Türklere Yapılan Soykırımlar Tanınsın

Bu konuyu okuyanlar

€G€

Asistan
Muhtemelen tüm içeriği okuyamayacaksınız,okumayı yarıda bırakacaksınız.
Okuduğumda benim yüreğim parçalanmıştı. Bu yazıları toparlamam 3-4 gün sürmüştü. yazıyı düzenlemek için tüm metni okumak durumunda kalmıştım...

Tarihte bazı olaylar vardır ki, bir milletin bütün fertlerinin yediden yetmişe bilmesi gerekir. Yine bu olaylar, koşullar nedeliyle sansürlenir, unutturulmaya çalışılır. İnsanlar düşünür: "Evimiz, Birinci Dünya Savaşı'nda neden yağmalandı, büyük dedemle ananem nasıl öldü?", "dedelerim Balkanlardan buraya niye göç etti?", "Kırım'da Tatarlara ne oldu?", "Atatürk'ün doğduğu şehir neden Selanik ve Selanik'te neden şu an hiç Türk yaşamıyor?" diye. Bazıları ise cevapları, en azından kendi hikayelerini bilirler ama unutturulmaya çalışıldığını gördükçe kahrolurlar ve o insanlar, bu konuda artık birşeyler yapılması gerektiğine karar verirler.


Önce;
Mustafa Kemal Atatürk diyor ki:
- "Millî hayatımızda yediden yetmişe hepimizin bilmesi gereken zafer günlerimiz olmakla beraber, acısını dünya durdukça içimizden atamayacağımız milli felaket günlerimiz vardır.
1877 Rus Harbi sonu büyük muhaceretleri!.. Türk'ün avrupadan adeta kökünün kazınması isteğiyle hortlayan haçlı zihniyetinin giriştiği toplu katliamlar!.. 1912 Balkan Savaşı ve Türk'lere reva görülen zulüm ve işkenceler!..
Tarihin bu acı mirasları her Türk'ün kalbinde unutulmamak üzere dünya durdukça muhafaza edilmelidir. Milletimizin kalbinde His-i intikam olmalı!.. Bu alelâde bir intikam değil; hayatına, ikbaline, refahına düşman olanların mazarratlarını izaleye matuf bir intikamdır" (16.3.1923)

Kanlı Noel:
Kıbrıs'ta Türklerle Rumların eşit ortak olarak kurduğu Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yürütmek yerine Türkleri ortadan kaldırarak tüm Kıbrıs'a egemen olmak için Rumlar çeşitli planlar yaptılar. Bu çerçevede Anayasa'da 13 maddelik değişiklik önerisinde bulunan Rumlar bu önerileri reddedilince önceden yaptıkları plan gereği, eğittikleri silahlı güçleri de devreye sokarak Türklere saldırı başlattı.
Tarihe kanlı Noel olarak geçen bu saldırılar 1963 Aralık ayında başladı.
20 Aralık gecesi Lefkoşa'nın Tahtakale semtinde evlerine gitmekten olan bir grup Türk'ün otomobillerine açılan ateş sonucunda Zeki Halil ve Cemaliye Emirali adlı iki Türk şehit düştü, bir grup Türk de açılan ateş sonucunda yaralandı. 21 Aralık günü bu saldırıyı kınamak için Lefkoşa Türk Lisesi bahçesinde toplanan Türk öğrencileri EOKA çetesi mensupları tarafından kurşunlandı. Aynı gün Lefkoşa'daki Atatürk büstüne de saldırıldı. Bir gün sonra Türkiye Büyükelçilik binası ile Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yardımcısı'nın ikametgahına ateş açıldı.
Akritas Planı artık fiilen uygulamaya konulmuştu.
1963 yılı Kanlı Noel saldırılarının hedefi Lefkoşa idi. Rumlar, merkeze hakim olmakla bütün Kıbrıs'a hakim olacaklarını sanıyorlardı. Bunun için de kendilerine en büyük engel Lefkoşa'ya bağlı Küçük Kaymaklı kasabası idi. 1960 nüfus sayımına göre kasabada 5.126 Türk, 1.133 Rum yaşıyordu. Kasaba önemli bir Türk yerleşme merkezi durumundaydı.
Kasaba çevresinde 19 Aralık'tan itibaren faaliyetleri gözlenmeye başlandı. Rum saldırısından şüphelenen Türk Mücahit Teşkilatı'na üye gençler, halkı olası bir saldırıya karşı hazırlamaya çalıştı
Rum saldırısı 22 Aralık günü başladı. Küçük Kaymaklı'nın dış dünya ile bağlantısı tamamen kesilmişti. 23 Aralık'tan itibaren yeni takviye kuvvetleri alan Rum saldırganların başına EOKA'cı katil Nikos Sampson geçmişti. Diğer yandan Ada'daki Yunan alayı da saldırganlarla birleşmiş ve Rumlar bütün güçlerini bölgeye teksif etmişti.
Makarios'un 22 Aralık günü Garanti Antlaşmaları’nı tanımadığını ilan etmesi, Rum saldırganlara daha da cesaret vermişti.
Türk direnişçiler, 5.000 Türk'ün sorumluluğunu üzerlerine almaları nedeniyle bölgeden ayrılmaya karar verdiler ve bunu 24 Aralık gününden başlayarak uygulamaya koydular. 3.000 Türk Hamitköy'e, 2.000 civarında Türk de Lefkoşa'nın emin bölgelerine gönderildi.
Rum çeteleri, kadın-erkek, genç-ihtiyar demeden Türklere karşı vahşice saldırırken; Türkler, Küçük Kaymaklı'da bulunan Rum aileleri de kendi korumaları altında Büyük Kaymaklı'ya göndermişti. Geride kalan 550 kadar yaşlı, kadın ve çocuk Türk topluluğu Rum çetecilerce esir muamelesine tabi tutuldular. Bu arada seksenlik imam Hüseyin İğneci ve yatalak 18 yaşındaki oğlu Rumlar tarafından vahşice şehit edildi.
Nikos Sampson'un anılarını yayınlayan Eleftheria gazetesi, 1963 Kanlı Noel'inin gerçek sorumlularını gözler önüne sermektedir. Makarios hükümetinin, İçişleri Bakanlığı'nın ve üçlü karargahın Yunan kanadına mensup subayların emri ile hareket ettiğini açıklayan Nikos Sampson, Küçük Kaymaklı savaşlarını da "Yunanlıların Balkan Savaşları dışında Türklere karşı elde ettikleri tek zafer" olarak ilan etmiştir.
Bu gelişmeler üzerine Türkiye, 23 Aralık 1963'te İngiltere ve Yunanistan hükümetleri nezdinde harekete geçti. Rum saldırılarının önlenmesi için birlikte harekete geçilmesini istedi.
Türkiye'nin bu girişimi üzerine, 24 Aralık 1963'te Lefkoşa'da Türkiye, Yunanistan ve İngiltere adına bir ortak bildiri yayınlandı. Bildiride şu ifadeler yer aldı:
"Türkiye, İngiltere ve Yunanistan hükümetleri Garanti Antlaşmasını imza eden devletler sıfatı ile Kıbrıs Hükümeti ile Türk ve Rum cemaatlerini halihazır karışıklıklara son vermeye müştereken çağırırlar. Üç hükümet, bu gece ateş kesilmesi için uygun bir saatin tespitine ve her iki cemaatten buna riayetini istemeye Kıbrıs Hükümeti'ni davet ederler. Üç hükümet ayrıca hukuk nizamının korunması lüzumunu göz önünde tutarak bugünkü durumu doğuran güçlüklerin haline yardım maksadıyla tavassutta bulunmayı teklif ederler."
Bu çağrıya rağmen çatışmalar durmadı. Rum silahlı güçleri 24 Aralık günü Lefkoşa ve diğer Türk bölgelerine saldırıya devam etti. 24 Aralık günü Kumsal bölgesine saldıran Rumlar, Kıbrıs'taki Türk Alayı'nda doktor olarak görev yapmakta olan Binbaşı Nihat İlhan'ın eşi ile üç çocuğunu vahşice katlettiler.

Saldırılar sonucunda 18.667 Kıbrıs Türk'ü yaşadığı 103 köyü terk etmek zorunda kaldı. Birleşmiş Milletler aracılığı ile köylerini terk etmek zorunda kalan Türklerle ilgili araştırma sonuçlarına göre, 1964 yılında Lefkoşa kazasında 39, Girne kazasında 7, Baf kazasında 49, Larnaka kazasında 21 ve Mağusa kazasında 21 köy olmak üzere 124 köy zarar görmüş, yüzlerce Türk ölmüş, binlercesi yaralanmış veya köylerini terk etmek zorunda kalmışlardı. 1963 yılında başlayıp 1964'te de devam eden olaylarda 364 Türk şehit olmuştur.
Makarios'un görüşmelere yanaşmaması ve saldırıların devam etmesi üzerine Türkiye, garantörlük hakkını tek başına kullanmaya karar verdi. 25 Aralık 1963 tarihinde Türk alayı, garnizonundan ayrılarak gerekli mevzilere yerleşti. Bu sırada Türk Hava Kuvvetleri'ne bağlı savaş uçakları da Lefkoşa üzerinde uyarı uçuşlarına başladılar. Diğer yandan, Türk toplumuna karşı acımasız bir şekilde saldırıya geçen Rum Radyosuna cevap vermek ve Türk toplumunun moralini yükseltmek gayesiyle "Bayrak Radyosu" yayına başladı.

Kaynak:Çay, Abdulhaluk Mehmet-; Kıbrıs'ta Kanlı Noel-1963, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1989.
Dinotlar:
1) Aydın Olgun, Kıbrıs'ın Anatomisi, Dört Devir, Dört Lider, Ankara 1975, s. 23; Halil Fikret Alasya, Tarihte Kıbrıs s. 221; Pierre Oberling, s. 69.
2) Rum alayı ve EOKA çetelerine karşı koymaya çalışan Türklerin elindeki silahlar 6 piyade tüfeği, 5 sten, 2 bren, çeşitli tabancalar, 100 av tüfeğinden ibaretti.
3) TAK, Özel Sayı: 1/89.
4) Mehmet Gönlübol ve diğerleri, s. 407.
5) Zaim M. Nedjatigil, The Cyprus..., s. 17-18; Pierre Oberling, s. 97.

Balkanlar'da yaşadığımız soykırımı, zulmü, işkenceyi, tecavüzü ve sürgünü bu yüzden resmî kaynaklardan, görgü şahitlerinden, hatta cânilerin kendi ifadelerinden aktarılıyor...
İşte yaptığı zulümle öğünen yanyalı bir yerli Rum'un mektubundan kısaltılmış alıntılar:
- "Gönderdiğim kulakların her birini sevgililerinize bir zafer hediyesi takdim ettiğinizi yazıyor, ve Türk kadınlarıyla geçirdiğim dakikalardan,gasbettiğim mallardan bahsetmemi istiyorsunuz."
- "Azizim Mihail, hayatım o kadar sefalı, o kadar renkli ki!.. Emin ol, 14. Lui bile benim kadar gönül alıcı genç kızların kucağında mesut olmamıştır! Öyle Venüsler'e mâlik bulunuyorum ki, onların yalnız ırza değil, hayatları da benim elimde!"
(Türk Katilleri ve Yunanlar, İstanbul Matbaa-ı âmire , 1332/1916)
Eski selanikli rum,yeni yunanlı subayın hatıra defterinden kısaltılmış iktibaslar;
8 Ekim 1912 , Selânik

- "Şimdi bütün ümitlerimden en muazzez nasibi almış bulunuyorum!.. 7 esir subayı tabancamla birer birer alnından vurdum! Birisi jön Türkler'dendi. Onu Selânik'ten tanıyordum. Altısını işkencesiz öldürdüm. Fakat bu hayvan herifi aç susuz bıraktım, bir kolundan ve bir gözünden mahrum ettim. Nihayet dün ayaklarını testere ile biçtirirken geberdi!"
- "39 neferi bataklığa attırdım!.. Yarabbi, bunların boğulurken kurtulmak için uğraşması ne kadar eğlendirici! Biri su yutunca yalvarmaya başlayıp, 'Allah Allah!' boğuk sedasıyla beraber ağzından çamur fışkırıyordu!"
28 Kasım 1912
- "Dün bir kurmay yüzbaşı ile 170 asker esir oldu. Askerleri yok etmek güç değil! Fakat ben en ziyade münevver dimağları (aydın beyinleri) söndürmek istiyorum. Ondan sonra Türkiye kendi kendine ortadan kalkar! Onun ortadan kalkmasından bizans doğar!.."
- "Ne çare ki, Avusturya muhabirleri ve Fransız Konsolosu bu subayı gördüler. Zaten tanıyorlarmış. Gayet cesur, kahraman ve namuslu bir subaymış. Demek ki mutlaka gebertilecek bir domuz idi! Gece odasına gittim. Gafil avlayarak bir kurşunla kafasını dağıttım. Muhabirlere, konsolosa 'maalesef namuslu subayın intihar ettiği' haberini verdim!"
30 Kasım 1912
- "Allah'ım, ne kadar bahtiyarım!.. Şimdi Bizans tarihini, Fatih'in torunlarından akan bir kan deryası ile yıkıyarak Dömeke'nin acısını çıkardık!"
- "Uyan ey kahraman ecdat! Uyan 11. Konstantin!.. senin tah ve tâcını süvarilerine çiğneten Fatih'in ölü askerleri, bak, çekirgeler gibi tarlalara serilmiş!.. Subay ölüleri yüzüstü kapanarak mağlubiyetlerini itiraf ediyorlar!.. Asmanlı sancağı Kızılhaç hastahanelerinin kapı eşiğine (paspas olarak) serilmiş, giden gelen ayaklarını siliyor!.. Atımın altında taş yerine kesilmiş kafalar, toprak yerine yumuşak cenazeler yatıyor!.."
- "Şanlı Elen orduları ayak bastıkları köylerde Türk hurafesinin bütün zincirlerini kırıyor, onları Yunanlaştırıyorlar!.. Onlara Hıristiyanlığı kabul ettiriyor!.. Çocuklar, kadınlar süngülerimizin parıltısını görür görmez derhal haçı öperek Hıristiyan oluyorlar!.. (Hıristiyanlığı kabul etmeyen) mutaassıp domuz Türkler'in kafalarını kasaturalarla vücutlarından ayırıyoruz!.. Vardığımız köylerde minareler, mabetler, mescitler dinamitlerle uçuruluyor!..
- "Ben, Türk nâmına elime geçenleri öldürmeyi, bir medeniyet borcu addediyorum. Türkler'e merhamet etmek, onları hasretli oldukları cennete göndermektir!.."
8 Aralık 1912

- "Miralay beni çağırdı. Esirleri türlü türlü uydurma bahanelerle ecnebilere sezdirmeksizin mahvettiğimi bildiği için bana iltifat etti! Buradaki 3.000 esir (asker) ve 120 genç subayın yok edilmesi için zekâma, dirayetime müracaat etti!"
- "Bütün Türk esirlerini kurmay subayları ile beraber yanımızdaki kışlaların üst kısmına balık istifi denecek bir halde birbiri üstüne yığdım!.. Zemin katında zaten patlayıcı madde ile 30 barut fıçısı ve bir miktar top cephanesi vardı. Muhafazalarına memur olan Yunan neferlerinin yerine, Teselya Müslümanlarından 10 kişi seçtim. Gece herkes namazda iken, verdiğim işaret üzerine zemin ve sema alevler içinde kaldı. Müthiş bir tarraka koptu! Etrafa baş, kol, bacak, gövde tufanları, kan serpintileri yağıyordu!.. İmamlar bile namaz ve ibadeti unutarak can havliyle dışarı fırladı!.. Bu izdiham arasında süngülerimiz güzel iş gördü."
- "Hemen bir şayia çıkardık!.. Türkler'in katliam ettiklerini, Yunan askerlerine ansızın hücum ettiklerini yaydık!.. Muhabirler korkudan dışarı çıkamaz oldular. 4-5 saat bu güzel fırsattan istifade ederek toplu bir halde bulunan Türkler'in üzerine aslan gibi atıldık!"
- "Kendilerini kurtarabilenler büyücek bir camiye sığınarak kapıları kapamış, mandallarını sürmüşlerdi. Caminin dört tarafına gazyağı dökerek ateşledik. Kapıdan çıkanlar derhal süngüledik!"
21 Aralık 1912
(Sayfalarca bu tür mektuplar ve katliam resimleri var,resimleri ve geri kalan yazıları yayınlayamıyorum,insanın yüreği kaldırmıyor okumaya,resimlere bakmaya)


___________________

Pek çok unutulan, es geçilen ama aslında tarihimizin en önemli olaylarından bir tanesi. Balkanlar vakti zamanında anadoludan farklı bir yer değildi. Orda bulunan insanlar neler yaşadı, pek çoğumuzun akrabaları oralardan hangi koşullarda canlarını kurtarabildiler, bunu hepimizin bilmesi lazım. Ber herkese aşağıdaki belgelerden toparlanmış yazıyı baştan aşağı okumalarını tavsiye ediyorum.
Balkanlarda Türk ve Müslüman soykırımları
Balkanlar'da yaşadığımız soykırımı, zulmü, işkenciyi, tecavüzü ve sürgünü bu yüzden resmî kaynaklardan, görgü şahitlerinden aktarılıyor;
Bir Posta Müdürü'nün müşahedeleri:
- "Siroz'da babalarının, kardeşlerinin, kocalarının, çocuklarının öldürüldükleri evlerinden çıkartılan yüzlerce bedbaht Müslüman kadını, Hükûmet Konağı'nın karşısındaki liseye kapatıldılar! Sonra 50 kadar Bulgar askeri bu zavallıların üzerlerine atıldılar. Tartaklama ve pek çoğunu mukavemet edemeyecek ölçüde yaralamadan sonra, kirlettiler!.. Bulunduğum Postahane binasından bu zavallıların feryatlarını işittiğim gibi, yapılan fena muameleleri de görüyordum. Gece olunca bulgar askerleri (tekrar) Türk evlerine girerek kadınların ve kızların namuslarına taarruz ettiler!.. Hoşlarına giden güzel kadınları da alıp götürdüler!"
(Avrupa Siyaseti ve Türkler'in Felâketi , İstanbul , 1329 (1913) , sf. 143)
Selanik havalisinde dahi, ayni tecavüzlere devam ettiler!.. Yabancı harb muhabirleri, "hem askerî birlikler ve komitacıların, hem de yerli Hıristiyanlar'ın birlikte Müslüman kadınları kirletmeye koyularak, birbirleriyle yarış ettiklerini" kaydediyorlar.
- "Selanik'te bir evde, bir çok kadınlar ve genç kızlar çırılçıplak bir halde bulundular!.. Her türlü taarruza uğrayan bu kadınların üzerine kapılar çakılmış, ve günlerce soyulmuş, talan edilmiş evde aç bırakılmışlardı! Durumu öğrenen bir kaç ecnebi gazetecinin binbir tavassutu ile kurtuldular!.. Yunan askerleri de, bu zulüm ve işkencelerde Bulgarlar'la yarış ediyordu!" (aynı eser, sf. 144)
- Toyran'da bir Bulgar subayı. Hıristiyanlığı kabul etmek şartıyla esir bir Türk subayına hayatını bağışladı. Adam vaftiz edildikten sonra, onun gözleri önünde Türk kadınlarına tecavüz etti. Türk subayın sarsıldığını görünce, üzerine tabancasını boşalttı!..
- İstromca'da bir Türk kadınına göz koyan Bulgar kumandanı, kadının kocasını önce tevkif ettirdi, sonra öldürttü!.. Sonra kadını odasına getirterek ırzına geçti!..
- Yine İstromca'da 11 Kasım 1912 günü 6 Sırp askeri Şeyh lütfi efendi tekkesine girerek oradaki kadınlara tecavüz ettiler!
Diğer bir rapordan:
- "19 Kasım 1912'de Siroz'da ne genç, ne de güzel olan Müftü'nün ailesi ile, Mektep Müdürü'nün ailesine, kocalarının gözleri önünde tecavüz ettikten sonra alıp götürdüler!.. 13 genç kızı kirlettikten sonra diri diri gömdüler!.."
- "Disoka'da ırza tecavüzün yeni bir şeklini buldular!.. Yalnız 12-13 yaşına kadar olan küçük kızlara tatbik edilen bu zulüm, bunların analarının ve babalarının önünde ismetleri kirletildikten sonra yavaş yavaş işkence ile öldürülmeleri idi!.."
(aynı eser, sf. 146)
Bu hadiselere dair pek çok haber, rapor ve fotoğraf ecnebi gazetelerde yayınlanmıştı. Ama neye yarar!..
- Gürgün'de icra edilen katliamda, 20 kadar genç ve güzel kızı ayırdılar!.. Bunlar, ölüm tehdidi altında vaftiz ayinine tahammül edip sözde Hıristiyanlaştırıldılar. Arkasından da zavallıların ırzına geçtiler. İçlerinden biri mukavemette ısrar etti. Zavallı, Bütün çete'nin şehevî hislerine âlet edildikten sonra işkence ile öldürüldü!.. O halde ki, bayılmış olduğu halde bile o şen'i fiile devam etmekte idiler!..
- Petrova'da bir genç kız annesinin gözü önünde kirletildi. Buna tahammül edemeyen anne, âniden eline bir tüfek geçirerek Bulgarlar'a ateş etti. Bu hareket, umumi bir katliam'a sebep oldu. Bütün kadınlar ve genç kızlar bir kahvehaneye kapatılarak Yakıldı!..
Bu da zulme uğrayanlardan birinin anlattıkları:
- "Yanlarında bizlerce malum (yerli) genç Rumlar bulunan iki Yunan piyade bölüğü, 30 kişi kadar olan bizleri şehre götürmek bahanesiyle Yanıkköy civarında bir harap köprüye sevkettiler. Orada kollarımızı bağladılar. Sonra bıçak ve süngülerin uçları ile bizi zalimane bir surette yaralamaya başladılar! Ben de bağlı bulunduğum halde kaçmaya muvaffak oldum. Arkamdan ateş ettiler, fakat hiç bir kurşun isabet etmedi. Tam 4 gün bir taşın arkasında gizli kaldım. Nihayet bir çoban çocuğu imdadıma yetişerek ellerimi çözdü."
Fransız General Buman anlatıyor:
- "Fransızca eğitim yapan mektebe 30 kadar Türk mültecisini kabul etmişlerdi... Katolik mekteplerini çekemeyen Rumlar tarafından Bulgarlar'a ihbar edildiler. Komitacılar geldiler ve mültecilerin teslimi istediler... Fransız şimendifer şirketinin komiseri Rıza Bey, rahiplere bir zarar gelmemesi için kendini teslim etti. Canilerin Rıza Bey'i parasını ve evini göstermesi için kasatura ile tehdit ettiklerini gözlerimle gördüm. Çoluk çocuğunun başına gelecek felâketi anlamış olmalı ki, (söylemedi). Vücudu kasatura ile delik deşik edildi, yere düştü. Kaatillerden biri ayakkabılarını çıkartıp kendi giydi. Cesedi 5 gün aynı yerde kaldı. Her gün üzerinden bir şey çalındı. Son gün üzerinde donu ile gömleğinden başka bir şey kalmamıştı!"
(Avrupa Siyaseti ve Türkler'in Felâketi , İstanbul , 1329 (1913) , sf. 152)
Kavala'dan geçen bir Alman, bakın, sonradan ne yazmış:
- "Komitacılar Kavala'ya ulaştıklarında, Türk eşrafından 39 kişiyi herkesin gözü önünde öldürmek üzere tevkif ettiler. Esirleri gömleklerine varıncaya kadar soydular. Üçer üçer bağladılar. İçlerinden birinin vücudunu kasatura ile deldiler. Sonra kafasını kestiler! İkincisine de aynı muameleyi yaptılar. Bu iki mazlumun cesetlerinin ağırlığı ile yere düşen üçüncüsünün ilk önce iki kalın (boyun) damarını kestiler. Sonra koyun gibi boğazladılar!"
- "Tevkif edilenler erasındaki bir polis komiseri, arkadaşlarını 'Yaşasın osmanlılar!'diye bağırarak ölmeye davet etti. Buna sinirlenen bir haydut, arkadan vurduğu bir kılıçla biçâreyi öldürdü! Kılıç iki kürek kemiğinin arasından geçerek zavallının gövdesini ikiye ayırmıştı. Bu darbe haydutların pek hoşuna gitmiş olmalı ki, cesetler arasında bu şekilde öldürülmüş pek çok ceset görüldü! Bunlar 15 gün açıkta kaldılar!"
- Urgancılar köyünde 90 Müslüman, iplerle birbirine bağlandıktan sonra kasaturalarla hunharca şehit edildi!..
- İstromca'da bu mezalim tam 20 gün devam etti!.. Öyle ki artık Öldürecek insan kalmayıncaya kadar kasaturalar işledi!.. Öldürmeye getirdikleri insanların sırtına binerek şehirde dolaşıyorlardı!.. Dombalakof çetesi tarafından şehrin mezbahasına götürülerek, koyunlar gibi ayaklarından asıldıktan sonra çengellerle, kasaturalarla boğazlandılar!..
- Yine İstromca'da İsmail adlı bir köylüyü, birer birer uzuvlarını kestikten sonra kurşuna dizdiler!.. Arkadaşını da bir ağaca bağladıktan sonra, gaz döküp diri diri yaktılar!..
- Esir Türk subaylarının burunlarını, kulaklarını kestikten sonra bazen öldürüyor, bazen de intikam için serbest bırakıyorlardı!. Umumiyetle serbest bıraktıkları subayları tahkir için, bir veya iki kollarını da kasatura ile koparıyorlardı!
- Üskü ile Kumonova arasındaki köyler, Sırplar tarafından tamamen yakıldı!.. Evlerden fırlayarak kaçmak isteyen köylüler hemen kurşunulanıyorlardı!.. Bir tek fert bile kurtulamadı!
- manastır da insanları birbirine bağlayıp yaktılar!.. Sürünerek ateşten kaçmaya çalışan biçâreleri, sanki ağaç kütükleriymiş gibi, süngüyle tekrar ateşe itiyorlardı!.. Çok defa çoluk çocuk bir camiye doldurularak, gaz dökülüp yakılıyordu!
- Bir diğer işkence de Müslüman Türkler'in Ddiri diri gömülmesi idi*!.. Yollar, hendekler omurgaları dipçikle kırıldıktan sonra, çeşitli işkencelerle öldürülen zavallılarla dolu idi!
- Selanik civarında kadın, erkek ve çocukların karınlarını deşerek için taş, toprak, pislik dolduruyorlardı! Sonra diğer Balkan Haçlıları'na karşı, "Bak, sizinkiler böyle yapmayı akıl edebildiler mi?" diye öğünüyorlardı!
Bir Bulgar subayının itirafları:
- "Esir edilen 10.000 kadar Türk askeri siroz 'a getirildi. Bunların arkalarında sadece beyaz bir gömlekle don vardı. Bu biçâre esirler SİROZ civarında kâmilen öldüldüler!."
- "Karatuna civarında General İstafanoviç yüzlerce esiri iki sıra üzerine durdurarak kurşuna dizdirdi!"
- "Meydan-ı muharebeden avdet etmiş bir Bulgar askeri, kadın memeleri göstererek, bunların kendisi ve arkadaşları tarafından kirletilmiş İslâm kadınlarından kesildiğini öğünerek söylüyordu!.."
- "Filipe'ye oldukça mühim bir esirler kafilesi getirildi. Bir zabit esirlerin isimlerini yazmaya mecbur edildi. Bir saat sonra zabit, pür hiddet 'Bu alçakları niçin buraya getirdiniz?.. Niçin yolda birer birer öldürmediniz?' dedi!"
- "Bütün angarya işlerinde Müslümanlar'ı kullanıyorlar!.. İslâm oduncuları ve arabacıları Bulgarlar'ın her türlü işlerini bilâ ücret görmeye mecburlar."
- "İkinci Fırka'da müstahdem filipe'nin Bulgar tabiplerinden biri, (ismini biliyorum) Makedonya köylerinden birine vasıl olduklarında, resmî elbisesini giyerek zengin bir Müslüman'ın hanesine müracaat ile kendisinden 2000 lira talep etti! 24 saat zarfında vermediği takdirde kendisini asacağını bildirdi!"
- "Filipe'deki İslamlar'ın en büyük camii, erzak ve mühimmat deposuna tahvil edildi." (Yahudi asıllı yazar ve tarihçi Avram Galanti, Tarih Mecmuası, cilt 3, İstanbul, 1951)
Zayeti adlı Rus gazetesinden bir ifade:
- "Ben iyi bir tesadüfle, bermutad gazete muhabirlerinin gözlerinden kaçan pek çok şeyi görmeye muvaffak oldum... Ben Makedonya'ya, gayr-ı muharip (sivil) ahaliye yardım ulaştırmak maksadıyla gitmiştim."
- "Muharebelerde hazır bulunmadım. Lâkin, âzâsı kesilmiş nâaşlar, yanmış köyler, yağma edilmiş evler, aç kalmış aileler... Bütün bunlardan çok fazlasını gördüm."
- "Galiplerin zafer arabası, memleketi baştan başa katederek onu kana buladı!.. Daha uzaklara, Edirne'ye, Çatalca'ya doğru ilerledi."
- "Türkler'in (başkalarına) mezalimi hakkında gazeteler pek çok şey yazmışlardır. Her Rus okuyucusu Türkler'in öldürmek(!), veya ırza tecavüz etmek(!) (gibi sözde zulmuüyle), Pomak (Müslüman Bulgar) köylerinde atılan kurşunlar, öldürmeye hazır tüfekleri saklayan beyaz bayraklar hakkında kâfi şeyler okumuştur."
- "Lâkin, aynı okuyucu Hıristiyanların TÜrklere uyguladıgı mezalim'e dair pek az şey bilir. Bulgarlar'ı az-çok lekeleyen her nevi kısımları çıkartan Şiddetli sansür sebebiyle, Rus muhabirleri gördüklerini sessiz bırakmayı tercih ediyorlar!"
- "Okuyucu, bundan sonra okuyacağı satırlarda Bulgarlar ve Slavlar aleyhinde bir husumet temayülü aramasın!.. Rus muhabirlerin büyük çoğunluğu gibi ben de Balkan memleketlerine, Bulgar'a karşı büyük bir teveccüh (yakınlık) besleyerek gelmiştim. Lâkin beklediğim gibi olmadı."
- "Muntazam askerler, ahaliden intikam alıyor, tek bir kurşunun atıldığı köyleri yakıyor, erkekleri öldürüyorlardı!.. Yanımdakilerden bir Bulgar subayı, tam bir iftihar ile, 'Kırcali'de, arkamızda hiç bir Türk köyü bırakmadık,' diyordu!"
- "Bir takımın bazı Bulgar cesetlerine tesadüf etmesi, askerlerin zaptı kaabil olmayan vahşi hayvanlar haline gelmesine yetiyordu. Türk köylerine atılıyorlar, erkekleri, bazen kadınları da boğazlıyorlardı!"
- " Askerler bir nevi cinnete tutularak öldürüyorlardı. Halbuki Makedonyalı komitacılar, bu faciaları bir tertip dahilinde, her gün işliyorlardı!.. Muharebenin başından henüz 4 hafta geçmişti ki, SOFYA'nın bütün kahvehanelerinde uzun saçlı, komitacı külâhı giymiş insanlar, ceplerindeki Osmanlı liraları dolu keseleri çıkarıyorlar, tafra satarak 'Bu Türk emeğidir,' diyorlardı!"
- "Nevrekop kazası dahilinde çalışan çete, şöhret bile kazandı. 45 İslâm ailesinden meydana gelen Debrencik köyü, komitacılar ve Bulgar ahali tarafından yakılmış, bütün erkekler öldürülmüştü!. 39 erkek ve kadın bir caminin içinde Diri diri yakılmıştır!.. Karaşöve köyünde bütün Türkler'i, erkek, kadın ve çocukları boğazlamışlardır. Bucan köyünde müslümanları hapsedip yakmaya hazırlanıyorlardı. O sırada bir Türk bağırarak 'askerlerin bir İngiliz zabitinin kumandası altında gelmekte olduğunu" söyledi. Bu, komitacıları kaçırmaya kâfi geldi... Mamafih, 15 gün sonra tekrar gelerek plânlarını tatbik ettiler. Her şeyi yağma ettiler, bütün Müslüman ahaliyi kestiler!"
- "40 müslüman ailesinden ibaret Losna köyünde bütün Müslüman ahali, çocuklar ve kadınlar istisna edilmeksizin, komitacılar ve yerli hıristiyanlar tarafından katledilmişlerdir!"
- "Ben burada, ancak Nevrekop ile Drama arasındaki küçük bir mıntıkada işlenen cinayetten bahsediyorum!.. Daha kuzeydeki yerleri dolaşmadım. Oralarda komitacıların tahribatı daha da müthiş olmuş!"
- "Çok yerde cebren Hıristiyanlık kabul ettirilmiştir. Bazı köylerin çoğu, erkeklerini kestikten sonra, kadınları toplayıp ırzlarına tasallut ederler, sonra tabancayı alınlarına onları ölüm ile Hıristiyanlık arasında muhayyer bırakırlardı!"
- "Okuyucu benim bazı istisnaî halleri hikâye ettiğimi zannetmesin!.. Vaki olan cinayetler istisna değil, umumî kaide idi!.. Her tarafta ırza tecavüz, her şey yağma, her yerde katliamlar icra olunuyordu!"
- "Drama sancağı dahilinde komitacılar köylere gelerek bir kaç Türk'ü yakalıyorlar, onlardan gayet büyük bir kurtuluş fidyesi istiyorlardı. Bazen parayı aldıktan sonra esirleri salıyorlar, bazan da kurşuna diziyorlardı!"
- "Komitacıların gidişinden sonra Bulgar ve Rum ahali gelerek, kalan ne varsa onu yağmaya koyuluyorlardı!.. Bunları bir takım serseri zannetmeyin!.. Hayır!.. Memleketin ileri gelenleri, zenginleri, tahsil görmüş olanları dahi bu yağmalara iştirak ediyorlardı!.."
- "Meselâ Drama'da yağmanın birinci teşvikçisi, Rum metropoliti olmuştur!.. İyi bir misal teşkil etmek için, Türk askerleriyle gitmiş olan bir Türk beyinin evine girerek bütün eşyasını ve ticarî mallarının yarısını kendi evine naklettirdi. Rumlar'ın bir çoğu bunu örnek aldı. Türk evlerinden her şey, halılar, zahireler, hatta âdi çanaklar yağma edildi. Bittabii (daha sonra) müthiş bir kıtlık oldu. Muhtaçlara yardım iç in İngiliz Heyeti geldiği zaman, aç Müslüman kadınlar ve çocuklar tarafından âdeta hücuma uğradı!"
- "Drama'nın etrafında ticaretle zengin büyük köyler vardır. Osmanlı askerinin çekilmesindeni sonra Rum ahali temsilcilerinden meydana gelen komisyonlar, bir nevi Muvakkat hükümet halinde teşekkül etmiştir. Bütün katliamlar bu komisyonların muvaffakiyetiyle (rızasıyla) ve onlar tarafından silahlandırılan (sözde) umumî asayişi temin için (!) tayin edilen insanlar tarafından icra edilmiştir!"
- "Bunlar, bir müslümanın evine girerek, 'kendisinin komisyon tarafından çağrıldığını' söylerler, alıp götürürler, köyün haricinde o biçâreyi öldürürlerdi! Sonra şehidin parmağından yüzüğünü çıkararak evine dönüp hanımına, 'Kocan sıhhattedir. Merak etmemen için sana bu yüzüğü gönderdi. Onu biz kurtardık, onun için bize bir şey ver,' derlerdi. Biçâre kadın son paralarını da onlara verirdi!"
- "Kavala'da bu cinayetler bir ay müddetle devam etmiştir!.. Sarışaban köyünde Bulgar komitacılarla Rumlar cinayetlerini beraber işlemişlerdir. Bütün kadınların ırzına tasallut edilmiş, ve hemen hemen bütün erkekler katlolunmuştu."
- "Drama civarında Doksat köyünde 24 Müslüman, evleri yağme edilmek veya başka sebepler için katledilmiştir!. Köyün camii kiliseye çevrilmiştir."
- "130 haneli Edirnecik (Müslüman) köyünde 25 erkek katledilmiş, 30 kadının ırzına tasallut edilmiştir."
- "Yürekler köyünde her şey yağma edilmiş, 30 kişi öldürülmüştür. Irzına tasallut edilmeyen kadın kalmamıştır!"
- "Kırlıova köyünde Müslüman ahali 200 kadar aileden mürekkep olup hemen hepsi Drama veya Siroz'a kaçmıştı. Bunlardan 100 kadar erkek yakalanarak katledilmiştir."
- "hilekar olis in torunları (yani Rumlar), Bulgarlar'dan daha faalâne cinayetler icra etmişlerdir. Mazaret makamında serdettikleri 'millî intikam'ın hafifletici sebebi de yoktur! çünkü türkler daima rumları emin bir unsur telakki etmişlerdir"
- "Hıristiyanlık Medeniyeti!.. Hilâl'e Karşı Haç!.. Medenî Milletlerin Mukaddes Vazifesi!.. Bu parlak yalanlarla 3 aydan beri sütunlarını kaplayan Avrupa gazateleri, bu sözlerin nasıl müthiş(dehşet verici) bir hakikate çevrildiğini tetkik etmek zahmetine katlansalar!"
Bu Rus gazetecinin Balkanlar'daki Bulgar ve yunan mezalimi anlatan ifadeleri gibi, foğu anadolu'da aynı yıllarda uygulanan Ermeni zulüm ve vahşetini de anlatan pek çok rus ve diğer ecnebi yazarlar, askerler, resmî görevliler vardır. Bir kısmının eserleri aşağıda verilmiştir.
Aşağıda Milan'da yayınlanan Sekolo gazetesinin Rumeli'ndeki hususi muhabiri Mösyo lüsiyen manirini'nin Selânik'ten yazdığı Nisan 1913 tarihli mektubundan ibareler okuyacaksınız:
- "Artık sükût edemiyoruz!"
- Boğazlanan Makedonya masumlarının halini, Selanik'te Bulgarlar tarafından Türkler'e yapılan katliam ve hırsızlıkları bütün fecaatiyle, bütün vahşetiyle his ve idrak ediyoruz!"
- "Muharebe ilân edildi, Balkarlar'ın vahşileri Bulgarlar, bir kan ve ateş şelâlesi gibi hücum ettiler. Binlerce Türk köylüleri evlerinin yakıldığını, yağma edildiğini, karı ve kızlarının iffet ve namuslarının kirletildiğini ve sevdikleri kimselerin ölüm titremelerinin yayıldığını görmüşlerdir."
-Bu yerlerden 'Hıristiyan Medeniyeti'(!) geçiyordu!.. Veyl mağluplara!.."
- "Bulgaristan'ın orduları Türk ordusuna karşı değil, fakat Türk ırk ve nesline karşı muharebe ediyorlardı!"
- "Konsoloslar binlerce vesikaya mâlik bulunuyorlar!.. Kurbanların listesi pek tafsilâtlı ve fecîdir. Bu listelerden 50.000 Türk'ün boğazlandığı anlaşılıyor!"
- "Yunan ordusunu gayr-ı memnun bir nazarla karşılayan selanik ahalisi, Bulgar işgâlinden kurtulmalarını, büyük bir nimet telâkki ediyorlar!"
Evet, bir de bu var!.. Türk devleti'nin yönetiminden, vaktiyle yeniçerilerin zulmünden şikâyet edenler, kendi dindaşlarının işgâline uğrayınca Hanya'yı, Konya'yı anlamışlar!.. Bu, hep böyle olmuştur! 1. Cihan Savaşı'nda Türk ordusunu arkadan vuran Araplar, Osmanlı hâkimiyetinden çıkmak için gavurla iş birliği yapan Araplar; çok kısa bir süre İngiliz ve Fransız işgâlinde kalınca, akılları başlarına gelmiş, 1920'lerde Mustafa kemal'e başvurmuş, "Aman, bizi de kurtar!" demişlerdi! Mustafa kemal'in cevabı, "Birleşin, kendinizi kurtarın. Sonra isterseniz, gene bir devlet oluruz," şeklinde idi.
Mektuba devam ediyoruz:
- "Komitacıların çeteleri ve muntazam Bulgar askerleri, müslümanların fecî imhasına iştirak etmişlerdir. Selanik'te İtalyanlar, Almanlar ve Fransızlar'la görüşerek Bulgarlar'ın neler yaptıklarını sorduğum zaman, 'şenaat, şenaat' cevabını vermişlerdir!"
- "Bütün köyler yağma ve tahrip edilmiştir. siroz'da 800 Müslüman boğazlanmış, Siroz kumandanlığına da, bu kıtalleri icra eden komitacıların reisi getirilmiştir!"
- "Diğer bir köyde çete reislerinden Donço, camileri İslâm kadın ve çocukları ile doldurduktan sonra bombalarla berhava etmiştir."
- "Çete reislerinden çernopeyef 200 komitacıyla Kavala'ya girerek ahaliye 1.000.000 vergi tarhetmiştir. 7 Yahudi zengini ölüm tehdidi altında 22.000 lira kurtuluş fidyesi vermeye mecbur kalmışlardır. Kavala ve Dedeağaç'ta binlerce Müslüman boğazlanmıştır."
- "Selanik dahilinde seyahat eden bir Katolik, bana gönderdiği mektupta, 'Tahrip edilmiş Müslüman evleri enkazı arasında çocuk ve kadın cesetleri görülüyor. Irz ve namusları kirletilen kadınların vücutları parçalanan Türkler'in, cebrî vaftizlerin, yağma ve hırsızlıkların miktarı haddi aşmıştır,' diyordu."
- "Bir kaç gün evvel Osmaniye kazasından bir heyet büyük devletlerinin konsoloslarını ziyaret ederek aşağıdaki muhtırayı vermişlerdir:
- "Biz Osmaniye kazasına tâbi Bahçeova köyü sâkinlerindeniz. Kazamızın Müslüman ahalisi Bulgar ordusunun kıtalinden korktuğu cihetle siroz,demirhisar,doyran,usturumca kazalarına iltica etmişlerdir. Bilâhare Bulgar vahşetinin kesileceği, namus ve hayatlarının himaye edileceğini zannettikleri cihetle yuvalarına dönmüşlerdir."
- "Fakat ahali köylerine vasıl oldukları zaman, Bulgarlar tarafından tecavüze uğramış, gayr-ı kaabil-i tasvir işkencelere düçâr edilmişlerdir."
- "Bu 14 köyün bütün genç kızlarının namusu heder edilmiş, bunların en güzelleri Hıristiyanlaşmaya mecbur edilmiştir. Hıristiyanlıktan istinkaf eyleyen bir köylü, dövülmüş ve öldürülmüştür."
- "Medenî milletlerde bir merhamet zerresi ve insaniyet kalmadı mı?.. Bu felâket hallerine nihayet verecek tedbirleri almalarını rica ederiz. "
İmza: Şükrü oğlu Salih, Ahmet oğlu Mehmet
Brüksel'de Le soir gazetesine Selanik'ten gönderilen bir mektupta deniyor ki:
- "Selanik artık Avrupa'da değildir. Âdeta Afrika'ya naklolunmuş gibidir!"
- "Makedonya bugün Dante'nin bile tasavvur edemediği derecede hayalleri aşan bir takım mezalim ve felâketlere sahne oluyor!"
Bilindiği gibi, meşhur İtalyan şairi Dante, "İlâhî Komedi" adlı eserinde korkunç cehennem tasvirleri yapmıştır... Mektuba devam edelim:
- "Bulgarlar, Sırp ve Yunanlar'ın Trakya, eski Sırbistan, Epir ve Makedonya'ya doğru yürüdüklerini biliyorsunuz."
- "Askerleri halim ve selim, kanaatkâr, bedenleri kuvvetli ve bahadır olan Osmanlı ordusunun her türlü teşkilâttan mahrum olduğunu da öğrendiniz."
- "Fakat gazetecilerin yazmadıkları şeyler, muzaffer orduların zulüm ve vahşetidir!"
- "Yunanlar, Bulgarlar ve Sırplar geçtikleri havalide çocuk, kadın ihtiyar, bütün Türkler'i öldürüyorlar! Kasabaları yaktıktan, cami ve minareleri yıktıktan sonra, bütün Müslümanlar'ı yok ediyorlar!"
- "Bazı kasabalarda hiç bir Müslüman, hiç bir cami ve hiç bir mesken kalmamıştır! Bulgar hududunda bulunan cumayıbala'dan Selanik'e kadar komitacıların yanında gelmiş olan arkadaşlarımdan biri, bütün Müslümanlar'ın katliam edilmiş olduğunu naklediyor! Yollar cesetler ile doludur."
- "Müthiş bir Haçlı muharebesi karşısında bulunuyoruz. Bu muharebe Müslümanlar'ı imha ve ortadan kaldırmak maksadıyla vuku bulmaktadır! Bütün memleketin Hıristiyanlar'dan ibaret kalması için, ittifakla Müslümanlar'ın tamamiyle ortadan kalkmasını arzu eylemektedirler!"
- "Selanik'te bir gece içinde 150 Müslüman öldürmüşlerdir!.. Bu Müslümanlar sığınacak yer bulamadıkları cihetle, kahvehanelerde yatmaktaydılar."
- "Bulgarlar, Baruthane'ye ateş vererek 1000 Osmanlı askerinin mahvolmasına sebebiyet vermişlerdi."
- "Yakın bir zamana kadar Osmanlı avrupası'nda hiç bir Müslüman kalmayacağına emin olabilirsiniz!"
Kavala'da bir ecnebi madamın Viyana'daki babasına gönderdiği, ve Weinersunon Montag Zeitung gazetesinde yayınlanan mektubu:
- "Bundan tam bir ay evvel, sabah saat 8'e doğru atlarına binmiş 5 Bulgar komitacısı şehre girerek Kaymakam'ı esir ettikten sonra, Kavala'yı bir 'Bulgar Limanı' ilan etmişlerdir."
- "İşgâlin ertesi günü Türkler aleyhine katliama başlanmıştır. Müslümanlar'ın ileri gelenleri hapsedilerek muhakemesiz idam olunmuşlardır."
- "Gece yarısına doğru bütün mahpuslar uykudan kaldırılarak çırılçıplak bir halde ikişer üçer bağlandıktan sonra, keskin süngüler zavallıların karınlarına saplatılmış ve dipçiklerle müthiş surette dövülmüşlerdir."
- " Birinci gecede 39, ikinci gecede 15, üçüncü gecede 8 ve daha sonra 30 kişi öldürülmüştür. Kavala'da yokedilenlerin sayısı 115 kişiye bâliğ olmaktadır."
- "Kavala'ya etraf köylerden gelen muhacirleri, 'hayatlarının mahfuzu kalacağına' dair teminat vererek geri göndermişler, buna rağmen muhacirlerden büyük kısmı katledilmişlerdir."
- "Siroz'da nefsini müdafaaya kalkışan Türkler, düşman askerlerinden 2 kişiyi öldürdüklerinden, Bulgar zabiti, 'Şimdi saat 4'tür, yarın saat 4'e kadar Türkler'e istediğinizi yapabilirsiniz,' demiştir! Bulgarlar bu müsaade üzerine canavarlar gibi katliam yapmışlardır. 24 saat zarfında öldürülen Müslümanların miktarı 1.200, bir rivayete göre de 1.900'dür."
- "İskeçe'de kaçışan ahaliyi alçak Bulgar askerleri takip ederek, ellerine geçirdiklerini Parça parça etmişlerdir!"
_ "Drama'da Türk zenginlerden birisinin kafası kesildikten sonra, bir sandık üzerine konmuş, maktulün ağzına bir de pipo sıkıştırılmıştır!.. Drama'da Türkler aleyhine icra edilen katliamları müteakip, Museviler'e karşı tecavüze başlanmıştır! Musevi zenginlerinden birkaçı Sarışaban'a sevkedilerek 6 gün müddetle en ağır işkencelere uğratıldıktan sonra 11.000 Osmanlı lirası fidye-i necat mukabilinde salıverilmişlerdir."
- "Müslüman ailelerin hanelerine cebren girilerek kadınların ırzına geçilmiştir. Müslüman hanımlardan birinin burun ve memeleri kesildiği gibi, çocuğunun gözleri önünde katlolunmuştur!"



İngiliz Daily Telgraph gazetesinin Peşte muhabiri şu haberi geçmişti:
- "Bulgaristan Kralı Ferdinand, 'Salip ile Hilâl arasındaki cidal'den bahsetmiştir. Salip (haç) insaniyet ve merhamet timsali olduğu halde, iş bu merkezde cereyan etmemiştir."
- "Sırp asker ve zabitlerinin Arnavutluk'ta icra ettikleri vahşet ve gaddarlıklar, harb muhabirlerinin raporlarıyla sübut (ispat) mertebesine ulaşmıştır."
- "Ben bu raporları görmek fırsatını buldum. General yankoviç'in kumandası altında bulunun askerlerinin silahlı Arnavutlar'ı katl ve idamla iktifa etmeyip, kan içiciliklerini silahsız erkek , ihtiyar ve kadınlara, çocuklara ve henüz beşikteki bebeklere karşı bile ortaya koymuşlardır."
- "Kumonuva ile Üskip arasında 3.000 kişi öldürülüp yokedilmiştir!"
- "Priştina civarında 5.000 kişi Sırp sulmü altında mahvedilmişlerdir."
- "Birçok köylerde bütün evler ateşe atılmış, ve o evlerin biçâre halkı avlulardan kaçarken fareler gibi öldürülmüşlerdir. Erkekler, kendi aile ve çocuklarının gözü önünde kurşunla öldürülmüşlerdir. Sonra zavallı kadınlara ciğerpârelerinin (çocuklarının) süngülerle parçalanmaları, cebren seyrettirilmiştir."
Fruzvik'teki Sırp kumandanı, firarileri geri dönerek silahlarını teslim etmeye davet etmiştir. Bunlar silahlarını teslim ettikten sonra, 400 kişi birden, öldürülmüşlerdir. Bütün Fruzvik'te 5-6 Müslüman ailesi sağ bırakılmıştır. Baros'ta ve Priştinede'de ahali tamamen öldürülmüştür. Sırp subayları Müslüman Arnavutlar'ı 'av hayvanı gibi öldürdüklerini' kendileri söylemişlerdir!"
Olaylara şahit olan bir Kızılhaç doktoru şunları anlatıyor:
- "Her nerede Arnavut görülmüş ise, merhametsizce öldürülmüştür! Kadınlar, çocuklar ve ihtiyarlar dahi istisna edilmemiştir! Eski Sırbistan'da alevler içinde kalmış köyler gördüm. Kiratova civarında General İstefanoviç, yüzlerce esiri iki sıraya dizmiş ve ve makinalı tüfekle öldürmüştür. başka bir General ise, Senice civarında 950 Arnavut ve Türk ileri gelenlerini öldürmüştür."
Bahsedilen olaylar 1912'de, yani neredeyse 100 sene önce!.. Ama biz Sırplar'ın 10 sene önce Bosna'da ve Kosova'da yaptıklarını da biliyoruz!. Hiç değişiklik yok!.. Rumlar'ın Kıbrıs'ta yaptıklarını da biliyoruz. Hep bilelim ve hiç unutmayalım!..
Biz milyonlarca kilometre kare toprak fethettik. Milyonlarca gayrımüslim insanı hudutlarımız içine aldık, ne erkeklere, ne kadınlara, hiç bir zaman böyle zulüm yapmadık!.. O yüzdendir ki, bugün Sırbıstan'da Sırplar, Romanya'da Romenler, Yunanistan'da Yunanlar, ve endülüs'te İspanyol ve Portekizliler yaşıyor!.. Ama Haçlılar'ın girdiği her diyarda yerli halk yok ediliyor!.. İki koca Amerika kıtasında neredeyse hiç kızılderili kalmadı. Koskoca Avustralya kıtasında aboriginler tükendi!. Ve 500 yıllık Osmanlı Avrupa'nda göçmen işçilerimizden bile daha az Türk kaldı!.
Dünyada en çok soykırıma uğrayan millet türkler'dir!..

Sırbistan'da kurulmuş olan âdil düzen zamanla bozulmuş, ahali kalelerde oturan yeniçeri dayılarının keyfî davranışlarına maruz kalmışlardı... 1794'de Belgrad valiliğine gönderilen Hacı Mustafa Paşa reayayı koruyucu tutumundan dolayı Sırplar arasında "baba" diye anılmaya başlamıştı. Ancak keyifleri kaçan yeniçeriler 1801'de Hacı Mustafa Paşa'yı öldürdüler, ve ülkede bir baskı rejimi yarattılar.
O dönemde sadece Sırbistan'da da değil, ülkenin dört bir yanında eşkiyanın, ağaların, âyânın, derebeylerinin ve yeniçeri dayılarının zulmü ve baskısı vardı. Devlet bunlarla başa çıkamıyordu. Ama bu baskı ve zulüm hiç bir zaman toplu katliam, toplu ırza tasallut ve toplu talan şeklinde değildi. Ne varki, isyanlar ile birlikte durum değişti. Türkler ve müslümanlar hep ezilen taraf oldu!
Yeniçeri dayıları daha sonra Knez adı verilen Sırp ileri gelenlerinden bir kaçını ldürdüler. (1804) Bunun üzerine Sırp isyanı başladı. Asiler Kara yorgi adlı Knez'i başkan seçtiler. Kara yorgi, Sırp Millet Meclisi'ni (Skupçina) topladı. skupç ina, Kara yorgi'yi Baş Knez seçerek Sırbistan'ın istiklalini sağlayıncaya kadar Osmanlı Devleti ile savaşmaya karar verdi. Bu adam dağda eşkiyalık, Avusturya ordusunda askerlik yapmış biri idi. Yeniçerilere karşı gerilla taktiği uygulamaya başladı. "Padişaha sâdık bir kul olduğunu" ilan ederek müslümanların bile desteğini sağladı. Bu sıralarda Ruslar, Eflâk ve Boğdan'a girdiler ve 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı de başladı. Çar, Sırp asilerine, Türklere karşı beraber savaşmak için anlaşma teklifinde bulundu. Sırp asileri, Ruslardan gördükleri destek ve teşvikler sonucu, Bosna'ya hücum ettiler. Drina Nehri'ni geçen Sırplar; Bosna'ya ait Yadar, Rodiyavana ve daha birkaç nahiyeyi aldılar ve hatta Kuzey Bosna'da bulunan Böğürdelen Kalesi'ni zapt ederek halkını kılıçtan geçirdiler. Böğürdelen katliamından sonra, Drina bölgesinde bulunan daha birkaç Bosna arazisi ve halkı Sırp asilerinin hücum, yağma ve baskısına mâruz kaldı. Bu olaylar sonucu, Karadağ ve Sırbistan'da yaşayan çok sayıda Müslüman, Bosna'ya iltica etmek zorunda kaldı. Ancak tüm bu gelişmelere ve saldırılara rağmen Bosna halkı, Bosna'yı korumak için saldırılara karşı koydu ve mücadelesini sürdürdü. Hatta, Banyaluka ve civarında Sırplar lehine reaya tarafından başlatılan bazı ayaklanmaları da bastırdı. Sırplar'ın ve Kara yorgi'nin gerçek amacını başlangıçta anlayamayan Bosnalılar, bu amacı kısa sürede fark ettiler ve Sırp saldırılarına karşı genel bir harp hazırlığına başladılar.
1807 yılında kaptanlar, beyler ve diğer Bosna ileri gelenleri eyaletin merkezi olan Travnik'te toplanarak Vali mehmet hüsrev paşa'ya Bosna'yı ve dinlerini ölünceye kadar savunacaklarına dâir söz verdiler. Toplantı ve alınan kararlardan sonra, ihmal edilen kalelerin tahkimatına başlandı. Hudut bölgelerinde zarar gören halka, mal ve canlarının güvenliğini korumaları için silah dağıtıldı.
Sırbistan'a karşı hazırlıklar devam ederken 1808 yılında Sırplar, Bosna'daki Ortodoks reayı ayaklandırmak için teşebbüse geçtiler ve bunda sınırlı da olsa muvaffak oldular. Özellikle Gradikça halkının ayaklanmaya katılmaları bütün Sava Nehri boyunca birçok Hıristiyan halkın da bu ayaklanmaya katılmasına sebep oldu. Bosna beyleri bu isyanları yer yer bastırmaya muvaffak oldular.
1809 yılı baharında Ruslarla harp yeniden başlayınca, Sırplar Karadağlılar'la birlikte Bosna-Hersek'te taarruza geçtiler. kara yorgi, 1806 yılında olduğu gibi, bu defa da Karadağ ile birleşmek ümidiyle Yenipazar istikametinde hücumlarını artırdı. Gladniça'yı ve Bosna'dan Rumeli'ye giden yolların kavşak noktası olan Senice'yi ele geçirdi. Bosna halkı ve beyleri, Sırp saldırılarına karşı mücadelelere devam ederken, Osmanlı Devleti, Niş'te bulunan Serasker Hurşit paşa'yı Sırp problemini çözmek için görevlendirdi. Bosna Valisi İbrahim hilmi paşa ve 30.000 kişilik Bosna Ordusu (Ordunun dörtte birini Hristiyan reaya teşkil ediyordu.) ile Niş'ten hareket eden Serasker Hurşit paşa, koordineli olarak Sirbistan'a hücuma geçtiler. Bosna ve Osmanlı birlikleri, 10 Temmuz 1810'da Drina'yı geçti ve Belgrad üzerine yürüdü. Ancak, Ruslar'ın Sırplar'a yardımı sebebiyle Belgrad ele geçirilemedi. 1810-1811 yılını her iki taraf hazırlıkla geçirdi.
Sırbistan sorunu, giderek Rusya ve Avusturya arasında bir anlaşmazlık konusu halini almaya başladı. kara yorgi, gelişen durumdan da istifade ederek Aralık 1808'de kendisini bütün Sırplar'ın başkanı ilan ettirdi ve verasete dayanan Sırp monarşisini kurdu. Avusturya Başbakanı Metternich, doğmakta olan Sırbistan hakkında şunları söyledi: "Doğmakta olan Sırbistan, Rusya ile Avusturya arasında bir oyuncaktan başka bir şey değildir. Böyle olmaktan ise Sırbistan'ın Türkler'de kalması daha hayırlıdır."
Sonunda Rusya'nın baskısı ile Kuzey Sırbistan'a muhtariyet addedilebilecek imtiyazlar tanındı. Miloş Obrenoviç adlı bir domuz tüccarını Baş Knez seçtiler. (1812) Daha sonra Miloş Obrenoviç isyan etti, ve Sırplar 1829 Edirne Anlaşması ile yarı bağımsızlık elde ettiler.
Bu isyanlar sırasında Türk ve Müslüman ahali büyük kayıplara uğradı ve sağ kalanlar göç etmek zorunda kaldılar.
Yunan isyanı
Osmanlı devleti'nden koparak ilk devlet haline gelen yunanistan'dır. Sultan 2. Mahmud zamanında Ruslar'ın teşviki ile mora'da isyan çıkarmışlar ve Türkler'i öldürmeye başlamışlardı. Aslında yanya'da tepedelenli ali paşa vardı ve Rumlar'ı kontrol altında tutuyordu.
Rumlar çoğunluk olarak Mora, Tesalya ve Ege Adaları'nda bulunmaktaydı... Eski Grek medeniyetine sempati duyan Batılı ülkeler, ve Ortodokslar'ı hakimiyetine almak isteyen Rusya'nın teşviki ile Mora'da isyan çıktı. Zaten 1758-1774 Rus harbi sırasında bazı Ruslar Mora'ya yerleşmiş ve milliyetçi kışkırtmalara başlamıştı... Etniki Eterya Cemiyeti 1814 yılında iki Rum ve bir Bulgar tarafından kurulmuştu. Amacı Yunan Patriği'nin idaresinde Bizans İmparatorluğu'nu yeniden kurmaktı. Rus Çarı'nın harp yaveri Aleksandr İpsilanti cemiyetin esas yöneticisi idi. Aleksandır, aslında Rum olup, Türkler'e ihanet ederek Rusya'ya kaçmış olan Konstantin İpsilanti'nin oğlu idi. Etkili mevkie gelmesini de, o dönemde Rus Dışileri Bakanı'nın Rum asıllı olmasına borçluydu!
O dönemde Mora, Tepedelenli Ali Paşa'nın idaresinde idi... Paşa'nın doktoru Rum olduğu ve Paşa onu akıllıca kullandığı için, Rumlar'ın faaliyetinden haberdar idi. Komitacıların Yanya Rum despotuna yazdıkları mektubu eline geçirmişti. Despotu çağırmış, mektubu uzatmış, "okusanız da bir dinlesem," demişti!.. O an despota korkudan nüzul indi ve öldü!
Ali Paşa, Babıâli'yi de isyan hazırlığından haberdar etti... Ancak Sultan 2. Mahmud'un mühürdarı olan Halet Efendi, hem Rumlar'la menfaat ilişkisi olduğu için, hem de Ali Paşa kendisine göndermekte olduğu hediyeleri kestiği için, konuyu önemsiz gösterdi!.. Üstelik Ali Paşa aleyhine tezvirlerde bulundu. İngiliz elçisinin isyan uyarması üzerine, Mora'ya birini göndermek zorunda kaldı, ama gönderdiği kişi Etniki Eterya gizli üyesi Nikola Moruzi idi!.. O da Rum ahalinin sadakatini bildiren raporlar düzdü!
Bu arada Ali Paşa Ovlonya mutasarrıfı İbrahim Paşa'yı hapsetmiş, onun sancağını da kendi idaresine almıştı. Sultan 2. Mahmud bu densiz olaya çok hiddetlendi ve Ali Paşa'nın cezalandırılmasını istedi.
Halbuki Tepedelenli Ali Paşa eskiden bir çete reisi olmasına rağmen, pek çok yararlılığı görülmüş dirayetli bir devlet adamı idi. Oğulları, torunu da devlet hizmetinde paşa olmuştu. Rumlar'ı da tam denetim altında tutuyordu. Kendisine Yanya dışındaki yerlerden el çekmesi emrolundu. Paşa af diledi. Ancak Halet Efendi affın kabulüne engel olduğu gibi, Paşa'nın vezirliğini de geri alındı. Bunun üzerine Paşa isyan etti!.. Üzerine Hurşit Paşa komutasında ordu gönderildi.
Rumlar hem Tepedelenli Ali Paşa'nın itibardan düşmesi, hem de ordunun onunla meşgul olmasını fırsat bilerek isyan vaktinin geldiğine karar verdiler. İpsilanti, önce Eflâk ve Boğdan'da (Romanya) isyan başlattı. Devlet böylece müşgül durumda kalınca, Mora Rumları da isyan ettiler. (1820) Patras Patriği Pol Germanos bütün Rumlar'ı Türkler'e karşı savaşa davet etti. Tüccar Rumlar'ın 600 kadar gemisi vardı. Bunlar Ege adalarına isyanı yaydılar. İslâm ahali ve askerler kalelere kapanarak kendilerini savunmaya koyuldular. Fakat merkezden yardım görmedikleri için, kaleler teker teker asilerin eline geçti. Asiler ele geçirdikleri şehirlerde müslümanları öldürdüler, mallarını yağma ettiler.
İstanbul'da Fener Patriği Gregoryos'un hem Etniki Eterya üyesi, hem de isyanın teşvikçilerinden olduğu anlaşılınca, Patrikhane'nin orta kapısına dinî elbiseleri ile asıldı. Onunla birlikte bir çok metropolit asıldı. Patriğin asılması, Rumlar'ı kinlendirdi. O tarihten beri Orta Kapı kapalıdır ve Rumlar "aynı yerde bir müslüman din liderini asmadıkça" kapıyı açmayacaklarını beyan ederler!.. Eskiden Heybeliada Ruhban Okulu'nun bitiren papazlar bu kapı önünde aynı yemini tekrarlardı!
Bu arada Tepedelenli Ali Paşa ele geçmiş ve idam edilmişti. Bu, o bölgede büyük bir otorite kaybı yarattı. Hürşit Paşa serbest kalan ordusuyla isyancıların üzerine yürüdü, ancak yeterli olmadı. 1826'da, bütün bu karışıklıkların arasında yeniçerileri topa tutarak ortadan aldırmış ve böylece ordusuz kalmış olan Sultan 2. Mahmud, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'dan yardım istedi. Mehmet Ali Paşa, "Girit ve Mora valiliği kendisine verilmesi" kaydı ile oğlu İbrahim Paşa'yı görevlendirdi. İbrahim Paşa 400 gemi ve 16.000 kişilik bir ordu ile geldi, Osmanlı kuvvetleri ile birleşti ve dört yıldır bastırılamayan isyanı hızla bastırdı. (1827)
Ancak büyük devletler müdahale ettiler. Ruslar ve İngilizler 4 Nisan 1827'de Sen Petersburg Protokolü'nü imzaladılar. Buna göre Yunanistan, Osmanlı Devleti'ne bağlı muhtar bir devlet haline gelecek, ve bütün Türkler Mora'yı terkedecekti!.. Daha sonra Fransa'nın da katıldığı aynı yönde Londra Muahedesi imzalandı. (6 Temmuz 1827)Osmanlı Devleti baskıyı kabul etmedi. Bunun üzerine bu üç devletin donanmaları Osmanlı ve Mısır donanmalarının bulunduğu Navarin'i bastılar, ve Türk gemilerini batırdılar, 10.000'den fazla askerimizi ne olduğunu anlamadan öldürdüler. (20 Kasım 1827) Böylece Meternich'in ifadesiyle "Navarin ile tarihte yeni bir devir" başlamış oldu!..
Ortada bir harb yokken Türk donanmasının yakılması üzerine Osmanlı Devleti tzminat ve tarziye (özür) istedi. Tabii kabul edilmedi. Fransızlar İbrahim Paşa kuvvetlerinin Mısır'a götürülmesi için gemiler yolladı ve 30.000 asker ile Mora'yı işgal etti. Rusya Osmanlı Devleti'ne harb açtı! (1828)
Tarih kitaplarımızda "reformcu, devrimci" diye adlandırılan Sultan 2. Mahmud, işte devletimizin başına böyle büyük gaileler açmıştır!.. Dirayetli Alemdar Mustafa Paşa'nın öldürülmesine göz yumması, Tepedelenli Ali Paşa'yı isyana sevkedip öldürtmesi, Yeniçeri ordusu zamansız ortadan kaldırması, çevresindeki ihtiraslı kişilerin telkinlerine kapılması, Rus savaşında mağlup olup ağır şartlar taşıyan Edirne Antlaşması'nı imzalamak zorunda kalması (1829), Cezayir'in Fransa tarafından işgal edilmesi (1830), daha sonra gereksiz yere Mısır'la savaşıp devleti Rusya'nın himayesine muhtaç etmesi (Hünkariskelesi Antlaşması ile) ve nihayet 33. dereceden mason Mustafa Reşit paşa'nın teşviki ile, tümüyle İngiliz Büyükelçisi Canning tarafından hazırlanmış olan, kapitülasyon niteliğindeki 1838 İngiliz Ticaret Antlaşması'nı imzalayıp Tanzimat'ın yolunu açması, ülkeyi batırmıştır!
Yunanistan'ın Mora yarımadası ve Kiklat Adaları'nda kuruluşu da, bu Edirne Antlaşması sonucunda oldu.
Mora yarımadası ve adalar katliamı :
1820 “Mora İsyanı” sırasında, isyancıların parolası: “Hiçbir Türk kalmayacak, ne Mora’da, ne de dünyada” idi. Nisan ayında ayaklanma, genelleşmişti. Her yerde, daha önceden kararlaştırılmış bir işareti almış gibi, köylüler ayaklanmakta ve yakalayabildikleri bütün Türkleri, erkeği ile kadını ile çocuklarıyla kıyımdan geçirmekte idi."Hiçbir Türk kalmayacak, ne Mora'da, ne dünyada!" ağızdan ağza dolaşarak bir kökten kazıma savaşının başlangıcını ilan eden şarkı böyle diyordu. Mora'nın Müslüman nüfusu 25.000 kişi olarak hesaplanmıştı. Ayaklanmanın patlak vermesinden sonraki üç hafta içinde, kentlere kaçabilenler dışında bir tek Müslüman bırakılmamıştı. ( Thomas Gordon, History of The Greek Revolution s.149 Edinburg and London, 1832) Buna rağmen Avrupa başkentlerinde “Türkler'in zalimlikleri" anlatıldı ve masum Yunan halkının özgürlüğü için yardım kampanyaları başlatıldı ve gönüllüler toplandı, canavar ruhlu isyancılara katıldılar!
W. Allison Philips adlı bir İngiliz tarihçisinin kaleminden :
- "Yunanistan'da Türkler'in telef edilmesi, savaş zamanlarının olağan telâfatı değildi. Türklerin hepsi, kadınlar ve çocuklar da aralarında olarak, Yunan çetelerince alınıp götürülüyor ve öldürülüyordu. Tek istisna az sayıda kadınla çocuğun köleleştirilmesiydi."
"Üç gün boyunca zavallı (Türk) yerleşimciler bir vahşiler güruhunun şehvetine ve zulmüne teslim edildiler. Ne cinsiyet ne de yaş yönünden bir esirgeme yapıldı. Kadınlar ve çocuklar öldürülmeden önce işkenceden geçirildiler... Kıyım öylesine b üyük ölçüdeydi ki (çete reislerinden) Kolokationes'in kendisi bile, kasabaya girdiğinde, Yukarı Hisar kapısından başlayarak "atımın ayağı hiç yere değmedi" demektedir. İlerlediği zafer kutlama töreni yolu, (Türk) cesetlerinden bir halı ile döşenmişti."
(The War of Greek İndependence, 1821 to 1833, New York, 1897, s.60–61; Justin Mc Carty, Ölüm ve Sürgün s.9 (Çeviren Bilge Umar, İnkilâp, İstanbul –1998)
Sakız Adası’nda bulunan, Nea Moni Manastırı’nda sergilenen “Türklerin eseri” olarak sergilenen o kurukafalar, Rumlar tarafından katledilen Türklere aittir. Bunun tesbiti de DNA araştırmaları ile mümkündür.
Sakız Adası’nda, Mora İsyanı sırasında Rum eşkıyası; yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde Türklere saldırılar düzenledikleri gibi, 1921 yılında da Sisam adasında silahlanarak, irili ufaklı 77 parça donanma ile Sakız’a hücum ettiler. O sırada Sakız Muhafızı olarak Mehmet Emin Vahit Paşa görev yapıyordu. Yanında sekiz yüz kadar adamı olan paşanın yardımına Aydın Vilayeti merkez sancağı olan Sığla Sancağı Beyi İlyaszade Hacı İlyas Ağa kumandasında altı yüz kadar asker geldi. Vahit Paşa bu gücü yeterli görmeyerek Bâbıâli’den ayrıca asker gönderilmesini istedi ise de Bâbıâli; İstanbul’da bulunan Sakızlı Rum tüccarların verdiği yalan teminata kanarak kuvvet göndermedi. Kısa zaman sonra da eşkıyalar, altı bin kişilik bir güçle Sakız’a çıktılar. Bütün Sakızlı Rumlarlar ayaklanarak bunlara katılınca, askerler kasabayı bırakarak kaleye çekildi. Günlerce süren bir çatışma başladı. Sakız kasabası çatışma ve yangından harabeye döndü.
Olay haber alınınca İzmir’den ve diğer sahillerden Çeşme Limanı’na çok sayıda Türk birikti. O tarihte İzmir mevki kumandanı Camgözoğlu Süleyman Ağa idi. Süleyman Ağa; Bâbıâli’ye sormadan oluşturduğu gönüllü kıtasını kendi adamlarından Yusuf Bayraktar isminde bir kahramanın emrine vererek yardıma gönderdi. Ancak Yunan gemileri aradaki boğazı tutmuş olduklarından ilk anda Sakız’a geçemediler. Bu ablukayı iki kişi yarabildi. Bunlardan biri Çeşmeli Ömer Reis’ti. Teknesine aldığı doksan iki kişi ile bir gece yarısı gizlice Sakız’a geçti. Diğeri ise Çeşmeli Ali Reis’in hazırladığı gemilerle ablukayı yaran ve müfrezesiyle birlikte Sakız’a çıkan Yusuf Bayraktar’dı. Bu sayede Rum eşkıya; Sakız Kalesi’ni alamadı.
Bu arada adanın Fransa Konsolosu; Vahit Paşa’ya giderek yardım önerdi. “Sakız sahilinde duran Fransız gemisiyle, İlyas Ağa ve diğerlerini Anadolu yakasına geçirmeye ve gemiden mühimmat vermeye hazır olduğunu” söyledi. Ancak amacı; kale içindekilerin güçlerini anlamaktı. Vahit Paşa; oldukça sert bir cevap verdi : “Başım sıkışırsa cephaneleri ateş verir, bütün memleketi yakarım!”
O günlerle ilgili halk arasında yayılan bir söylenceye göre; Yusuf Bayraktar; Sakız’da, Rumlar tarafından ablukaya alınır. Ortalığın zifiri karanlık olduğu bir gece yarısı gerçekleşen bu ablukada tek başına çarpışan, ancak takatı kesilen Yusuf Bayraktar’ı yarılan bir duvarın içinden çıkan aksakallı bir ihtiyar kolundan tutarak ablukanın dışına götürür.
Savaşın başlamasından yaklaşık üç hafta sonra İstanbul’dan Nasuhoğlu Ali Paşa Kumandasında gelen Osmanlı donanması Sakız önüne demir attı. Eşkıya gemileri Sakız’ın arka tarafına kaçtılar. Bunun üzerine Çeşme sahilinde bekleyen Aydın’dan gelen bir Zeybek kıtası ile Manisa Sancak askeri adaya çıktı. Kale çevresindeki şiddet bir çatışmada eşkıya alt edildi. Otuz top ellerinden alındığı gibi pek çok gemileri de ele geçti. Sakız dağlarına kaçan bazı çetecileri Zeybek ve Manisa kıtaları; Alaiyeli Abdi paşa kumandasında bir tarama hareketi yaparak temizledi. Yapacak bir şeyi kalmayan Yusuf Bayraktar müfrezesi İzmir’e döndü.
Bu başarının ardından Vahit Paşa; civar adalardaki eşkıyanın da temizlenmesi gereğini ileri sürdü. Ancak Amiral Nasuhoğlu Ali Paşa bu teklifi kabul etmedi ve görevinin Mora isyanını izlemek olduğundan söz ederek, diğer adalar için donanmadan gemi ayırıp veremeyeceğini söyledi. Amiral; Vahit Paşa’yı, Vahit Paşa da amirali Bâbıâli’ye şikâyet etti. Saray entrikaları Sonucunda Vahit Paşa görevden affını istemeye mecbur oldu. İstanbul yönetimi Vahit Paşa’nın Anadolu yakasına geçmesine izin verdi ve Alaiyeli Abdi Paşa, onun yerine Sakız kumandanı olarak atandı.
Ancak sonradan gelişen olaylar, Vahit Paşa’ya hak verdirmiştir. Hem Mora'da, hem Sakız Adası'nda hem diğer adalarda Türk ve müslüman halka büyük bir katliam ve sürgün uygulanmıştır. Sonra Türkler'in kafatasları "Türkler'in kestikleri Rum kafatasları" diye sergilenmiştir!
Girit adası :
1645 yılında, Sultan İbrahim zamanında Hanya kalesinin fethi ile başlayan Girit savaşı, 25 yıl sürmüş, 1669 yılında ve 4.Mehmet zamanında Fazıl Ahmet Paşa'nın adanın çoğunu fethetmesiyle sonuçlanmıştır. Nihayet 1715 yılında Damat Ali Paşa'nın Suda, Spinalunga ve Granbusa kalelerini de almasıyla adanın tümü Türkler'in eline geçti ve ondan sonra imtiyazlı bir eyalet olarak varlığını sürdürdü.
Mora İsyanı sırasında Girit Rumları kurdukları Heteria cemiyetinin propogandası ile isyan ettiler. Dağlık köylerde yaşayan Rumlar Türkler'le meskûn kasaba ve köylere hücum ettiler, silahsız erkeleri öldürdüler, kadınlara, kızlara saldırdılar, evleri yağmaladılar. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa 1925 yılında Mora isyanını bastırınca ada duruldu. Ancak 1830 yılında Yunan krallığının kurulması ile Girit Rumları tekrar isyan ettiler. 1831 yılında Mehmet Ali Paşa'ya Girit valiliği verilince isyan bastırıldı. Mehmet Ali Paşa 1840 yılında yerini Mustafa Naili Paşa'ya bıraktı. Ancak Yunan mültecilerin tahrikleri ile adada yer yer isyanlar başladı. 1866 yılında Ruslar'ın Hanya konsolosunun da teşviki ile Rum papaz ve öğretmenlerin kışkırttığı Rumlar teşkilatlanarak büyük bir isyan başlattılar. Hatta bir hükûmet kurarak adanın Yunanistan'a ilhakını ilân ettiler! Avrupa devletlerinin baskıları ile tavizler peşpeşe geldi. Önce sancaklarda mutasarrıfların yarısının İslam, yarısının Hıristiyan olması kabul edildi. 93 Harbi sırasında (1877) tekrar isyan eden Rumlar'a "özerk" denecek kadar serbest bir idare sistemi sağlandı. Devlet ricâlinin bir kısmı,şimdikiler gibi "ver, kurtul" zihniyetinde idi, ancak Sultan 2. Abdülhamid bunu şiddetle reddediyordu. Rumlar bir türlü dek durmayınca, 1889 yılında Şâkir Paşa adaya gelerek umumî afilan etti, ancak Rum hakları da fermanla önemli ölçüde kısıtlandı. 1896'da saldırılar ve çatışmalar tekrar adaya yayıldı. Küstah Yunan prensi George adaya gemiler gönderip asker çıkardı. Osmanlı Devleti'nin müdahalesiyle gemileri geri çekti, ancak askerler adada kaldı. Ancak büyük devletlerin baskıları ile adadaki Osmanlı askeri sayısı azaltıldı ve Osmanlı sancağı ancak Hanya kalesinde dalgalanır oldu. Adanın valisi olarak da Prens George seçildi. Böylece ada fiilen kaybedilmiş oldu! Prens George 1900 senesinde Hanya kalesindeki Osmanlı sancağının yerine Yunan bayrağı çektirdi. 1908 yılında adanın Rum millî meclisi Yunanistan'a ilhakı kabul etti. 1910 yılında müslüman mebusları meclise kabul etmemeye karar verdiler! Ada Balkan Harbi'ni müteakip Londra veBükreş antlaşmaları ile resmen Türkiye'nin elinden çıkmış oldu. (1913)
Tahmiscizâde Mehmed Mâcid "Girit Hatıraları" kitabında şöyle yazıyor:
- "Türkler'e âit büyük koyun sürülerinin yayıldığı yeşil otlakların arasından neşeyle akıp giden derelerin fısıltılarında, sanki hunhar Girit palikaryalarının öldürdükleri, diri diri yaktıkları Türk kızlarının, beşikteki Türk yavrularının yürekleri yakan iniltileri, bugün hâlâ yankılar yapıyor!.."
- "Gök gürültüleri âdeta 1283 (1867) tarihinde patlak vermiş olan isyanı bastıran, veeşkiya sürülerini imha eden Serdar Ömer Paşa'nın emrindeki 100.000 Türk askeri ile yerli mücahitlerin top ateşlerinin gürültülerini andırıyor!.."
- "Adanın batısındaki Seline kazasını süsleyen yüzbinlerce zeytin ağaçlarının dalları, sanki 1312 (1896) senesinde Kadano köyünde albay Vassos kumandasındaki 17.000 kişilik düşman kuvveti tarafından kuşatılan ve tam 45 günlük bir mukavemetten sonra, ecnebî (Hıristiyan Batı) askerlerinin müdahalesiyle Hanya kalesine çekilen 700 kadar Türk'ün kahramanlık hatırası karşısında hürmetle sallanıyor!"
- "Yine o tarihte Akrator yarımadasında bulunan İsternis köyü eşkiyalar tarafından kuşatılmak üzre iken, köydeki Türk aileleri daha önce davranrak kaçıp şehre sığınmışlardı. Fakat köyün yardımsever zenginlerinden Mehmed Ağa kaçmağa muvaffak olamayıp, karısı ve çocuklarıyla birlikte evinde mahsur kalmıştı. Bir kaç gün devam eden müdafaası sırasında, pencerelerden yağdırdığı kurşunlarla cânilerden bir kaçını yok eden Mehmed Ağa, bilâhare namusunu eşkiyalara çiğnetmemek için son kurşunlarını karısıyla kızlarına sıkarak onları öldürmüş, ve nihayet kendisi de intihar etmişti!"
- "23 Ocak 1312'de (1897) Hanya'da Rumlar'ın müslümanlar üzerine kurşun yağdırmağa ve müslümanların da buna şiddetle karşılık vermesiyle âniden patlak veren kavga, kanlı isyan hareketine bütün Rumlar'ın katılması lüzumunu ihtar eden bir işaret teşkil ediyordu! Gerçekten 2-3 gün zarfında isyan adanın her yerine yayıldı. Her tarafta silah sesinden, köyleri şehirleri bir ateş yığınıhaline çeviren yangın çatırtısından, yaralıların, dul kadınların, şehit yetimlerinin iniltisinden başka bir şey işitilmiyordu!"
- "Adanın doğusundaki İstiye kazasından gelen vatandaşlarımız Rum barbarları tarafından camilere kapatılıyor, dinamit veya petrolle ateşe veriliyordu! 3-4 gün içinde 1000'den fazla Türk kardeşlerimiz en vahşi, en alçakça bir şekilde imha edildi."
- "Hanya'da bulunan Fransız konsolosu Blanc,Türklüğe aşırı derecede düşman idi. Fransa Dış İşleriBakanlığı'na çektiği telgrafta İstiye civarında meydana gelen fecî katliamın güya türkler tarafından Hıristiyanlar'a karşı yapıldığı yolunda malûmat vermek gibi alçakça bir harekete tevessül etmişti! Blanc'ın çektiği bu telgraf, Fransa kamuoyunu Türklük aleyhine galeyâna getirdi ve o gün Paris Üniversitesi'ndeki Türk öğrencilere saldırıda bulunuldu."
- "Adaya çıkan itilaf devletlerine mensup taburların, özellikle Fransız müstemleke müfrezelerinin müslümanlara karşı giriştiği aralıksız tecavüzler pek şiddetli, pek alçakça, ve pek terbiyesizce idi. Hele bir gün Provilia köyündeki Fransız karakolu erlerinden biri Gani bir asabiyetle silahına sarıldığı gibi, 'Türk Türk Türk!' diye bağırıp koşarken, yolda her rastladığı müslümana ateş ediyordu! Bu azgın canavar Ali Şahane adlı bir zavallıyı şehit ettiği gibi, 4-5 masum Türk kardeşimizi de ölüm derecesinde yaralamıştı!"
- "Beyannâme ilan edildiği günde (4 Ocak 1898) adada 100.000'e yakın Türk vardı... Onu ilan eden (Emperyalist Hıristiyan Batı Avrupalı) devletler, Girit eşkiyasını açıktan açığa desteklemişlerdir. Beyannâmede şehirlerde mahsur kalmış köylü Türk ahalinin köylerine dönebilecekleri açıkça belirtildiği halde, o yolda hiç bir adım atılmamıştır!"
- "Türkler'den bir çok zevatın başlarından fesler kapılıp yırtılmak, Müslüman evlerinin kapılarına şiddetle vurularak Türklük, Müslümanlık hakkında en çirkin küfürler ve tehditler savurmak,şapkalarını yoldan geçen İslâm kadınlarının şemsiyelerinin üzerine atıvermek, minare alemlerine nişanalarak binlerce kurşun sıkmak, ezan okuyan müezzini taşa tutmak, aksakallı yaşlılarımıza yol ortasında saldırmak, merkep köpek gibi hayvanları Mehmet, Mustafa, Hasan gibi isimlerle çağırmak, Ramazan günlerinde Müslümanlar'a zorla şarap içirtmek, istavroz çıkarttırmak, resmî dairelerde çalışan bütün Türk memurların görevlerine son vermek, Müslümanlar'ın zeytinliklerini, bağ ve bahçelerini yağmalamak, Hıristiyanlar arasında eksik olmayan hırsızlık olaylarını Müslümanlar'ın üzerine atmak, din kardeşlerimin kaatillerini, yakalanmış olmalarına rağmen beraat ettirmek veya 4-5 ay sonra serbest bırakmak... gibi ihanet ve hiyânetler ard arda devam ediyordu."
- "Sevgili mehmetçiklerimiz 1314 (1898) Ekiminde adadan ayrılıyorlardı... Birdenbire evimizin önüne gelen bir bando takımı 'Siz Türkler'i kesiniz! Zâlimi parçalayınız!' anlamındaki eski Yunan marşını çalmaya başladı!"
Zulüm ve eziyet adanın Yunanistan'a geçmesi ile de bitmez!..
- "İstiklâl savaşını müteakip, Anadolu'dan göç eden Rum muhacirlerin Hanya'ya geldikleri günlerde, bir çete reisi Provilia köyünde oturan Havva ismindeki güzel bir kızı, önce Hıristiyan yapmak, sonra da onunla evlenmek sevdasına düşmüş...Bir akşam arkadaşlarıyla kızı zorla kaçırıp uzak köylere götürmüş. Kıza Hıristiyanlığı kabul etmesini ve kendisiyle evlenmesini teklif etmiş. Fakat bu dindar ve iffetli Türk kızı yapılan teklifi şiddetle reddetmiş. Bunun üzerine tam kırk gün ölümle tehdit edilerek dövülmüş, elbiseleri parça parça edilmiş. Nihayet müslümanların şikâyeti üzerine konsolosların müdahalesiyle kızın ailesine iadesi sağlanmış."
Rahmetle andığımız Mehmed Macid'in şu ibret verici sözleriyle Girit meselesini bitirelim:
- "Girit adası, ne melik molla ebu abdullah es-safir'in padol tepesinde ağlayarak kral ferdinand'a teslim ettiği endülüs'ün son kalesi Girnata gibi,
Ne de Arnavut hasan tahsin paşa'nın emri altındaki 40.000 askere bir kere bile silah patlatmadan Balkan ordularına teslim ettiği Selanik gibi,savunmasız olarak düşman tarafından zaptedilen bir Müslüman memleketi değildi!"
- "Girit adası ancak İngiltere,Fransa,Rusya Ve italya'nın askerî müdahalesi üzerine, Türk askerlerinin adadan uzaklaşmak zorunda kalmasından, ve yerli halkın savunma silahları ellerinden alındıktan sonra, Yunanistan'a peşkeş çekilebildi!"
Balkan harbi (1912) :
Balkan Savaşı; Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ'ın Osmanlı Devleti'ne harp ilan etmesi ile başlamıştır... Bulgar Kralı Alman asıllı Ferdinand, "Hıristiyanları esaretten kurtarmak için Türkler'e harb açmak zorunda kaldıklarını" söylemişti. Savaş sırasında Yunan ve Bulgar sansürüne ilâveten Rus sansürü de etkili idi. Sadece Hrıstiyanların hissiyatını okşayan haber ve yazılara imkân tanınıyordu. Türkler zulüm ve vahşete kalkışmış gibi gösterilerek dünya kamuoyu aldatılmakta idi. Gerçekleri ortaya koymaya çalışan Piyer Loti ve Klod Farer önceleri hakarete uğramışlar ve kendilerine inanılmak istenmemişti!
Ancak bütün sansüre rağmen Balkan devletlerinin giriştikleri tüyler ürpertici zulümler en sonunda gizlenemeyecek hale gelmiş, bir çoğu resmî vesikalar her tarafta görülmeye başlamıştı. Saldırgan çarıklı komitacıların din gayretinden ziyade; yağma, talan, ırza tecavüz, ve kinlerini tatmin etme peşinde oldukları meydana çıkmıştı. Bu zalimler müslüman evlerinden tatmin olmadıkları takdirde, hıristiyan evlerine de saldırıyorlardı! Müslüman kadınları zorla hıristiyan yapmak için ölüm ve ırza geçme tehdidi ile kiliselere götürüyorlar, istemeyerek hıristiyan olanlara dahi sonradan tecavüz ediyorlardı!
Balkan orduları, tıpkı 2. Mahmud döneminde Yeniçeriler'in ortadan kaldırmasının yarattığı boşluk gibi, Meşrutiyet ve particiliğin yarattığı boşluk içinde olan Osmanlı ordusunun zaafından istifade ederek, 15 gün içinde hudutlarımızı geçmiş, Türk beldelerini yağma, talan ve tahribe koyulmuşlardı... Geçtikleri yerlerde evleri, ekinleri yakıyor çoluk-çocuk, genç-ihtiyar demeden ele geçirdiği köylüleri çeşitli işkencelerden sonra öldürüyorlardı... Genç kız ve kadınları ise öldürmeden evvel döverek, zorlayarak ırzına geçiyor, bir kısmını da kiliselere götürerek zorla Hıristiyan yapıyorlardı. Reddedenleri, diğerlerinin gözleri önünde yavaş yavaş, en âdi usüllerle öldürüyor, geri kalanlara korku salıyorlardı... Memeleri, tenasül uzuvları kasatura ile kesilen, saçlarından asılan kadınlar... gözleri oyulan, kulakları, burunları, dilleri kesilen veya duvarlara kulaklarından çakılan erkekler... ağlamalarına engel olmak için kundaklarında süngülenip parçalanan çocuklar... bunlar her yerde tekrarlanan mezalimin alelâde hadiseleri idi!
Bu kanlı-kinli Haçlı ordusuna, yol üzerindeki yerli Hıristiyanlar da iltihak ediyor, bu yüzden Müslümanların çoğu nereye kaçsa kurtulamıyor, yakalanıyor, öldürülüyor, öldürülüyor, öldürülüyorlardı!..
Her nasılsa kaçabilenler, aç, çıplak, perişan kafileler halinde gündüzleri ormanda, ağaçların arasında saklanıyor, geceleri de soğukta, karda, tipide yol almaya çalışıyorlardı!.. Bunun ne demek olduğunu, 24-35 yaş arasındakiler hem Bosna facialarından, hem de Kosova felâketinden dolayı bilirler. Böyle perişan kafileler televizyon ekranlarına yansımıştı. (1990'lar)... Ama çekilen acıların ne kadar büyük olduğu, yaşamadan bilinmez, filim gibi seyretmekle olmaz!
Camilere giren komitacılar, duvarlarda asılı duran âyet levhalarını yerlere atıyor, Kur'an-ı Kerimleri parçalayarak ayaklar altında çiğniyordu!.. Bunu da yaşadık. Amerikan askerleri, Guantanamo işkencehanesinde yıllardır tutulan Müslümanlar'ın elinden aldıkları Kur'an-ı Kerimleri (hâşâ!) tuvalet kâğıdı olarak kullanmışlardı!.. (2000'ler)
Tekkeler, zaviyeler ahır haline getiriliyor, türbeler içindeki evliya mezarları kaldırılarak saman ve arpa deposu yapılıyor, şehitlerimizin mezar taşları ile helâ inşa ediliyordu. Çiftlik sahibi beylerin bütün malları yağma ediliyor, kendileri de çiftlik kapısına ayağından asılıp altına ateş yakılıyordu!
Bütün bu vahşete rağmen, korkunç bir karşı propoganda ile "Türkler'in Hıristiyanlar'a zulmettiği" Avrupa'da yayılıyor, bunun için hayalî kartpostallar, broşürler bastırılıyor, haberler, kitaplar yayınlanıyordu. Dimitri kitsikis adlı Rum'un Yunan propagandası (İstanbul, 1963'de tercümesi yayınlandı) adlı kitabı bu işin nasıl yapıldığını anlatmaktadır.

Yine de yabancı gazeteciler arasında şahit oldukları manzara karşısında isyan edenler de çıkıyordu. Bunlardan birisi şöyle yazmıştı:
- "Trakya ve Makedonya'da nazarlara çarpan facialar, ilk çağın ve orta çağın zulüm ve vahşetlerini fersah fersah geçmiştir!"
- "Her nereden geçiyorsak, parça parça olmuş cesetler, yangınlar içinde yakılıp yıkılmış köyler, tahrip edilmiş çiftlikler, yağma edilmiş ev ve dükkânlar, kiliseye çevrilmiş camiler, açlıktan can çekişen binlerce aile, ırz ve namuslarına tecavüz edilmiş yüzlerce genç kız..."
- "Hasılı, tüyler ürpertecek facialar, tasvir ve yazmakla bitmeyecek zulümler görüyoruz. Ey medenî Avrupa! Bu zulümlere daha ne kadar müddet seyirci kalacaksın?"
Bu tarz bilgileri ihtiva eden belgelerden bazıları şunlardır:
- Fransız subayı Mösyo Folon'un Deba gazetesinde yayınlanan raporu,
- Jandarma müfettişi Fransız generali Buman'ın gönderdiği resmî rapor,
- Paris'te Fransızca yayınlanan Jön Türk gazetesinin"Müttefiklerin Dosyası" ser'i yazısında yer alan vesikalar...
Daha sonra bu vesikalar Jan Rupi yazdığı "Doğu Savaşı ve Balkan Hükûmetlerinin Zulümleri"
adlı kitaba da girmiştir.
- "Balkan Zulümlerinin Vesikalarını Yayınlama Cemiyeti"nin yayınladığı belgeler,
- Selânik Valisi'nin 9 Aralık 1912 tarihli raporu,
- İstromca Müddeiumumisi'nin 24 Ocak 1913 tarihli raporu,
- Ecnebi gazetecilerin kendi gazetelerinde yayınladıkları raporlar.
- Balkan Savaşı'nında Yunanlar, girdikleri şehirlerdeki hapishanelerden katilleri çıkararak, her birine resmî bir sıfat veriyor, sonra bunların öldürdükleri insanların üzerinden çıkan paradan hisse veriyorlardı!.. Bunu Osmanlı tâbiyetinde olan Rum doktor Andoki'ye dahi uyguladılar. Andoki'yi öldüren kaatile, bankadaki parasının bir kısmını verdiler. Karısının feryatlarına aldırmayarak mallarını müsadere ettiler!
- siroz drama kavala nusretli ve demirhisar halkı tepeden tırnağa Bulgarlar tarafından soyuldu!.. dedeağaç ve istromca'da evlerin pencerelerinde solmuş bir perde dahi bırakmadılar!.. Sandıklardaki kefen bezlerini dahi aldılar! Yerli Bulgar ahali askerlere ve komitacılara yardım ediyordu. Herkesin mâlî durumu az çok bilindiğinden, bir şeyler gizlediğinden şüphelenilenlere, çok ağır zulüm ve işkence tatbik ettiler!
- Dedeağaç'ta yanlışlık olmasın diye Hıristiyan evlerinin kapısına haç işareti koymuşlardı. Fakat sonradan çapulculuğun ölçüsünü öyle kaçırdılar ki, Rum evlerine de daldılar!.. İtalyan rahipleri silah tehdidi ile soydular!.. Fransız rahiplerin ellerindeki paralar da aynı şekilde gaspedildi. Bulgar ordusu şehre girince, kumandan General Kenol'a şikâyette bulunuldu. Ancak general toplanan paradan geri alabildiğini kendi cebine attı!
- Bulgar papazları, zaptedilen her şehir ve köye ordunun önünde giriyorlar, Müslümanlar'ın mal, can ve ırzlarını "helâl" ilân ediyorlardı!.. Kocaları, babaları öldürülen genç kız ve kadınlar yaka paça kiliseye getirilerek din değiştirmeye zorlanıyorlardı!..

- Bulgarlar istromca'da gruplar halinde genç Türk kızlarını kiliseye götürerek hıristiyanlaştırdılar!.. Kabul etmeyenler, diğerlerinin gözü önünde gözleri oyularak, memeleri hançerlenerek yavaş yavaş öldürüldüler!.. Diğerleri can korkusu ile papazın dedilerini tekrar etmek zorunda kaldılar!
- 5 Kasım 1912'de İstromca askerî Valisi, şehrin Rum metropolitine "bütün ahaliyi Hıristiyan yapması" için bir emir gönderdi!..
8 Kasım'da 300 Boşnak aile, ölüm tehdidi ile kiliseye götürülerek zorla hıristiyanlaştırıldı.
- Rahmanlı'da önce katliam yapıldı, sonra sağ kalan ahalinin tamamen Hıristiyan olması lüzumunu ilan ettiler!. Kabul edilmezse, halkı camiye doldurarak imha edeceklerini bildirdiler. Neticede kabul etmeyenleri söyledikleri gibi öldürdüler!
Garşofi imzası ile Bulgaristan'dan gönderilen bir mektupta:
- Filipe'ye bağlı Çoryano nahiyesi imamı Mustafa efendi, bir Bulgar papazı tarafından 27 Kanunisâni 1913'de tevkif edilerek Tolaştır nahiyesine getirildi. Müslümanlar'ın zorla Hıristiyanlaştırılması ayinini müteakip, papaz, imama dönerek , 'Eğer köyünün İslamlar'ına da Hıristiyanlığı kabul ettiremezsem, seni asacağım,' dedi. İmam jandarmaların muhafazası altında köyüne döndü. O gece evvela kızlarını ve karısını boğazladı, sonra kendisini astı!"
- "Şikâyet üzerine Filipe kumandanı General ilyof, Müslüman köylerine gitti, ama Teşpino'ya bağlı dorboko ve kostondovo köylerine varır varmaz camileri yıktırdı!.."
- "Bulgarlar, İslamlar ile meskûn köylerde her türlü vahşeti irtikap ediyorlar! Müslüman kızlarının zorla Hıristiyanlar ile evlendiriyorlar!.. Yüzlerce fukara ve zuafa, aç-bîilâç sokakta dolaşıyorlar, zerre kadar merhamet görmüyorlar!"
(Avram Galanti, Tarih Dünyası cilt 3, sf. 21, 1951)
Bulgar ordusu, Bulgar ve Yunan çeteleri için ırza tecavüz alelâde bir hadise idi!.. Bunun benzerine, 1990'ların başında Sırp, Hırvat çetelerinin Bosna'da uyguladıkları zulüm ve tecavüzleri ile şahit olduk!.. Dnbinlerce Müslüman kadın, komşularının bile tecavüzüne uğradı! Sırplar genç Müslüman kadınlardan çeteler iç in genelevler oluşturdular. Aynı davranışı, Japonlar 1940'larda Kore'ye girdiğinde, askerleri için yapmıştı!
Zincirini koparmış gibi saldıran bu vahşi eşkiyalar takattan kesilinceye kadar tecavüzlerine devam ediyor, mecalleri kalmayınca da zavallı kadınların tenasül uzuvlarını kasatura ile kesiyor, öldürüyorlardı! Kadınlara kocalarının önünde bile tecavüz ettiler!.. Kurşuna dizmek veya işkenceyle yavaş yavaş öldürmek üzere bağladıkları erkeklerin gözleri önünde kızlarını kirlettiler!..
-------------------------------------------------------------------------
Yahudiler, Avrupa'nın dört bir yanına Sığıntı olarak gelmiş olmalarına rağmen, 6.000.000 kayıpları olduğunu söyleyebiliyor!.. Biz avrupa da hakim unsurduk!.. Yöneticiydik, doğu avrupanın ve akdenizin sahibi idik!.. Bizim 1815'den beri kaybımız nedir, siz söyleyin!..

___________________
Dünyada Türk soykırımını belgeleyen kitaplardan bazıları :
- Anadolu'da Yunan Zulüm ve Vahşeti (I, II ve III. Kısımlar) , Ankara Matbuat ve İstihbarat Matbaası, 1338 (1922)
- Bulgar Mezalimi , İstanbul, 1325 (1909)
- Bulgar Vahşetleri , İstanbul, 1328 (1912)
- Bursa Vilâyetinde Yunan Fecaii , Bursa Vilayet Matbaası, 1342 (1925)
- Pierre Loti , Can Çekişen Türkiye, İstanbul , 1329 (1913)
- Dimetoka'da Kanlı Bir Levha , 1325 (1909)
- İzmir ve Mülhakatı ile Civarında Yunan İşgâlinden Mütehaddis Fecaii Hakkında Vürûd Eden Raporlar ile Bazı Muharrerat ,
Hilâl Matbaası, İstanbul, 1335 (1919)
- İzmir Fecai
- Şeyh Müşir Hüseyin Kaydavi , İslâma Çekilen Kılıç, yahut Alemdârân-ı İslâmı Müdafaa , İstanbul , 1919
- Ahmed Cevad , Kırmızı Siyah Kitap , İstanbul, 1329 (1913)
- Lozan Zabıtları (4 cilt ve ekleri) , Ahmet İhsan ve Şürekâsı Matbaacılık Osmanlı Şirketi, İstanbul, 1341 (1925)
- Makedonya'da Yunan Mezalimi , İstanbul, 1914
- Müslümanlara Mahsus, İstanbul , 1329 (1913)
- Orta Anadolu'da Yunan Mezalimi (I,II,III ve IV. cüzler) , Orhaniye Matbaası, İstanbul, 1337 (1921)
- Pontus Mes'elesi , Ankara Matbuat ve İstihbarat Matbaası , 1338 (1922)
- Türkiye'de Yunan Fecaii Cilt I-II , Matbua-i Ahmet İhsan ve Şürekâsı, İstanbul , 1338 (1922)
- Türk Kaatilleri ve Yunanlılar , Matbaa-i Amedi, İstanbul, 1322 (1906)
- Şeyh Müşir Hüseyin Kaydavi , Türkiye İslâm İmparatorlunun İstikbâli , İstanbul, 1919
- Pol Hevri , Türkiye Nasıl Paylaşıldı? İstanbul , 1329 (1913)
- Yürekler Acısı , Matbuat ve İstihbarat Matbaası , Ankara, 1337 (1921)
- Zavallı Pomaklar , İstanbul, 1330 (1914)
- Teoman Ergene, Türk Ortodoksları , İstanbul, 1951
- Dimitri Kitsikis , Yunan Propogandası , İstanbul , 1965
- Kadir Mısırlıoğlu, Yunan Mezalimi , Sebil Yayınevi, İstanbul, 1977
- Kadir Mısırlıoğlu, Lozan - Zafer mi, Hezimet mi ? , Sebil Yayınevi, İstanbul, 1971
- Mehmet Arif , Başımıza gelenler , 3 Cilt , Tercüman, 1001 Eser
- Hasan İzzettin Dinamo , Kutsal İsyan - Kutsal Barış , 15 cilt
- H.Yıldırım AĞANOĞLU , Osmanlı’dan Cumhuriyete Balkanların Makûs Talihi: Göç , Kum Saati Yayınları, İstanbul 2001
- Zekeriya Türkmen , Belgelerle Yunan Mezalimi , Ocak Yayınları; 2000
- Mehmet Gökhan , Kıbrıs'ta Rum - Yunan Mezalimi , Yeni Avrasya Yayınları , 2003
- YUNAN MEZALİMİ , Yeni İstanbul Yay. , 1970
- Mustafa TURAN , Yunan Mezalimi (İzmir, Aydın, Manisa, Denizli - 1919-1923) , Ankara, 1999
- Murat Özcan , Tarihin Işığında Yunan Mezalimi , IQ Kültür-Sanat Yayıncılık , 2003
- Ömer Seyfettin , Bomba
- Ömer Seyfettin , Beyaz Lâle
- Halide Edib Adıvar , Vurun Kahpeye
- Halide Edib Adıvar , Türk'ün Ateşle İmtihanı
- Mehmet Perinçek , Ermeni Devlet Adamı B.A. Boryan'ın Gözüyle Türk-Ermeni Çatışması , Kaynak Yayınları, 2007
- Ermeni Komitelerinin Emelleri ve İhtilal Hareketleri , Kaynak Yayınları, 2007
- Ovanes Kaçaznuni , Taşnak Partisi'nin Yapacağı Bir şey Yok , Kaynak Yayınları, 2005
- A.A. Lalayan , Taşnak Partisi'nin Karşıdevrimci Rolü , Kaynak Yayınları, 2007
- Kızıl Kitap, Taşnak Mezalimi , Kaynak Yayınları, 2007
- A.B. Karinyan , Ermeni Milliyetçi Akımları , Kaynak Yayınları, 2007
- Selami Kılıç , Ermeni Sorunu ve Almanya , Kaynak Yayınları, 2007
 

7.43

Dekan
Yarın okuyacağım inşallah.

"Türk olmak, soykırıma uğrayıp, yapmadığı soykırımla suçlanmaktır."

Önemli olan insan olmaktır deyip Türklüğümüzü önemsizleştirip, yok etmeye çalışanlara yazıklar olsun.
 

turgutreisfb

Profesör
(Sayfalarca bu tür mektuplar ve katliam resimleri var,resimleri ve geri kalan yazıları yayınlayamıyorum,insanın yüreği kaldırmıyor okumaya,resimlere bakmaya)
buraya kadar okudum devamınıda okucam eline sağlık bu bilgileri topladığın için
bunları okuyunca milliyetçilik damarım kabarmıyor değil sonrada yapıştırırlar yaftayı faşistsin diye
bunları okuyup da görüp de yaşayıp da ve en kötüsü bilip de nasıl "Türkün Türkten başka dostu yok" denilmez
 

Vendetta_

Profesör
soykırım lafını hiç anlamıyorum
soykırım bir ırkın tamamını yok etmek değil midir?
eee şu an dünyada milyonlarca türk var milyonlarcada ermeni var? bu nasıl bir soykırım anlamış değilim

bu arada bunlara soykırım yerine "katliam" dersek
Hiç bir ülkenin, Türkiye ye destek çıkıp "evet kardeşim şu şu şu tarihlerde türkler katledilmiş" demez. Bunu demesi için ya çok güçlü olmalıyız. Ya önemli yer altı zenginliğimiz olmasada stratejik konuma sahio olmalıyız ya da öteki devletlerin bi yerlerini yalamaktan dilleri aşınan bir devlet olmalıyız ki yukardaki cümle söylensin. Kısacası ya çok güçlü olcaz ya da çok sefil olup bi önemimiz kalmıcak ki bunlar söylencek.
 

€G€

Asistan
soykırım lafını hiç anlamıyorum
soykırım bir ırkın tamamını yok etmek değil midir?
eee şu an dünyada milyonlarca türk var milyonlarcada ermeni var? bu nasıl bir soykırım anlamış değilim

bu arada bunlara soykırım yerine "katliam" dersek
Hiç bir ülkenin, Türkiye ye destek çıkıp "evet kardeşim şu şu şu tarihlerde türkler katledilmiş" demez. Bunu demesi için ya çok güçlü olmalıyız. Ya önemli yer altı zenginliğimiz olmasada stratejik konuma sahio olmalıyız ya da öteki devletlerin bi yerlerini yalamaktan dilleri aşınan bir devlet olmalıyız ki yukardaki cümle söylensin. Kısacası ya çok güçlü olcaz ya da çok sefil olup bi önemimiz kalmıcak ki bunlar söylencek.

Haklısınız,fakat BM,soykırımı şöyle tanımlanıyor;
(a) Gruba mensup olanların öldürülmesi,
(b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel ya da zihinsel zarar verilmesi,
(c) Grubun bütünüyle ya da kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek.

Bu yüzden" Soykırım" kelimesini kullandım.

Yeraltı zenginliğimiz konusunda burayı tıklamanızı rica edeceğim.

Katkılarınız için teşekkür ederim
 

SDN Son Haberler

Son mesajlar

Üst