12 Eylülün bilançosu

alperveli

Profesör
12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri, 27 Mayıs 1960 darbesinin ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından cumhuriyet tarihindeki üçüncü müdahalesini yaptı ve yönetime el koydu.



Süleyman Demirel’in Başbakan’ı olduğu hükümet görevden alındı ve TBMM lağvedildi. Yürürlükteki, 1961 Anayasası tamamen rafa kaldırıldı. Ülke 1983 seçimlerine kadar Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanlarından oluşan Milli Güvenlik Konseyi tarafından yönetildi.

Milli Güvenlik Konseyi’nin belirlediği Danışma Meclisi tarafından hazırlanan Anayasa, 1982 yılındaki halk oylamasında, yüzde 92’lik “Evet” oyu ile büyük farkla kabul edildi.

Aynı halk oylamasında, Kenan Evren Cumhurbaşkanı seçildi. Kabul edilen Anayasa’da, generallerin ömür boyu yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde, seçimlerle iktidara gelen hiçbir hükümet tarafından kaldırılmadı ve 12 Eylül liderlerinin dokunulmazlığı sürdü.



DARBENİN SONUÇLARI

*TBMM kapatıldı, anayasa ortadan kaldırıldı, siyasi partilerin kapısına kilit vuruldu ve mallarına el konuldu.
*650 bin kişi gözaltına alındı.
*1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
*Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
*7 bin kişi için idam cezası istendi.
*517 kişiye idam cezası verildi.
*Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1’i Asala militanı).
*İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.
*71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
*98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı.
*388 bin kişiye pasaport verilmedi.
*30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı.
*14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
*30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti.
*300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
*171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi.
*937 film “sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı.
*23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
*3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
*400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
*Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
*31 gazeteci cezaevine girdi.
*300 gazeteci saldırıya uğradı.
*3 gazeteci silahla öldürüldü.
*Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
*13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
*39 ton gazete ve dergi imha edildi.
*Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
*144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
*14 kişi açlık grevinde öldü.
*16 kişi “kaçarken” vuruldu.
*95 kişi “çatışmada” öldü.
*73 kişiye “doğal ölüm raporu” verildi.
*43 kişinin “intihar ettiği” bildirildi.


KAYNAK
 

emubaltaci

Rektör
Onursal Üye
ortada böyle gerçekler varken nedense genelkurmaya güven var... özellikle son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce darbeden en büyük yaraları alan sol görüş nerdeyse darbe yap diyecekti acık acık... anlamak zor... bu ülkeyi Atatürk vefat ettikten beri asıl sömürenleri görelim artık.. PKK sorununu yıllarca bitirmeyenleri ;)
 

patrick

Profesör
Onursal Üye
ülke bu darbe ile 50-60 yıl geriye gitmiş olsa da, bi hayır vardır diye düşünüyorum :) senin dile getirmiş olduğun bu sömürenler, Atamızı kullanacak kadar da alçabilme lüksünü kendilerinde görebildiler, hala daha bunun üzerinden prim yapma çabasındalar...
 

tugbagaleri

Profesör
Bu silahlı guc ulkemızın evlatlarına cok acı cektırdi HAngi baba oz evladına bunları yapabilir kesin üveydir dedirtecek gibi....

ACININ RENGİ
Ey acılara tat veren güzellik
Yüreğimize hoşgeldin
Geldin de
Çiçekli dallara döndürdün öfkemizi
Artık ister dolu yağsın ömrümüze
İsterse kar
Biz ki bildikten sonra sevmeyi
Bütün sabahlar
Acı renginde olsa ne çıkar.
Adnan YÜCEL..
 

perka

Üyecik
ben 12 eylül belgeselini izledim cok harıkaydı Mehmet Ali Birandın sunduğu bır belgeseldı 3DVDlık tı saklıyorum bos oldugumda tekrar ızlıyorum bu ulkenın basından gecen olayları gorsel ve seslı bırsekılde ızleyebıldığım ..
 

kuşçu

Üyecik
İkinci dünya savaşının bitiminden itibaren abd bir şekilde Türkiyeyi kontrol altında tutmuştur Türkiyenin her kabuğunu kırma dönemi olduğunda Türkiyenin başına bir çorap örmüştür 1960 1971 1980 ihtilalleri hep abd nin organize işleridir buna 28 şubatıda ilave edebiliriz Türkiye bu zinciri kendini bu ülkeye adamış devlet adamlarına kavuştuğu zaman kıracaktır tam bağımsızlık ve eksiksiz uygulanan demokrasi ve insan hakları kanunların karşısında herkesin eşit olduğu ve kanunlara en önce idarecilerin uyduğu hukukun üstünlüğünün sağlandığı bir Türkiye yeraltı ve yer üstü zenginlikleriyle birlikte Türk insanına fırsat tanındığında orta doğu ve balkanların tek hakim gücü olacağından kimsenin kuşkusu yoktur zaten bu başımıza gelenler abd nin bu gerçeği görmesinden kaynaklanmaktadır biz uyutulan bir deviz bizim uyanmamızı bir türlü geciktiriyorlar ama bunun ilelebet devamı mümkün değildir çünkü Türk genci bu uyanışı mutlaka gerçekleştirecektir buna inancım tamdır.
DOĞACAK VADETTİĞİ GÜNLER HAK,KIN BELKİ YARIN BELKİ YARINDAN DA YAKIN
 

tugbagaleri

Profesör
Yüzleşme...

Bugün 12 Eylül...

Aklımızda tam olarak tutmamızın pek imkanı olmasa da tonlarca meşum rakamın oluk oluk döküldüğü bir kabusun yıldönümü ...



Çok, öyle değil mi? Çok "rakam" var... İnsanları toplulaştıran rakamlar, kanun maddelerinin rakamları, hapis müddeti rakamları, gazete, dergi, film, dernek rakamları...

Öyle rakamlar ki, çok ama, işte bir paragrafa sığıyor... Bu kadar çok rakam ama, kağıtlara, hele bilgisayar sayfalarına kolayca sığıyor...

Peki bu rakamların altında kalanlar, rakamların "özetlediği" insanlar nereye sığarlar? O insanlar nereye sığıyorlar şimdi, bugün?

Bu yük nasıl taşınır? Bu kadar çok rakam-insan bu yükü nasıl taşıyorlar? Üstelik bu rakamlar "o insanları" anlatmıyor; "biz insanları" anlatıyor... Bu yük bizim... Bu yükü biz taşıyoruz... Biz bu yükü nasıl taşıyoruz?

Ailenizden kimse yok mu o "idam edilenleri" toparlayan iki haneli "rakamın" içinde? Ailenizden kimse işkence görmedi mi? "Kuşkulu biçimde" ölmedi mi? Hapis yatmadı mı? Fişlenmedi mi, sakıncalı ilan edilip işten atılmadı mı?

Hayır mı? "Allah'a şükür" deyip boşuna sevinmeyin... Çünkü bu kadar çok rakam herkese bir tarafından dokunur... Hemen yakınınızda birileri var; her gün gördüğünüz bir dostunuzun ailesinde birileri var; çocuğunuzun okuldaki sıra arkadaşının ailesinde var... Onlar size değiyorlar... Değerken, rakamların altındaki bütün yükle değiyorlar...

Sadece 12 Eylül mü? 12 Eylül'de köşeden dönmüşsek bile, gene "rakamlarla" ifade edilen başka bir tarihte, 1915'te, 1930'larda, 1940'larda, 1955'te, 1960'ta, 1970'lerde, 1990'larda, 2000'lerde şu veya bu sıfatla, şu veya bu kimlik ya da inanç altında yaşarken gene birileri, hep birileri "rakamların" altında kaldı...

Biz ya da siz -ya da onlar-, "herkesin kendi rakamı kendine" derken, rakamların altındakiler travmalarıyla başetmeye çalışırken, biz "travmasız" değiliz; siz "travmasız" değilsiniz. O travma bulaşıcıdır. Rakamlarda bıraktığımız için, konuşmadığımız için, içimizi dökmediğimiz için, "benim derdim değil" dediğimiz için, "yüzleşmediğimiz" için... hep beraber hastayız...

Ancak çaresiz bir hastalık değil bu...

Türkiye'de yıllardır, yüzleşilmesi gereken her bir olayla bizzat o olayın mağdurları yüzleşmeye davet etti... Ve neredeyse imdat isteyerek yüzleşmeye davet eden her mağdur -neredeyse genel bir kural olarak- yapayalnız kaldı... Başkaları "bu benim nağduriyetim değildir" dediği için... Yani aslında herkes, bütün toplum yapayalnız kaldı...

Ve bugün -tam bugün, yani 12 Eylül 2007'de- bizi toplum olarak birlikte düşünmeye, birlikte "yüzleşmeye", hastalıklarımızı birlikte iyileştirmeye çağıran insanlar bir dernek kurdular: "Yüzleşme Derneği"...

"Yüzleşme Derneği", "geçmiş şurada, az ötemizde yolumuzu kesmiş" diyor... Evet, "geçmiş" geçmişte değil, hemen önümüzdeki gelecekte... Eğer geçmişle birlikte iyileşmeyi beceremezsek, geleceğimizde sıra arkadaşlarımızla, iş arkadaşlarımızla, hayat arkadaşlarımızla birbirimize hastalıklarımızı aktarmaya devam edeceğiz.

Marmaris'in ressam paşası hakkın rahmetine kavuşmadan yüzleşme cesareti gösterip gösteremeyeceğini; arkadaşlarıyla birlikte, idam ettikleri 17 yaşındaki Erdal Eren için "insanî" bir-iki kelime edip edemeyeceğini bilmek mümkün değil... Ama "biz" vicdanlarımızın önündeki kapıları açmaya cesaret edebilirsek, belki de en önemli adımı atmış olacağız.

O zaman generallere de bir şeyler anlatabileceğiz belki...

İşte "Yüzleşme Derneği" bunun yolunu da gösteriyor:

"Geçmişle, geçmişin günahlarıyla yüzleşmenin bir yargılama süreci, bir mahkûm etme ve düşmanlaştırma süreci olmadığını yeterince izah etmek zorundayız.

"Yüzleşmek, bir tür tedavidir; geçmişle yüzleşmek onarma ve telafi sürecidir. Yüzleşmek, kendimizle barışma, geçmişi ağır bir vebal gibi boynumuzda taşımak yerine sağlıklı bir şekilde algılama ve kendimizi anlama cesaretidir.

"Bu durumda sadece devleti suçlamak, her şeyi devletten beklemek, devletin derinliklerini didiklemek tek başına yeterli ve sağlıklı olmayacaktır. İğneyi kendimize de batırmayı göze almalıyız. Kendi içimizi de gün ışığına çıkarma cesareti gösterebilmeliyiz. Belki de en önemli adım bu olacaktır.

"Sol ve Sağ radikal örgüt içi ilişkilerede de ayna tutmak, yüzleşmek, incelenmesi gereken haksızlıklar, "infaz"lar, halka zarar veren fiiller söz konusudur. Çifte standartlardan uzak durmak, yüzleşme güç ve cesaretinin, en önemli hareket noktalarından biridir inancındayız.

"Amacımız kesinlikle yeni gerginlikler ve çatışmalar yaratacak süreçler başlatmak değildir.

"Geçmişle, tarihimizle yüzleşmeden sağlıklı bir toplum haline gelemeyeceğimizi anlatacağız insanlara. Geçmişimizle yüzleşmenin utanılacak, korkulacak bir şey olmadığına ikna edeceğiz."

Evet, "Yüzleşme Derneği", bir cesaret ve aydınlanma hareketi... Bu harekete kulak vermek bize / size yaralarımızı iyileştirmek için bir kapı açacak; rakamların altındaki boğulan uğultuları huzura erdirmek için fırsat verecek...

Ve Ramazan'ın -hem içinde hem dışında duranlar için- insanlara "cesaret ve aydınlanma" getirmesi ve hayırlara vesile olması dileğiyle...
 

DaY_WalkeR

Profesör
Bakalım eskisi gibi TSK'nın borusu ötebilecekmi yeni hükümette..Darbe yaparız diyen Büyükanıt şimdi Abdullah Gül'ün önünde hazır olda selam veriyor..
 

tugbagaleri

Profesör
etkileri devam ediyor...maddi manevi

AİHM’den 12 Eylül’e tazminat darbesi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1980 yılında gözaltında Cengiz Aksakal’ı işkenceyle öldüren iki komutana verilen hapis cezasının uygulanmaması nedeniyle Türkiye’yi suçlu buldu. AİHM, Türkiye’yi 50 bin euro manevi tazminat cezasına çarptırıldı.

AİHM, kararında Cengiz Aksakal’a ait otopsi raporunda vücudunda yara, çürük ve sıyrıkların bulunduğunu belirterek İl Jandarma Alay Komutanı Üsteğmen Ferit Ildırar ile Merkez Jandarma Karakol Komutanı Astsubay Mecdi Cengiz’in, 2 yıl ve 1 ay hapis cezasına çarptırıldıklarını hatırlattı. Buna karşın mahkeme kararının hiçbir zaman uygulanmadığını belirten AİHM, söz konusu iki subayın emekliliklerine kadar orduda görevlerini sürdürdüklerine dikkat çekti. Kararla buruk bir sevinç yaşayan Aksakal’ın iki kızı bu parayla Artvin’in Şavşat İlçesi’ne babalarının adına bir derslik ya da sağlık ocağı yaptıracaklarını söyledi.

Babasını kaybettiğinde 19 yaşında olduğunu anlatan Nesrin Ekinci, şöyle konuştu: “Babam 17 Eylül’de görev yaptığı sınıftan alındı. 12 Kasım’da babamın ‘Menenjit’ ten öldüğü söylendi. Cansız bedeni teslim edildiğinde dehşete düştük. Bütün kemikleri kırılmıştı. İki bileği de kesilmişti. Ancak elbisesinden teşhis ettik. Bize, ‘Babanız ranzadan düşmüş olabilir’ dediler.’’

BÜTÜN KEMİKLERİ KIRIKTI AMA MENENJİT DEDİLER

Nesrin Ekinci, duygularını şöyle anlattı: “Tanıyanlar bize ‘para kazanmışsınız’ diyor. O zaman boğazım düğümlendi. Annem bu davayı para için açmadı. İşkenceyi kanıtlamak için açtı. Şimdi Artvin’di yaşıyor ve bize “Şimdi onlar da cezaevinde yatacak mı” diye sordu. “

Tam 23 yıl süren Aksakal davasında 100 tanık dinlendi. 11 avukat değişti. Sonunda 2 komutan işkenceye katılmaktan hapis cezası aldı. Ancak bu ceza hiç bir zaman uygulanmadı.

Ercan ÖZTÜRK / İSTANBUL aksamgazetesi
 

owert

Üyecik
12 eylül bu ülkede soykırımdır.Toplumun yüzleşmekten korktuğu,hem evet hem hayır dediği ve yıllarca kendi meşruyettini sağlama çabasın kafamıza kakan bir olaydır.Bunu yapmaklada toplum utandırmaktadır.Nasıl naziler ve almanlar yaptıklarının utancıyla geçmişlerini anımsamakta zorlanıyorsa bizim toplumumuzda anımsamakta ve 12 Eylülü anımsamakta ne yazık utanıyor.

Bu utanç bizle kaç yıl gedecek bilmiyorum.

Sevgilerimle
 

masterdevil

Doçent
emubaltaci dedi ki:
ortada böyle gerçekler varken nedense genelkurmaya güven var... özellikle son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce darbeden en büyük yaraları alan sol görüş nerdeyse darbe yap diyecekti acık acık... anlamak zor... bu ülkeyi Atatürk vefat ettikten beri asıl sömürenleri görelim artık.. PKK sorununu yıllarca bitirmeyenleri ;)


nedense genelkurmaya güven var.
Bu sozunle neyi kastetmek istedin.
Eger bir ters dusuncen varsa soyle nasil guvenmesin millet ?
Iyiki varsin Turk askeri iyiki de olucaksin.
Zamani geldiginde de darbeyi yapmasini Bilir.
Belki geri gittik belki illeri boyun egmedik.
Bazilari gibi sehlerin onunde diz cokup ellerini opmedi Turk askeri
Su anki Sevgili devlet buyukleri daha bundan 10 sene once Kimin elini kimin ettegini pardususunu opuyordu ?
Bu sene giden sehit sayisi kac ?
Pkk meclise girdi ?
Daha saymamin bir anlami war mi ?
Sen soyle birde yeni annayasayi inceledin mi ?

 
Üst