Haber Nihat Hatipoğlu: Sokaktan hayretler içinde geçtim. Dört genç kızımız bira içiyorlardı

Helali haram kabul etmek veya haramı helal kabul etmek...:

Bir zamanlar koyu bir Hristiyan iken daha sonra İslam’ı seçen Adiyy b. Hâtim, bir gün Resûlullâh’ın: “(Yahudi ve Hristiyanlar) Bilginlerini ve din adamlarını Allah ile aralarına koyup rab edindiler…” (Tevbe, 9/31) mealindeki ayeti okuduğunu işitmiş ve: “Ya Resûlallâh! Hristiyanlar onlara ibadet etmezler ki!” diyerek bu ayeti anlayamadığını belirten bir soru yöneltmiştir. Resûlullâh da bunun üzerine ona şöyle cevap vermiştir:

(Evet) Aslında Hristiyanlar onlara ibadet etmediler! Ama onlar (Allah’ın haram ettiği bir şeyi) kendileri için helal kılınca hemen helal sayıverdiler, (Allah’ın helal kıldığı bir şeyi de) kendilerine haram edince hemen haram sayıverdiler."

Çoğu zaman vaaz ve hutbelerde anlatılan bu rivayette iki farklı grup göze çarpmaktadır: Allah’ın helal kıldığını haram, haram kıldığını ise helal sayan bilginlerle din adamları ve bir de bunlara sorgusuz sualsiz itaat edenler. Hem ayetlerden hem de rivayetlerden anlaşılacağı üzere bile bile helali haram, haramı helal saymak Allah’a ortak koşmak olduğu gibi bunu yapanlara sorgusuz sualsiz itaat etmek de Allah’tan başkasına ibadet etmek, onları rab edinmek anlamına gelmekte ve neticede bu da şirk kapsamına girmektedir. Bu ciddi tehlike yüzünden helal ve haram konusu çok iyi bilinmeli, bu konuda Yüce Allah ne demiş ve nasıl buyurmuşsa ona göre hareket edilmelidir. Bu yazıda önce helal ve haram kavramlarının kısaca tanımları yapılacak, daha sonra bunların nasıl bilinebileceğine/tespit edilebileceğine değinilecek, son olarak da helal-haram belirleme yetkisinin kimde olduğu konusuna yer verilecektir.

Günahı normal görmek daha büyük günah değil küfürdür.

Müslüman arkadaşlara söylüyorum. Onlar üzerine alınsın. İsterseniz bidon bidon bira, şarap, rakı için. Günahkar olursunuz.

1 damla içmeyip de ne olacak yhaa, aman yhaa tarzı hafife alma, meşru görme gibi şeylere kalkışırsanız dinden çıkarsınız. Olay bu kadar basit. Alkol haramdır. Hafife almak bile dinden çıkarabilir. Mübah hatta helal görmek zaten facia.
Günaha önem vermemek, zerre kadar da olsa, üzülmemek demektir. Bu çok ince bir meseledir. Haram olduğunu bilip, nefse uyarak, haram işlemek küfür olmaz. Tembellikle veya başka bir özürle, bir sünneti terk etmek küfür olmaz.

Bir kimse, işlediği haramın, haram; mekruhun mekruh olduğunu biliyorsa, yapılmaması gerektiğine inanıyorsa, yapmasam iyi olur diyorsa, yani yaptığına üzülüyorsa, nefsine, kötü arkadaşa uyarak yapıyorsa, harama veya mekruha önem vermemiş sayılmaz, yani ona kâfir denmez.

Günahı, gayet tabii olarak görüyor, işlerken zerre kadar üzülmüyorsa, (Günah işliyorum ama; kalbim temiz, sen kalbe bak, günahın bana zararı olmaz) diyorsa, yani günah işlemek doğal geliyor ve işlediği için hiç üzülmüyorsa, o zaman günaha önem vermemiş olur, küfre girer.

Bilgiler alıntıdır...

Tövbe etmek çok önemlidir:
Allahın rahmetinden ümit kesmeyin Ayeti
Şu âyette Yüce Rabbimizin rahmeti insana büyük ümitler verir: “De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. ŞüphesizAllah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” (ez-Zümer 39/53).
 

aimnil

Profesör
Sokakta içemez. Sarhoş gelip yanına seni sokakta birisi rahatsız etse çantanı kafasına geçirirsin ama bu durumda absürt durum yok he haklısın bunu da zekana bıraktım.
Olmamış bir şeyi olmuş gibi anlatıp ordan bir yargıya varıp milletin zekasına bırakmak da super zeki bir yaklaşım :s
Mesaj otomatik birleştirildi:

Milletin diniyle ilişkisini sorgulamayı bırakıp kendi işinize baksanız daha iyi. Memleketin en büyük sorunlarından biri sen içmiyorsan ne mutlu sana başkası içiyorsa sanane bundan. Bizim ülkede herkes kendi hariç herkesle herkesin yaptığıyla ilgili... Herkes dönüp kendiyle ilgilensin başkalarıyla değil
Mesaj otomatik birleştirildi:

Bu adamın da bu konuşması çok normal adam din adamı her meseleye tabi ki dini olarak bakacak, aşağılamamış kötü konuşmamış misyonuna göre hareket etmiş. O adamın bir nevi sorumluluğu bu kimsenin zoruna gitmesin. Gereksiz..
 
Son düzenleme:

OzkanK.

Dekan
Cezalı
Nihat Hatipoğlu bir açıklama yapmış bu gün sözleri çok güzel çarpıtıldı diyor...
1604147561180.png

 

İbrhm1

Öğrenci
Olmamış bir şeyi olmuş gibi anlatıp ordan bir yargıya varıp milletin zekasına bırakmak da super zeki bir yaklaşım :s
Mesaj otomatik birleştirildi:

Milletin diniyle ilişkisini sorgulamayı bırakıp kendi işinize baksanız daha iyi. Memleketin en büyük sorunlarından biri sen içmiyorsan ne mutlu sana başkası içiyorsa sanane bundan. Bizim ülkede herkes kendi hariç herkesle herkesin yaptığıyla ilgili... Herkes dönüp kendiyle ilgilensin başkalarıyla değil
Mesaj otomatik birleştirildi:

Bu adamın da bu konuşması çok normal adam din adamı her meseleye tabi ki dini olarak bakacak, aşağılamamış kötü konuşmamış misyonuna göre hareket etmiş. O adamın bir nevi sorumluluğu bu kimsenin zoruna gitmesin. Gereksiz..
Düşünecek de bir zekanın olmaması zor bırakmasaydım daha iyiymiş. Hayvanlardan farkı olmalıydı insanın. Başkasının yaptıkları çevresindekilerce de ilgilidir. Helak olan kavimleri araştıtırsan biraz belki bir ihtimal anlarsın. Ya da sen ona da bakmaz hemen yargılarsın zoruna gidenleri diyenlere ben bırakıyorum belki anlarsınız. Okumayı bildiğini varsayıyorum.

Soru Detayı
- Tufanlarda helak olan kavimlerde çocukların ve hayvanatın da helak olmasını açıklar mısınız?
- Bilindiği üzere aşırı giden toplulukların helak edildikleri, Kuranda sık sık geçmektedir. Aklıma takılan şey şu ki; o ceza mahiyetindeki tufanların helak ettiği toplulukta masum çocuklar ve hayvanlar da bulunmaktadır. Onların da bu tufanlarda helak olmaları kurunun yanında yaş da yanar sözündeki gibi mi ele alınmalıdır?

Cevap
Değerli kardeşimiz,
Bu sorunun cevabına, Bediüzzaman Hazretlerinin benzer sorulara verdiği cevaplar penceresinden bakılabilir:
“Üçüncü Sual: Bazı eşhasın hatasından gelen bu musibet (o dönemde olan bir deprem kastediliyor) bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi nedir?
Elcevab: Umumî musibet, ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetiyle; ekser nâsın o zalim eşhasın harekâtına fiilen veya iltizamen veya iltihaken taraftar olmasıyla manen iştirak eder, musibet-i âmmeye sebebiyet verir.
Dördüncü Sual: Madem bu zelzele musibeti, hataların neticesi ve keffaret-üz zünubdur. Masumların ve hatasızların o musibet içinde yanması nedendir? Adaletullah nasıl müsaade eder?
Yine manevî canibden elcevab:
Bu mesele sırr-ı kadere taalluk ettiği için, Risale-i Kader'e havale edip yalnız burada bu kadar denildi:
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لاَ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً Yani: "Bir bela, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar."
Şu ayetin sırrı şudur ki:
Bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dâr-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif iktiza ederler ki, hakikatlar perdeli kalıp, tâ müsabaka ve mücahede ile Ebubekirler a'lâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebucehiller esfel-i safilîne girsinler.
Eğer masumlar böyle musibetlerde sağlam kalsaydılar, Ebucehiller aynen Ebubekirler gibi teslim olup, mücahede ile manevî terakki kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı.
Madem mazlum, zalim ile beraber musibete düşmek, hikmet-i İlahîce lâzım geliyor. Acaba o bîçare mazlumların rahmet ve adaletten hisseleri nedir?
Bu suale karşı cevaben denildi ki:
O musibetteki gazab ve hiddet içinde onlara bir rahmet cilvesi var. Çünki o masumların fâni malları, onların hakkında sadaka olup, bâki bir mal hükmüne geçtiği gibi, fâni hayatları dahi bir bâki hayatı kazandıracak derecede bir nevi şehadet hükmünde olarak, nisbeten az ve muvakkat bir meşakkat ve azabdan büyük ve daimî bir kazancı kazandıran bu zelzele, onlar hakkında ayn-ı gazab içinde bir rahmettir.” (bk. Sözler, s. 172-173)
Özetle, bu açıklamalardan da anlaşılıyor ki, Allah’ın bir topluluğu helak etmesi durumunda, orada bulunan masumlar da o musibetten payını alırlar. Zalimler ile mazlumların aynı musibetten pay almaları imtihan sırrının gereğidir.
Eğer bir depremde veya bir helak olayında, kafir, zalim olanlar helak olurken, komşusu olan mümin ve masum insanlar kurtulmuş olsalar, bu takdirde imtihan sırrı bozulacak, iyi insanlarla kötü insanlar birlikte iman edip itaat edeceklerdir.
Halbuki, imtihandan maksat, aklını, kalbini, nefsine kurban eden kendini beğenmişlerle, Allah’tan gelen hak ve hakikat uğruna nefsini, heva ve hevesini feda eden mütevazı kimseleri ayrıştırmaktır. Bunun için gelen musibetlerde zalim ile mazlum beraber ölür. Fakat ikinci hayatta zalim cehenneme mazlum ise cennete gider, böylece ilahi adalet yerini bulur.
Bu musibetlerde masumlara Cenab-ı Hakk’ın Rahmetinin büyük mükâfatları söz konusudur. Çünkü o masum insanların fani malları onlar hakkında sadaka olup bâki bir mal olmakta ve sona eren hayatları ise ebedi bir hayatı kazandıracak şekilde, bir nevi şehitlik mertebesi onlara kazandırmaktadır.
Elbette bu dünyadaki az ve geçici bir zahmete karşılık, büyük ve ebedi bir saadeti, mükâfatı kazanmak az bir mükâfat değildir. Zulmedenler veya bu musibetlerin gelmesine neden olanlar, bu yaptıklarının cezasını bu dünyada olmasa bile ebedi alemde hakkıyla çekeceklerdir. Bu bakımdan adalet yerini bulacaktır.
Bu zalimler yüzünden zarar görenler
ise, hem zalimlerden haklarını alacaklar, hem de suçsuz ve günahsız olduğu halde bu musibete maruz kalmalarından dolayı da Allah'ın lütfuna ve rahmetine mazhar olarak ebedi alemde sonsuz nimetlere gark olacaklardır. Hatta günahsız olarak böyle musibetlere maruz kalanlara ahirette durumları ve sorulacak olsa, "Çok az zahmetle çok büyük mükafat aldık ve zulmedenlerin cezalarını hakkıyla aldıklarını da gördük, çok memnunuz." diyeceklerdir.
Hayvanların ruhları, ebedi olarak cennette kalacaktır, çektikleri sıkıntılardan dolayı, kendilerine göre sonsuz rahmetten alacakları mükafatlar olacaktır.
Mesaj otomatik birleştirildi:

Siz hala daha da zannediyorsunuz ki şahnızınla alakalı yazdıklarım. Bir önceki cevabım böyle giderse bu normalleştirmeler ilerlerse, artık insanlar da yakılıp, kesiliyor nereye gittiğimiz az da olsa anlaşılsın, demek istediğim bu sağdan soldan aynı eylemleri yapıp üstüne alınarak cephe oluşturan kişilerin yaptıkları nereye gidiyor, bunları düşünmemeleri en büyük sorunlardan biri. Bir alkış tutar veya bir ortamda gülsenizdahi sizinle alakalı alakasız aynı eylemi düşünmeden yapacak çok olur. Bu etkiyi düşünmeden birşeyler yapmanın zararımıza olduğunu görmek zorunuza gidiyorsa...
 
Son düzenleme:

Fakehero

Profesör
Ahlak sadece alkolle ölçülmez ama alkol tüketiminden kaynaklanan kötü olaylar ahlakın ölçülmesinin sebeplerinden biridir sadece.
 

Dilara Kaya

Profesör
İçerik Ekibi
Alkol ve türlü diğer türevi içkiler "aklı" devre dışı bıraktıklarından her türlü ahlaksızlığa davetiye çıkarırlar ve hatta hatta çok savunduğunuz değerler olan kadına şiddet ve hayvan haklarına tecavüz de bundan en çok olumsuz etkilenen konudur.
Tecavüz ve şiddetin nedeni alkol değildir alkol yoluyla ortaya çıkan kişinin iğrenç kişiliğidir.
 
Tecavüz ve şiddetin nedeni alkol değildir alkol yoluyla ortaya çıkan kişinin iğrenç kişiliğidir.
Çok yanlış biliyorsunuz, çok çok mulayim, iyi bir insan bileiçse o zıkkımı aklını ve iradesini kaybedeceği için zıvanadan çıkar, ne yaptığını, yapacağını bilemez... Kendine ve sevdiklerine zarar verir.

Benim bu yazdığım hem ilim hem bilim adamlarınca her türlü kaynakta yazılı bir tespittir peki ya sizin savunduğunuz bu düşüncenin aslı astarı var mıdır, kaynağınız nedir?!
 

Dilara Kaya

Profesör
İçerik Ekibi
Çok yanlış biliyorsunuz, çok çok mulayim, iyi bir insan bileiçse o zıkkımı aklını ve iradesini kaybedeceği için zıvanadan çıkar, ne yaptığını, yapacağını bilemez... Kendine ve sevdiklerine zarar verir.

Benim bu yazdığım hem ilim hem bilim adamlarınca her türlü kaynakta yazılı bir tespittir peki ya sizin savunduğunuz bu düşüncenin aslı astarı var mıdır, kaynağınız nedir?!
Herkesin ahlaka bakış açısı farklı demekki. Benim için alkol alan kişi değil; yalancı, hırsız, tacizci, saygısız kişiler ahlaksız.
 

Strasza

Profesör
Tecavüz ve şiddetin nedeni alkol değildir alkol yoluyla ortaya çıkan kişinin iğrenç kişiliğidir.

Boşa kürek çekme, tavsiyem. Diyaloğa girmeye çalıştıklarını tanıyacak kadar bir süredir takılıyorsun forumda. Depremi içilen biralara bağlayan tipler var yukarıda. Sadece kendi akıl sağlığına zarar veriyorsun, sonuçsuz ve çıkmaz bir diyalog çabası.
 

Fakehero

Profesör
Tecavüz ve şiddetin nedeni alkol değildir alkol yoluyla ortaya çıkan kişinin iğrenç kişiliğidir.
Kişi iğrençse ve alkol bu ahlaksızlığını ortaya çıkarmasına sebep oluyorsa din yönünden haram olması mantıksız değildir. Ayrıca toplum düzeni yönünden alkol tüketip bu ahlaksızlıkları yapmayınca cezasının olmaması kişinin tamamen ahlaklı bir birey olduğunun göstergesi sayılmaz.Kişi alkol alarak bu tür eylemleri yapmasını kolaylaştırıyorsa bu sebepten dolayı ahlaksız denilebilir. Hırsız,tacizci,tecavüzcü gibi ahlaksız olarak itham edilebilir.
Kısacası ahlak irade sahibi olmaktır ve sonucu negatif bir konuda iradesiz isen ahlaksızsındır.
 
Herkesin ahlaka bakış açısı farklı demekki. Benim için alkol alan kişi değil; yalancı, hırsız, tacizci, saygısız kişiler ahlaksız.
Saygı bile duyamam bu düşüncelere ama hakkınız da var bir insan olarak dilediğiniz gibi inanırsınız... İnşaAllah bu düşüncelerinizden dolayı günün birinde pişman olmazsınız.
 

Fakehero

Profesör
Bu gerçekse dehşete düşerim
O zaman ufak bir hatırlatma yapayım cemaatler yüzünden taciz olaylarının artmasını bağlayanların depremi içki içenlere bağlayanlardan farkı yok. Elbette toplumda bozuk topluluklar olacaktır ve bunların sadece dini yönlü olmaları da gerekmez. Toplum olarak asıl amacımız her türlü bozuk topluluğu ifşa edip karşısında durmak olmalıdır.
 

Usui Takumi

Profesör
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, cinayetlerin yüze 85’i, tecavüzlerin yüzde 50’si, şiddet olaylarının yüzde 50’si, trafik kazalarının yüzde 60’ı, kadına şiddet olaylarının da yüzde 70’i alkollüyken gerçekleşiyor.

Çok mülayim adamların bile alkol alınca sapıttığına dair (cinayet, tecavüz vs vs) bir sürü vaka var.
 
Toplum olarak asıl amacımız her türlü bozuk topluluğu ifşa edip karşısında durmak olmalıdır.

Kişi önce kendinden bilip, işe başlamalı...
*************************************************************************************************

Bakara Suresi - 44 . Ayet Tefsiri
Sizler kitabı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?


Tefsir (Kur'an Yolu)​


Sözlükte “iyilik, doğruluk” anlamına gelen birr kelimesinin, dinî ve ahlâkî bir terim olarak, iman ve ibadetten başlamak üzere her türlü iyilik, ihsan, itaat, doğruluk, günahsızlık gibi mânalarda kullanıldığı görülür (ayrıntılı bilgi için bk. Bakara 2/ 177; Âl-i İmrân 3/92).

Bu âyetten, asıl muhatapların yahudi din bilginleri olduğu anlaşılmaktadır. Başka benzerleri gibi yahudi din bilginleri de halka kutsal kitaba inanıp onunla amel etmelerini, gerek sözleri gerekse davranışlarıyla Allah’ın rızâsına uygun şekilde yaşamalarını emrederlerdi. Ancak âyet bize, başkalarına iyiliği emrederken kendilerini unuttuklarını yani onların kendi yaşayışlarının bilgileri ve sözleriyle çeliştiğini, sonuç olarak samimi dindarlık hislerini kaybettiklerini göstermekte; “Aklınızı kullanmıyor musunuz?” ifadesiyle bu çelişkili tutumlarının, yalnızca dinin hükümlerine değil, akla da aykırı olduğuna işaret etmektedir.

Kur’an’ın geçmiş ümmetlerin tarihine ilişkin verdiği bilgilerde de sonraki nesiller için mesajlar ve dersler vardır. Bu bakımdan, söz-davranış uyumu şeklinde özetlenebilecek evrensel ahlâk kurallarından birini ihlâl etmeleri sebebiyle yahudileri eleştiren söz konusu âyet, bir yandan yahudi din bilginlerinin bu çelişkili tutumları ve samimiyetsizlikleri hakkında bilgi verirken, bir yandan da genel olarak İslâm ümmeti, özellikle müslüman din önderleri ve bilginleri için de bir uyarı anlamı taşımaktadır. Şu halde kendilerini din bilgini, din adamı ya da din önderi konumunda görenlerin veya öyle tanımlananların bu uyarıyı hiçbir zaman hatırdan çıkarmamaları gerektiği açıktır. Zira başkalarına iyiliği öğütleyenlerin kendi yaşayışlarında bunun aksine davranmaları Kur’an’ın kesinlikle reddettiği bir tutumdur. Nitekim Saf sûresinde “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niye söylersiniz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok sevimsiz bir davranıştır!” (61/2-3) buyurulmaktadır.

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 116-117
 

Son mesajlar

Üst