"Bırakın Güneş Işığı İçeri Girsin"(1) Makalesi ve "Müslüman Saati"(2) Makalesinin Karşılaştırılması:

Şu anda konuyu okuyanlar (Üyeler: 1, Ziyaretçi & Botlar: 0)


edib

Üyecik
Katılım
30 Ocak 2019
Mesajlar
3
Puanları
1
Siyasî ve iktisadî kaosların pençesinde kıvranan,sayısız problemlerle karşı karşıya kalan,bozulmayı sadece ahlakî değerlerde değil,ekolojik sistem de dahil her alanda hisseden insanoğlu,içine düştüğü bunalımlardan kurtulmak için yeni arayışların peşine düşmüştür.Bu bağlamda güneş ışığının içeri(zamanımıza ve mekanlarımıza)girmesini sorun olarak gören(ancak kavrayabilmiş)bilimsel makaleyle,meseleyi sorun olarak kabul etmiş(yaklaşık bir asır önce)ve kendince çözümler sunan edebi makaleyi karşılaştırdım:
"Güneş ışığı insanlar için sadece bir enerji kaynağı değil,Örneğin mimarlar için projelerinde yeni boşluklar ve alanlar kazandıran bir tasarım aracı.Gün ışığının en verimli kullanıldığı bina tasarımlarının birçok avantajı var.Güneş ışığından etkin bir şekilde yararlanmanın,enerji maliyetlerinin düşmesine neden olan ekonomik kazanımların yanı sıra insan sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğu da biliniyor.
Aydınlatma normal bir binanın toplam enerji tüketiminin ortalama %25-%40'ından sorumlu.Bu nedenle güneş ışığının aydınlatma ve ısıtma özelliklerinden daha fazla yararlanılan binalar sayesinde enerji tasarrufu belirgin şekilde artabilir.Ancak güneş ışığının insanlar üzerinde başka fizyolojik ve psikolojik olumlu etkileri de var.Örneğin güneş ışığı vücutta D vitamini üretilmesini sağlar.Vücudun kalsiyum metabolizması üzerinde düzenleyici etkisi olan D vitamini,sinir sisteminin işlevini normal bir şekilde devam ettirebilmesi ve kemik gelişimi için gereklidir.Işık gün içinde dikkati ve verimliliği artırır.Ayrıca çeşitli deri hastalıklarının ve depresyonun özellikle kış depresyonunun tedavisinde kullanılır.
Bu noktada söze Ahmet Haşim'i dahil edelim:
"İstanbul'u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan istilaların en gizlisi ve tesirlisi yabancı saatlerin hayatımıza girişi oldu.Saat'ten kastımız,zamanı ölçen alet değil,fakat bizzat zamandır."
Ahmet Haşim ''İstanbul'u yenileştiren'', yerlisini şaşırtan'' bir değişime tanıklık etmekte, ''gidenler'' için endişelenmekte ve eleştirel bir tonla ''gelenler'' i ve oluşan yeni toplumsal durumu kavramsal olarak ortaya koymaya çalışmaktadır. Makale bu bakımdan oldukça ilginçtir. Ahmet Haşim , makale boyunca bir ''üslub-ı hayat'' tanımı yapar. Ona göre ''ecnebi saati istilasından evvel'' var olan bu üslub-ı hayat, yaşayışı , düşünüşü, giyinişi içeren ve dinden, ırktan, ananeden beslenerek Haşim'in kendisinin de içinde olduğu "biz"(Osmanlı,Müslüman)bağlamının "saat"lerini ve "gün"lerini belirler."Müslüman günü" olarak nitelendirdiği bu zaman-mekansal aralık "na-mütenahi"(sonsuz) bir bahçe ve saatler orada "güneşe rengarenk çiçekler"dir.Ancak bu durum değişmiş"muhtelif evkât"ın (vakitler)"azim bir canavar halinde,bir gece yarısından diğer bir gece yarısına kadar uzanan yirmi dört saatlik gün","ziyada başlayıp ziyada biten 12 saatlik kısa,hafif,yaşanması kolay bir gün"ün yerini almıştır...Şerif Mardin'in ifadeleriyle "geleneksel değerlerin modern bir medeniyette saklanılabilirliği konusu"ile ilgilenir.Denilebilir ki:Haşim bir modernite huzursuzluğu yaşar.
"...Giden saatler babalarımızın öldüğü,annelerimizin evlendiği,bizim doğduğumuz,kervanların hareket ettiği ve orduların düşman şehirlerine girdiği saatlerdi.Bunlar,hayatı etrafımızda serbest bırakan geniş,lakayt dostlardı.Gelen yabancılar ise hayatımızı bozup onu meçhul bir düstura göre yeniden tanzim ettiler ve ruhlarımız için onu tanılmaz bir hale getirdiler.Yeni "ölçü"bir zelzele gibi,zaman manzaralarını etrafımızda zir ü zeber ederek (alt üst ederek),eski "gün"ün bütün sedlerini harap etti ve geceyi gündüze katarak saadeti az,meşakkati çok,uzun,bulanık renkte bir yeni "gün"vücuda getirdi.Bu Müslümanın eski mesut günü değil,bedmestleri,evsizleri,hırsızları ve katilleri çok ve yeraltında mümkün olduğu kadar fazla çalıştırılacak köleleri sayısız olan büyük medeniyetlerin acı ve nihayetsiz günüdür."
Bilimsel makaleye dönelim:
Vücudumuzdaki fizyolojik,psikolojik ve davranışsal birçok süreç,örneğin uyku-uyanıklık döngüsü,vücut sıcaklığı,kan basıncı,hormonların salgılanma düzeni doğal aydınlık-karanlık döngüsüne göre düzenlenir.Örneğin vücut sıcaklığı,kortizol hormonu seviyesi ve kan basıncı gün içinde yükselirken gece saatlerinde düşer.Yaklaşık 24 saatlik zaman aralıklarını takip eden bu süreçler günlük ritim olarak adlandırılır ve vücudumuzdaki biyolojik saat adı verilen bir iç mekanizma tarafından düzenlenir.
Araştırmalar sadece doğal ışığa maruz kalındığında biyolojik saatimizin Güneş'in doğuşu ve batışıyla tam anlamıyla eş zamanlı olduğunu gösteriyor.Çevremizdeki binalar nedeniyle gün içinde daha az güneş ışığına maruz kalıyoruz.Güneş battıktan sonra yapay aydınlatma kullanılması da vücudun günlük ritmini etkileyerek özellikle uyku düzeni üzerinde önemli değişikliklere sebep oluyor.Bunun nedeni doğal ışığın biyolojik saatimizin ayarlanmasında en belirleyici etken olması...
Bu nedenle doğal ışıkla etkileşimin artması, günlük ritimdeki dengesizliklerin yol açtığı fizyolojik ve bilişsel problemlerin azalmasına yardımcı olabilir.
Araştırmalar doğal ışığın çalışanları ve öğrencilerin üretkenliğini ve verimliliğini etkileyen önemli bir faktör olduğunu gösteriyor...Biyolojik saatimizin binlerce yılda doğal ışığa sağladığı uyum,penceresiz yaşam ve çalışma ortamları,vardiyalı çalışma saatleri gibi etkenler nedeniyle bozuluyor.Uyku bozukluklarının temel nedeni olan bu değişim,günümüzde birçok insanın muzdarip olduğu obezite,diyabet,felç,depresyon ve kalp hastalıkları riskini artırıyor.Doğal ışıkla olan etkileşimimizi artırmak bu sorunların çözümü için hayli basit ve etkili bir yol.
Bu noktada Haşim'e kulak verelim:
"...Yeni saat,Müslüman akşamının mahzun ve muşaşa dakikasını dağıttığı gibi,yirmi dört saatlik yabancı "gün"ün getirdiği maişet şekli de bizi fecr âleminden mehcur bıraktı...Şimdi heyhat,eski "saat"le beraber akşam da,fecir de bitti.Birçoklarımız için fecir,artık gecedir ve birçoklarımızı güneş,yeni ve acayip bir uykunun ateşlerinden,eller kilitli,ağız çarpılmış,bacaklar bozuk çarşaflara dolanmış,kıvranırken buluyor.Artık geç uyanıyoruz.Çünkü hayatımıza sokulan yeni ve fena günün eşiğinde çömelmiş,kin,arzu,hırs ve hased sürülerinin bizi ateş saçan gözlerle beklediğini biliyoruz.Artık fecri yalnız kümeslerimizdeki dargın ve mağrur horozlara bıraktık.Şimdi Müslüman evindeki saat başka bir alemin vakitlerini gösterir gibi, bizim için gece olan saatleri gece renginde gösteriyor.Çölde yolunu şaşıranlar gibi biz şimdi zaman içinde kaybolmuş kimseleriz."
Sonuç olarak;cahîlî sermayenin neredeyse her şeye egemen olduğu,haksız rekabetin hiçbir sınır ve değer tanımadığı günümüz dünyasında İslam Dini,"sermayenin-paranın ilahlığını"ortadan kaldırmak ve "kula kulluğa son vermek"isteyen her insanın sığınabileceği yegâne limandır.

***

1-Tuba Sarıgül-Bilim ve Teknik,Eylül 2014 ( Ortaöğretim 9.sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kitabından alıntı)
2-Ahmet Haşim,"Müslüman Saati"Haz.Mahir Ünlü,Ahmet Haşim Düz yazıları ,İnkılap,İstanbul 2004, s. -131
3-Sarıgül,age
4-Haşim,age
5-Işıl Uçman Altınışık,Osmanlı'da Zaman-Mekan Kavramının Değişimi;Edebi Metinler Üzerinden Bir İrdeleme
6-Haşim,age
7-Sarıgül,age
8-Haşim,age
 
Üst
stat counter