Yaşamın Kaynağı (Akıllı Tasarım)

heyula07

Asistan
Katılım
15 Ocak 2008
Mesajlar
183
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Bu video Hayatın nasıl başladığı ile ilgili yabancı bilim adamlarının Michael Behe önderliğinde ortaya attığı akıllı tasarımın ne hakkında olduğunu açıklayan harika bir video. Özellikle Hayatın başlangıcı ile ilgili soru sorulduğunda "Evrim, doğal seleksiyon" deyip seleksiyonun S'si hakkında hiçbirşey bilmeyen arkadaşlara şiddetle tavsiye ederim. İster önyargıyla izleyin ister önyargısız ama mutlaka izleyin . Çünkü bu video Hayatın Başlangıcı ile ilgili belgesel niteliğinde muazzam bilgiler veriyor. Akıllı tasarım kesinlikle dinsel bir hareket değildir.Michael Behe 'akıllı tasarım’ın ne olduğunu açıklarken, “akıllı tasarım, dine dayanan bir düşünce değil, ama dindar insanlar bu teoriden kendi tartışmalarında yararlanabilirler” demektedir.

Aşşağıdaki linkten "Bu videoyu indir" tıkla.

http://akillitasarim.org/?page_id=16

Süre: 1.07 dk
Boyut:73,1 mb
 

orcagada

Doçent
Katılım
8 Temmuz 2007
Mesajlar
521
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Madem gerçeklere meraklısınız ben de hepinize şiddetle Zeitgeist belgeselini tavsiye ediyorum.

Arkasından da çok atıp tuttuğunuz Darwinin Türlerin Kökeni kitabını da okursanız sanırım yıllardır evrimi harun yahya ***** öğrenmeniz sonucu yanlış anladığınız şeyleri bir daha düşünebilirsiniz.

Mod.Not:Seviye lütfen.
 

BaRY

Profesör
Katılım
27 Aralık 2007
Mesajlar
1,635
Reaksiyon puanı
12
Puanları
218
Adnan oktar (harun yahya) bazı konularda çok güzel atıp tutmaktadır, okula paso kitap yolluyor, evrim teorisine karşı çıkan hocalarım bile bu adamı ve akıllı tasarımcıları takmıyor.Özellikle genetikçiler.Sonuçta bu adamlar somut kanıt koymuyorlar, genetikçiler bu gende mutasyon vardır sebebi budur diyebiliyorlar.
 

heyula07

Asistan
Katılım
15 Ocak 2008
Mesajlar
183
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Baştan sona izlemeden yorum yapma orcagada. Snn bahsettiğin belgesellerin hepsini izledim ben merak etme. Ama sana tavsiyem bu bellgeseli mutlaka izle. Belki zihnine biraz mantık aşılayabilir.
 

mehmet

Profesör
Emektar
Katılım
9 Mayıs 2007
Mesajlar
2,699
Reaksiyon puanı
47
Puanları
228
Hayırlı akşamlar arkadaşlar;

Konu ile alakası olmayan mesajlar silinmiştir.
Lütfen biraz daha saygı ve seviye.

Saygılar
 

orcagada

Doçent
Katılım
8 Temmuz 2007
Mesajlar
521
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
heyula07 dedi ki:
Baştan sona izlemeden yorum yapma orcagada. Snn bahsettiğin belgesellerin hepsini izledim ben merak etme. Ama sana tavsiyem bu bellgeseli mutlaka izle. Belki zihnine biraz mantık aşılayabilir.

Sağol ben de sana aynı şeyleri tavsiye ediyorum.Uyanacağın zamanı hasretle bekliyorum.

Bu arada kendi üniversitesi ayar vermiştir bu abiye, iyi de etmiştir.

Burada üniversitenin açıklaması var: http://www.lehigh.edu/~inbios/news/evolution.htm

Ve aşağıda da arkadaşın hadım olduğu yer.

Bilimsel yaratılış yanılgıları



Evrim kuramına karşı çıkan dinsel-fanatik çevreler, yanlarına aldıkları birtakım sözde bilim adamları yoluyla sürekli aynı argümanları da kullanarak evrim kuramını eleştirmeye çalışmakta ve evrimin gerçekte olmadığını, herşeyin Tanrı iradesi ve müdahalesiyle olduğunu söylemektedirler. Kullandıkları argümanlar da -bilindiği gibi- Adem ile Havva, Adem’in kaburga kemiği, Cennetten Kovuluş, Altı Günde Yaratılış…vb…. Ama bu anlatımın bilim önünde tutunamayacağı anlaşıldığında, bugün söylem değişikliğine gitmişlerdir. 1900′lu yıllarda ABD’de mahkemelerin dinsel dogmalar okullarda öğretilemez kararı, bu tür yaratılış iddialarının en çok yaygın olduğu bir ülke olan Birleşik Amerika’da yeni söylem biçimlerinin doğmasına hurafelerin, bağnazlığın ve bilim dışılığın başka adlarla piyasaya sürülmesine neden olmaktadır.Yapılanların amaçsal olarak öncekilerden hiç bir farkı yoktur. Yine “evrim bunu açıklayamıyor” söylemleri, yine olasılık hesapları, bilimin gelişmesiyle ortaya çıkan “sözde gerçekler”(!) ve evrim kuramının çürütüldüğü masalı. Bilim adamlarının Darwinci görüşü terk ettikleri ve ortaya çıkan kanıtların Darwinci mekanizmaları yalanladığı masalları.. Bu yeni söylem, hiç kuşkusuz eskisine benzemeyen adlarla anılmalıydı ve öyle de oldu…Artık ortada Tanrı yok, akıllı tasarım var…Dizayn var…Bilimsel yaratılış var…( Böylece de bilimselliğin nerden kaynaklandığı nihayet yanıtlanmış oldu.)

Bu yeni (!) söylemin yeni yıldızı da ABD’li biyo-kimyacı Michael Behe’dir. Behe kısaca,biyolojik sistemlerin karmaşık bir yapı içinde olduğunu ve bu sistemlerdeki en küçük bir eksikliğin bile o sistemi işlemez duruma getireceğini ve dolayısıyla Darwin’in ortaya attığı doğal seçilimin karmaşık sistemlerde açıklayıcı olmadığını söylemektedir. Bu sistemlerin olsa olsa bir defada ve aniden ortaya çıkmış olmaları gerekmektedir. Behe bu düşüncesini de indirgenemez komplekslik olarak açıklamaktadır.Yinelemek gerekirse Behe ortaya attığı İndirgenemez komplekslik yüzünden karmaşık organların evrim geçirme şansının olmadığını, dolayısıyla-söylemese de-bir tanrı müdahalesiyle oluşabileceği imasında bulunmaktadır. Bunun adına da tasarım demektedir.

Behe’nin kullandığı bir örnek var: Bakterilerin kamçıları: Kamçı bakterinin hareket organı. Bakteride bu hareketi sağlayan mekanizmada çok kompleks bir yapıya sahip. Bu mekanizmada oluşabilecek bir değişiklik işlevsizliğe yol açmakta ve kamçı iş göremez olmaktadır.Öylese bu tür yapıların darwinci seçilimle oluşması mümkün değildir. O halde…bildiğiniz gibi: Tanrı.
Behe buna indirgenemez komplekslik adını vermekte ve bu tür kompleks yapıların ancak bir defada ortaya çıkmış olması gerektiğini savunmaktadır.

Yine buna benzer örnek 18.yy.’da yaşamış Cambridge’li William Paley’den gelmişti. Paley de 200 yıldır yaratılışçıların bir türlü aşamadığı bir düşünceyi dile getirmişti:” Şayet açık bir arazide yürürken, yerde duran bir saat bulsam, bu saati oluşturan parçaların karmaşık yapıları ve onların bir araya getiriliş biçiminden, onun belli bir hareket etkisi yaratmak amacıyla imal edildiği sonucuna varabilirim.”.. Paley bu saptamasından sonra konuyu doğal ve karmaşık organlara getirmişti. Ve söylemek istediği o, ıssız dağ başındaki saati imal eden biri nasıl ki varsa bu organları, bitkileri, ağaçları ve insanı var eden de akıllı bir yaratıcı olmalıydı.Hep dillendirilen konu: Resim varsa onu yapan bir ressam da olmalıdır.

Canlılık bugün çok karmaşık bir nitelik kazanmıştır.Basit organizmaların milyarlarca yıldır “rastlantısal olarak” geçirdikleri evrim bu karmaşık dünyanın oluşumuna (canlılığa) yol açmıştır. Hücrenin ve insan organlarının karmaşık yapısına baktığımızda bütün bunların “tesadüf” eseri olamayacağı açıktır. Bir İngiliz görüşü vardır. Bir kaç yüz maymunu bir daktilonun başına koysak, bu maymunlar da daktilonun tuşlarına gelişigüzel vursa ortaya çıkabilecek bir Şekspir romanının oluşabilme ihtimali nedir? Buna benzer bir görüştü ve bu görüş de yine tasarımcılar tarafından dile gitirilir. Yanıt elbetteki sıfıra yakındır. O halde…Yine Tanrı…

Yaratılış; bilimseli, dizaynı ve tasarımıyla aşağı yukarı bu görüşler etrafında kümelenir. Her toplum bu düşüncelere kendine özgü mistisizm’i ekleyerek kendi dinini öne çıkarır. Ve sözüm ona bilimsel gerçekleri çürüttükleri iddiasında bulunurlar. Amaçları bu konularda kamuoyu yaratmak, etkili ve yetkili çevreleri bir şekilde baskı altına almak ve savunageldikleri hurafeleri bilim adı altında yaygınlaştırp, eğitim sisteminin içine sarkmakdır.

Oysa, Behe’nin iddiaları kolaylıkla çürütülmüştür. Yıllardır dillerden düşmeyen “göz kompleks bir organdır, küçücük bir parçası eksik kalsa işlevsiz olur. İndirgenemez.”iddiaları bilim adamları tarafından açıklığa kavuşturulmuştur.. Ama yaratılışçıların amaçları bilim yapmak değildir. Ne kadar çok kişiyi kendi yanıma çekersem o kadar iyi mantığı yalanı, çarpıtmayı ve kandırmayı” mübah” kılmıştır. Bunun örneklerini internetteki yüzlerce malum sitelerde görebilmek mümkündür.

Oysa gerçek, Behe’nin söylediğinin tersidir.

“Bakterinin kamçısı onlarca farklı proteinden oluşan bir moleküler motordur. Kamçı burada hareketi sağlayan bir pervane görevindedir.Bu pervane bazı bakterilerde saatin çalışma yönü ya da tersi doğrultuda çalışarak hareketi sağlar. Bakterilerde kamçı protein genlerinde yapılan mutasyon çalışmaları ile sisteme ait belli genlerde meydana getirilen bazı bozuklukların kamçının çalışmasını durdurmadığı, ama bakterinin, kamçının sağa ya da sola dönüş yönünü düzgün ayarlayamadığı görülmüştür. Yani bu mutant bakterilerde kamçı iş görmekte ama organizma kendisinden çok etkin yararlanamamaktadır.”

Karmaşık olduğu ve bir parçası bile olmasa hareket edemeyeceği söylenen organ, yapılan bilinçli değişikliğe rağmen sağa sola gitmeye devam etmiştir.

Aynı konuyu göz örneğinde de irdelemek mümkündür. Bir gözün “…renk ayırımında iş gören ışık algılayıcı protein moleküllerinin genlerinde meydana gelen bir mutasyon nedeniyle, renk körlüğü olarak bilinen bir durum oluşur. Fakat bu mutasyondan dolayı yaratılışçıların iddia ettikleri gibi kişilerin görme işlevleri son bulmaz, sadece çevrelerindeki kırmızı ve yeşil renkleri algılayamazlar. Burada sormak gerekiyor; hani o kadar mükemmel bir tasarım olan göz, tek bir parçası dahi zaafa uğrasa işlevini yerine getiremezdi?”

Sığmadı aşağıda devamı var...

 

orcagada

Doçent
Katılım
8 Temmuz 2007
Mesajlar
521
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Michael Behe’nin ortaya attığı İndirgenemez Komplekslik, çoktan İndirgenebilir Kompleks’e dönüştü. Darwin’in doğal seçilimi belirleyici unsurlardan biri olmaya devam ediyor. Bu konuda bilimin söylediği çok fazla şey var. Ama ne yazık ki bunlar yaratılış ya da tasarımcılara pek uğramıyor.Okumayan, incelemeyen bilim dışı çevrelerin varlığı da bunların ekmeğine yağ sürmekte. Daniken nasıl ki Tanrıların Arabaları seri kitaplarıyla insanların merak duygusuyla oynayıp onlarca yıl gündemden düşmediyse, Behe de, insanlığın yumuşak karnı olan din ve inanç konularına ses yönelterek uzun bir zaman gündemde kalmaya devam edecek, anlaşılan; Darwin’in Kara Kutusu en çok okunanlar listesinde ilk 100′e girdi bile…

Bakteri kamçısı ve göz olayına biraz daha değinmekte yarar var.İndirgenemez komplekslik yani kompleks organların doğal seçilimle adım adım, kerte kerte oluşamayacakları iddiası bilim çevreleri tarafından çoktan çürütüldüğü gibi ciddiye de alınmamaktadır, artık. Hayat bunun tersini gösteren organizmalarla doludur.

“…bakterilerden daha yüksek bir hücresel organizasyona sahip, ama bakteriler gibi tek hücreli olan bazı protozoonlar hareket etmek için farklı bir kamçı kullanırlar.Örneğin bunlarda kamçının hücreye bağlandığı kök bölgesinde, bakterilerdeki gibi bir motor yapı bulunmaz.Diğer bir ifade ile kamçı hareketi daha az karmaşık ( İNDİRGENMİŞ ) bir sistem ile yerine getirimektedir.Şayet bakterideki kamçı “akıllı” bir tasarımcının indirgenemez karmaşıklıkta bir eseri ise, böyle “motoru” bulunmayan bir kamçıya ne gerek vardı.”

Örnekleri arttırmak mümkün. Karmaşıklığın da indirgenebilir bir özellik olduğunu doğa bize söylemekte. Örneklerini karşımıza çıkarmakta. Yapay yollarla yapılan değişiklik bile “bu karmaşık yapının” indirgenebilir bir özellik taşıdığını bize kanıtlamaktadır.Yaratılışçılar tarafından çok sık dile getirilen bir konu olan gözün kompleksliği konusunda son bir söz:

…gözler yaşamın tarihinde birçok kereler evrimleşmiş olabilir.Aşamalar, (bugün yassıkurtlarda görülen) ışığa duyarlı retinula hücrelerinin oluşturduğu basit bir göz noktasından başlayarak, böceklerdeki ışığı odaklayan mercekleri bulunan ayrı ayrı ışığa duyarlı birimlere ve son olarak retina üzerine görüntüyü odaklayan tek mercekli göze kadar ulaşır.İnsanlarda ve diğer omurgalılarda retina, yalnızca ışığı algılayan hücrelerden değil, aynı zamanda görüntüyü analize başlayan birçok değişik tipte sinir hücresinden oluşur. Böyle basamaklı aşamalar yoluyla basit ışığa duyarlı organlardan görme için karmaşık sistemlere kadar çok değişik tipte gözler evrimleşmiştir.”

Söylenecek ne olabilir? Bir bilim kitabını, Beagle gemisinin kaptanı gibi sallayarak seslenmek gerek: “Bütün gerçekler burada yazıyor.”

İnsanlar istediklerine inanabilirler, oysa. İstedikleri inancı savunabilirler. Ama inandıklarını bilim diye yuttrma hakkına sahip olamazlar.

Yaratılışı savunan kişilerin her yerde dile getirdikleri bir başka argüman da rastlantı ve olasılık kavramlarıdır. Bilim adamlarının evrim kuramını anlatırken kullandıkları tesadüf ya da rastlantı kavramını dillerine dolamışlardır. Bu kadar kompleks yapılar şansla, tesadüfle, rastlantıyla olabilir miymiş? Ya da, bir hesap yapsak şu kadar amino asit, şu kadar protein şöyle bir bağ oluşturabilmesinin ihtimali neymiş? Bir insan vücudundaki hücre sayısının bu şekilde oluşabilmesi için o ingiliz maymununun kaç defa daktilo tuşlarına basması gerekecek? Şansla, tesadüfle, rastlantıyla böyle karmaşık bir varlığın oluşabilme ihtimali nedir? Sıfır gibi mi gözüküyor? Sıfır mı?

Bir öğlen vakti, boynunuza Galatasaray atkınızı takıp Ali Sami Yen stadına gidiyorsunuz. Elinizde kapalı bileti var. Numaralı trübünün ortalarında da bir AMAÇSIZ silah pusuya yatmış, tribünlerin dolmasını bekliyor. Siz yürüyorsunuz. Onbinlerce insanla birlikte, köfte ekmeğinizi de alıp kapalı trübündeki yerinizi alıyorsunuz.Bütün tribünler dolduktan sonra maçın başlamasına yakın o AMAÇSIZ silah ateşleniyor ve siz vuruluyorsunuz. O tribünlerin on bin kişi kapasiteli olduğunu varsaydığımızda, bu konu olasılık hesabına göre nasıl yorumlanabilir? O kör kurşunun size isabet etme olasılığı kaçtır? Onbinde bir mi? Tribün çok daha kalabalık olsaydı, yirmi bin, otuz bin, elli bin, yüz bin…O kurşun yine kafanızda patladığında bu olasılık yüz bin de bir mi olacaktı?

Elinizde köşeli zar var. Yeşil çuhalı bir masanın üstüne yuvarladığınızda altı gelebilme ihtimali nedir? Altıda bir mi ? Elinize iki tane zar alsanız, attığınızda altıda altı gelme olasılığı nedir?. Elinize üç tane zar alsanız, yuvarladığınızda üçünün birden altı gelebilme ihtimali nedir. Hiç kuşkusuz her seferinde olay biraz daha zorlaşmakta ve ihtimal hesaplarına göre olasılık derecesi azalmaktadır. İşi daha da zorlaştıralım. Bu üç adet köşeli zarı fırlattığımızda, bu zarların üçünün de köşesinin üzerinde durma ihtimali nedir? Sıfıra yakın mı, Sıfır mı?

Evrimin bir amacı yoktur. Milyarlarca yıl boyunca madde, insanı meydana getirmek için değişip dönüşmedi. Madde değişim ve dönüşüm kapasitesine sahip olduğu için bunu yaptı. Amaçsız yaptı. Hiç bir amacı yoktu. Amacı milyarlarca yıl sonra oluşacak dünya adlı bir gezegende, insanoğlunu ortaya çıkarmak değildi. Dünya evrendeki milyarlarca gezegenden biri …Sadece Samanyolu ‘muzda 200 milyar yıldız ve bu yıldızların pek çoğunda gezegen sistemleri var .200 milyar yıldızın en az 150 milyarında ortalama yedili gezegen sistemi var olduğunu varsayarsak 150milyar x 7=1.050.000.000.000 yapar. Ortalama bir trilyon gezegen…Sadece bizim galaksimizde, üstelik. Evrendeki iki yüz milyar galaksiyi ve bunların sahip olduğu gezegenleri de işin içine soksak, evrendeki gezegen sayısının iki yüz milyar çarpı bir trilyon gibi bir gezegen sayısına ulaşmış oluruz. Evet, başlangıçtaki hidrojen atomunun evrim geçirirken meydana getirdiği bu kadar sayıdaki gezegenlerden hayatın dünya adındaki bir gezegende ortaya çıkması şanstı, tesadüftü. rastlantıydı. Aynı şey canlılığın evrimi içinde geçerlidir. Ortaya çıkan ilk molekül fiziksel ve kimyasal süreçlerle değişip dönüşürken hiç bir amacı yoktu. O çok karışık , çok kompleks dediğimiz canlı türlerini oluşturmak için hareket etmiyordu. Basit molekül daha karmaşığa yöneliyordu. Sadece bunu yapıyordu. Sadece kendini organize ediyordu. Amacı yoktu. Amacı canlılığı oluşturmak, insan denilen varlığı ortaya çıkarmak değildi. Madde böyle davranıyordu, çünkü. Mekanizma böyle işliyordu.

“…çakıl taşlarıyla dolu bir kumsalda dolaşırken, çakılların gelişigüzel dağılmadığını fark edersiniz. Küçük çakıllar diğerlerinden ayrı bir kuşak oluşturmuşlardır. Büyük çakıllar ise ayrı bir kuşak şeklinde dizilmişlerdir. (…) Dalgaların düzenli bir AMACI, tertipli bir ZİHNİ yoktur; aslında zihni yoktur. Dalgalar çakılları sadece oraya buraya sürükler. Bu işleme büyük çakıllar ve küçük çakıllar ayrı ayrı tepki verirler ve kumsalın farklı farklı yerlerinde toplanırlar. Düzensizlikten bir miktar düzen ortaya çıkmış”…tır

Basit molekül daha karmaşık moleküle evrilirken bu sadece yeryüzünde olabilen milyarlarca kombinasyonlardan biriydi…Birini yapıyor,birini bırakıyordu… Olmayınca terk ediyordu, oluncaya kadar deniyordu.Her başarısızlık yeni deneyimler kazanmasına neden oluyordu.; bir sonraki aşamada yine deniyordu.Yine milyarlarca kombinasyonlara giriyor, o anki koşullara uyabilenler ( doğal seçilim) devam etme hakkı kazanıyordu. Uyamayanlar yok oluyordu. Hayat böyle gelişti. Hiç bir amacı olmadan el yordamıyla,deneyerek, geniş zik-zaklar çizerek, zaman zaman yok olarak,( yeryüzündeki bu geniş çaplı yok oluşun sayısı üç ya da dörttür.) Canlılık hala değişmektedir. Hiç bir amacı olmadan değişmeye devam etmektedir.Doğayı harap ettiğimiz için pek çok tür hala yok olmaktadır.

Evrim kendi kendini organize etmektedir.

Saygılar...
 

heyula07

Asistan
Katılım
15 Ocak 2008
Mesajlar
183
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Orcagada demiş ki:
Bakteri kamçısı ve göz olayına biraz daha değinmekte yarar var.İndirgenemez komplekslik yani kompleks organların doğal seçilimle adım adım, kerte kerte oluşamayacakları iddiası bilim çevreleri tarafından çoktan çürütüldüğü gibi ciddiye de alınmamaktadır.

Hani nerde çürütülen iddia. Metinde gözdeki kompleks yapının, renk körlüğü ile açıklaması yapılmış. Yani demek istemişlerki bir kaç pigmenti eksik olan göz görebiliyorsa demekki gözün görmesi için bütün parçalara ihtiyacı yok. Bu kadar zavallı ve çaresiz bir iddia olabilir. Ben kesinlikle biyoloji hakkında bilgim olmamasına rağmen bu iddiayı okuyunca gülesim geldi. Neden retinayı, irisi, ne biliyim sarı noktayı çıkarmıyolarda pigment eksikliğinden bahsediyorlar. Madem öyle göz oluşurken ilk olarak hangi parçaları oluştu. Bu parçalar ilk oluştuklarında görme duyusunu sağlayabiliyor muydu.

ikinci bir nokta metinde kamçılı bakteriden bahsedilmiş. Adamlar o kadar çaresiz ki resmen kamçılı bakterideki kamçı sisteminin o kadar kompleks olmasına gerek yoktu. Daha az komples bir kamçı aynı işi görürdü. Bu da demek oluyorki Akıllı tasarım olamaz. E valla pes yani. Orcagada bence sen Kopyalamadan önce metni bir defa oku, sonra iyice düşün ardından yapıştır. Kopyala/yapıştır. Anladın sen onu.....

 

orcagada

Doçent
Katılım
8 Temmuz 2007
Mesajlar
521
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Heyula,

Bak kendin de demişsin " Ben kesinlikle biyoloji hakkında bilgim olmamasına rağmen" diye.Madem öyle tüm bilimsel çevrelerin onayladığı bir teoriyi nasıl zavallı ve çaresiz bulabildin?

Bence bu çaresizlik her gün yeniden yalanlanan yaratılış teorinizin yerini evrime bırakacağı o güzel günün gümbür gümbür gelmesinden kaynaklanıyor.

Ama sana şu linki de tavsiye ediyorum ola ki anlarsın.Bir kerecik yanlı düşünmeden sadece bilimsel açıklama diyerek,dini imanı katmadan oku.

http://meydan.3.forumer.com/a/gzn-evrm_post13.html

Gerçi hiç anlamazsın ama bir de bunu yorumla gerçekten samimisin görelim.
 

heyula07

Asistan
Katılım
15 Ocak 2008
Mesajlar
183
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Bahsettiğin yazıyı okudum (sadece gözle alaklaı olanı)
1. Yazıda kaynak belirtilmemiş. Yani bunları söyleyen adam bir bilim adamımı yoksa sıradan bir gazetecemi.

2. Deneysel kanıtlar hiç yok. Gözün evrimindeki aşamalardan bahsedilmemiş. Bir kaçtane kurtçuk gözü koyup bakın bunlardada kör nokta var demekki insan gözü kurtlardan gelişerek bu hale geldi denilmiş okadar. Daha doğrusu makale boyunca sadece gözdeki kör noktadan yola çıkarak bunun akıllı tasarım örneği olamayacağı söylenmiş.

3. Şu kadarını söyliyim insan gözü kartal gözü gibi keskin olmayabilir, veya bukalemun gözü gibi kafanın arkasını göremeyebilir ama şu da bir gerçek canlılar içerisinde hem renkli görebilmesi hem de üç boyutlu nesnelerin uzaklığını ve derinliğini ölçebilmesi bakımından insan gözü canlılar içerisinde en mükemmel gözdür diyebilirim. Sonuçta kör nokta sadece tek gözü olan insanları etkiler. O da ancak belli bir açıyla bakabilirsen.

4. Bahsedilen makalede insan gözü için aptalca ve hatalarla dolu denilmiş. Aşağıdaki makale bir alıntıdan ibaret. Aptalca denilen insan gözünün ilginç özelliklerinden bazıları. Bu makaleyi okuduktan sonra artık inşallah sadece kör noktaya bakarak insan gözünün yanlış ve hatalarla dolu olduğunu söyleyenleri savunmazsın.

İNSAN GÖZÜ KAÇ MEGAPİKSEL
Günlük hayatta "vay be, adamın cep telefonunun kamerası 2.0 mp" ya da bende bi makina var "12 MP" gibi sözler duyarız ve "vay be, teknoloji nerelere kadar geldi" deriz. Hatta bazen "ya bu kamera benim gözümle gördüğümden de net çıkarıyor görüntüleri" falan bile deme cüretinde bulunuruz. İşin aslını yapılan araştırmalar gösteriyor ve bakın teknoloji hala ne kadar aciz; ne kadar basit ve kainata kıyasla ne kadar geride kalmış. Açıklamayı size çeviriyorum:

Gözümüz tek bir taslak üzerinde kurgulanmış anlık çekimleri yakalayan bir fotoğraf makinası değildir. Daha çok bir video silsilesine benzemektedir. Gözümüz, küçük açılarla, anlık hareket eder ve etrafımızdaki detayları beyne yansıtmak için sürekli kendisini günceller. Ayrıca iki tane gözümüz vardır ve beynimiz, çözünürlüğü daha da arttırmak için her iki gözden gelen sinyalleri toplamaktadır. Daha fazla bilgi toplamak için de haliyle gözümüzü, gördüğümüz şeyin etrafında hareket ettiririz. Bu nedenlerden dolayı, göz ve beyin birlikteliği, retinadaki fotoalıcıların sayıca fazlalığı sayesinde,bir makinada olabileceğinden çok daha yüksek çözünürlükte veriler elde etmemizi sağlar. Aşağıda verilen eşdeğer megapiksel değerler, insan gözünün bir manzarayı ne kadar netlikte gördüğünü açıklayan bilimsel bir detaydır.

Yukarıdaki insan gözünün çözünürlüğünü sağlamaya neden olan veriler ışığında,şimdi önce küçük bir örnekle başlayalım: Şimdi önünüzde 90’a 90 derecelik açıda (gözümüzün açıları yani) bir görüntünün olduğunu farzedelim, aynen pencereden dışarıdaki bir manzarayı seyredermiş gibi. Bu durumda piksel sayıları ortalama bir göz için:

90 derece * 60 arc-dakika/derece * 1/0.3 * 90 * 60 * 1/0.3 = 324,000,000 pixels (324 megapiksel) olur.

Gerçekte her an bu kadar çok çözünürlük elde etmiyoruz, ama gözümüz bir manzarada istediğiniz tüm detayları görmenize olanak sağlamak için sürekli istediğiniz detayın etrafında hareket eder. Ama insan gözü, bu açıdan çok daha fazla bir açı görür ki bu da 180 dereceye yakındır.Biraz küçük düşünüp 120 derecelik bir açıyla bakabildiğimizi varsayacak olsak bile:

120 * 120 * 60 * 60 / (0.3 * 0.3) = 576 megapiksel verisini elde ederiz.

İnsan gözünün görebileceği gerçek açı değeri şüphesiz ki çoook daha fazla çözünürlüğe tekabul eder. Bu yapıdaki (çözünürlükteki) bir veriyi kaydetmek içinse, çok fazla alana kayıt imkanı sağlayabilecek kadar gelişmiş bir kamera olması lazım.

Şimdi teorik bilgiyi bir kenara bırakıp , sözün özünü aktaracak olursak, pencere gibi sınırları olan bir alandan dışarıya baktığınızda gördüğünüz manzara, beyninizde 324 megapiksele eşdeğer olarak yer alıyor. Eğer görüntünüzü engelleyecek bir maniniz yoksa, 576 MP.

Site: http://www.clarkvision.com/imagedetail/eye-resolution.html

Kaynak:
Blackwell, J. Optical Society America, v 36, p624-643, 1946

Curcio, C.A., Sloan, K.R., Kalina, R.E. & Hendrickson, A.E., Human photoreceptor topography. Journal of Comparative Neurology 292, 497-523, 1990.

Clark, R.N., Visual Astronomy of the Deep Sky, Cambridge University Press and Sky Publishing, 355 pages, Cambridge, 1990.
 

orcagada

Doçent
Katılım
8 Temmuz 2007
Mesajlar
521
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Heyula,

http://jhered.oxfordjournals.org/cgi/content/full/96/3/171

http://biocab.org/Euglena_Fig.html

http://en.wikipedia.org/wiki/Mantis_shrimp

http://www.nwf.org/nationalwildlife/article.cfm?issueID=77&articleID=1114

http://www.medicalnewstoday.com/medicalnews.php?newsid=31008

http://www.embl.org/aboutus/news/press/2004/press28oct04.html

http://www.medicalnewstoday.com/medicalnews.php?newsid=31008

http://unblinkingeye.com/Articles/PinCam/pincam.html

http://pharyngula.org/index/weblog/comment...d_ciliary_eyes/

http://www.bioinformatics.org/oeil-couleur/dossier/book.pdf

http://pages.unibas.ch/diss/2004/DabsB_6788.pdf

http://jhered.oxfordjournals.org/cgi/content/full/96/3/171

Kaynak yok dediğin yerde verilen kaynaklar bunlar sen nereyi okudun yahu?Ayrıca istediğin deneye de linkleri takip ederek ulaşabilirsin.Bu adamlar öyle bol keseden atan tipler değiller merak etme.

Ayrıca insan gözü özelliksiz falan dememiş.Düşünürsen en mükemmel yaratıldığı iddia ettiğiniz insanın gözünün mükemmel olmadığını ispatlamış.Oradaki testleri uyguladın mı?

Ahtapot daha iyi evrim geçirmiş göz itibariyle.Bu kadar basit.Mükemmele daha aday göz neden ahtapotta var da insan da yok?

Ahtapota geçilen kıyaktan en mükemmel yaratılan varlık insan niye nasiplenmemiş dersin?
 

berckai

Profesör
Katılım
17 Mayıs 2008
Mesajlar
2,394
Reaksiyon puanı
9
Puanları
0
boş işler arkadaşım darwin namuslu olsa maymun çene kemiğini insan çene kemiği yerine takıp milleti kandırmazdı
 

Berkin Bozdoğan

Profesör
Katılım
18 Mayıs 2005
Mesajlar
4,926
Reaksiyon puanı
39
Puanları
0
Merhaba Arkadaşlar,

Bu konunun Din Kültürü ve Ahlak bilgisi bölümüyle bir ilgisi mevcut olmadığına inanıyorum. Konu biyolojiye dönmüş durumda.

Hani taşınırsa falan, yanlış anlamayın. :)

Güzel günler dilerim.
 

orcagada

Doçent
Katılım
8 Temmuz 2007
Mesajlar
521
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Group XR dedi ki:
boş işler arkadaşım darwin namuslu olsa maymun çene kemiğini insan çene kemiği yerine takıp milleti kandırmazdı

Bunu ispatla kulun olayım.Hodri meydan.Darwinin alakası bile yok.

Buyur hadi paşam
 

mehmet

Profesör
Emektar
Katılım
9 Mayıs 2007
Mesajlar
2,699
Reaksiyon puanı
47
Puanları
228
Berkin Bozdoğan dedi ki:
Merhaba Arkadaşlar,

Bu konunun Din Kültürü ve Ahlak bilgisi bölümüyle bir ilgisi mevcut olmadığına inanıyorum. Konu biyolojiye dönmüş durumda.

Hani taşınırsa falan, yanlış anlamayın. :)

Güzel günler dilerim.

Hayırlı günler arkadaşlar;

Tecrübeli bilgili ve kültür sahibi arkadaşım ve hocam Berkin Bey'in tavsiyesi gereği,konu da artık bilimselleşmeye doğru gitmesi hasebiyle konu taşına taşınmıştır.

Saygılarımla
 

heyula07

Asistan
Katılım
15 Ocak 2008
Mesajlar
183
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
orcagada dedi ki:
Heyula,

Ahtapot daha iyi evrim geçirmiş göz itibariyle.Bu kadar basit.Mükemmele daha aday göz neden ahtapotta var da insan da yok?

Ahtapota geçilen kıyaktan en mükemmel yaratılan varlık insan niye nasiplenmemiş dersin?

Şu kadarını söyliyim. İnsan gözü bir insanın bütün ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yaratılmıştır. Ne mor ötesi ışınları görebilmek ne de x ışınlarını görebilmek insana hiçbirşey kazandırmaz. Sonuçta bir çitanın bacak yapısına bakıp, biz neden bu kadar hızlı koşamıyoruz. İnsan bacağı mükemmel değil diyemezsin. Çünkü çitanın bacak yapısına sahip olsaydık ayakta durabilme, sırtüstü yatabilme, koltuğa oturabilme gibi daha aklıma gelmeyen bir sürü hareketi yapamazdık. Aşağıdaki makale neden insan gözünün mükemmel olduğunu ve daha kusursuz olamıyacağını çok güzel açıklıyor.

Alıntı:
Dış dünyayla en önemli bağlantımızı sağlayan duyunun görme olduğunu biliyoruz. Fakat insanların çoğu gördükleri görüntünün aslında çok kısıtlı olduğunu bilmezler. Öyle ki göze giren ışığın ancak %10'u alıcı hücrelere ulaşır. Çoğu yansıtılır veya gözün diğer kısımlarında emilir.
İnsanın göremediği, farklı dalga boyları olan farklı ışık çeşitleri de vardır. Uzayın derinliklerinden gelen kozmik ışınlar, X ışınları, gamma ışınları, insan vücudundan çıkan radyasyon, mor ötesi ışınlar, kızıl ötesi ışınlar insan gözü tarafından algılanamazlar. Çünkü insan gözü sadece belirli dalga boyları arasındaki ışığı algılayabilir. Görülebilen ışık, mor ötesi ile kızıl ötesi dalga boylarının arasında kalan bölümdür.

İnfrared kelime olarak "kırmızı ötesi" demektir. Gözün gördüğü kırmızı ışınlardan daha uzun dalga boylarına sahip olanlara bu isim verilir. Her cisim kendi sıcaklığıyla orantılı olarak bir ışın enerjisi yayar. Sobadan, vücudumuzdan, dünyadan hatta yıldızlardan yayılan enerjinin temeli olan kızıl ötesi dalgalarını göremediğimizi tekrar belirtmeliyiz. Çevremizdeki kızıl ötesi ışınları algılayabiliyor olsaydık gördüklerimiz sıcaklığa ayarlı olacaktı.
Mor ötesi ve daha büyük dalga boylarına sahip X ışınları da göz tarafından görülemez. Yüksek enerjili ve son derece kısa dalga boyuna sahip bu ışınlar, insan için öldürücü olabilecek kadar tehlikelidir.

Şu anda bulunduğunuz ortamda gözlerinizin görmediği, dolayısıyla hiç farkında olmadığınız binlerce ışınla iç içesiniz. Ama gözleriniz bunları görmez. Halbuki göz bütün ışık çeşitlerini algılayacak olsa dış dünya son derece karmaşık ve anlaşılmaz olurdu. Dünyaya inen bütün kozmik ışınlardan göz gözü görmeyecek, dahası insanlar ve cisimler farklı sıcaklıklara göre değişik zamanlarda farklı renklerde gözükeceklerdi.

Etrafımızı X ışınları gibi görmüş olsaydık tüm çevremizdeki görüntüler iskelet şeklinde olurdu. Böyle bir görüntünün de insana hiç zevk vermeyeceğini herkes tahmin edebilir. İnsan hiçbir zaman karşısındaki insanın kemik yapısını, kan dolaşımını, iç organlarını görmez. Çünkü bunu görmek insana rahatsızlık vereceği gibi kullanış açısından gerek de yoktur.
 

heyula07

Asistan
Katılım
15 Ocak 2008
Mesajlar
183
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
http://jhered.oxfordjournals.org/cgi/content/full/96/3/171

Orcagada kaynakta gödermiş olduğun Journal of Heredity (kalıtım dergisi) adlı makale 2001 Biim teknikte aynen yayınlanan bir makaledir. Bu makale biraz ingilizcen varsa hiçbir şekilde bilimselliği olmayan, tek amacı propaganda yapmak olan ve zaten geçersizliği kanıtlanan bir makaledir. İşte altta sana bu makaledeki çelişkileri açılayan bir başka makale.


Bilim ve Teknik’teki makalede, üstteki tutarsızlıkların yanında pek çok zorlama ve gerçek dışı yoruma da yer verilmiştir. Yazıda sık sık geçen, "Darwin’in teorisi 100 yıllık bilimsel gelişmeyi kaldırabildi", "Darwin genetik tarafından doğrulandı", "Yeni bulgular kuramı zayıflatmak bir yana destekledi bile" gibi cümleler, herhangi bir delile dayanmayan boş sözlerden ibarettir.
Gerçekte makalede Darwin’in evrim teorisinin genetik konusunda tamamen hurafeden ibaret olan iki ayrı teoriye (Lamarck’ın kazanılmış özelliklerin sonraki nesle aktarılması teorisine ve kalıtımın kan yoluyla yapıldığını varsayan "pangenesis" kuramına) dayandığı itiraf edilmektedir. Buna rağmen Darwin’e bir saygınlık kazandırabilmek için de, Darwin’in teorisinin aslında Mendel genetiğiyle uyum içinde olduğu iddia edilmektedir. Hatta bu amaçla "Doğal seçilim aslında bir genetik kuramı" denmektedir.
Oysa Darwin’in ortaya attığı doğal seleksiyon kavramının genetik bilimi ile ortak hiçbir yönü bulunmaz. Genetik, her canlı türünün kendisine has bir biyolojik plana sahip olduğunu ve bunu sonraki nesillere değişmeksizin aktardığını gösteren bir bilim dalı olarak, Darwin’in teorisiyle tamamen zıttır. Nitekim genetiğin babası Gregor Mendel de Darwinizm’e karşı olmuştur. Konu, Journal of Heredity dergisinde yayınlanan "Mendel's Opposition to Evolution and to Darwin" (Mendel'in Evrime ve Darwin'e Muhalefeti) başlıklı bir makalede, "Mendel, Türlerin Kökeni'ne aşinaydı ve Darwin'in teorisine karşı çıkıyordu. Darwin, doğal seleksiyonla ortak atadan evrimleşme teorisini öne sürerken, Mendel özel yaratılışa inanıyordu" diye açıklanmaktadır. (B.E. Bishop, "Mendel's Opposition to Evolution and to Darwin," Journal of Heredity 87 (1996): pp. 205-213; ayrıca bkz. L.A. Callender, "Gregor Mendel: An Opponent of Descent with Modification," History of Science 26 (1988): pp. 41-75.)
Bilim ve Teknik’teki makalede, ayrıca laboratuvar deneyleriyle mutasyona uğramış (mutant) meyve sineklerinden de söz edilmekte ve "Mutantlar doğal seçilimle seçilseydi dört kanatlı sinekler çıkabilirdi" diye yazılmaktadır. Yani eğer mutant sineklerin hiçbirinin genetik bir gelişme göstermediği kabul edilmekte, ancak evrim aleyhinde çok güçlü bir delil olan bu durumu örtbas edebilmek için "eğer bu mutantlar doğaya bırakılsalar ve doğal seleksiyon devreye girseydi, o zaman dört kanatlı sineklere doğru bir evrim olabilirdi" denmektedir.
Görüldüğü gibi bu varsayım tamamen hayalidir. Dahası saçmadır ve aldatıcıdır. Çünkü eğer mutasyon yoluyla sineklerin genetik bilgisini geliştirmek mümkün olsaydı, bunlar "doğal seleksiyon" yerine "yapay seleksiyonla", yani insan eliyle de pekala çoğaltılabilir ve türetilebilirdi. Hatta o zaman daha hızlı bir gelişme olurdu. (Nitekim Darwin, Türlerin Kökeni adlı kitabında hayvan yetiştiricileri tarafından yapay seleksiyonun doğal seleksiyona göre daha verimli ve hızlı olduğunu anlatmıştır.) Burada asıl mesele, mutantların doğal seleksiyona tabi olup olmamaları meselesi değil, mutasyonun bunlar üzerinde nasıl bir etki oluşturduğu meselesidir. Gerek meyve sinekleri gerekse diğer canlılar üzerinde yapılan tüm mutasyon deneyleri, mutasyonun genetik bilgiyi geliştiren bir mekanizma olmadığını, bir tahrip mekanizması olduğunu göstermiştir. Bu ise "evrimin laboratuvarda çöküşü" anlamına gelmektedir. Evrimci yazar Michael Pitman, meyve sinekleri üzerindeki deneylerin başarısızlığını şu şekilde itiraf eder:
Sayısız genetikçi meyve sineklerini nesiller boyunca sayısız mutasyona maruz bıraktılar. Peki sonuçta insan yapımı bir evrim mi ortaya çıktı? Maalesef hayır. Genetikçilerin yarattıkları canavarlardan sadece pek azı beslendikleri şişelerin dışında yaşamlarını sürdürebildiler. Pratikte mutasyona uğratılmış olan tüm sinekler ya öldüler, ya sakat ya da kısır oldular. (Michael Pitman, Adam and Evolution, London: River Publishing, 1984, s. 70)
Bilim ve Teknik’teki makalede ise, özetle "eğer bu sinekler doğaya bırakılıp yaşasalar dört kanatlılığa doğru evrimleşeceklerdi" denmektedir ki, bu son derece hayali ve tutarsız bir yorumdur. Mutant sinekler, evrimciler onları doğaya bırakmadıkları için değil, yaşayamayacak kadar tahrip oldukları için ölmüşlerdir. Kaldı ki, bilinç ve akıl sahibi bilim adamlarının son derece akılcı, tecrübeli ve amaca yönelik müdahale, plan ve organizasyonlarına rağmen en gelişmiş laboratuarlarda dahi evrimleşemeyen bu sineklerin doğadaki kör tesadüflerle evrimleşmelerini beklemek büyük bir mantık hezimetidir.
Yazıda ayrıca bakterilerin antibiyotik direncinin evrim teorisi lehine bir delil olduğu da ileri sürülmüştür ki, bu da yanlış bir iddiadır.
Sonuç
Özetle, Bilim ve Teknik dergisinde Dr. Andrew Berry ismiyle yazılan makale, yüzeysel bir evrim propagandasından ibarettir. Makalede öne sürülen iddialar biraz incelendiğinde, mantıksal çelişkiler açıkça görülmektedir. Evrimin aleyhinde olan deliller bile, bir tür vurdumduymazlık içinde, Darwinizm delili gibi sunulmuştur.
Evrimciler, süslü sloganlar atarak, bilimsel dergilerin sayfalarına Darwin resimleri basarak, "bilim evrimi doğruluyor" gibi içi boş kalıpları tekrarlayarak bir yere varamayacaklarını bilmelidirler.
Gerçekte bilim, evrimi değil yaratılışı tasdiklemektedir. Bu gerçek, Bilim ve Teknik’teki gibi içi boş kalıplara değil, somut bilimsel gerçeklere dayanmaktadır. Ülkemizde de bu bilgilere ulaşmak son derece kolay hale gelmiştir. Göreceklerdir ki, Darwinizm bir 19. yüzyıl hurafesidir.
 

yuureii

Profesör
Katılım
13 Aralık 2007
Mesajlar
2,239
Reaksiyon puanı
3
Puanları
0
orcagada dedi ki:
Ortaya çıkan ilk molekül fiziksel ve kimyasal süreçlerle değişip dönüşürken hiç bir amacı yoktu. O çok karışık , çok kompleks dediğimiz canlı türlerini oluşturmak için hareket etmiyordu. Basit molekül daha karmaşığa yöneliyordu. Sadece bunu yapıyordu. Sadece kendini organize ediyordu. Amacı yoktu. Amacı canlılığı oluşturmak, insan denilen varlığı ortaya çıkarmak değildi. Madde böyle davranıyordu, çünkü. Mekanizma böyle işliyordu.

Mekanizma durdu mu ne? :D

Ortada hiçbir deneysel veri ya da arkeolojik bulgu da yok, hep atıp tutmaca.
 

heyula07

Asistan
Katılım
15 Ocak 2008
Mesajlar
183
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Alttaki video yu mutlaka izleyin. İşte evrimcilerin son hali bu. Kadın dünyanın en önde gelen evrimci biologu Richard Dawkins e şu soruyu soruyor.
--Bize evrimi destekleyecek veya evrime kanıt sayılabilecek bir genetik mutasyon örneği veya evrimsel gelişmeye örnek verebilir misiniz?

Richard dawkins bekler bekler ve sanki soru hiç sorulmamış gibi konuyla alaksız başka bir sorunun cevabını verir :D :D :D

http://www.ktunnel.com/index.php/10...39706379b5b050dfdd2cf1972679a423f46789ed15948
 

yuureii

Profesör
Katılım
13 Aralık 2007
Mesajlar
2,239
Reaksiyon puanı
3
Puanları
0
orcagada dedi ki:
Evrimin bir amacı yoktur. Milyarlarca yıl boyunca madde, insanı meydana getirmek için değişip dönüşmedi. Madde değişim ve dönüşüm kapasitesine sahip olduğu için bunu yaptı. Amaçsız yaptı. Hiç bir amacı yoktu. Amacı milyarlarca yıl sonra oluşacak dünya adlı bir gezegende, insanoğlunu ortaya çıkarmak değildi. Dünya evrendeki milyarlarca gezegenden biri …Sadece Samanyolu ‘muzda 200 milyar yıldız ve bu yıldızların pek çoğunda gezegen sistemleri var .200 milyar yıldızın en az 150 milyarında ortalama yedili gezegen sistemi var olduğunu varsayarsak 150milyar x 7=1.050.000.000.000 yapar. Ortalama bir trilyon gezegen…Sadece bizim galaksimizde, üstelik. Evrendeki iki yüz milyar galaksiyi ve bunların sahip olduğu gezegenleri de işin içine soksak, evrendeki gezegen sayısının iki yüz milyar çarpı bir trilyon gibi bir gezegen sayısına ulaşmış oluruz.

O gezegenleri bir tarafa bırak. Dünyanın yaşı kaç? Söylenenlere göre 4,5-5 milyar yaşında. Demek ki neymiş dünyadaki milyonlarca canlı türü yalnızca 5 milyar yılda moleküllerden evrimleşmiş. Madem öyle yazdığın (150milyar x 7=1.050.000.000.000) sayının bizim için geçerliliği kalmadı.

Evren nasıl başladı? Çeşitli bilimsel veriler diyor ki sıfır hacimdeki maddenin patlamasıyla oluştu. Yani yoktan var oldu. Bu da bir raslantı olabilir değil mi? Eminim buna da bir kılıf uydurulmuştur.

Neyse kimin haklı olduğu er ya da geç hiçkimsenin inkar edemeyeceği şekilde ortaya çıkacaktır.
 

mnyk

Asistan
Katılım
4 Mayıs 2008
Mesajlar
242
Reaksiyon puanı
1
Puanları
0
yuureii dedi ki:
Evren nasıl başladı? Çeşitli bilimsel veriler diyor ki sıfır hacimdeki maddenin patlamasıyla oluştu. Yani yoktan var oldu. Bu da bir raslantı olabilir değil mi? Eminim buna da bir kılıf uydurulmuştur.
yuureii kardeş ona bakarsan kara delik vardır hani. bu kara deliğin o kadar büyük bir çekim kuvveti vardır ki galaksileri o çekim kuvvetiyle o sıkıştırma kuvvetiyle bir erik hacmine kadar sıkıştırabilmektedir. kara delik ispatlanmıştır arkadaşlar. ışık deneyi ile ispatlanmıştır. şimdi ne alaka diyeceksin ama galaksiler dahi bu hale gelebiliyorsa big bang olayı da gayet inandırıcı olabilir. ayrıca bu noktalardan sonra insan beyninin çözemeyeceği şeyler işin içine geliyor. mesela bir soru soracağım size: bu evreni bu galaksileri yaratan Allah nasıl meydana gelmiştir? Nasıl ortaya çıkmıştır? Bu sorunun cevabının milyonlarca yıl geçse de insanlar tarafından verilebileceğini sanmıyorum... Ayrıca Allah beni affetsin ama bana insanlığın Adem ve Havva ile topraktan meydana geldiğine inanmıyorum arkadaşlar. Evrim bana daha inandırııcı, daha akılcı geliyor. Bunun için iddialaşmıyorum. Dediğim gibi sadece kişisel görüşüm bu benim.
 

mehmet

Profesör
Emektar
Katılım
9 Mayıs 2007
Mesajlar
2,699
Reaksiyon puanı
47
Puanları
228
Hayırlı günler mnyk arkadaşım;

Hareket halinde bir tren düşünün.
en arkadaki vagonu çeken bir öndeki,
Onu çeken bir öndeki;

Ya en öndeki çekeri çeken ney.
Onun önünde bir vagon yok.

Aynen bu misali gibi Allah nasıl meydana gelmiştir sualine cevap olarak kullanabiliriz.

Saygılar
 

BaRY

Profesör
Katılım
27 Aralık 2007
Mesajlar
1,635
Reaksiyon puanı
12
Puanları
218
Ne kadar bilimsel bir tartışma var ortada, yani sizleri üniversiteler kaçırıyor.
 

heyula07

Asistan
Katılım
15 Ocak 2008
Mesajlar
183
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Sayın moderatör arkadaşlarımızdan konuyu Din kültürü bölümüne taşımalarını rica ediyorum. Konu her ne kadar bilimsel gözüksede aslında yaradılışı destekliyor ;) ;)
 

berckai

Profesör
Katılım
17 Mayıs 2008
Mesajlar
2,394
Reaksiyon puanı
9
Puanları
0
yaratılış için utanmasa bu ateist bilimciler sümer manzumelerini ezber-i lisan edecekler
 

orcagada

Doçent
Katılım
8 Temmuz 2007
Mesajlar
521
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Heyula,

“Mutasyonlar küçük, rastgele, zararlı ve yıkıcıdırlar. Çok ender olarak meydana gelirler ve en iyi ihtimalle etkisizdirler. Hiçbir yararlı veya yapıcı mutasyon olmamıştır ve olamaz."

İddian bu mu doğru mu anlamışım?

Bu iddiayı kullananları araştırdım.Adreslerden ikisi eminim ki sana da tanıdık gelecektir.

1. Cavit Yalçın, http://www.cavityalcin.com/cuma_yazilari_68.html
2. Bilim Araştırma Vakfı (BAV), http://www.bilimarastirmavakfi.org/imza_kampanyasi_ek1.html
3. Harun Yahya, http://www.darwinizminsonu.com/mekanizmalar06.html

Cevap: Sadece bir tane değil birçok örnek vereceğim buna. Hem örneği hem de bilimsel kaynağını da vereceğim.

http://bteml.biotek.ankara.edu.tr/wiki/images/archive/e/e7/20071013122203!Hafta_VI-Mutasyon.pdf

http://www.biyolojiegitim.yyu.edu.tr/ders/ev/sem/evrb/15.pdf (32. sayfadan başla)

http://bteml.biotek.ankara.edu.tr/wiki/images/b/b6/Molekuler_Genetik_Hafta_VI.pdf

Aslında daha da fazla örnek verilebilir ama buna gerek olduğunu sanmıyorum. Zaten bir tane bile imkansız olmadığını ispatlamaya yeterli. Gördüğün gibi yararlı mutasyonlar vardır. Zaten bu argüman da AiG’nin (answer in genesis) yaratılışçılara kullanmamalarını önerdikleri argümanlar içinde bulunmaktadır. Yani kısacası mutasyonların hepsinin zararlı olduğu kötü bir yalandan başka birşey değildir.


Mutasyon yenilik getirmez mi?

Yaratılışçılar yeni, karmaşık formların oluşumunda mutasyon ve doğal seleksiyonun rolünü yadsımaktadırlar. Onlara göre mutasyon, ister doğal süreçte ister laboratuvar koşullarında ortaya çıksın, hemen her zaman organizmanın uyum düzenini bozan, zararlı bir olaydır; yeni gelişmelere yol açmaz.

Hemen söyleyelim ki, mutasyonlarm tümüyle zararlı olduğu savı en azından bir abartmadır. Mutasyonların, bakterilerin metabolik yeteneklerini değiştirmede, bir böceğe tarım ilaçlarına karşı dayanma gücü sağlamada, ya da, bir bitkinin büyüme biçimini belirlemede zararlı veya yararlı olması çevre koşullarına dayanır. Evrim kuramı mutasyonlarm daima yararlı olduğunu varsaymamaktadır. Etki gücü büyük olan mutasyonlarm çoğunluk zararlı olduğu bilinmektedir. Ne var ki, bu tür mutasyonların sayısı fazla değildir. Bir bakteri, sinek ya da fungi kültürünü yeni bir çevreye koyalım; öyle bir toplulukta mutasyonlarm büyük çoğunluğu olumsuz ya da zararlı türden de olsa, kimi bireylerin birkaç kuşak içinde ileri uyum sağladıklarını görürüz. Bunun nedeni, varyasyonlar gibi mutasyonları da kullanan doğal seleksiyon düzeneğidir. Yaratılışçılar doğal seleksiyonun bu olumlu rolünü açıkça yadsımaktadırlar:

Doğal seleksiyon herhangi bir yenilik üretmez. O edilgen bir ayıklama düzeneğidir; yalnızca, çevreye uyan formların içinden geçtiği bir elek. Elekten geçmeyen formların yolu kesilmekte, yaşamları sona ermektedir. Bu var olan formlar üzerinde işleyen bir ayıklamadır; kendiliğinden yeni bir şey üretmez. Üreme hücresinde üstüörtük bulunan özellikleri yeni kombinezonlara sokma, evrimci anlamda yeni bir şey yaratma değildir, olamaz.*

Ama gözden kaçmaması gereken bir nokta var: Doğal seleksiyon olumlu mutasyonîarı tek tek koruduğuna göre (yaratılışçılar bunu yadsımamaktadır.) birlikte avantaj sağlayan mutasyon kombinezonlarını da korur, elbet. Bunun bir örneğini Afrika'nın kırlangıçkuyruklu kelebeğinde bulmaktayız. Bu toplulukta, genlerden biri kanadın belli bir kesiminin beyaz veya kızılkahve rengi olduğunu, aynı kromozom üzerinde yakın duran diğer genler ise kanadın kalan kesiminde siyah ve beyaz benek örüntüsünü belirlemektedir. Birtakım gen kombinezonlarına dayanan belli renkteki kelebekler, renk ve benek benzerliğinden yararlanarak, tatsızlıkları nedeniyle düşmanlarına yem olmaktan kurtulan diğer bazı kelebek türlerinin avantajına sahiptir. Öyle bir renk benzerliği taşımayan, dolayısıyla kurtulma şansları zayıf kelebeklerin sayıları azdır, kuşkusuz. Diyelim ki, değişik kelebeklerde bir kızıl renk mutasyonu, bir de belli biçimde bir benek mutasyonu var. Şimdi, çiftleşme bu iki mutasyonla yeni, uyum sağlayıcı bir kombinezon kurabilir. Böyle bir özelliğin (yaşam savaşımında avantaj sağlıyorsa), çok geçmeden topluluk içinde yaygınlık kazanacağına kesin gözüyle bakılabilir.
Görüldüğü gibi, başlangıçta mutasyonla ortaya çıkan varyasyon, üreme sürecinde girdiği yeni kombinezonlarda avantaj sağlaması halinde, doğal seleksiyonla korunur ve çok geçmeden toplulukta yaygınlaşan bir özellik oluşturur.
Yaratılışçılar bu açıklamayı benimsemeseler bile düpedüz reddetme yoluna gitmeyebilirler. Onların asıl kabul etmedikleri şey, yeniliğin mutasyon ve doğal seleksiyonla sağlanabileceği gerçeğidir.

Yaratılışçıların yaptığı, bir bakıma, mutasyon kavramının artık geçerliğini yitirmiş eski bir yorumuna dayanarak mutasyonun evrim için yapıcı bir işleve sahip olmadığı, tam tersine, evrimi engelleyici bir olay olduğu iddiasında bulunmaktır. Bu iddiayı belli ölçülerde paylaşan biyologların da olması kavrama açıklık getirme ihtiyacını ortaya koymuştur. Genetik-evrim ilişkileri üzerindeki çalışmalarıyla tanınmış bilim adamı Dobzhansky'ye ait aşağıdaki alıntıyı bu yönde bir açıklama sayabiliriz:

Mutasyon kavramına yöneltilen eleştirilerden biri de meyve sineğinde ve diğer organizmalarda gözlenen mutasyonların bozulmalara, patalojik değişikliklere ve beklenmedik oluşumlara yol açtığı; bu yüzden, evrimin yapı taşları olmaktan uzak kaldığıdır. Bu eleştiri öylesine sık ve yoğun yürütülmüştür ki, salt bu nedenle bir tür «geçerlik» kazanmış gibidir. Oysa, gözden kaçmaması gereken nokta, mutasyonun olumsuz sonuçlarının yanı sıra nötr ve olumlu değişiklikleri de kapsayan geniş bir spektrum sergilemesidir**.

Kaldı ki, moleküler biyolojideki yeni gelişmeler mutasyonların rolüne ilişkin kuşkuları tümüyle giderici yöndedir. Genlerin kimyasal yapısının ortaya çıkmasıyla biyologların mutasyonu DNA ve RNA kimyasının terimleriyle yeniden tanımlama yoluna gittiğini görüyoruz. Bilim adamları artık genetik maddede oluşan çeşitli değişiklikleri inceleyebilmektedirler. Biyokimyasal testler çok küçük mutasyonların varlığını göstermektedir. Ne var ki, organizmanın davranış ve dış görünümüne yansımamaktadır bu küçük mutasyonlar.

Mutasyonların evrim bakımından tümüyle olumsuz olduğu savı yeni bulgular karşısında artık inandırıcı olmaktan çıkmıştır.

Lamı cimi de yoktur.Bu belgelerde adı geçenler Harun Yahya gibi ne idüğü belirsiz tipler değildir.

İstediğin kadar oku.Tekrar tartışalım.
 

heyula07

Asistan
Katılım
15 Ocak 2008
Mesajlar
183
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Kardeş seninle sonuna kadar tartışırım ama kaynak olarak verdiğin adreslerin hepsi mutasyonun nasıl gerçekleştiğinden bahsediyor. Sadece bir kaç yerde yararlı mutasyonların görülebileceği söyleniyor ama bunlara hiçbir örnek verilmemiş. Görebildiğim sadece bir mutasyon örneği verilmiş koskoca 2 makalede (baştaki link çalışmıyor) oda mutasyona uğrayan bir bakteri. Yaşayabildiği ve üreyebildiği söyleniyor ama diğer bakterilerden üstün bir yanının olup olmadığından bahsedilmiyor. Sonuçta down sendromu olan insanlarda yaşayabilir ve üreyebilir ama normal insana göre ömürleri daha kısa, zeka seviyelir düşük, hareket kabiliyetleri sınırlıdır. O yüzden gönderdiğin tezlerde (muhtemelen dandik yardoç tezleri) hiçbir yararlı mutasyon örneği yokkken ben senle neyi tartışayım ki.

Bana mutasyona uyrayıp uçabilen bir insan, yada mutant ve daha güçlü bir sinek hatta mutant ve yararlı bir özellik kazanan bir bakteriye örnek ver. Seninle tartışayım. Makale istiyosan bu konuda bende çok var. Al istersen oku. Lütfen baştan sona oku öyle tartış.
http://www.darwinizminsonu.com/mekanizmalar06.html

TÜRKİYE FOREVEVEVEVEVEVEVER.
 
Üst