Yemek ve kültür

warkortali

Profesör
Onursal Üye


Anadolu’da bazı mağaralarda yapılan kazılarda MÖ 16 000 ile 12 000 arasına tarihlendirilen dibekler, öğütme taşları, boynuzdan yapılma oraklar bulundu.Ekin biçme ve tahıl öğütme evresi bu kadar eskiye gidebilir.İnsanlar bu mağaralardan çıkıp yaptıkları evlerde yaşadılar.Yemek pişirme dönemini hazırlayan ilk basamak Güneydoğu bölgemizde

MÖ 10 000- 9000 arasına tarihlenen Halan Çemi, Çayönü, Nevali Çori, Göbeklitepe – aynı dönemde Ürdün’deki Ceriko ve Suriye’deki Natufien - yerleşimleriyle oluştu belki de.Onlardan binyıl sonra İç Anadolu’da Can Hasan’da dörtgen planlı büyük ocaklar, Aşıklıhöyük’te duvara gömülü fırınlar, Çatalhöyük’te bölümlere ayrılmış mutfaklarla ocaklar ve fırınlar yapıldı.Kap kacakları önceleri taştan ve ahşaptandı. Kaşık ve kepçeler kemiktendi.Topraktan çanak çömlek yapılmaya başlanınca hızla yayıldı ve gelişti.Arkeolog Veli Sevin herkesin okuyabileceği rahatlıktaki kitabında,ev işlerine sıvı ve katı yiyeceklerini saklanmasının, pişirilmesinin kolaylaştığını, mutfak kavramının Erken Neolitik Çağ’da ortaya çıktığını belirtir. ( Prof Dr.Veli Sevin, Anadolu Arkeolojisi, Der yayınları, İstanbul, 2003)

Yaşamın Merkezi: Mutfak ve Ocak

Ülkemizde günümüze kadar gelen nefis yemekler, yemek kültürü, gelişmiş damak tadı binlerce yıla yayılan insan aklının, çabasının, deney birikimlerinin ürünüdür.TDK Derleme Sözlüğü’nde bildiğimiz ve bilmediğimiz yemeklerin adları, yemek ve mutfak kültürüne ilişkin sözcükler bütün sözcüklerin toplamı içinde çok geniş bir yer tutmaktadır ve biz artık onları kullanmıyoruz.Geri kalan sözcüklerin büyük bölümü ise tarıma ve hayvancılığa aittir.

Dünyadaki en eski köy yaşamının bu coğrafyada çıktığı biliniyor.’Toprak Ana’ inancı köy yaşamı kadar eski olmalı, çünkü tarımı başlatanlar, hayvanları evcilleştirenler kadınlardı.Hazır besinin olmadığı eskiçağda doğada örneği olmayan besinleri hazırlamak kadının besin veren toprakla özdeş tutulmasını sağladı.Toprak–ana sıfatı o çağda, bugün bizim kavrama gücümüzün çok ötesine geçen bir öneme sahipti.”Kutsal Ana” toprakla; “ürün” ise insan/hayvan yavrusuyla, meyve/sebzeyle özdeşti.Yaşamın merkezi (evdeki, tapınaktaki) mutfak ve ocaktan başka bir yer değildi.Keloğlan’a sihirli sofrayı veren ve “açıl sofram açıl” dediğinde tükenmeyen yiyecekler bağışlayan peri kızı, eski toprak tanrıçasının masaldaki devamıdır.Ortadoğu’da halk toprağın içinde yaşadı, besinlerini topraktan aldı, toprak kapta yedi, yiyeceğine toprak kattı; toprak boyayla evini, çanbağını süsledi; toprak tablete yazdı ve toprağa döndü(gömüldü).

Hitit’teki “Kara Tanrıça”yı Muhibbe Darga cenaze kuttörenleri bağlamında Eski Anadolu’da Kadın adlı kitabında anlatır.Kara tenli Meryem ikonaları bir çok coğrafyada ortaya çıkan kara tanrıçaların devamıdır.’Kara’ yeraltıyla ve ölümle ilişkili olup tanrıçanın asla yenilmeyen gücünü temsil eder.Beyaz toprak ise yaşam veren tanrıçayla eşdeğerdi olasılıkla.Yiyeceklere (pekmeze, pestile, tatlı sucuğa, helvaya) başlangıçta yaşam vereceği inancıyla katıldığını düşünüyorum.Tabi ihtiyaçlar da etkili oldu:”Sal” denen çok büyük taş teknelerde üzümler ezilirken- ayağın altından kaymasın diye- üzerlerine beyaz toprağın serpilmesi gibi.Belki bu uygulama fallus ve bereketle ilişkilendirilen üzümle ‘ana’ sayılan toprağın ‘sal adı verilen kutsal döllenme yeri’nde buluşturulması inancını da içeriyordu.”Sal” Sümer’de kadın üreme organı demekti.En eski yaratılış öykülerinde tanrıça kendi teknesinde kendi maddesi olan toprakla kendi kanını karıp dünyayı yaratmıştır.İlk Tunç Çağı’nda ortaya çıkan savaşlarda erkek kanı dökülünce, toprak, erkek tanrının kanıyla karıştırılıp dünya yaratılmıştır.

Bizde Aşık Veysel’in “Kara Toprak” şiirinde anlattığı sadık yar, eski toprak anadan başka bir şey değildir.Veysel ölümünü ona kavuşmak olarak duyumsar.Yaşarken ise üstünde gezdiren ve türlü nimetler verendir.Kara Toprak şiirinin tamamını okuduğumuzda besin yapan, doyuran vefa dolu toprak-ananın çağdaşımız Veysel’de sürdüğünü anlarız.

Erkek Pay Tanrısı Yoktur

Toprağı yoğurup çanak çömlek yapmayı, ağacı yontup kaşık yapmayı, yontacak aleti, sepeti kadınlar buldu.Tanrıça İnana/İştar’ın kültündeki kutsal nesnelerden biri de bıçaktır.Yemeklere tuz katmayı, ateşte pişirip topluca yemeyi, yemekte pay dağıtmayı; öğünlerin zamanını, yemekten önce el yıkama kuralını icat edenler kadınlardı.Günümüze kadar gelen ve erkeklerin da oynadığı kaşık oyunu kadınların yarattığı büyük mutfak/yemek kültürünün bize ulaşan uzantısıdır.Kaşık oyunu nerede varsa, o yerin, mutfak kültürünün başlangıcı olduğunu varsayabiliriz.Kaşık oyunu deyince ilk akla gelen Konya ve Silifke’dir; Çatalhöyük de Konya ovasındadır. Bir çok eski kültürde(örneğin Afrika’da) kuttören kaşıkları kadın gövdesi biçimindedir.”Çömçe gelin” söylemi ve kepçenin adı olan “çömçe”, nimet dağıtan anayla özdeşliğini korurlar.Kaşık tanrıça inancında bir iktidar göstergesiydi.Antep’te “Kaynana kolay kolay çömçeyi geline vermez” derler.Bu sözün binlerce yıllık geçmişi var: Erkek pay tanrısı yoktur, nedeni burada anlattıklarım olmalı: İlk tarımcı kadınlar toprağa tohumu atmaktan başlayarak yemeği pişirip sofraya getirene ve pay edene kadar, yemeği hazırlama ve yeme eyleminin ve o eylemden ayrılmayan hazzın, kültürün her safhasına egemenlerdi.Nimetlerin pay edilmesi onun eliyle gerçekleşiyordu.

Ayrıca yumurtayla,sütle, balla bitkileri karıştırıp doğada örnekleri olmayan yemekler pişirdiğinde kendi yumurtasını, kendi sütünü, balını sunmuş bir ana gibi tasarlandı ve inekte, kuşta, arıda bedenleşen tanrıçalar söylemini pekiştirdi.Kış için kuruttuğu ya da tuzladığı yiyeceklerle, maya katıp dönüştürdükleriyle elinin tılsımlı olduğuna inandırdı.Ortadoğu’da tanrıça inancının uzun sürmesinde yemek kültürünü yaratan ve dinle birleştiren kadınlar etkili olmuşlardır.Kuttörenlerinde rahibeler büyülü nesneler kattığı için ‘kutsal sayılan’ yemekler vardı ve onların sağlık, uzun ömür ve güç verici olduğuna inanılıyordu.Hitit, Girit döneminden kutsal yemek sahnelerinin betimleri çeşitli müzelerde korunmaktadır.Bu gelenekler tapınaklardan saraylara taşındı.Sarayın önce Sümer/Akad’da ortaya çıkmasıyla ve Asur’da, Mısır’da, Hitit’te, Girit’te gelişmesiyle birlikte aşçılık değerli bir meslek oldu ve erkek aşçılar yemek yapma işini, mutfak kültürünü kadınlardan devralıp günümüze kadar başarıyla sürdürdüler.Bu gerçek bize iyi aşçılığın cinsiyete bağlı olmadığını kesin biçimde göstermektedir.

Biz hepimiz Anadolu’daki tüm eski uygarlıkların çocuklarıyız, bütün bu kültürlerin toplamı ve sonucuyuz.O zaman dünya kültürüne karşı sorumluluğumuz artıyor.Bu bilgilerin kayda geçirilmesi karşılaştırmalı yemek ve kültür çalışmalarına da olanak verecektir.Hayvan da yiyecek yer, ama insanın farkı yemeğini ve kültürünü yaratması, geliştirmesidir.

Ne yazık ki uluslar arası hazır yemek şirketlerinin ‘saldırgan ve yağmacı’ girişimleri 11 bin yıllık tarım toplumunun ‘olumlu’ birikimlerini on bir yılda sıfırlıyor.Yemeklerde sentetik tatlar yayılıyor.Ya da geleneksel mutfak, “şıpınişi” açılan turistik restoranlarda özelliğini yitiriyor.2005’in başında Çiya Yayınları’ndan çıkmaya başlayan “Yemek ve Kültür” dergisi çok önemli bir hizmeti gerçekleştirdi: “Yemek ve Kültür” ü yaşatmak hepimize düşüyor.

[size=10pt]Kaynak[/size]
 

gizem durmaz

Doçent
İnsanlar gerçekten çok yaratıcı hele ki kadınlar...
Bu yazıdan da anladığımız gibi kadınlar hayatın vazgeçilemez yaratıkları :):):)
 
Üst