Osmanlı Dönemi'nde Gerçekleşmiş Tüyler Ürperten Olaylar +18

Bu konuyu okuyanlar

ShiftBoss

Asistan
Katılım
15 Mart 2017
Mesajlar
416
Reaksiyon puanı
289
Puanları
63
Evliya Çelebi'nin Seyahatname'de Osmanlı Dönemi'nde Cadılar, Vampirler, Tılsımlar ve Büyücüler...

1322458_7ed8b73e95bc4d118a67c77531f5ed44_640x640.jpg


Osmanlı Dönemi'ndeki korkunç cadı,vampir,zombi ve büyücülerin varlığı konusu açığa çıktı.

1322458_f1053791f930c9abfb80b53df9b31249_640x640.jpg


Bilinen ilk cadı vakasıyla Edirne Kadısı Şeyhülislam Ebussuud Efendi bu konuda fetva verdi.

1322458_e2e76a4296ce8f8133762db475373979_640x640.jpg


Edirne’de yaşanan iki ayrı cadı vakasının ilkinde cadı olduğu iddia edilen kişinin Müslüman bir erkek olduğu belirtilmiş halk arasında korku başlamıştı.

1322458_ca62e18a5ec0bccd607a750fa5c06b41_640x640.jpg


Edirne kadısı Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin bu konudaki fetvasında ise:

1322458_3f0b81cfeadfc4d877b29c50ee15d7df_640x640.jpg


Cadı olduğu kesinleşen bir kişinin karnına kazık saplanmasına, bu işe yaramazsa başının kesilip ayakların dibine yerleştirilmesine, nihayet bu da işe yaramazsa yakılıp yok edilmesine izin verilmesi gerektiği belirtti.

1322458_c7d1731fbb33afda71fe16e7c162ff4c_640x640.jpg


Fakat kadı, kitaplarda bu fetvanın bir suretine rastlayamadı ve merkeze ne yapması gerektiğini sordu. Kadıya verilen cevap, bir bilirkişi nezdinde mezarın açılması ve cenazede hakikaten cadılığa alamet hal görülürse bunun bildirilmesi yönünde oldu.

1322458_83eb2b16f0b761e3a1fe65e5b546b176_640x640.jpg


Cadılığın nasıl anlaşılacağı sorusuna ise; cesedin rengi kırmızıya dönüşmüşse o cadıdır yanıtı oldu.

1322458_d63f84bbb98bf683b16084320a2f35f2_640x640.jpg


Osmanlı'da yaşanmış ikinci vakada ise; cadı olduğu iddia edilen kişi henüz üç ay önce ölmüş bir kadındır. Dolayısıyla merkezden tayin edilen ve erkek olduğunda hiç şüphe bulunmayan bilirkişinin cenazeye bakması mümkün değildir.

1322458_320e96a63d4289fcbb5b9007f65d345d_640x640.jpg


Dört kadın getirilir ve bu kadınların şahitliği ile cesedin çürümemiş, renginin kırmızıya dönüşmüş olduğu merkezebildirilir. Merkezden gelen cevapta, halkı korkudan kurtarmak için yapılması gereken her şeye izin verilmektedir.

1322458_435157a6e4a9e3311a12279cbcf3a3be_640x640.jpg


1156 Cemâziyelâhırı sonlarında (Ağustos 1743) Terkos’a bağlı Yeniköy mezarlığında yaşanan cadı vakasında, vakanın yaşandığı yer ile merkez arasındaki yazışma, yukarıda değindiğimiz Edirne’deki hadise örneğinde olduğundan farklı ilerledi.

1322458_27ab0f4c186d90a2c2aef47c15102a1f_640x640.jpg


Ne cadı meselesinin kesinleştirilmesi konusunu gündeme getirilmiş, ne de Terkos naibi cadıyı yok etmekte kullanılacak metod hakkında merkezin fikrini sormuştur. Cadı meselesini merkeze haber verdiği ilk ilamdan sonra, ikinci ilamında naib, doğrudan cadının yakılarak yok edildiğini bildirmiş, ayrıca bu yakma işinin onaylandığına dair bir hüküm gönderilmesini istemiştir.

1322458_0cac039b3ea46fe340bce3746c5b7c25_640x640.jpg


Ebussuud Efendi’den önce, gömüldükten sonra mezarlarında kefensiz ve vücudu kızarmış vaziyette bulunan ölülere bir açıklama getirmesi istenmektedir. Şeyhülislamın açıklaması, bu durumun o kişinin hayattaiken kötü bir kimse olduğuna yorulabileceği şeklindedir.

1322458_f098425980e98e53cdc684d15511577d_640x640.jpg


Sonraki soru, bu vaziyetteki bir ölüye ne yapılması gerektiği yönündedir. Ölüden bir zarargelmeyeceğini belirten şeyhülislam açılan mezarın geri kapatılması gerektiğinisöylemekte, bunun ardından gelen, cesedin mezardan çıkartılıp yakılmasınınuygun olup olmayacağı şeklindeki üçüncü soruyu da tek kelime ile olumsuzyönde cevaplamaktadır.

1322458_18ad04f40228d2f4434151f9cf0eb44e_640x640.jpg


Dördüncü soruda bu kez, Selanik köylerinden birindeyaşanan hadise üzerinde durulmaktadır. Bir gayrimüslim ölüp defnedilmiş, fakatçok geçmeden bu kişi gece yarılarında köydeki diğer gayrimüslim vatandaşlarınkapılarında görülmeye başlamıştır.

1322458_00f4430733d8d9156bc44a95a6f65c11_640x640.jpg


Her kimin kapısına giderse ertesi gün ogayrimüslim de ölü bulunmaktadır. Bu şekilde ölenlerin sayısı hayli fazladır.Durumdan tedirgin olan müslüman vatandaşlar köyü terk etmelerinin şer‘ancaiz olup olmadığını merak etmektedirler. Ebussuud Efendi’nin cevabı yine kısave net bir şekilde müslümanların yerlerini terk etmelerinin caiz olmadığındanyanadır.

1322458_abacacaf508c5f9c3969d8b78eb0b6be_640x640.jpg


Ebussuud Efendihadisenin hikmeti konusunda, bunu izahta aklın ve dilin yetersiz kalacağı, konuhakkında bilgi sahibi olanların bildirdiklerini nakletmenin ise lafı çok uzatacağışeklinde kaçamak bir cevap vermiştir.

1322458_dd562b6caf10218403a474844fc69544_640x640.jpg


Evliya Çelebi de Osmanlı Dönemi'nde yazdığı Seyahatname'de tüyler ürperten gerçekleri yazdı.

1322458_559a5ea8c4e6b418837987d593cb9f72_640x640.jpg


İşte Evliya Çelebi'nin, cadıların, vampirlerin, tılsımların ve büyücülerin olduğunu yazdığı o satırlar...

1322458_2609705967f179730525fdba9c07a94f_640x640.jpg


Evliya Çelebi Cadıların Savaşı'nı gördü!

Evliya Çelebi Hicri 1076 Şevvalinin 20. gecesi Hatukay Çerkez diyarının 300 küsur haneli Pedsi köyünde cadıların gökyüzündeki savaşına şahit olduğunu yazmış.

1322458_1c4ecd07433f0414718148610553c177_640x640.jpg


Zifiri karalık bir gecede yıldırımlar aniden kıyametler gibi kopmaya başlar.

1322458_bd69524a30573e41382d600f10d837f9_640x640.jpg


Evliya civardaki Çerkezlere sorup, “vallahiyılda bir defa böyle karakoncolos gecesi olur, Çerkez oburları (cadıları) ile Abaza oburları göklere uçup ceng-i azim eder, vuruşurlar” cevabını alır.

1322458_36db05562688c25eb143086e0e929a06_640x640.jpg


70-80 bin kişiyle dışarı çıkan Evliya Çelebi büyük ağaçlar, küpler tekneler, hasırlar araba tekerleri, fırın söykeleri ve daha nice benzer eşyalara binmiş Abaza cadılarıyla, at ve sığır leşlerine, deve ölülerine binmiş, ellerinde yılanlar, at deve kelleleri olan Çerkez cadılarının savaşa tutuştuğunu hayerler içerisinde görür.

1322458_5a355afeeec2861f0c22f04165dbf718_640x640.jpg


6 saat süren bu çatışmada büyük bir gürültü duyulur ve gökten havadan keçe, sırık, küp, tekne, kapı gibi eşya parçalarıyla, araba tekerleri at, insan ve hayvan uzuvları yağar.

1322458_52a7204b8e880979d05850112f02c062_640x640.jpg


7 Abaza Cadısı ve 7 Çerkez Cadısı yere düşünce Çerkez Cadıları hemen 2 Abaza Cadısı'nın kanlarını emerek öldürür ve ölülerini ateşe atar.

1322458_d72601bbc73f7a61736cfc2ec9a20ce9_640x640.jpg


Horozların ötmesiyle son bulan savaşın ardından diğer cadılar da gider...

1322458_b1cca505db246f2719c95646f4d8c462_640x640.jpg


Evliya Çelebi böyle hikayelerin gerçek dışı olduğunu fakat kendisinin bunu görüp yaşadığını ve hayrete düştüğünü belirtir.

1322458_45434a6091da32c5cc93238c387b23b1_640x640.jpg


Osmanlı'da kan içen ZombilerKarakancolos Geceleri'nde ortaya çıkan ve insan kanı içen cadıları da yazan Evliya Çelebi bazı gecelerde cadıların musallat olduğu kişinin kanını içip hasta ettiğini anlattı.

1322458_5f82bc22f5a2d51c6c78daa8f1625681_640x640.jpg


Evliya Çelebi'nin anlattıklarına göre; kanı içilen insanın kimsesi yoksa o kişi yatağa düşüyor ve ardından ölüyor.

1322458_3ae81fa5e02b9eb0ffb2c5aaf3f07bd6_640x640.jpg


Eğer kanı içilen insanın yakınları varsa bir cadıcı ile mezarlıkları dolaşıp cadının çıktığı toprağı eşilmiş mezarı bulup orada kanı içen cadının leşi bulunuyor.

1322458_def7a614a0bb4c2124b586851c969a7f_640x640.jpg


Hemen ardından cadı mezardan çıkarılarak göbeğine böğürtlenin kazığı çakılır. Ardından cadının ölüsü yakılır. Böylece cadının sihri yok olurken kanı emilen kişi de şifa bulur.

Osmanlı'da vampir gerçeği

Evliya Çelebi Osmanlı Döneminde 'yaşayan insan kanı içen cadılar' olarak tanımladığı vampirleri de şöyle anlatmış:

1322458_9af16f935fc3cc5ee7b9e7ab9118c840_640x640.jpg


Bu cadılar (vampirler) halkın arasında gezer ama kimliğini ortaya çıkarmazlar.

1322458_aa58b8edf56657108afe81ef641a1f76_640x640.jpg


Zamanı gelip kudurunca tuttuğu birinin kulağının arkasından kanını emer... Kanı emilen kişi gün be gün hasta olur.

1322458_c2992544b2ea94c0435d6ec728bb4f01_640x640.jpg


'Cadı Üstadı' bulunup, gözleri kan içmekten kan çanağına dönmüş olan o cadı aranır ve yakalanınca zincire vurulur.

1322458_c5b83a26522bf2160ec329b66880dc10_640x640.jpg


3 gün 3 gece zincire vurulan cadı, yaptığı işi ve cadı olduğunu itiraf edince onun da göbeğine böğürtlen çubuğu sokulur.

1322458_f56f9925cc27d56e583244d66e603aa3_640x640.jpg


Cadıdan çıkan kan, kanı emilen kişinin yüzüne sürüldüğünde kişi şifa bulur. Cadının leşi hemen yakılır. Bu cadılık derdi vebadan daha kötüdür. Genellikle Moskof, Leh, Çek taraflarında yaygındır.

1322458_9c4c78b504386d54a771603a6a1524f0_640x640.jpg


Osmanlı'da Bulgaristan'da büyücü kadın! Evliya Çelebi'nin Osmanlı Dönemi'nde Rumeli denilen günümüzde Bulgaristan'ın Çalıkkavak köyünde Müslüman olmayan bir ailenin evinde konaklamakta olduğu sırada yazdığı anıları ise diğerleri kadar tüyler ürpertiyor.

1322458_78472af65ed8a11cb0e4fa7e2645d244_640x640.jpg


İşte Evliya Çelebi'nin yaşadıkları:

1322458_884fb42d6fda865cdda0dffec587d3f8_640x640.jpg


Ateş karşısında istirahat ederken, kapıdan saçı başı dağınık, çirkin yüzlü, yaşlı bir kadın girer.

1322458_e3f5d0bb801404b99ae67c1a8e353e7d_640x640.jpg


Ateşin başında oturan kadın kendi lisanında küfürler etmeye başlar... Evliya, önce dışarıdaki adamlarının kadını kızdırmış olabileceğini düşünür ve çağırtıp sual ettiğinde, “haşa bir şeyden haberimiz yoktur” cevabını alır.

1322458_2a784c00a069b63f0e6b1ac21d3a3277_640x640.jpg


Sonra bu acuzenin etrafına kızlı erkekli 7 çocuk gelip onlar dahi ateşin etrafını saralar ve hep birlikte “çağıl” “çağıl” Bulgarca konuşmaya başlarlar. Evliya ise “ne garip temaşadır” diyerek bunları seyre koyulur.

1322458_11e134bebff9e35556c799ac1bdd1cce_640x640.jpg


Uykuya dalan Evliya Çelebi gece yarısı gürültüyle uykusundan uyanır ve karşısında cadının ocaktan bir avuç kül alıp kendi cinsel organına sürdüğünü görür.

1322458_e838fcc9f59c044ff3ce2cc419dfe31a_640x640.jpg


Ardından cadı 7 çocuğuna kül püskürterek onları iri piliçlere döndürür. Sonra kendi başına da külü döker ve o da büyük bir tavuk olur.

1322458_769559ac7b91f2ab5622f30e8db83030_640x640.jpg


O an evliya, “Bre oğlan” diye feryat ettiğinde, adamları hemen koşup gelirler ve burnundan kan boşladığını görürler. Evliya ise onlara, “bu ne haldir bre, dışarı çıkın bakın hele bir kütürtdür kopuyor” der.

1322458_f722b1584fba6d678023ea085d67b3a3_640x640.jpg


Dışarı çıkan adamlar tavuğa dönmüş cadıların atların arasında gezdiğini atların da çıldırdığını görürler.

1322458_89bbcc19bd99ad7f3a4463af9cb86c04_640x640.jpg


Bundan sonrasını Evliya’nın adamı şöyle anlattır; “Bir baktık ki bir kefere, zekerini çıkarmış tavukların üzerine sepe sepe işemektedir. O an sekiz tavuk benî âdem (insan) olup biri yine o ihtiyar acuze oldu ve o işeyen kefere ve sair kefereler acuze kadını, çocukları kollarından tutup döve döve ve bir tarafa götürdüler. Ardı sıra gidip baktık ki meğer vardıkları yer kilise imiş. Hatunu papaza teslim edip papaz okuyup üfleyerek ‘afaroz-u mandolos’ eyledi.”

1322458_925a3b23246c3a60771c6ada4d94f56d_640x640.jpg


Evliya anlatısına şöyle devam eder; – Bu olay üzerine adamlarım yemin verdiler. ‘Antepli Müezzin Mehmet Efendi ve adamları, Mataracıbaşı ve adamları hepsi bu olayı görüp tavuğun insan olduğuna şahit oldular’ dediler.

1322458_39586cc7cdd4ec7df0b495844e9c121a_640x640.jpg


O gece sabaha kadar korkumdan veya kanımın hareketinden burnumun kanı dinmedi. Ta vakit sabah olduğunda kandan kurtuldum. Sonra müezzin ve mataracının adamlarını çağırıp sordum -Vallahi akşam tavukların üzerine o Bulgar kefere işeyince tavuklar adam oldu. İsterseniz işeyen herifi getirelim.– dediler. Ben de ‘Canım, haydi getirin.’ dedim.

1322458_c54a3c4b60d141609d1671800347b714_640x640.jpg


Gelen Bulgar gülerek; ‘Sultanım, o karı başka soydur, yılda bir kere kış geceleri öyle karakoncolos olurdu ama bu yıl tavuk oldu, kimseye zararı yoktur.’ deyip gitti.

1322458_8781f71c002f7376b30c33cf88c808e3_640x640.jpg


İşte bu hakir mezkûr Çalıkkavak’ta böyle bir temaşaya şahadet edip aklım başımdan gide yazdı ve Çalıkkavak balkanı’nın hâl‑i ahvâl‑i pûr-melâli böyledir, Hudâ hıfz ide” diyerek anlatıyı noktalar.

1322458_80ce99ef428011bf4fb47b1bcd9b324a_640x640.jpg


Tatar Büyüsü

Tatar vilayetinden İstanbul'a dönmekte olan Evliya Çelebi yaşadıklarını da şöyle anlatmış:

1322458_a600ba2b698dffea1119f514a0d07f35_640x640.jpg


Yolda, artık çarşı, pazar, dükkân ve hamamları kalmamış bir zamanların virane şehrinden geçerken Evliya “zaman-i kadimde bu vilayetler âbâd idi, ammâ şimdi harab olup akçe ve pul ve bâğ u bâğçe ve çârsû‑yı bazar ve hân u hammâm ve dahi kilise dahi kalmamıştır. Ahali ise ne kâfirdir ne müselmân.” dedi.

1322458_911c56188e146e4f50af0d433d6538d4_640x640.jpg


Dedikten sonra, “Bu kalelerin bazıları zamanında değerli mücevherlerle süslenerek yapılmışlarsa da Tatar eline girdikden sonra sual ne lâzım, cevâhir mi kalır? ” diye serzenişte bulunur.

1322458_387402f26e987e426aa326920d247ad5_640x640.jpg


İstanbul yolunda Azak’tan doğru ilerleyip Kuban nehrini geçmek zorundadırlar. Gemi olmadığından nehrin kenarına varıp çadır kurmak isterler, fakat soğuktan donmuş toprağa çadır kazıklarının girmesi bile mümkün olmaz.

1322458_1d00400ede041e7ccd2adf5628351a3b_640x640.jpg


Ardından bir köse Kalmuk Tatarı çıka geldi ve Paşa’ya: “Paşa bana zararının dokunmayacağına yemin ver” dedi. Paşa da Kuran’a el vurup yemi etti. Bunun üzerine Kalmuk:

1322458_b69bb341853856a846a2e897269f5ab0_640x640.jpg


‘Sultanım, sizin başınıza rüzgârı, kızıl kıyameti koparan, bu kadar arabaları, çadırları yere vuran bendim ki marifetimi size izâr edeyim istedim. İmdi, eğer bu nehri aşmak niyetindeyseniz, bana bir at, bir kürk ve yüz kuruş verin. Yine kızıl kıyamet koparıp ve bu suyu dondurup, buz hâline koyayım. Cümleniz selametle karşıya geçip, maksadınıza nail olasız” dedi.

1322458_c577731444dccb6039a7ea90f803118f_640x640.jpg


Mehmet Paşa, ‘Bre medet, öyle olsun hadi!’ deyip, Kalmuk’un istedikleri verdirtti. Kalmuk, atını alıp, bir tarafa bağladı ve orman içine doğru yürüdü.

1322458_4c40265484911c7599f00ebda19c7cbd_640x640.jpg


Evliya Çelebi Kalmuk’un yaptıklarını gizlendiği yerden hayretle izliyordu. Kalmuk Tatarı bir ağacın dibinde def-i hacet edip kıçını yukarı çevirip kar üstünde taklalar atarak bir takım hareketler yaptı. Sonra ellerini yere koyup ayaklarını havaya kaldırıp, necasetini alnına sürerek bir müddet bu şekilde durdu.

1322458_a4b5c79b58d266364f9120421fe45600_640x640.jpg


Birden doğu, batı ve kuzey taraflarından kara bulutlar toplaşıp, gök gürlemesi ve şimşek ile bir büyük rüzgâr koptu. Kalmuk Büyücüsü, necasetinin etrafında üç dört defa dönüp, eliyle parçalar alıp havaya savurdukça yıldırımlar çakıp kıyametler kopar oldu.

1322458_6e0aa74c5f974b645c37a580840f69da_640x640.jpg


Bu sırada askerler, Paşa’nın emriyle toplaşıp buz kesen nehirden karşıya geçmeye başlamışlardı. Fakat Dîvân efendisi ve mutaassıp birkaç zât ise sihir tesiriyle oluşan bu buzdan geçmeye reddetmişlerdi. Paşanın, geçmelerini emretmesiyle yine de Felak, Nas sureleri ve esmâü’l-hüsnâları okuyarak geçmeye koyuldular. Ancak okudukları dualar sihri bozduğundan buz delindi ve bir kısmı suya düşüp boğuldu.

1322458_733b016605fe0f30468294cf882e8ab8_640x640.jpg


Bu sırada hızla koşup gelen Kalmuk’lu büyücü ise sihrini bozdukları için başındaki kalpağını yere vurup feryat ü figan bağırarak Paşa’ya ve buz üstündekilere “Arapça” okumadan hızlı hızlı geçmelerini tembih etti.

kaynak : Osmanlı Dönemi'nde tüyler ürperten gerçekler! | Yaşam Haberleri

















 

mirinkirin

Doçent
Katılım
4 Temmuz 2016
Mesajlar
708
Reaksiyon puanı
349
Puanları
63
Umarım +18 sınır konulmuştur konuya.
Yalnız resimler efsane:D:D
 

kadirirdem

Dekan
Katılım
23 Mayıs 2013
Mesajlar
6,217
Reaksiyon puanı
702
Puanları
113
Hmmm vay be çok ilginç.Bence yukarıda da arkadaşında dediği gibi +18 konsa iyi olur.
 
Üst