Platon
Asistan
- Katılım
- 27 Temmuz 2008
- Mesajlar
- 382
- Reaksiyon puanı
- 2
- Puanları
- 0
Dikkat: Bu yazı, filmi henüz izlemeyenler için spoiler içerebilir.
Hayal kırıklığı yaratan ikinci bölümden sonra Iron Man efsanesi ilk filmi başarılı kılan bütün elementleri geri getirerek tatmin eden bir süper kahraman mitolojisi yaratıyor. Iron Man 2 ve Cowboys and Aliens ile yaratıcılığının biraz kaybolduğunu gösteren Jon Favreau, akıllıca yazar ve yönetmen sorumluluklarını Lethal Weapon serisini yazıp belki de türü için fazla akıllı olduğu için para kazanmamış muazzam polisiye Kiss Kiss Bang Bangi yönetmiş Shane Blacke bırakıyor.
Favreaunun ilk filmde yaptığı gibi bu sefer Blackin Hollywoodun A-listi yönetmenlerinden biri olarak kendini kanıtlaması lazım. Belki de işte bu yüzden ilk filmden özlediğimiz enerji ve yaratıcılık, hikaye ve karakter odağı geri dönüyor. Iron Man 3, her başarılı süper kahraman filminin yaptığı gibi muhteşem özel efektleri sempati duyabileceğimiz karakterlerin gerçek zorluklarla başa çıkması etrafında oluşturarak Marvelin Avengersdan sonra İkinci Safha adını verdiği yeni seriyi gerçek anlamıyla havai fişekler eşliğinde bir şölen olarak başlatıyor.
Filmin yeni kötü adamı açgözlü mucit Aldrich Killianın (Guy Pearce) yaptığı seçimlerin başlangıcını açıklayan, 1999da geçen bir flashbackten sonra (bu flashbackte ilk filmde kaybettiğimiz bir karakteri görmek sevindiriyor) son iki filmde fazla kendini beğenmiş bir hava takınan milyarder Tony Stark/Iron Manin (Robert Downey Jr.) Avengersda geçirdiği olaylardan sonra panik ataklardan yakındığını öğreniyoruz. Shane Black, ilk dakikadan Starkın egosunu bir kaç katman indiriyor.
Sonunda ilk filmin en sevdiğimiz tarafı bu kendini beğenmiş milyarderin kaçırılıp elinden herşey alındıktan sonra kendini yeniden bulması ve bu sayede kötü adamlara karşı savaşması değil miydi? Shane Black ve Drew Pearcein senaryosu ilk perdede Starkın bütün hayatını alt üst ederek Iron Man zırhı olmadan, kendi mütevazi imkanları ile ülkesini ve sevdiği Pepper Pottsu (Gwyneth Paltrow) kurtarmak zorunda kalmasına odaklanıyor. El altında zırh kostümü olmayınca filmin ikinci perdesi Stark karakterini neden sevdiğimizi, olayın sadece karizma ve kendini bilmişlikten kaynaklanmadığını bir kere daha gösteriyor.
Starkın bu sefer korkması gereken çok sebep var. Multi-kültürel, acımasız terörist Mandarin (Ben Kingsley), biyolojik silah olarak kullandığı askerler ile dünyayı kontrolü altına almak üzeredir. Mandarinin güçlerinin kaynağı ise Killianın Extremis kod adlı bir süper virüsüdür. Starkın tarafında ise süper aklı ve neredeyse kendisiyle aynı oranda kendini bilmiş velet Harley (Ty Simkins) vardır. Genelde sırf çocuk seyirciyi çekmek için yaratılmış izlenimi veren bu numaralar işe yaramaz ama bu sefer Downey Jr. ve bu çocuk oyuncu arasındaki kimya organik olarak gelişiyor ve bu yüzden affetmemek mümkün değil.
Açıkçası hikayenin nereye gittiğini tahmin etmek kolay olsa bile Mandarin hakkındaki bazı sürprizleri beklemiyordum. Ben Kingsley, kendisinden beklenen ani ton değişiminin mükemmel bir biçimde altından kalkıyor ve filmin en eğlenceli anlarını yaratıyor. Ancak bu kadar usta bir aktör iki tamamiyle değişik oyunculuk türünü aynı filmde eforsuzca bir araya getirebilirdi. Filmin yarısından sonra pek mantıklı olmazdı tabii ama Kingleyin bir kaç sahnede daha gösterilmesini isterdim açıkçası.
Shane Blacke özgün oynak espri anlayışı Iron Man 3e bir tazelik aşılıyor. Kiss Kiss Bang Bangin odaksız ve bile bile yalapşap anlatıcı sesini kullanan açılışı (bu anlatımın ilginç kaynağını öğrenmek için bitiş jeneriğini sonuna kadar izleyin) ve Starkın bir türlü çalışmayan zırh esprileri tipik Shane Black senaryo numaraları. Blackin kendine ait karizmatik ve rahat stili Starkın karakterine tam uyuyor.
Filmin problemleri var tabii, ama her süper kahraman fantezisinden bekliyoruz bazı konu anlamsızlıklarını. Bu problemlerin hepsi de Iron Man 3ün belli bazı notaları doğru yerde çalmak zorunda kalmasından kaynaklanıyor. Mesela Starkın her daim eli altında bulunan bir yardımı son ana kadar bekletmesinde gördüğüm kadarıyla sırf bu kadar özel efektli çatışma sahnelerinin üçüncü perdeye ayrılması gerekmesi haricinde bir sebep düşünemiyorum.
Ayrıca bütün bu karakterleri Avengers ile biraraya getirmenin problemleri sırıtmaya başlıyor. Pottsun yaşamının tehlikede, Starkın ile çulsuz olduğu bir anda Nick Furyye yapılacak bir telefon konuşması çok yararlı olabilirdi. Hulk, Kaptan Amerika ve geri kalanlar nerede? Bu onların filmi değil gibi basit bir açıklama dışında bir cevap bulunabilirdi. Aynı problemler yavaş yavaş DCnin Justice League filminden sonra da sırıtmaya başlayacak bence.
Iron Man 3, fazla aceleye getirilmiş izlenimi veren ve Starkı Stark yapan bir elementi çabucak elden atan sonu yüzünden ilk filmin başarısını yakalayamıyor. Fakat ikinci filmden çok çok daha iyi olduğu kesin.
kaynak:
http://www.beyazperde.com/filmler/film-139589/elestiriler-beyazperde/
Hayal kırıklığı yaratan ikinci bölümden sonra Iron Man efsanesi ilk filmi başarılı kılan bütün elementleri geri getirerek tatmin eden bir süper kahraman mitolojisi yaratıyor. Iron Man 2 ve Cowboys and Aliens ile yaratıcılığının biraz kaybolduğunu gösteren Jon Favreau, akıllıca yazar ve yönetmen sorumluluklarını Lethal Weapon serisini yazıp belki de türü için fazla akıllı olduğu için para kazanmamış muazzam polisiye Kiss Kiss Bang Bangi yönetmiş Shane Blacke bırakıyor.
Favreaunun ilk filmde yaptığı gibi bu sefer Blackin Hollywoodun A-listi yönetmenlerinden biri olarak kendini kanıtlaması lazım. Belki de işte bu yüzden ilk filmden özlediğimiz enerji ve yaratıcılık, hikaye ve karakter odağı geri dönüyor. Iron Man 3, her başarılı süper kahraman filminin yaptığı gibi muhteşem özel efektleri sempati duyabileceğimiz karakterlerin gerçek zorluklarla başa çıkması etrafında oluşturarak Marvelin Avengersdan sonra İkinci Safha adını verdiği yeni seriyi gerçek anlamıyla havai fişekler eşliğinde bir şölen olarak başlatıyor.
Filmin yeni kötü adamı açgözlü mucit Aldrich Killianın (Guy Pearce) yaptığı seçimlerin başlangıcını açıklayan, 1999da geçen bir flashbackten sonra (bu flashbackte ilk filmde kaybettiğimiz bir karakteri görmek sevindiriyor) son iki filmde fazla kendini beğenmiş bir hava takınan milyarder Tony Stark/Iron Manin (Robert Downey Jr.) Avengersda geçirdiği olaylardan sonra panik ataklardan yakındığını öğreniyoruz. Shane Black, ilk dakikadan Starkın egosunu bir kaç katman indiriyor.
Sonunda ilk filmin en sevdiğimiz tarafı bu kendini beğenmiş milyarderin kaçırılıp elinden herşey alındıktan sonra kendini yeniden bulması ve bu sayede kötü adamlara karşı savaşması değil miydi? Shane Black ve Drew Pearcein senaryosu ilk perdede Starkın bütün hayatını alt üst ederek Iron Man zırhı olmadan, kendi mütevazi imkanları ile ülkesini ve sevdiği Pepper Pottsu (Gwyneth Paltrow) kurtarmak zorunda kalmasına odaklanıyor. El altında zırh kostümü olmayınca filmin ikinci perdesi Stark karakterini neden sevdiğimizi, olayın sadece karizma ve kendini bilmişlikten kaynaklanmadığını bir kere daha gösteriyor.
Starkın bu sefer korkması gereken çok sebep var. Multi-kültürel, acımasız terörist Mandarin (Ben Kingsley), biyolojik silah olarak kullandığı askerler ile dünyayı kontrolü altına almak üzeredir. Mandarinin güçlerinin kaynağı ise Killianın Extremis kod adlı bir süper virüsüdür. Starkın tarafında ise süper aklı ve neredeyse kendisiyle aynı oranda kendini bilmiş velet Harley (Ty Simkins) vardır. Genelde sırf çocuk seyirciyi çekmek için yaratılmış izlenimi veren bu numaralar işe yaramaz ama bu sefer Downey Jr. ve bu çocuk oyuncu arasındaki kimya organik olarak gelişiyor ve bu yüzden affetmemek mümkün değil.
Açıkçası hikayenin nereye gittiğini tahmin etmek kolay olsa bile Mandarin hakkındaki bazı sürprizleri beklemiyordum. Ben Kingsley, kendisinden beklenen ani ton değişiminin mükemmel bir biçimde altından kalkıyor ve filmin en eğlenceli anlarını yaratıyor. Ancak bu kadar usta bir aktör iki tamamiyle değişik oyunculuk türünü aynı filmde eforsuzca bir araya getirebilirdi. Filmin yarısından sonra pek mantıklı olmazdı tabii ama Kingleyin bir kaç sahnede daha gösterilmesini isterdim açıkçası.
Shane Blacke özgün oynak espri anlayışı Iron Man 3e bir tazelik aşılıyor. Kiss Kiss Bang Bangin odaksız ve bile bile yalapşap anlatıcı sesini kullanan açılışı (bu anlatımın ilginç kaynağını öğrenmek için bitiş jeneriğini sonuna kadar izleyin) ve Starkın bir türlü çalışmayan zırh esprileri tipik Shane Black senaryo numaraları. Blackin kendine ait karizmatik ve rahat stili Starkın karakterine tam uyuyor.
Filmin problemleri var tabii, ama her süper kahraman fantezisinden bekliyoruz bazı konu anlamsızlıklarını. Bu problemlerin hepsi de Iron Man 3ün belli bazı notaları doğru yerde çalmak zorunda kalmasından kaynaklanıyor. Mesela Starkın her daim eli altında bulunan bir yardımı son ana kadar bekletmesinde gördüğüm kadarıyla sırf bu kadar özel efektli çatışma sahnelerinin üçüncü perdeye ayrılması gerekmesi haricinde bir sebep düşünemiyorum.
Ayrıca bütün bu karakterleri Avengers ile biraraya getirmenin problemleri sırıtmaya başlıyor. Pottsun yaşamının tehlikede, Starkın ile çulsuz olduğu bir anda Nick Furyye yapılacak bir telefon konuşması çok yararlı olabilirdi. Hulk, Kaptan Amerika ve geri kalanlar nerede? Bu onların filmi değil gibi basit bir açıklama dışında bir cevap bulunabilirdi. Aynı problemler yavaş yavaş DCnin Justice League filminden sonra da sırıtmaya başlayacak bence.
Iron Man 3, fazla aceleye getirilmiş izlenimi veren ve Starkı Stark yapan bir elementi çabucak elden atan sonu yüzünden ilk filmin başarısını yakalayamıyor. Fakat ikinci filmden çok çok daha iyi olduğu kesin.
kaynak:
http://www.beyazperde.com/filmler/film-139589/elestiriler-beyazperde/