Vatan şairi Akif

Murataltug

Doçent
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...


Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! aldırmadan geç git! , diyemem


hak namına haksızlığa ölsem tapamam


Biri ecdadıma saldırdımı
boğarım


zalimi asla sevemem


Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber, Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.


Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini, Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i, Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...


Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;


Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.


Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.


Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.


Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,


Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!


Âsım'ın nesli...diyordum ya nesilmiş gerçek İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.


Saçıyor zırha bürünmüş o nâmerd eller Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!


Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...Kahraman ordu ki
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; Alınır mı göğsündeki kat kat îman?


O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak


Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.


Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz Sonra mel'undaki tahrîb
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.


Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,


Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk


vahşetle "bu: bir Avrupalı Dedirtir yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...


Şu Boğaz Harbi nedir?
Var mı ki dünyâda eşi?
 

Murataltug

Doçent
Bir nefhada kurtardı insanlığı o ma'sum Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!


insanlığı kurtardı o ma'sum
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi Zulmün ki, zevâl akılına gelmezdi, geberdi!


Dünya neye sâhipse, onun vergisidir hep Medyûndur o ma'sûma bütün bir beşeriyyet...Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret Âlemlere rahmetti


Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz. Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz;


Değil mi cephemizin sinesinde iman bir Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;


Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz!


Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak…Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.


His yok, hareket yok, acı yok…
Leş mi kesildin? Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.


Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!


Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; Me’yûs olanın rûhunu, vicdânını bağla


Hüsrâna rıza verme… Çalış… Azmi bırakma Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!


Sâhipsiz olan memleketin batması haktır Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır


İş bitti… Sebâtın sonu yoktur! ‘ deme, yılma Ey millet-i merhûme, sakın ye’se kapılma.


Müslümanlık mı dedin? ne demek!
o azmin, o sebatın dini; O yerin gökten inen dini, hayatın dini? bir görenek?


söyleyin allâh için merhûmu,
nasıl bilirsiniz ey müslümanlar?
yarın huzûr-i ilâhîde hepiniz
şehâdet edersiniz ya helâl edin hadi öyleyse şimdi hakkınızı hadi bekletmeyin adamcağızı!


cemâatin yüreğinden kopup 'helâl olsun! nidâ-yı saffeti, birden cenâze, ah-ı derûn, misâli uğradı evden; fezâda yükseldi


bıraktın öyle mi, en sonra kardeşim, bizi sen! ağır ağır gidiyorken cenâze kâfilesi, nihâyet oldu musallâ birinci merhalesi.


hayât demek ki; komşusu dünyânın âhiret yurdu. cenâze indi omuzdan yavaş yavaş, sonra, sokuldu servilerin ortasında bir çukura,
atıldı üstüne üç beş kürek çamur
kabardı toprağın altında bir an, bir ur!


Sade bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli: Bir halas imkanı var: Ahlakımız yükselmeli,


Ahlakımız yükselmeli, Yoksa korkunç olur katmerleşip hüsranımız...Çünkü hem dünya gider, hem din, eğer yapmazsanız.


Cihan altüst olurken, seyre baktın, öyle durdun da, Bugün bir serserî, bir derbedersin kendi yurdunda


Oturmuş, ağlayan âvâre bir mazlûmu kim dinler?


Yanar dağlar uçurmuş, gezdirir beyninde dünyânın; Cehennemler batırmış, yüzdürür kalbinde deryânın


Şu vahdet târumâr olsun! » deyip saldırma İslâm’a; Uzaklaşsan da îmandan, cemâ’atten uzaklaşma.


Cemâ’atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah’tan.»


Nasıl yekpâre milletler var etrâfında bir seyret? Nasıl tevhîd-i âheng eyliyorlar, ibret al, ibret! Gebermek istiyorsan, başka


Desen bin kerre «İnsânım! » kanan kim? Hem niçin kansın? Hayır, hürriyyetin, hakkın masûn oldukça insansın.


Nedir üç dört alın? Bir yurdun alnından boşansın ter.
 

Murataltug

Doçent
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!


Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.


Adam değil misin, oğlum: Gönüllüsün semere Küfür savurma boyun kestiğin semercilere.


Adam mısın: Ebediyyen cihanda hürsün, gez Yular takıp seni bir kimsecikler sürükleyemez.


Nasihatım sana: Her şeyle iştigali bırak Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak.


Düşmana çiğnetme bu toprakları;
Haydi kılıçtan geçir alçakları!
Leş gibi yatsın kara bayrakları!
Kahraman evlâdım, uğurlar ola


Balkan’ı bildin mi nedir, hemşeri?
Sevgili ecdâdının en son yeri


Balkan’ın üstünde sızan her pınar
Bir yaradır, durmaz içinden kanar!
Hangi taşın kalbini deşsen: Mezar!
Gör ne mübârek yer...


Ey vatanın şanlı gazâ mevkibi,
Saldırınız düşmana arslan gibi.
İşte Hudâ yâveriniz, hem Nebi.
Haydi gidin, haydi, uğurlar ola


Kimden sorayım ki nerde dilber?
Makber gibi samt içinde her yer.
Cânan! Cânan! ... dedim, arandım


Yâ Rab, niye hem sağır, hem ebkem, Dağlar, dereler, bütün şu âlem? Ey sevdiğimin sevimli yurdu,
Hâlin bana şimdi pek dokundu!


Bu ıssız âşiyanlar bir zaman candan muazzezdi; Bu damlar böyle baykuş seslerinden çın çın ötmezdi;


Şu kurbağalar seken vâdîde ceylânlar koşup gezdi Şu coşmuş, ağlayan ırmak ne handan gölgeler sezdi;


Bütün mâzîyi bir tûfan hep boğdu, hem ezdi!Vefâsız yurd! Öz evlâdın için olsun, vefâ yok mu? Neden kalbin kararmış? Bin ocaktan bir ziyâ yok mu?


İlâhî kimsesizlikten bunaldım, âşinâ yok mu? Vatansız, hânümansız bir garîbim... Mültecâ yok mu?
Bütün yokluk mu her yer? Bâri bir “Yok! ” der sadâ yok mu?


Gitme ey yolcu, berâber oturup ağlaşalım: Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım:


Ah! Karşımda vatan nâmına bir kabristan Yatıyor şimdi... Nasıl yerlere geçmez insan? Ezilir rûh-i semâ, parçalanır kalb-i zemin!


Azıcık kurcala toprakları, seyret Dipçik altında ezilmiş, paralanmış kafalar!reng-i hüviyyetleri uçmuş yüzler!oyulmuş gözler! Medeniyyet” denilen vahşete lâ’netler eder.


Süngülenmiş, kanı donmuş, nice binlerle beden! Nice başlar, nice kollar ki Beşiğinden alınıp parçalanan mahlûkat; İşte bunlar o felâket-zedelerdir


Sonra nâmûsuna kurbân edilen bunca hayat Canavarlar gibi şişlerde kızarmış nice can!
İşte bunlar o felâket-zedelerdir ki, düşün, Kurumuş ot gibi doğrandı bıçaklarla bütün!


Sanmayın: Şevk-ı şehâdetle coşan bir kan var...Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var!
Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdârımıza!


Tükürün milleti alçakça vuran darbelere! Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!


Tükürün alkış dağıtan kahbelere!
hayâsız yüze Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne!


Medeniyyet denilen maskara mahlûku görün: Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!


Halka îman gibi telkîn ile, dînin sesini Susturan aptalın idrâkine bol bol tükürün


Yine hicrân ile çılgınlığım üstümde bugün...Artık ey yolcu bırak... Ben, yalınız ağlayayım!


Ne odunmuş babanız: Olmadı bir baltaya sap! Ona siz benzemeyin, sonra ateştir yolunuz.


Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım Nihâyet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım. Şehirden kaçmak isterken sular zâten kararmıştı;


Eşin var, âşiyânın var, bahârın var, ki beklerdin; Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin


Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun.Hayır, mâtem senin hakkın değil...


Mâtem benim hakkım:
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım! Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda


Serilmiş gövdeler, binlerce yüz
binlerce doğransın! Dolaşsın, sonra, İslâm’ın harem-gâhında nâ-mahrem...Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!


şimdi, fikrim hercümerc oldu,
Salâhaddîn-i Eyyûbî’lerin, Fâtih’lerin yurdu Ne zillettir ki: Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ’nın!
Ne hicrandır ki: En şevketli bir mâzî serâb olsun


Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;


Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.


O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak O benimdir, o benim milletimindir ancak.


Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl! Kahraman ırkıma bir gül... Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl;


Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl.


Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım


Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner, aşarım; Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.


Garb’ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.


Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar Medeniyyet! » dediğin tek dişi kalmış canavar?


Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.


Bastığın yerleri «toprak! » diyerek geçme, tanı!


Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.


Sen şehîd oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:Verme, dünyâları alsan da, bu cennet vatanı.


Cânı, cânânı, bütün vârımı alsın da Hudâ,Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.


Rûhumun senden İlâhî şudur ancak emeli: Değmesin ma’bedimin göğsüne nâ-mahrem eli;


Bu ezanlar -ki şehâdetleri dînin temeli- Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli


Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.


Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyyet Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl
 

Murataltug

Doçent
böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı, İslâm’ı uyandırmak için haykıracaktım.

Gür hisli, gür îmanlı beyinler, coşar ancak,

Haykır! Kime, lâkin? Hani sâhipleri yurdun? Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım;

Müslümanlık sizi gayet sıkı, gayet sağlam, Bağlamak lazım iken, anlamadım, anlıyamam,Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?

Fikr-i kavmıyyeti şeytan mı sokan zihninize?

Birbirinden muteferrik bu kadar akvamı, Aynı milliyetin altında tutan islam

Sizi bir aile efradı yaratmış Yaradan Kaldırın ayrılık esbabını artık aradan.

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez; Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.

Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer.işte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti! işte Irak'ı da taksim ediyorlar şimdi.

Yılmam ölümden, yaradan, askerim; Orduma, «gâzî» dedi Peygamberim.

Bir dileğim var, ölürüm isterim:
Yurduma tek düşman ayak basmasın.

Âmin! desin hep birden yiğitler,
«Allâhu ekber! » gökten şehidler.
Âmin! Âmin! Allâhu ekber!

Türk eriyiz, silsilemiz kahraman...
Müslümanız, Hakk’a tapan müslüman.

Putları Allah tanıyanlar, aman,
Mescidimin boynuna çan asmasın.
Âmin! desin hep birden yiğitler,

Millet için etti mi ordum sefer,
Kükremiş arslan kesilir her nefer,
Döktüğü kandan göğe vursun zafer,
Toprağa bir damlası boş akmasın.


Âmin! Âmin! Allâhu ekber! Allâhu ekber! Ey Ulu Peygamberimiz nerdesin? Dinle minâremde öten gür sesin! Gel, bana yâr ol ki cihan titresin,

öyle yüzsüzlük ki heryerde
Ne çirkin yüzleri örtermiş, meğer o incecik perde

Vefa yok, ahde hürmet hiç, lafe-i bi medlul Yalan raiç, hiyanet mültezem, heryerde hak meçhul

Ne tüyler ürperir ya rab, ne korkunç inkılab olmuş Ne din kalmış ne iman, din harab, iman türab olmuş

Bir insan öldü mü ondan kalacak eseri,Bir eşek göçtü mü ondan da nihayet semeri.

Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır; Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır!

Gelin de bayramı Fâtih'te seyredin, zirâ Hayâle, hâtıra sığmaz o herc ü merc-i safâ,

Bu kâinât-ı sürûrun içinde gezdikçe,
Çocukların tarafındaydı en çok eğlence,

Deniz dalgasız olmaz
Gönül sevdasız olmaz
Yâri güzel olanın
Başı belâsız olmaz!

Haydindi mini mini maşallah
Kavuşuruz inşallah...'

Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor. Gelen geçen 'Bu niçin ağlıyor? ' deyip soruyor.Yetim ayol... evlâd belâsıdır bu acı

Ne var sevâbına say...Yetim sevindirenin ömrü çok olur...

Allah'a dayandım! '' diye sen çıkma yataktan...Ma'na-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nadan!

Ecdadını, zannetme, asırlarca uyurdu; Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu? Üç kıt'ada, yer yer, kanayan izleri şahid: Dinlenmedi bir gün o büyük nesl-i mücahid.

Alemde ''tevekkül'' demek olsaydı ''atalet'' Miras-ı diyanetle yaşar mıydı bu millet? Çoktan kürenin meş'al-i tevhidi sönerdi;Kur'an duramaz, Nezd-i İlahi'ye dönerdi

Dünya koşuyor'' söz mü? Beraber koşacaktın; Heyhat, bütün azmi sen arkanda bıraktın!

Madem ki uyandın o medid uykulardan Bir parçacık olsun, hadi, kımıldan.Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz;

Maziyi, fakat, yıkmaya kalkışma bu yolda. Ahlafa döner, korkarım, eslafa hücumu Mazisi yıkık milletin atisi olur mu?

Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki sabaha:Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vaha!

Baksana kim boynu bükük ağlayan? Hakk-ı hayâtın senin ey müslüman! Kurtar o bîçâreyi Allâh için ölüm uykularından uyan!

Bunca zamandır uyudun, kanmadın; Çekmediğin kalmadı, uslanmadın.Çiğnediler yurdunu baştan başa, Sen yine bir kerre kımıldanmadın!

Ninni değil dinlediğin velvele...
Kükreyerek akmada müstakbele,
Bir ebedî sel ki zamandır adı;
Haydi katıl sen de o coşkun sele.

Ey koca Şark, ey ebedî meskenet!
Sen de kımıldanmaya bir niyyet et.
Korkuyorum, Garb’ın elinden yarın,
Kalmayacak çekmediğin mel’anet

Hakk-ı hayâtın daha çiğnenmeden,
Kan dökerek almalısın merd isen.
Çünkü bugün hak sâhibi Bir kişidir: «Hakkımı vermem! » diyen

Bir infilak-ı safadır ki yar-ı canımdır,
Sabahı pek severim, en güzel zamanımdır.

Neler düşündüm o sa'atte bilseniz orada Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir: "Bu gece,

Babam gelir: Sizinle cami' e gitsek çocuklar erkence.Giderseniz gelin amma namazda uslu durun,
Meramınız yaramazlıksa işte ev, oturun

Beyaz sarıklı, temiz, yaşça elli beş ancak Vücudu zinde, fakat saç, sakal ziyadece ak; Mehib yüzlü bir adem: Kılar edeble namaz

Namaz biter. O zaman kalkarak o pir-i güzin Alır çocuklar, oğlan fener çeker önde Gelir düşer eve yorgun, dalar pek asilde Derin bir uykuya

Zaman da kalmadı zaten hayali dinlemeye:

Ki kalb-i rahmeti sızlattı şüphesiz
Eğildi sonra o dağlar huzur-i izzette Göründü sonra o dağlar zemin-i haşyette! İnayetiyle Huda kaldırınca her birini

Semaya doğru o dağlar da açtı ellerini. O anda koptu yüreklerden öyle bir feryad Ki ruhum eyleyecek o dehşeti yad.N e oldu Arş 'a kadar yükselen O cuş içindeki iman?

işte rahmet Bütün yüreklere serpildi kubbeden

Müslümanlık nerde bizden geçmiş insanlık bile

Kaç hakiki müslüman gördümse hep makberdedir Müslümanlık bilmem ama galiba göklerdedir

Varsa şayet söyleyin bir parçık insafınız Böyle kansızmıydı haşa kahraman eslafınız

Böyle düşmüşmüydü herkes ayrılık sevdasına Böyle açlıktan boğazlarmıydı kardeş kardeşi
Böyle adetmiydi bi perva yemek insan leşi

Irzımızdır çiğnenen evladımızdır doğranan Hey sıkılmaz ağlamassan bari gülmekten utan

Kurt uzaklardan bakar dalgın görürmüş merkebi Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi
Lakin aşk olsunki aldırmazda otllarmış eşşek

Bir hakikattır bu bildiğin usluba sok
Halimiz merkeple kurdun aynı asla farkı yok Burnumuzdan tuttu düşman biz boğaz kaynındayız

Bir bakın halamı hala ihriras ardındayız Saygısızlık elverir bir parça olsun arlanın Vakti çoktan geldi hem geçmektedir arlanmanın

Öyle bir buhrana sapmıştırki zira haliniz Zevke dalmak şöyle dursun vaktiniz yok mateme Davranın zira gülünç olduk aleme

Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yokmudur Yoksa istikbalden korkulur pek korkulur

dünyada lakin derd yok; Öyle salgınmış ki me'lun: Kurtulan bir ferd yok!

Kendi sağlam... Hissi ölmüş, ruhu ölmüş milletin! İşte en korkuncu hüsranın, helakin, haybetin!

yoktur necat ümidi bu çöller geçilmeden.

Heyhat, yolda böyle düşen uyku derdine, Hep yolcular gider de kalır kendi kendine! "

Varmak istersen eğer bir maksada, Tuttuğun yollar tükenmekte olsa da
durmayıp git, yolda kalmaktan sakın

Menzil-i maksuda varmazsın uyanmazsan eğer...

Davran artık durma, koş
Mahvolursun bir dakikan geçse böyle boş.

Yer çalışsın, gök çalışsın, sen sıkılmazsan otur! Bunların hakkında bilmem bahanen var mı?

Ey, bütün dünya ve mafiha ayaktayken; yatan Leş misin, davranmıyorsun? Allah'tan utan.

Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

Tarih ' i ' tekerrür ' diye tarif ediyorlar Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?'

İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden, bizi helâk eder misin, Allah’ım

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı? Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı Nûr istiyoruz Sen yangın veriyorsun!

Yâ Râb Yandık! 'diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun
Ağzım kurusun Yok musun ey adl-i İlâhî!


Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet Teslîs ile çöksün mü bütün âleme zulmet?

İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet? Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?

Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm?

Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık; Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık

Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın

Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar, Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!

İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...Nâ-hak yere feryâd ediyor: Âcize hak yok

Beraber ağlamazsın, sonra, kör dersin, sağır dersin. Bu hissizlikten insanlık hem iğrensin, hem ürpersin!

Bırak tahsili, evladım, sen ilkin bir haya öğren!
 

Murataltug

Doçent
Edirne! İşte o islamın suru Edirne! İşte o şarkın mağruru Al-i Osman'ın Birinci mevki-i feyyazı belki dünyanın Edirne! İşte o şarkın demir kilidi

Edirne! İşte o şarkın demir kilidi
Sefil ayakları altında Bulgar'ın şimdi intikam alıyor Kadın, kız, çoluk, çocuk, erkek ne bulsa parçalıyor

Şu dört minareli cami ki yoktu hiçbir eşi Ki parlıyordu hilalinde sanatın güneşi

İhtiyar amcanı dinler misin, oğlum, Nevruz?Ne büyük söyle, ne çok söyle;

yiğit işde gerek.Lafı bol, karnı geniş soyları taklid etme;

Sözü sağlam, özü sağlam, adam ol, ırkına çek.

Gösterin ecdada az cok benziyen kan bana!

isterim sizlerde görmek ırkınızdan yadigar, Çok değil, ancak necip evlada layık tek şiar

Bet-beniz kül gibi olmuş uçarak
O yanaklar iki solgun güle dönmüş, bitâb İki değnek gibi yükselmiş omuzlar yukarı

O dudaklar morarıp kavlamış artık derisi; Uzamış saç gibi kirpiklerinin her birisi Kafa yük gibi kesilip çökmüş bağrı;

Var mı fakat imkanı?
Kime dert anlatırız? Bulsan a derdi anlayanı!

Yâ Nebi...Şu halime bak
Nasıl ki bağrı yanar gün kızınca sahranın, Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın.

Gerildi karşıma yıllarca ailem yurdum Tahammül et dediler, hangi bir zamana kadar,
Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var.

Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak,

Ya Muhammed Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin,
Akarsular gibi çağlardı her tarafta sesin

Üç beş sineyi hicran içinde inleterek Çıkan yüreklere husran mı, merhamet mi gerek.

Nerede olsam karşıma çıkıyor bir kanlı ova Sen misin yoksa hayalin mi vefasız kosova
Hani asker, hani kalbinde yatan şehid Söyle öpeyim secde edip toprağını

Ne gördün, Şark’ı çok gezdin? » diyorlar. Gördüğüm: Yer yer,
Harâb iller; serilmiş başsız ümmetler Yıkılmış köprüler; yolcusuz yollar

Buruşmuş çehreler; tersiz alınlar; işlemez kollar;
Bükülmüş beller; incelmiş boyunlar; kaynamaz kanlar;

Düşünmez başlar; aldırmaz yürekler; paslı vicdanlar Riyâlar; türlü türlü illetler Örümcek bağlamış, tütmez ocaklar kirli yüzler; Cemâ’atsiz imamlar secdesiz başlar

yanmış ormanlar Ekinsiz tarlalar; ot basmış evler; küflü harmanlar Gazâ» nâmıyle dindaş öldüren bîçâre dindaşlar;

Ipıssız âşiyanlar; kimsesiz köyler; çökük damlar;
Emek mahrûmu günler; fikr-i ferdâ bilmez akşamlar! .....

Geçerken, ağladım geçtim; dururken, ağladım durdum
Duyan yok, ses veren yok, bin perîşan yurda başvurdum.

Mezarlar, âhiretler, Ne topraktan güler bir yüz, ne göklerden güler bir nûr îman Bu göklerden mi, yâ Rab, coştu,

Göğüsler hırlayıp durmakta, zincirler daralmakta Bunalmış kalmış üç yüz elli milyon cansa gırtlakta! Bu kumlardan mı, Allâh’ım, nebîler fışkırıp durdu

Bu kumlardan mı, Allâh’ım, nebîler fışkırıp durdu? îman
Bu göklerden mi, yâ Rab, coştu,
sağnak sağnak Serendib’ler şu sâhiller mi? Cûdî’ler bu dağlar mı?

Bu iklîm mi İbrâhîm’e yol gösterdi Harem’ler, Beyt-i Makdis’ler bu topraktan mı yoğruldu? O mâzîler, İlâhî, bir yıkık rü’yâ mıdır şimdi?

Coşar âvîzeler artık, köpürür kandiller; Bu ışık çağlayanından bütün âfâk inler Yalının cebhesi
baştan başa nûr;

Yatsı bir hayli geçer, çifte ezanlar verilir Yazma seccâde artık yere, boy boy, serilir.
Doğrulur Kıble’ye herkes, kılınır şimdi namaz; Derken «âmin! » çekilip arz edilir Hakk’a niyaz.

Başlanır Mevlid’e âdâbıyle;
Önce tevhîd okunur dinler herkes O, güzel, sonra, müessir, on parlak ses, Kimi yerlerde ilâhî, kimi yerlerde durak Kimi yerlerde cemâ’atle beraber coşarak

Bir perîşan anayım, dağ gibi evlâd gömdüm Şöyle bir Mevlid okutsam, diyorum, kendimce.

İki dünyâda azîz eylesin Allah seni

Hâtunun sözleri dîvâneye döndürdü beni Ne saray kaldı hayâlimde, ne sultan, ne filân

Fukarânın seneler, belki, siler göz yaşını

Turan ili' namiyle bir efsane edindik Efsane, fakat, gaye! ' deyip az mi didindik?

Turan ili' namiyle bir efsane edindik Kaç yurda veda etmedik artık bu uğurda? Elverdi gidenler, acıyın eldeki yurda

Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed,
Aylar bize hep muharrem oldu!
Akşam ne güneşli bir geceydi...
Eyvah, o da leyl-i mâtem oldu

Âlem bugün üç yüz elli milyon
Mazlûma yaman bir âlem oldu!
Çiğnendi harîm-i pâki şer'in;
Nâmûsa yabancı mahrem oldu!

Beyninde öten çanın sesinden
Binlerce minâre ebkem oldu.
Allah için, ey Nebiyy-i mâsûm,
İslâm'ı bırakma böyle bîkes,
İslâm'ı bırakma böyle mazlûm
 

Murataltug

Doçent
Sonunda bir yere saptım ki, önce bilmezdim.Bitince bir sıra ev, sonra bir de vi'rane,Dikildi karşıma bir han kılıklı meyhane:
Basık karanlık sefil dükkan

Gel ey Leylâ; Gel ey candan yakın cânan ki gâiblerdesin, hâlâ! Bu nâzın elverir, Leylâ, in artık in ki Müebbed bir bahâr insin şu yanmış yurda,

Mevlâ'dan.Hilâlim, göklerin kalbinde yer tutmuş, otâğındır;
Ezanlar nevbetindir: İnletir eb'âdı haşyetten;

Kimin uğrunda kurbandır ki, doğrandıkça doğrandı?
Şu yüz binlerce sönmüş yurda yangınlar veren kimdi? Şu milyonlarca öksüz, dul kimin boynundadır şimdi?

Gel ey Leylâ, gel ey candan yakın cânan, uzaklaşma!
Senin derdinle canlardan geçen Mecnun'la uğraşma!

Sürükler, bunca yıllardır, o sevdâdan bu sevdâya.Bunaldım kendi kendimden, zamân ıssız, mekân ıssız; Ne vahşetlerde bir yoldaş, ne zulmetlerde tek yıldız!

Mâzîdeki hicranları susturmaya başla; Evlâdına sağlam bir emel aşla Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol...Yol varsa budur, bilmiyorum başka yol

Batmazdı bu devlet, batacaktır! demeyeydik Batmazdı, hayır batmadı, hem batmayacaktır;
Tek sen uluyan ye’si gebert, azmi uyandır.

Doğduk, «yaşamak yok size! » derlerdi beşikten; Dünyâyı mezarlık bilerek indik eşikten!

hayât etmedi aslâ bize bir ses; Yurdun ezelî yasçısı baykuş gibi herkes

neden boynunu bükmüş, duruyorsun?Hiç merhametin yok mudur evlâdına olsun?

Ey, yolda kalan, yolcusu yeldâ-yı hayâtın Göklerde değil, yerde değil, sende necâtın Ölmüş dediğin rûhu alevlendiriver de,
Bir parça açılsın şu perde

Girdâba vurur alnını, koştukça hayâlin Hüsran sarar âfâkını, yırtıp geçemezsin.Arkanda mı, karşında mı sâhil, seçemezsin

Rahmetle anılmak, ebediyyet budur amma, Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir

Kudurmuştan beter bir hale geldin, durmadın azdın!
Düşen ma'suma bin çukur kazdın Gömüp ahlakı, artık fuhş için -name'ler yazdın!

ilahi! Bir ışık göster, bunaldık büsbütün artık!

nasibin daima nekbet;
Hayatın geçti hüsranlarla ey gün görmeyen millet!
Ne devletsiz başın varmış,


Gökten ay parçası hâlinde, o rahmet güneşi İndi âfâka bu akşam, bu mübârek akşam.

Ebedî kandili yandıkça, Hudâ’dan dilerim Parlasın dursun o îman senin alnında,

Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? -(Kuran-ı Kerim)Olmaz ya... Tabii... Biri insan, biri hayvan!

Öyleyse cehalet denilen yüz karasından Kurtulmaya azmetmeli baştanbaşa millet.

Kâfi değil mi, yoksa bu son ders-i felaket?Son ders-i felaket' ne demektir? Şu demektir:Gelmezse eğer kendine millet, gidecektir!

Ey katre-i avare (zavallı damla) , bu cuşun, bu huruşun
Ahengine uymazsan, emin ol, boğulursun!

Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık, Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yık

Bir baksana: gökler uyanık, yer uyanıktır Dünya uyanıkken uyumak, maskaralıktır

Bir hale getirdin ki, ne din kaldı, ne namus! Ey sine-i islam'a çöken kapkara kâbus

Ağacın kökü madem ki derindir cidden,Dalı kopmuş, ne olur? Gövdesi gitmiş, ne zarar?
O, bakarsın, yine üstündeki edvarı yarar,

Dalı kopmuş, ne olur? Gövdesi gitmiş, ne zarar? kökü madem ki derindir Yükselir, fışkırıp, afak-ı perişanımıza; Yine bir vaha serer kavrulan imanımıza

var, evet, bellediğim dünyadan,
Elli, altmış sene gezdimse de, şaşkın şaşkın Hepimiz kendimizin, bağrı yanık, aşıkıyız

Arkamda kalırsın, beni rahmetle anarsın.»

Gök kubbenin altında yatar, al kan içinde,

Ey yolcu, şu topraklar için can veren erler Hakk’ın bu velî kulları taş türbeye girmez;
Gufrâna bürünmüş, yalınız Fâtiha bekler

Köylünün bir şeyi yok, sıhhatı, ahlakı bitik; Bak o sırtındaki mintan bile tiftik tiftik.

Köylü Bir kemik, bir deridir ölmedi kaldıysa diri Nerde evvelki refahın ancak onda biri

Hiç bakım görmediğinden mi nedendir, toprak, Verilen tohmu da inkar edecek, öyle çorak,

Bire dört aldığı yıl köylü emin ol, kudurur Har vurur bitmeyecek gibi, harman savurur.

Namazın semtine bayramlarda uğrar sade; Hiç su görmez yüzünün düşmanıdır seccade
Mescid ambarlık eder, başka ne yapsın, imama!

Sıtma, fuhuş, içki, kumar, türlü fecayı salgın...söylenmiyecek şekli de var hastalığın.Bir taraftan bulanır hesapsız namus Bir taraftan serilir toprağa milyonla nufus.

Bu resim, askeri basmakta iken Firavun' un Kızıl Deniz yarılıp geçmesidir Musa' nın Firavun nerde? Boğulmuş Çok güzel levha imiş, doğrusu şenlendi oda!

Eşeklerin canı yükten yanar
aman derler, Nedir çektiğimiz derd,çifte çifte semer! Biriyle uğraşırken gelip çatar öbürü;
Gelir ki taş gibi hain, hem eskisinden iri.

Sırayla baytarı boylar zavallı merkepler. Bütün o beller
omuzlar çürür çürür oyulur;
Sonunda her birinin sırtı yemyeşil et olur. Giden semerciyi derler bulurmuyuz şimdi?
 

Murataltug

Doçent
Beni rahmetle anarsın ya, işitsen, bir gün, Şu sağır kubbede, sesimin dindiğini?
Bu heyulaya da bir kerrecik olsun bak ki, Ebediyyen duyayım kabrime nur indiğini

Dağların bağ, hele vâdîlerin altın deresi! Ey benim her taşı bir ma’bed-i îman yurdum,

Beden hazzeyler amma rûh zevk almaz atâletten Çalışmak sonra dinlenmektir ancak kârı dünyânın.

Eğer eğlence iş olmaz da iş eğlence olmuşsa, Güzâr etmiş demektir zevk içinde ömrü insânın.

Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk! Diriler koşmadı imdâdına, sen bâri yetiş...

Arnavutluk yanıyor pek müdhiş!Tek kıvılcım cehennem kustu:
kol kol olup sardı bütün yurdu
O ne yangın ki: Ocak kalmadı söndürmediği! O ne tûfan ki: Yakıp yıktı bütün vâdîyi!

En sevgili annen, o senin öz vatanın Olacak mıydı fedâ hırsına üç kaltabanın

Bâri bir hâtıra kalsaydı şu toprakta diri.

Hani, milletlere meydan okuyan kavm-i necîb? Görmedim bir kişi, tek bir kişi meydanda Garîb

Karadağ haydudu, Sırp eşşeği, Bulgar yılanı,Sonra Yunan iti

Hani, milliyyetin İslâm idi... Kavmiyyet ne! Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyyetine

En büyük düşmanıdır rûh-i Nebî tefrikanın Adı batsın onu İslâm´a sokan kaltabanın

Artık ey millet-i merhûme, sabâh oldu uyan! Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan

Ne Araplık ne de Türklük kalacak aç gözünü! Dinle Peygamber-i Zîşân´ın İlâhî sözünü

Türk Arapsız yaşamaz, kim ki ’ yaşar’ der delidir, Arab’ ın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.Veriniz baş başa;

sonu hüsrân-ı mübin:
Ne hilafet kalıyor ortada billâhi, ne din Medeniyyet! " size çoktan beridir diş biliyor;
Evvela parçalamak sonra da yutmak diliyor

Adâlet isteyen bir kavmi vurmak gâlibiyyet mi?
Nasîbin yok mudur bir parça olsun âdemiyyetten?

Nasıl aldırmıyorsun yükselen feryâda milletten? Emîn ol bunca mazlûmun yüreklerden kopan âhı, Tependen indirir, elbette birgün lâ’netu’llâhı!

Sığınmış olduğun şevket-sarây-ı zulmü pek muhkem dünyâ için bir damla kan çoktur» diyorlar, sen Şu ma’sûm ümmetin seller akıttın hûn-i pâkinden!

Ne Allah’tan hayâ ettin, ne Peygamber’den âr ettin:
Devirdin kâ’be-i dîni, hâk-sâr ettin Hamâset kavmi tuttun bir bir öldürdün Umûmen Şark’ı ağlattın Garb’ı güldürdün

Yataklık eylemez cânîye -hâşâ- bir zaman Mevlâ.

Bayram! » diye ey kucaklaşan halk İnsanları hangi kayd bağlar? Sen din ile pâyidâr olursun Din gitti mi târumâr olursun

Hayat ölmekle bitmiş olsa bir şey anlaşılmazdı Evet, bir ömr-i sânî var

Hakîkî bahtiyâr ancak o âdemdir ki, dünyâdan
Giderken nâmıyle terk eyler büyük bir nâm.
 

Murataltug

Doçent
Bir kere de azmettin mi, artık Allah’a dayan...»Allâh’a dayanmak mı? Asırlarca dayandık!

O rûhtan daha sâfî olan yüreklerden Zaman zaman bir İlâhî yükseliyor Bu safvetin aksiyle tâ meleklerden Zemîne doğru bir «âmin sadâsı geliyor

Sultansa da taş değil ya: İnsan

Der: Sus a çocuk, büyük dururken, Söz sâdır olur mu hiç küçükten?

İnsâf nedir o sizde yok mu

Açlık ecelin zahîri oldu:
Baştan başa çöl cesedle doldu.
Her kûşede bin acıklı feryâd...
Yok bir yerden sadâ-yı imdâd

Allâh’ın ise eğer bu servet,
Bizler de onun kuluyken, elbet
Bir pay talebinde hakkımız var...
İnsâf olamaz bu hakkı inkâr

Şanlı bir târîhsin: Mâzî-i millet sendedir. Varsa ibret sendedir, hikmet de elbet sendedir;

Devr-i İstîlâ durur yâdında, devlet sendedir Çünkü hürriyyet, hamâset sende, gayret sendedir,

bence izzet sendedir!Sendedir ümmîdler: Senden doğar fecr-i bekà.Ey semâvî hâk, benden bin selâm olsun sana.

Geçen sabâh Eyyûb’a çıkmıştım o bir koca deryâ-yı sermediyyet idi girdim en derin yerine Oturdum taşların birine Huzûr içinde ağaçlar, sükûn içinde zemîn.

Derin bir uykuya dalmıştı, her taraf sessiz.Baktım, çocuk Tebâreke»yi Kemâl-i vecd ile ezber tilâvet eylemede Yanında annesi gözyaşlarıyle dinlemede



Şu benden hoşlanan kim? Yoksa, hâşâ, ben mi hoşnûdum Hayâtımdan inerken altmış perde karşımda Utanmak bilmedim kendimden olsun, esnedim durdum!


Perîşan sözlerimden bıkma, hoş gör, yâ Resûlâllah Kulun şeydâdır amma, açtığın vâdîde şeydâdır

Ey hâtırasıyle kaldığım yâr,
Artık aramızda bir cihan var!
Sen gökte safâ-güzîn-i dîdâr,
Ben yerde azâb içinde bîzâr

Tevfîk-i İlâhî edip en sonra inâyet, Gördüm gözümün nûrunu karşımda nihâyet.»İm’ân ile baksak oluyor işte

Ye’sin sonu yoktur, ona bir kerre düşersen Hüsrâna düşersin, çıkamazsın ebediyyen!

Mahkûm olarak ye’se şu bîçâre peder de Evlâdını şâyed o karanlık gecelerde, Vaz geçmiş olaydı aramaktan, ne bulurdu?
Elbet biri candan, biri cânandan olurdu

Ey çamların altında serilmiş, uzananlar Ey her nefes aldıkça ömürler kazananlar Siz, camları örter, sakınırken cereyandan;
Biz, bodruma sarkar kaçarken galeyandan! İnsâf ediniz: Kopmayacak şey mi kıyâmet?

Siz, mercanın a’lâsını attıkça şişerken Biz, kumda çirozlar gibi piştikçe pişerken! İnsâf Kopmayacak şey mi kıyâmet?

Siz, Marmara âfâkını dürbünle süzerken Biz, poyrazı görsek diye, damlarda gezerken!
Kopmayacak şey mi kıyâmet?

Siz, yelkeni açmış, suyun üstünden akarken Biz küplere binmiş, size hasretle bakarken!
İnsâf ediniz: Kopmayacak şey mi kıyâmet? Elbette kopar.

Dinle Paşa’m, ceddine rahmet

Cihan altüst olurken, seyre baktın, öyle durdun da,
Bugün bir serserî, bir derbedersin kendi yurdunda!

Ne saltanat sürmekte, gel bir bak da, hayrân ol Hayır, bir kol değil, binlerce, milyonlarca kollardır, âheng olmuş, işler, çünkü birleşmekte muztardır:

Bugün ferdî nedir mahsûlü? Hep hüsran; Birer beyhûde yaştır damlayan tek tek alınlardan

Şu vahdet târumâr olsun! » deyip saldırma İslâm’a;
Uzaklaşsan da îmandan, cemâ’atten uzaklaşma.

Ya sen mahkûm iken, sağlık, ölüm hakkın mıdır sandın?
Ezilmek, inlemek, yatmak, sürünmek var ki, Ölüm dünyâda mahkûmîne en son sa’âdettir.
 

Murataltug

Doçent
Dış yüzüm böyle ağardıkça ağarmakta, fakat Sormayın iç yüzümün rengini: Yüzler karası!

Beni kendimden utandırdı, hakîkat, şimdi,Bana hiç benzemeyen sûretimin manzarası!

Bir canlı izin varsa şu toprakta, silinmez; Ölsen, seni sırtında taşır toprağın altı.

Ey gölgeden ümmîd-i vefâ eyleyen insan Kaç gün seni hâtırlayacaktır şu karaltı

Beşerin taptığı bir kendisinin heykelidir; Dinlemem, etse de Allâh’ı bütün gün takdîs.

Ben bu mel’un putun uğrunda geberdim, hâlâ, Kabaran kokmuş içimden: «Yaşasın nefs-i nefîs! »

Sen ne cevhersin, a devletli, ne cansın, bilsen Aba altındaki sultanlara sultansın sen.
Sen ki Kevser dağıtan Haydar’a kulsun ancak,

Ne o? Meyhâneye geldin mi? Sakın girme, Kuzum Ahmed’im,
Mola istemem, hadi yavrum, ha gayret Aman Ahmed’im, sonu yaman! Belâ

Ne o? Meyhâneye geldin mi?
Aman Mola vereyim deme!
son bir gayret! Bu geçit belâ
O ne batmalar, ne boğulmalar!
İçmeden geç ki desinler ermiş!

Ölen insan mıdır, ondan kalacak şey: Eseri; Bir eşek göçtü mü, ondan da nihâyet: Semeri.»

Seni bir nûra çıkarsam, diye, koştum durdum, Ey, bütün dalgalı ömrümde, hayat arkadaşım!

Dağ mıdır, karşı gelen, taş mı, hep aştım, lâkin,Buruşuk alnıma çarpan bu sefer kendi taşım!

Ya bu âlemde vefâ yok zâten,
Ya vefâsız bütün ebnâ-yı zaman;

Kime ok atmayı öğrettimse
Sonra bir gün beni de aldı nişan!
 

Murataltug

Doçent
Beyaz entârisiyle kar gibi kız,
Sanki Cennet’ten inme zâde-i hûr; Ya seher-pâredir ki perrandır bir sehâbe-i nûr.

Ya şu oğlan şu tostopaç afacan Ki fezâlar gelir sürûruna dar Taşıyor sanki sığmıyor kabına...Kendisinden büyük de bayrağı var!..

Geçti mâzî denen o devr-i melâl Haydi feth et: Senindir istikbâl.

O nasıl mevkib-i şâdî, o ne âlem, görsen! Her çocuk bir kocaman bayrak edinmiş, geliyor Yaşasın! » sesleri eflâke kadar yükseliyor.

Bağırın haydi çocuklar...
— Yaşasın hürriyyet

Vatan Şarkısı, yâhud ona benzer bir şey Okunup her köşe ötüyor...

Hey gidi hey! Bir mezarlık gibi dalgın yatıyorken daha dün,
Şu sokaklarda bugün dalgalanan rûhu görün!

Hayâl uçup gidiyor başka âlemin birine!

Gülümsüyor koca vâdî, gülümsüyor tepeler;

Refâh unutturur insâna en derin yarayı

Cihan bir emrine âmâde... «Öl! » desin, ölecek

Oturmuş ağlıyorum, ağlasam da ma’zûrum: Vatan cüdâ gibiyim ceddimin diyârında!

Ne toprağında şu yurdun, ne cûybârında, Bir âşinâ sesi, yâhud bir âşinâ izi var!

Sadâma beklediğim aksi vermiyor ovalar.Görür müyüm diye karşımda müslüman yurdu, Bütün diyârını gezdi
Yabancı sesleri geldikçe
ayaklarım durdu...

Yabancı sesleri geldikçe Var mı loş sînende cânandan kalan nûr izleri?

Ey yeşil yurt, istenen senden odur, sînen değil...ey insan, fakat bilsen...Senin mâhiyyetin hattâ meleklerden de ulvîdir:

Ey bâd-i sabâ, ahde vefâ, böyle mi sizde? Yelkenle koşarken hani, kırlarda, denizde,
Hâtırlamadın Heybeli’den geçmeyi, heyhât! ..

Bin söyle onun doğrusudur, vechesi, şaşmaz, Her hatvede sürçer, yıkılır, sulhe yanaşmaz

Yirminci asır akbabalardan da bunak mı Kumlarda sürün, inlere gir, dağlara tırman!
Kàbil mi ilhâma kavuşman!

Bin bekle, bin uğraş... O perî gelmeyecek hiç Beyhûde o diller, o nefesler, o emekler,

Yâran seni terk etmeyecek,

Boy boy gezedursun, kimi kâfir, kimi mü’min. Döndükçe nazarlar sana şimşek gibi çaksın,

Kurtul görelim, şimdi, nasıl kurtulacaksın! Feryâdına kimdir koşacak? Kim, kimi dinler

Servetçe düşer, belki, fakat kendisi düşmez. Allâh’a dayanmış, onu sağlam bilir ancak Bilmez ne demektir pamuk ipliğne dayanmak.

Bir sahne midir yoksa bu âlem nazarında?Bir sahne ki milyarla oyun var üzerinde

Cânîleri, katilleri meydâna süren sen; Cânîdeki, katildeki cür'et yine senden! Sensin yaratan, başka değil zulmeti, nûru; Sensin veren ilhâm ile takvâyı,

Ya Rab, bu yüreklerdeki ses dinmeyecek mi? Senden daha bir emr-i sükûn inmeyecek mi?
Her ân ediyorsun bizi makhûr-i celâlin,

Kurbân olayım nerde senin, nerde cemâlin? Sendense eğer çektiğimiz bunca devâ Kimden kime feryâd edelim söyle İlâhî

Emrinle mi yâ Rab, ediyor böyle tesaddî? Zâlimlere kahrın o kadar verdi ki meydan Yok âdil-i mutlak" diyecek ye's ile vicdan! Yerden çıkıyor göklere bin âh-ı şererbâr

Îmandır o cevher ki İlâhî ne büyüktür...Îmansız olan paslı yürek sînede yüktür

Mü'minlere imdâda yetiş merhametinle

Odama girdim; kapıyı kapadım; ağlamaya başladım: O gün akşama kadar İslâm’ın garibliğine, müslümanların inhitâtına ağladım

Ne gurbettir çöken İslâm’a İslâm’ın diyârında? Umar mıydın ki: Ma’bedler, ibâdetler yetîm olsun?

Civârın, manzarın, cevvin, muhîtin, her yerin mâtem;
Kulak ver: Çarpıyor bir mâtemin kalbinde bin âlem

Hayâ sıyrılmış, inmiş: Öyle yüzsüzlük ki her yerde...
Ne çirkin yüzler örtermiş meğer bir incecik perde!

Vefâ yok, ahde hürmet hiç,Yalan râic, hıyânet mültezem her yerde, hak meçhûl. Yürekler merhametsiz, emeller hâr;Beyinler ürperir,

yâ Rab, ne korkunç inkılâb olmuş: Ne din kalmış, ne îman, din harâb, îman türâb olmuş

Sen ey bîçâre dindaş, sanki, bizden hayr ümîd ettin Nihâyet
ye’se düştün, ağladın, ağlattın, inlettin. Samîmî yaşlarından coştu rûhum, hercümerc oldu

Çalışmak! .. Başka yol yok, hem nasıl? Canlarla, başlarla.
Alınlar terlesin, derhal iner mev’ûd olan rahmet,

İlâhî! Bir müeyyed, bir kerîm el yok mu, tutsun da, Çıkarsın Şark’ı zulmetten, götürsün fecr-i maksûda?

Şark’ın ki mefâhir dolu, mâzî-i kemâli, Yâ Rab, ne onulmaz yaradır şimdiki hâli!

Şîrâzesi kopmuş gibi, manzûme-i îman, Yaprakları yırtık, sürünür yerde, perîşan
Lâ-havle ve lâ-kuvvete illâ billâh

Bekaayı hak tanıyan sa'yi bir vazife bilir; Çalış çalış ki bekaa sa'y olursa hakkedilir.

Kamer çalışmadadır, gökle yer çalışmadadır; Güneş çalışmada, seyyareler çalışmadadır.

Evet, bu aile efradı durmuyor El ele Verip, ezelde çizilmiş bir istikaametle, Kemal-i mümkini idrake doğru hep koşuyor;

Demek ki: İstese bir zerre bin cihan devirir!

Çalışmadan geri durmaz o muhteşem kütle.Bu kütle işte bizim kainatımızdır

Ya sen, ne aciz imişsin zavallı akl-ı beşer!Yandıkça, semâdan boşanıp durdu cehennem!

Lâkin, bu alev selleri artık dinecektir; Artık bize nâr inmeyecek, nûr inecektir.

İslâm ilinin sâde esâret mi nasîbi? Sen, yoksa, unuttun mu o mâzî-yi

Şark’ın ezelî fecri yakındır, doğacaktır.

Hiç bunca şehîdin yatarak gövdesi yerde, Deryâ gibi kan sîne-i hilkatte tüter de,
Yakmaz mı bu tûfan, bu duman, gitgide, Arş’ı?

İslâm’ı, evet, tefrikalar kastı, kavurdu; Kardeş, bilerek, bilmeyerek, kardeşi vurdu.
Can gitti, vatan gitti, bıçak dîne dayandı

Bir gör ki: Bugün can da onun, kan da onundur; Dünyâ da onun, din de onun, şan da onundur.

Dört taraftan akın etmiş de, nasıl çepçevre, Saracaklarsa yarın Kâ’be’yi hüccâc-ı kirâm;
Öyle sarsın Paşa’mın ömrünü, Hak’tan dilerim el ele yüzlerce mübârek bayram
 
Üst