yaygın olduğu için bitkisel çay kullanımı konusunda o kadar bilinçsiz bir tüketim mevcut ki insanların bağırsakları o kadar bozuluyor ki işlevsellikleri o kadar yitiriliyor ki, tabi bu da kansere zemin hazırlıyor. Neyi ne vakit ne kadar yememiz konusunda zaten Türkiye'de yeterli bir kaynak yok. Otların toplanıp kullanımının yaygın olduğu bölgeler Ege ve Akdeniz Bölgeleri. Oralarda da insanlar anneanne ve dedelerinden getirdikleri bazı eski kurallar çerçevesinde bu ot ne vakit yenmeli, ne vakit içilmeli, ne vakit toplanmalı gibi bir bilgi mevcut. Türkiye geneline baktığımızda bilimsel açıdan toplanmış bir veri derhal hemen yok.'
'AKTARCILARA DEĞİL HEKİMLERE DANIŞALIM'
Türkiye'ye göre vatan dışında otlar ve kullanımı konusunda daha detaylı çalışmalar yapıldığını ve bilgi kaynaklarının daha fazla olduğunu söyleyen Tuçer, 'Yurt dışında bu işler Türkiye'ye göre fazla daha çok ciddiyetle yapılıyor. Kemoterapi ve radyoterapi ilaçları kullanan 70-80 yaşındaki bir adamın kullandığı ilaçlarla hangi otlar etkileşir diye vatan dışındaki araştırmacıların çalışmaları mevcut. Bu konularla ilgili siteler mevcut bu konularda hekimler bilgili. Bunlara fitoloji uzmanları deniyor. Türkiye'de ise bu konuda hekimlere danışmayı bırakın ben iç olmak üzere bu konuda fazla bilgisiziz. Hekimlere danışılmadan bir sürü otlar kullanılmaya devam ediyor ve artık vaziyet yarardan fazla zarara dönmeye başlıyor. Ve biz hekimler olarak bu konularda adamları bilgilendirmek konusunda hükümlü kesimiz olarak düşünüyorum. O yüzden de otlar fazla geniş bir konu. Keşke ülkemizde organik ziraat gelişse fakat olası değil. Ayrıca Edirne'deki var toprağımızı ve suyumuzu biliyoruz. Sularımız oldukça klorlu nebat yetiştirmek vakit zaman adeta olası olmayabiliyor. Tarım konusunda hangi arazi müsait, hangi ürünler yetişir konularında emin ol ne Trakya ne de Türkiye bu konularda yeterli düzeyde değil diye düşünüyorum. O yüzden hormonlu, GDO'lu gıdaları da geçtim, lütfen otların kullanımında her önümüze gelene, aktara sorarak, eczaneye sorarak değil bu işin uzmanlarına sorarak tüketilmesini istek ediyorum. En azından vatan dışı sitelerinde bu konular hakkında bilgiler mevcut. En basitinde Hint yağını misal vermek istiyorum. Hint yağını çoğu bayan kullanıyor. Hint yağında bir miligramı açtığınız vakit şizofreni tablosu yaptığını bilelim. Kemoterapi yapıldığında mercan köşkü almayacağımızı bilelim çünkü ilaçların yararlı etkilerini de önlemeye başlıyor. O yüzden aktarlara, eczanelere değil, bu konu ile ilgili ya sitelere ya hekimlere ya da bilgi kaynaklarına lütfen başvuralım. Yarar derken ziyan vermeyelim diye düşünüyorum' ifadelerini kullandı.
'HER ZAMAN KÜLTÜR DEMEK EĞİTİM DEMEK DEĞİL'
Görsel medyada ve internet ortamında oluşturulan programlarla vatandaşlara şifalı otlar ismi altında satış yapan organizasyonları da katı bir dille eleştiren İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Dilek Tuçer, 'Nasıl ki görüntülerde belirli bir yaş kesimini korumak ismine alkol ve sigaraya yasak getiriyoruz ve görüntüyü bulandırıyoruz. Aynı şey bu kanallara da uygulanmalı. Biliyorsunuz bunun için bir kanal mevcut. Nasıl oluyor da bu insanlar bu ilaçları görsel basında ve internet ortamında satışını yapabiliyorlar? Ben şaşırıyorum. Edirne'de bir sene evvel bir emekli muallim karaciğer yetmezliği ile hastaneye başvuruyor. Yine bu medya yoluyla satın alınan prostat kanseri ilaçlarını kullandığı için karaciğer yetmezliğine girmeye başladı. Bunu yapan görsel medyada doktor ve hepiniz adını biliyorsunuz. Ve torbanı getir ilaçlarına bakayım dediğimde, poşetin içinde 5 adet ilaç çıktı. 3 gün birisi 3 gün birisi denmiş ve 2 bin 500 TL bedel ödenmiş ve sağlığından oluyor. Her vakit kültür demek eğitim demek değil. Emekli muallim bunu yapıyorsa başka insanlar ne yapar. Bu konuda görsel medyada göz mü boyanıyor yoksa biz hekimler olarak daha mı az konuşuyoruz televizyonlarda bunu bilmiyorum' diye söyledi.
Aktif Medya