Muhteşem Yüzyıl (Yahya Efendi ve Afife Hatun)

Bu konuyu okuyanlar

Katılım
10 Ocak 2012
Mesajlar
7,861
Reaksiyon puanı
31
Puanları
48
Biz onların Muhteşem Yüzyıl dizisi ile hayatımızdaki varlıklarını hissettik, Afife Hatun ve Yahya Efendi… Gerçekten ‘’kimler?’’bakmadan öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Prof.Dr.İlber Ortaylı hocamız Muhteşem Yüzyıl dizisini bir yandan desteklerken, bir yandan da Türk halkının televizyon dizilerini gerçek sanıp, tarih araştırması yapmadığını söyledi. Senaristlerin kendi tarihlerini yazdığını, bir çok insanın da bu yüzden olanları gerçek zannettiklerini, senaristlerin tarihi her zaman takip etmeleri gerektiğini söylerken, benim sayfamda sizlerle paylaştıklarının da doğruluğunu tescilledi. Türkiye’de tarihçi olarak ancak 2 öğrenci mezun edebiliyoruz söylemi de beni çok üzdü. Demek ki biz Türkler; Tarihe, tarih olarak adımızı yazıyoruz da tarih okumuyoruz!

Harem de hanımların dekolteleri olduğunu, harem de helalden başka erkek olmaması nedeni ile dekolte kullanıldığını bir kez daha belirtti. Hürrem Sultan ‘’dindar mıdır?’’ sorusuna; ‘’Sarayda namaz saatlerine dikkat edilirdi, Hürrem ne kadar dindardı bilemem’’ diye cevap verdi.

Kanuni Sultan Süleyman’ın Zigetvar Seferi ile ilgili ilginç bir açıklama yaptı: Kanuni ilk defa bir sefere araba ile katıldı. Bu da Zigetvar’dı. Kanuni, Zigetvar Seferine çıkarken zaten hastaydı ve zafere 3 hafta kala hayata gözlerini yumdu ( daha önce 2.Selim yazımda bahsetmiştim). Hemen Kanuni’nin iç organları çıkarıldı, ilaçlanarak Sultan’ın öldüğü Yeniçerilerden saklandı. Zigetvar Seferi zaferle biterken, naaş giydirilip, tahta oturtuldu ve askerlerini selamlaması için tören düzenlendi (işte bu kısmı bilmiyordum). Daha önce Murat Hüdevendigar’da da böyle bir vaka rastlanmıştır. Kanuni’nin naşı tekrar arabaya bindirildi ve Balkanlara kadar (2. Selim yetişene kadar) öldüğü açıklanmadı.

İç organlarının gömüldüğü kırsal alana Macaristan simgesel bir türbe yaptırmakla kalmadı bir de Kanuni’nin devasa bir büstünü dikti. Bu büst dikilme sebebini de ‘’adaletli padişah’’ olarak yorumladı Macarlar.
Muhteşem Yüzyıl dizisine yeni bir transferden daha bahsediliyor. Suskunlar dizisinde komiser Gurur Kutay rolü ile ekranlara gelen Berk Hakman karşımıza Bayezid olarak çıkmaya hazırlanıyor. Bu arada Yahya Efendi’yi canlandıran Hamdi Alkan’ın da 2 bölüm sonra diziden ayrılacağı söylentileri ortalarda dolaşıyor. Demek ki Şehzade Mustafa’nın sonu göründü…

Haydi gelin Tarih perdesini aralayalım ve Yahya Efendi kimmiş bir bakalım PERDEEEEEE!!!

Afife Hatun — Sabina Toziyan tarafından ekrana gelen Afife Hatun’un Yahya Efendi’nin annesi olarak biliyoruz. Ayrıca Kanuni sultan Süleyman’ın da sütannesidir. Yavuz Sultan Selim'in eşi Ayşe Hafsa Sultan (yani valide sultanın) sütü kesilince bebeği Süleyman'ı emzirmiştir. Bundan dolayı Yahya Efendi, Kanuni Sultan Süleyman'ın sütkardeşidir. Gülfem Hatun'un haznedarlıktan çekilmesi üzerine tecrübesi ile bilinen Afife Hatun haznedarlığa getirilmiştir. Tarih sayfalarında Afife Hatun bu kadar yer alır. Afife Hatun'un Edirne´de adına bir çeşme, İstanbul Eyüp´de adını taşıyan bir tekke bulunmaktadır.

Yahya Efendi
: —dizide karşımıza Hamdi Alkan tarafından can verilerek getiriliyor. Hamdi alkan da rolün hakkını oldukça iyi veriyor. Gerçek hayatta Yahya Efendi’ye gelince; Kanuni Sultan Süleyman'ın sütkardeşidir. Şehzade Mustafa'nın idamı sonrası Sultan Süleyman'a darılıp bir daha onunla konuşmamıştır. Dedikodu kısmından hayata geçelim;

Beşiktaşlı Şeyh Yahya Efendi diye şöhret olan Yahya Efendi (1495 ) yılında babası Şamlı Ömer Efendi (Amasyalı Ömer Efendi olarak tarihte rastlarız) Trabzon kadısı olarak görev yapmakta iken Trabzon’da doğmuştur. Bu tarihte Yavuz Sultan Selim’de Trabzon’da vali olarak bulunmaktaydı. Oğlu Şehzade Süleyman 1495 yılının 1 Şaban’ında Yahya Efendi’nin doğduğu hafta Trabzon’da dünyaya gelmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın hayatında böyle tesadüflerle yer alan ve tarihe mal olmuş pek çok önemli isim vardır. İşte onlardan biri de Yahya Efendi’dir.

Şehzade Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan’ın sütü az olduğundan, Kadı Ömer Efendi’nin karısı ve Yahya Efendi’nin annesi olan Trabzonlu Afife Hatun, küçük şehzade Süleyman’a süt vermiş ve onun sütannesi olmuştur.

Okul çağı gelen Yahya Efendi ilk derslerini babası Ömer Efendi’den aldıktan sonra, Trabzon’da bulunan meşhur alimlerden ve zamanın velilerinden kabul edilen Müfti Ali Çelebi’nin rahle-i tedrisatından geçerek eğitim ve ün kazanmıştır. Trabzon’da eğitimini tamamladıktan sonra daha çok bili edinip, gelişmek için İstanbul’a gelmiştir.

İstanbul’da ilk önce Anadolukavağı’nda ‘’Haydarpaşa Çiftliği’’ denilen mevkide bir çilehane yaptırmış ve orada çilesini ikmal ederken komşularının merakından kurtulmak için kendisinden sonra ‘’Yuşa Tepesi’’adını alan ve bugün de aynı isimle bilinen Sütlüce üzerinde ve Beykoz ile Anadolukavağı arasındaki bölgeye yerleşmiştir. Hz. Yuşa’nın makamını Yahya Efendi’nin keşfettiği rivayet edilmektedir.

Yahya Efendi’nin İstanbul’a 30 yaşında geldiği tahmin edilmektedir. İstanbul’da zamanın müderrislerinin derslerine devam etmiş ve nihayet Yavuz ve Kanuni devirlerinin büyük ve meşhur alimi olan Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi’ye eşlik etmiştir.
Bu sohbetler Yahya Efendi’nin her bakımdan olgunlaşıp yüksek mertebelere ulaşmasında yardımcı olmuştur. Yahya Efendi , Zembilli Ali Efendi’den iki yıl eğitim aldıktan sonra Zembilli Ali Efendi’nin de vefatı üzerine 1526 yılında hocasının yerine günlük 15 akçe ücretle Canbaziyye Medresesine müderris tayin olmuştur. Bu tayinle birlikte Yahya Efendi ‘’Müderris’’ mahlasıyla anılmaya başlamış halk arasında da ‘’Molla Şeyhzade’’ denilmekle şöhret bulmuş ve ölümüne kadarda böyle anılmıştır.

Canbaziyye Medresesi’nde iki yıl görev yaptıktan sonra terfi ederek günlük 30 akçe ücretle Hacı Hasanzade Medresesi müderrisliğine, daha sonra da 40 akçe ücretle Efdaliyye Medresesi müderrisliğine tayin edilmiştir.

1545 tarihinde günlük 50 akçe ücret ile Emir Hasan Çelebi’nin yerine Mustafa Paşa Medresesi’ne 1551 tarihinde Garik Arabzade yerine Üsküdar’da Mihr-i Mah Sultan medresesinde,1553 tarihinde de Kadızade Efendi’nin yerine Fatih Camii’ndeki ‘’Medaris-i Semaniye’’den birinin müderrisliğine tayin olmuştur.

Bu görevini başarılı bir şekilde yürütmekte iken meydana gelen bir olay Yahya Efendi’nin hayatındaki dönüm noktalarından biri olmuştur. İşte ekranlarımıza nasıl yansıyacağı belli olmayan bu olay şöyle gelişmiştir: Devrin hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman kendisine isyan ederek taht mücadelesine giren 1553 yılında büyük oğlu olan Şehzade Mustafa’yı Konya Ereğlisi civarındaki ordugahtaki çadırında boğdurtmuştur ve Mustafa’nın annesi olan Mah-ı Devran Gülbahar Hatun’u da saray görevlileri kadrosundan çıkartmıştır. Şehzade Mustafa’nın boğdurulması olayı bütün ülkede çok büyük olaylara neden olmuştur. Adeta milli bir matem halini alan bu olaya Yahya Efendi de karışmıştır, nitekim içinde bulunduğu bu hüzün sonucu Yahya Efendi padişaha olan yakınlığına da güvenerek ‘’yaptığı hareketin yanlış olduğunu bildirerek, Mah-ı Devran Gülbahar Hatun’u tekrar saraya alması’’ için padişaha merhamet isteğinde bulunan bir mektup yazmıştı. Bu hareketi Kanuni tarafından saygısızlık kabul edilen Yahya Efendi 1554-55 yılında evvela müderrislikten azledilmiş sonra da günlük 50 akçe ücret ile zorla emekli edilmiştir.

İşte Şeyh Efendi emekli olunca Beşiktaş’taki evi ve mescidinde inzivaya çekilmiş ve böylece bütün ömrünü bu dergahta ilim öğretmeye, ibadette bulunmaya adamıştır. Önce azl, sonra da zoraki emekli edilmesi karşısında üzülen Yahya Efendi duygularını ‘’Yevmi elli akçe ekmek alırdım, ekmeğimizi kestiler, nihayet birkaç gün çorbamızı ekmeksiz içelim’’ diyerek yakınlarına ifade etmiştir.
Sultan II. Selim 1566 yılında tahta çıktığında kendisine büyük saygı duyduğu Yahya Efendi’nin emekli maaşını günlük 50 akçeden 100 akçeye yükseltmiştir. Yahya Efendi, 1570 senesi Zilhiccesinde Kurban Bayramı gecesinde 78 yaşında iken Beşiktaş’ daki dergahında hayata gözlerini kapamıştır.

Yahya Efendi’nin vefatına ‘’İRTİHAL EYLEDİ KUTBU’L ULEMA’’ terkibiyle tarih düşürülmüştür. Cenaze namazını, bayram namazını müteakib Süleymaniye Camii’nde devrin Şeyhülislamı olan Ebussuud Efendi kıldırmıştır. Cenazeye vezirler, alimler, devlet ileri-gelenleri ile halktan pek çok kimse katılmıştır. Cenaze Süleymaniye’den Beşiktaş’a getirilerek, hayatta iken kendileri tarafından yaptırılmış olan ebedi istirahatgahı olan bugünkü makamına gömülmüştür. Cenaze merasimi o kadar kalabalık olmuş ki o gün İstanbul’dan Beşiktaş’a kayık ücretinin beş akçeye yükseldiği rivayet edilmektedir. Vefatının yedinci gecesinde alimler, şeyhler, mutasavvıflar, hafızlar, imamlar, vaizler ve eşraf dergahta toplanarak HATM-İ ŞERİF, TEVHİD VE TESBİH ile bu geceyi ihya eylemişlerdir.

Üveys bin Amir bin Malik el-Karani’ye (ö37/657)nisbet edilen ‘’Üveysi Tarikatı’’nın devrindeki piri olan Yahya Efendi gördüğü bir rüyanın neticesinde dergahın bulunduğu bugünkü mahalli kendi parası ile satın alarak burada mescit, medrese, hamam, aşevi ve misafirlerin istirahat edebilecekleri yerler yaptırarak ‘’Hızırlık’’ adını verdiği tam bir külliye yaptırmıştır. ‘’Beşiktaşi Şeyh Yahya Efendi’’ diye XVI. Yüzyılında haklı bir şöhrete ulaşmıştır.

Yaptırdığı külliyenin inşaatına bizzat nezaret etmekle kalmamış, inşaat işlerine de iştirak etmiş olacak ki, bunu bir rubaisinde:

‘’Cihanın ziynetine aldanıp halk

Kızıl yeşilce yaprak ile oynar.
Müderris şimdi oğlancık olubdur
Beşik taşında toprak ile oynar.’’

Şeklinde dile getirmiştir.

Yahya Efendi’yi vezirler, devlet erkanı, divan erbabı, esnaf ve halk özellikle de gemiciler ziyaret eder, hediye ve adaklar gönderirler hacetleri için dua ederlerdi. Bilhassa Karadeniz’e çıkan ve dönen Müslüman ve Hıristiyan gemiciler sahile yanaşarak Yahya Efendi’nin hayır dualarını alırlardı. Hatta halk arasında, Üsküdar’da Özbekler Tekkesi Şeyhi Abdullahi’l-Ekber, Beşiktaş’ta Yahya Efendi, Beykoz’da Yuşa Hazretleri ve Sarıyer’de Telli Baba’nın İstanbul’un manevi bekçileri oldukları yolunda yaygın bir inanış da mevcuttur.

Efendi hazretleri kendilerini ziyarete gelen herkese yemek ve şerbet ikram ederdi, bazen alimlere mollalara, bazen de fakirlere özellikle de Mevlid-i Nebevi gecesi her çeşit insanın ileri gelenlerine ziyafetler verirdi.

Ara sıra Kanuni Sultan Süleyman’a süt ve bahçe mahsullerinden oluşan hediyeler takdim eder, padişah da karşılığında altın ve gümüş dolu keseler gönderirdi. II. Selim’in de Yahya Efendi’ye büyük hürmeti vardı.

Yahya Efendi sohbetinde bulunan kim olursa olsun ona ‘’aşık’’ diye hitap eder, küçükle küçük, büyükle büyük olurdu, her çeşit elbiseyi giyer her çeşit sarığı sarardı. Yahya Efendi ilimlerde gelinebilecek son mertebeye ulaşmıştı. Yahya Efendi, dini ilimlerde olduğu gibi Astronomi, Geometri ve Matematikte de çok ileri derecede bilgi sahibi idi.

Meşairü’ş-Şuara adlı eserini hazırlamakta olan Aşık Çelebi bir gün Yahya Efendi’nin dergahına gelir, dergah her zamanki gibi yine zikir ve kudüm sesleriyle yıkanmaktadır. Şeyhin huzurunda bir müddet oturan Aşık Çelebi nihayet söz söyleme fırsatı bularak ‘’Efendi hazretleri! Hangi eserinizi kitabıma alayım?’’ diye sorunca,Yahya Efendi tatlı bir tebessümden sonra kendi hatlarıyla yazdığı,

‘’Hep gelenler yana yana geldi gitti dünyadan

Şimdi nevbet bana geldi, döne döne yanayım.’’Beyitini Aşık Çelebi’ye verir.

Yahya Efendi kendi türündeki benzerleri gibi dünya’ya ve dünyalığa kulak asmayan bir serdengeçti idi, o kadar ki bir fakir ve ilim adamı olan bu dürüst ve cesur adam, yaşadığı Ortaköy tepesinde lüzum gördükçe başını kitaplardan kaldırarak padişaha yaklaşır, hoşuna gitmeyen bir hal karşısında ihtarlı ve sert bir sesle, bu ‘’devletlu süt kardeş’’ e çıkışır sözünü geçiremeyecek olursa da gönül koyarak aylarca belki de yıllarca sarayın eşiğinden adım atmazdı.

Zembilli Ali Efendi’den eğitim alarak müderris olan Yahya Efendi insan kalabalıklarından kaçıp saklandığı ıssız bir tabiat köşesinde bir medrese, bir hamam, bir mescid ve çeşme yaptıracak dünyalığa sahipti. Fakat insanlara bilgi dağarcığını boşaltıp verdiği gibi kesesindeki son akçeye kadar da fakir ve muhtaçlara dağıtan, hatta ziyaretine gelenlere harçlık ve kayık kirasını ikram edecek kadar cömert olan bu veli kişi o gün bu gün aynı yerde aynı isimle halkın malı olarak, manevi hayatını yaşamaktadır.

Evliya Çelebi ‘’ Yahya Efendi’nin her Cuma gecesi Hızır Aleyhisselam ile buluştuğu ve ondan ilm-i ledünnü öğrendikleri ‘’yazmaktadır. Hatta türbenin kuzey kenarına bu buluşmaların birinde ikisi tarafında beraberce bir asma fidanı dikilmiş olduğu rivayet edilmektedir.

Şimdi belki ekranlarınızdaki Yahya Efendi’ye bir başka gözle bakar ve itibar edersiniz.
Hayatta itibarınız artsın dileği ile…

Milliyet.com.tr
 
Üst