seciL
Dekan
- Katılım
- 29 Eylül 2005
- Mesajlar
- 5,118
- Reaksiyon puanı
- 102
- Puanları
- 228
Öyle olur..............
Bilirsiniz...
Plak takılı kalır. Önce ''Seni asla aramayacağım, sesimi
asla bir daha duyamayacaksın'' sonatları attırılır. İlk bir kaç gün
ortalıkta müthiş bir güvenle dolanılır. Süngü düşmemiştir henüz.
Herşeye gücünüz vardır. Sizden haklısı yoktur. Sizden gururlusu yoktur.
Yeni bir hayata başlayacaksınızdır. Kararınızı çoktan vermişsinizdir,
geri adım atmanız söz konusu bile değildir.
Bu ilişki size gerçekten iyi gelmiyordur.
Sonra...
Yavaş yavaş, yumuşarsınız.
Jöle kıvamına gelince de...
Saçma gelir, bütün o abuk sabuk tartışmalar.
Ne kadar çok acı çektiğinizi fark edince, ''Yani değiyor mu?'' demeye
başlarsınız.
- En büyük cezayı kime veriyorum?
- Kendime!
Savurduğunuz tehditlerin altında ezilirsiniz. Sarf ettiğiniz
her sözcüğü yalayıp yutmak istersiniz. Ah keşke zamanı geriye
çevirebilseniz...
Çünkü içinizde kocaman bir delik vardır ve kapanmıyordur.
Oysa bir telefon açsanız...
Onun sesini bir duysanız...
Herşey hallolacaktır.
Tamam, mükemmel bir ilişki değildi belki...
Ama kiminki öyle ki?
En azından devam ediyordu dersiniz.
İki ses bağıra çağıra konuşmaya başlar kafanızda:
Biri ''Arama sakın, yeniden başa döneceksin'' derken,
diğeri ''Bir kere aramaktan ne çıkar ki?'' diye bastırır.
Sinir tabii.
Sinir harbi tabii.
İnsan, belki de en çok telefonun ucundakinin de en az
kendisi kadar yerlerde sürünüp sürünmediğini merak eder.
Sürünüyorsa ne alá?
Peki ya sürünmüyorsa?
küçük bir alıntıdır...
Bilirsiniz...
Plak takılı kalır. Önce ''Seni asla aramayacağım, sesimi
asla bir daha duyamayacaksın'' sonatları attırılır. İlk bir kaç gün
ortalıkta müthiş bir güvenle dolanılır. Süngü düşmemiştir henüz.
Herşeye gücünüz vardır. Sizden haklısı yoktur. Sizden gururlusu yoktur.
Yeni bir hayata başlayacaksınızdır. Kararınızı çoktan vermişsinizdir,
geri adım atmanız söz konusu bile değildir.
Bu ilişki size gerçekten iyi gelmiyordur.
Sonra...
Yavaş yavaş, yumuşarsınız.
Jöle kıvamına gelince de...
Saçma gelir, bütün o abuk sabuk tartışmalar.
Ne kadar çok acı çektiğinizi fark edince, ''Yani değiyor mu?'' demeye
başlarsınız.
- En büyük cezayı kime veriyorum?
- Kendime!
Savurduğunuz tehditlerin altında ezilirsiniz. Sarf ettiğiniz
her sözcüğü yalayıp yutmak istersiniz. Ah keşke zamanı geriye
çevirebilseniz...
Çünkü içinizde kocaman bir delik vardır ve kapanmıyordur.
Oysa bir telefon açsanız...
Onun sesini bir duysanız...
Herşey hallolacaktır.
Tamam, mükemmel bir ilişki değildi belki...
Ama kiminki öyle ki?
En azından devam ediyordu dersiniz.
İki ses bağıra çağıra konuşmaya başlar kafanızda:
Biri ''Arama sakın, yeniden başa döneceksin'' derken,
diğeri ''Bir kere aramaktan ne çıkar ki?'' diye bastırır.
Sinir tabii.
Sinir harbi tabii.
İnsan, belki de en çok telefonun ucundakinin de en az
kendisi kadar yerlerde sürünüp sürünmediğini merak eder.
Sürünüyorsa ne alá?
Peki ya sürünmüyorsa?
küçük bir alıntıdır...