Haber Mount & Blade: Bir Kalradya Efsanesi

Bu konuyu okuyanlar

22Therefore22

Asistan
Katılım
14 Ocak 2020
Mesajlar
337
Çözümler
1
Reaksiyon puanı
327
Puanları
63
Yaş
23
1623065965487.png


Hikayemiz soylu hükümdarların tüm topraklara sahip olduğu, fakir halkın gece gündüz demeden onlara hizmet ettiği 11. yüzyılın başlarındaki Kalradya'da geçiyor...

Yoksulların o zamanlar nerede yaşayıp nerede çalışacaklarını seçme hakkı yoktu. Aslanyürekli lakabıyla bilinen Kral Rysis, ordularıyla sefere çıkmıştı. Halkı tarafından sevilen ve sayılan bilge ve adaletli bir hükümdardı. Kral Rysis sefere katıldığı zamanlarda, tahtını genç kardeşine bırakırdı. Kardeşi Regos; açgözlü, acımasız hain bir adamdı.

En büyük hırsı ağabeyinin tahtını ele geçirmekti. Onun acımasız yardımcılarıysa kendini beğenmiş ve kodaman bir soylu olna Kont Graintewar ile rüşvetçi bir korkak olan Suno Şehri Muhafız Komutanıydı. Yakınlardaki ormanın derinliklerindeyse, paraları ve toprakları Regos tarafından gasp edilmiş evsiz dilenciler yaşıyordu.

Onların arasında bir isyankar, zenginden çalıp fakire veren bir asi vardı. Suno Şehri yakınındaki ormanlarda yaşayan bu asinin adı Duncan'dı. Hakkında söylenenlere göre ne günümüz Kalradyasın'da ne de o zaman ki yıllarda hiç kimse, Duncan'dan daha iyi yay kullanamazdı.

Yoldaşları ile ormanın derinliklerinde soylu Kontlara kafa tutup onları esir alıyorlardı. Saraya götürülen vergi paralarını taşıyan kervanları soyuyor ama asla yoksul köylülere dokunmuyorlardı. O zamanlarda onların sayesinde fakir halk daha iyi giyinir, daha iyi beslenir olmuştu.

Duncan 18 yaşındayken Muhafız Komutanı ülkedeki en iyi okçuları seçmek için bir turnuva düzenledi. Duncan turnuvaya katılıp aşık olduğu soylu kızı Leydi Anna'yı okçuluktaki hünerleriyle etkilemek istiyordu. Bir gün Duncan ormanda yayıyla atış talimi yaparken Muhafız Komutanının adamlarıyla karşılaştı ve Duncan'ın okçuluğuyla dalga geçip alay ettiler.

İçlerinden biri onun bir tavşan bile vuramayacağına dair 300 dinar bahse girdi. Duncan öfkeyle yayını çıkararak bir hedef belirledi ve oku fırlattı. Ok, büyük bir erkek geyiğe saplanıp onu yere devirdi.

Duncan tam hakkı olan 300 dinarı istiyordu ki, adamlardan biri, "Kralın geyiğini öldürdün, seni tutukluyoruz!" dedi Duncan geyiği öldürmesi için oyuna getirildiğini anladığında iş işten geçmişti.

Koşabildiği kadar hızlı bir şekilde ormanın içine kaçtı. Ormanda yaşayan ayyaş dilencilerden biri yayıyla Duncan'a nişan alıp okunu attı. Ok az kalsın Duncan'ın başına isabet ediyordu. Duncan kendini korumak için arkasına dönüp bir ok fırlattı. Ok süzülüp peşindeki askerlerden birinin kalbine saplandı ve adam yere düşüp oracıkta öldü.

Şimdi Duncan sadece Kralın geyiğini değil kazara olsa da adamlarından birini de öldürmüş oldu. Olaydan sonra Duncan'ın kalbi acıyla sarsıldı. Can almak ona göre bir şey değildi. Ve böylece Duncan Asi oldu. Kral Regos, topraklarına el koydu. Bundan sonra halk arasında hep gizlenerek ve rahatsız bir şekilde yaşadı.

Aynı yıl, birkaç kişi daha Duncan'a katıldı. Onlar da haksız yere asi ilan edilmiş kişilerdi. Hepsi birden kötü adamlarla savaşacaklarına, kadın ve çocuklara zarar vermeyeceklerine ant içtiler. Çok geçmeden insanlar, Duncan ile yoldaşlarının iyilik ve kahramanlık dolu hikayelerini duyup onlara güvenmeye ve inanmaya başladı.

Bir gün, Duncan ormanda geyik avlamaya çıktı. Yanına kılıcını almıştı, elinde bir yay sırtında da okları vardı. Nehir kıyısının yakınlarına geldiğinde, aynı anda sadece bir kişinin geçebileceği kadar küçük bir köprüyle karşılaştı ve yürümeye devam etti. Nehrin diğer tarafında çok uzun boylu iri yapılı bir adam duruyordu. Duncan yoluna devam ederken adamın elinde kocaman bir sopa tuttuğunu ve üzerine geldiğini fark etti.

- "Kenara çekil de geçeyim," dedi Duncan.

- "Hayır," diyerek gürledi yabancı ve ekledi. "İlk önce ben geçeceğim."

- "Geçmeme izin ver yoksa seni buraya zımbalarım." dedi Duncan okuyla yayını alarak.

- "Çok cesursun anlaşılan!" dedi koca adam ve ekledi. "Senin kılıcın, yayın ve okların var benimse sadece sopam."

Duncan hemen silahlarını yere bıraktı. Ardından köprüden ayrılıp kendine meşe ağacından bir sopa yapıp geri geldi.

- " Köprüden geçmek için dövüşeceğiz öyleyse," dedi Duncan koca adama ve ekledi. "Nehre ilk düşen kaybeder!"

Dövüş başladı. İkisi de birbirine vurmaya çalıştı, ama kolayca sopa hamlelerinden sıyrılıp savuşturdular. Kavga yarım saat sonra, Duncan nihayet koca adamın ensesine vurduğu sopayla sona erdi. Duncan tam zaferini kutlamaya başlamıştı ki, başına aldığı darbeyle nehrin içinde buldu kendini. Duncan suyun içinde çırpınırken koca adam da onun bu haline kahkahayla gülüyordu, sonra hep birlikte gülmeye başladılar.

- "İyi ve adil bir dövüş oldu. Göründüğün gibi güçlüymüşsün gerçekten, senin için yapabileceğim bir şey var mı?" dedi Duncan.

- "Evet, var." dedi koca adam ve ekledi. "Duncan'ı bulmama yardım eder misin? Onun yanına katılıp adamı olmak istiyorum."

Duncan borusunu çaldı ve ardından ağaçların arasından gelen ayak sesleri ve hışırtılar duyuldu.

- "Efendim baştan aşağı ıslanmışsınız sizi nehre bu adam mı itti?" dedi ağaçların arasından çıkıp gelen adamlardan biri sert bir ses tonuyla.

- "Evet bu koca ahbap beni suya fırlattı." dedi Duncan eliyle yabancıyı göstererek.

Birdenbire yeşiller içindeki 20 adam, yabancının üzerine saldırdı.

- "Durun!" diye bağırdı Duncan.

Daha sonra kendini ve adamlarını yabancıya tanıttı.

- "Benim adım Duncan buralarda Asi lakabıyla bilinirim bunlar da benim yoldaşlarım. Bizler hepimiz asiyiz ve Kral Regos'a karşı mücadele ediyoruz. Bize katılmak ister misin?" dedi Duncan.

- " Asi Duncan sen misin? Buraya seninle tanışmak için gelmiştim zaten, Size seve seve katılırım. Bana Sırık Sargus derler." dedi koca adam.

Duncan ve arkadaşları grubun yeni üyesi olan Sargus için bir karşılama ziyafeti düzenledi. Ardından giymesi için GRUB'un simgesi olan yeşil giysilerden verdi. Çok geçmeden Sırık Sargus, Duncan'ın sağ kolu ve grubun en güçlü adamı oldu.

Suno Şehri Muhafız Komutanı sürekli Duncan'ı yakalamaya çalışıyordu ama Duncan öyle kolay lokma değildi. Bu yüzden Muhafız Komutanı bir plan yapıp Suno şehrinde bir atış müsabakası düzenleyeceğini duyurdu herkese.

Kısa süre sonra müsabakadan Duncan'ın da haberi oldu. Müsabakada hünerini ispatlayan kişiye cezbedici bir ödül vardı. Saf altından yapılmış bir ok. Duncan da ödülü kazanmak için müsabakaya katılmaya karar verdi. Gruba yeni katılan adamlardan biri olan Genç Clais, Duncan'ı müsabaka hakkında uyarmak istedi.

- "Handayken konuşmalara kulak misafiri oldum ve duyduklarıma göre müsabakayı seni yakalamak için Muhafız Komutanı düzenlemiş." dedi Clais tedirgin bir ses tonuyla.

- "Komutandan korkmuyorum!" diye gürledi Duncan ve ekledi. "O ne kadar kurnazsa biz de o kadar zekiyiz. Oraya dilenci ya da demirci kılığında gidip altın oku kazanacağız!"

Müsabaka günü meydana şehirdeki herkes akın etmişti. Atış alanları renkli kurdeleler ve çiçeklerle süslenmişti. Karısının yanında oturan Muhafız Komutanının gözleri endişeyle etrafta Duncan'ı arıyordu. Müsabaka başladı. Başta birçok yarışmacı vardı ama ikinci turdan sonra geriye sadece üç kişi kaldı.

Biri ormanda yaşayan bir Avcıydı diğeri Kergitli bir adamdı ve üçüncü kişi de garip bir kırmızı giysi giymiş tek gözü kapalı tuhaf biriydi. Kazanan tek gözlü okçuydu ve müsabaka boyunca ağzından tek kelime bile çıkmamıştı. Komutan ona hakkı olan altın oku takdim ettikten sonra soru sordu.

- "Senin adın nedir, dostum?" dedi Komutan.

- "Treanz Pleglanz." diye cevapladı yabancı.

- "Seni çok beğendim, hatta şu korkak Duncan'dan bile ok atmakta daha iyisin. Emrime girmek ister misin?" dedi Komutan."

- "Hayır, ben özgür biriyim. Benim için özgür olmayan bir hayat yaşamaya değer değildir." dedi yabancı.

Muhafız Komutanı teklifinin reddedilmesinden hiç hoşlanmadı ve ardından yabancıdan derhal şehri terk etmesini istedi. Akşama doğru grup ormanda Duncan'ın büyük zaferini kutladı. Duncan, Muhafız Komutanının kendisinin bir korkak olmadığını bilmesini istiyordu, çünkü ödülü kazanan tuhaf giyimli tek gözlü yabancı kılık değiştirmiş Duncan'dan başkası değildi.

Ertesi gün Komutan akşam yemeğine otururken üzerine bir kağıt sarılı ok pencereden içeri süzülüp duvara saplandı. Komutan kağıtta yazanları yüksek sesle okudu.

"Komutan haberin olsun verdiğin ödülü ben aldım, hadi sana yine geçmiş olsun.

Sevgiler Duncan."

Ardından Komutan gene yenilginin acısıyla bağırıp çağırmaya başladı.

Atış müsabakasında Duncan tarafından oyuna getirilen Muhafız Komutanı tam anlamıyla delirdi. Yüz adamına ormana gidip Duncan'ı yakalamaları için Emir verdi. Komutan Duncan'ı ele geçirip ölü ya da diri olarak ona teslim eden kişiye tam 1000 dinar ödül vereceğini duyurdu. Ancak Duncan Komutanın böyle bir plana girişeceğine çok önceden fark etmişti.

Adamlarına ormanın derinliklerine gizlenmelerini söyledi. Muhafız Komutanının askerleri yedi gün boyunca ormanı didik didik aradılar ama kimseyi bulamayınca büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar. Yedi gün boyunca tüm grup ormanda gizlendi. Sekizinci gün, Duncan adamlarına dönüp.

- "Aranızdan Komutanın askerlerinin nerede olduğuna bakmaya gidecek gönüllü biri var mı?" dedi Duncan.

Grubun neredeyse hepsi hevesle öne çıkıp kendisinin gidebileceğini söyledi. Ama Duncan, Kurnaz Clurgas'ı seçti. Clurgas keşiş kılığına girip kılıcını elbisenin altına sakladı ve hana doğru yola koyuldu. 'Hancı elbet bu konuda bir şeyler biliyordur.' diye düşündü Clurgas. Hana geldiği zaman içerde Komutanın adamlarının oturmuş bir şeyler içtiğini gördü. Dikkatleri üzerine çekmemek için sessizce geçip bir köşeye oturdu ve askerlerin gitmesini beklemeye karar verdi.

Birdenbire Clurgas'ın yanına kara bir kedi geldi ve bacaklarına sürtünmeye başladı. Cüppenin altındaki yeşil giysi ortaya çıktı, Clurgas durumu kurtarmaya çalışsa da askerlerden biri onu fark etti ve yeşil elbisesini tanıdı ardından ortalığı ayağa kaldırdı. Komutanın askerleri bir anda Clurgas kaçmaya fırsat bulamadan üzerine atladılar ve onu esir aldılar. Duncan Clurgas'dan haber beklerken, Hancı'nın kızı koşarak Duncan'gidip Clurgas'ın esir alındığını ve yarın şehir meydanında asılacağını söyledi.

- "Ben nefes aldığım sürece, böyle bir şey olmayacak. Yarın gidip onu aramıza getireceğim, başaramazsam onunla birlikte öleceğim." dedi Duncan sertçe.

Daha sonra yoldaşlarını yanına çağırıp yarın için planladıklarını anlattı.

- "Hepimiz yarın Suno Şehrine inip, insanların arasına karışacağız. Birbirinizden ayrılmayın ve kardeşimiz Clurgas'ı kurtardıktan sonra hep birlikte yuvamıza ormanımıza geri dönelim."

Ertesi gün herkes mahkumun asılacağı şehir meydanında toplandı. Duncan ve adamları kalabalığın içindeydi, ancak kimse onları fark edemedi. Clurgas, etrafını sarmış muhafızlar eşliğinde arabaya bağlanmış şekilde meydana getirildi. Clurgas tanıdık yüzler görmek için etrafına bakındı, koca bir vücut kalabalığı yararak, öne gelip arabaya ulaşmaya çalıştı. Clurgas arkadaşlarının onu kurtarmak için geldiğini fark etti.

Sırık Sargus arabanın üstüne atlayıp, Clurgas'ı serbest bıraktı. Muhafızlarla grup arasında dişe diş bir kavga başladı. Ama asilerin dövüş yetenekleri muhafızlardan üstündü. Grup yaylarını çıkardığı anda muhafızlar canlarını kurtarmak için kaçarak dağıldılar. Zafer kazanmış Duncan ve tayfası ormana gitmek üzere yola çıktı. Komutan'ın askerleri bir kez daha onları yakalamakta başarısız oldular.

Bu yenilgisinden sonra Komutan Duncan'ın gücünden ve zekasından korkmaya başlamıştı. Bundan böyle Duncan'ı yakalamak için artık herhangi bir girişimde bulunmamaya karar verdi.

Sonraki bir yıl boyunca, Duncan ve tayfası ormanda mutluca yaşadılar. Ancak Muhafız Komutanının Clurgas'a yaptıklarını elbette asla unutmadılar. İntikam daima akıllarındaydı. Bir gün Duncan Suno Şehrine bu konuda neler yapabileceğine bakmaya gitti. Yol üzerinde Suno'daki pazara giden bir kasaba rastladı.

O anda aklına müthiş bir fikir geldi. Kasabın arabasını, atını ve etlerini satın alıp, kılığını da değiştirerek şehre girecekti. Pazar alanında etleri fakir halka bedava dağıttı. Onu gören diğer kasaplar, zengin budalalardan biri olduğunu, yakın zamanda parasının ve malının kalmayacağını düşündüler. Kasaplardan biri Duncan'a yaklaştı.

- "Dinle dostum, Kont Graintewar düzenleyeceği ziyafete şehirdeki tüm kasapları davet ediyor." dedi.

Dört gözle böyle bir fırsat bekleyen Duncan, daveti sevinçle kabul etti. Şölen günü, hile peşinde olan Kont, gözünü zengin kasaplara dikmişti. Kılık değiştirmiş olan Duncan'ı tanıyamayan Kont Graintewar onu yanına çağırdı.

- "Sen zengin bir adamsın pazar alanında etlerini bedava dağıttığına göre. Ne kadar malın var?" dedi Kont Graintewar.

- " Dünya kadar arazim ve beş yüz kadar da ineğim var. Hayvanlarımı satacak birini arıyorum." dedi Duncan.

Kont Graintewar tüm sürü için 5000 dinar önerdi, Duncan da teklifi kabul etti. Ziyafetin ardından, Duncan Kont Graintewar'ı da yanına alıp şehirden uzaklaşarak ormana doğru yola koyuldular. Ormanın içine girdiklerinde Asi Duncan'la karşılaşmak istemeyen Kont bir hayli endişeliydi.

- " Duncan'dan korkuyor musunuz? Çünkü adamlarıyla birlikte buralarda ağaçların arasında yaşadığı söyleniyor ve şu an onlarla karşılaşma niyetinde değilim." dedi Kont Graintewar.

- " Ben yanınızdayken onlardan korkmanıza gerek yok." dedi Duncan.

Ardından Duncan ormanın içine doğru yoluna devam etti. Kont Graintewar'da arkasından onu izledi. Derken Duncan borusunu çaldı ve bir anda ağaçların arasından onlarca asi etraflarını sardı.

"Kont Graintewar ziyafetimize katılmaya geldi!" diye bağırdı Duncan.

İstemeden de olsa Kont Duncan'ın ziyafet davetine katılmak zorunda kaldı. Çok geçmeden o da grupla birlikte gülmeye ve eğlenmeye başladı. Kontun hayvanlar için teklif ettiği 5000 dinarı Duncan çalmayı da unutmamıştı. Kont Graintewar ayrılırken Duncan şunları söyledi.

- "Eğer tekrar masum birini kandırmak istersen, ormandaki bu anı düşün ve dinarlar için teşekkürler. Sayende birçok yoksul daha iyi giyinip daha iyi beslenecek." dedi Duncan.

Kont Graintewar buz kesmişti. Soytarı durumuna düşmüştü ve hiçbir şey demeden atına atlayıp, oradan uzaklaştı.

Suno'da her 5 senede bir ekim geldiğinde panayır düzenlenirdi. İnsanlar, dövüş turnuvalarının büyük ilgi gördüğü bu panayırı dört gözle beklerdi. O sene Kont Graintewar, Duncan'dan çekindiği için müsabakalara tereddütle yaklaştı.

Müsabakanın birincisine Duncan'ın ilgisini çekmeyeceğini düşündüğü bir ödül vermeye karar verdi. İki şişman boğa. Şehirde gizlenen asiler müsabaka ve ödülden Duncan'ı kısa sürede haberdar ettiler. Sırık Sargus müsabakaya katılmak için can atıyordu.

- "Panayır'a gidip bileğim ne kadar güçlü görmek istiyorum." dedi Sargus.

Duncan buna karşılık,

- "Sen en güçlü adamımsın, almaya değer riskler vardır ancak bu yılki ödül bunlardan biri değil. Seni kaybedemem." diye tersledi Duncan.

- "Lütfen tekrar düşün, tanınmamak için üzerime kırmızı bir kaftan giyip, başımada kapüşon geçirip katılmayı düşünüyorum müsabakalara ve oradayken kendime dikkat edeceğime söz veriyorum." dedi Sargus.

Sargus, nihayet Duncan'ı ikna etmeyi başarmıştı. Kırmızılara bürünmüş halde, Sargus, panayırın yapılacağı şehir meydanına doğru yola koyuldu. Sargus panayırda ilk önce, gülüp eğlenerek bir şeyler içti. Ardından ozanların şarkı söylediği, kalabalığın dansler ettiği bir stan da yöneldi. Eğlencelere katılıp oralarda uzun zaman harcadıktan sonra, yarışmaların düzenlendiği bölüme gitti. Dövüş ringine geldiği sırada Kranton adında biri, çığlıklar atıp kalabalığı kendisiyle dövüşmeye davet etti.

- " Aranızda benden daha güçlüsü var mı bakalım! Hepiniz gözlerinizi kaçırıyorsunuz bana yan bakacak olursanız kafanızı koparırım!" diye bağırdı Kranton.

Sırık Sargus bu kabadayıya bir ders vermeye karar verdi.

- " Hey sen! Uzun bacaklı soytarı! Temiz bir dayak yememişsin hiç anlaşılan!" diye bağırdı Sargus kalabalığın arasından.

Ardından kahramanca ve gözü pek bir kavga başladı Sargus ile Kranton arasında. İkisi de çok cesurdu. Bir saat sonunda Kranton yorulmaya başlamıştı. Sargus rakibinin suratına okkalı ve isabetli bir yumruk patlatınca, adam bilincini kaybedip yere yıkıldı. Kalabalık Sırık Sargus'un zaferini kutlamak için tezahürata başladı.

- "Reallan!" diye haykırdı kalabalık hep bir ağızdan.

Bu ismi ona seyirciler takmıştı. Kavgayı izleyen ve onun performansına hayran kalan Kont ona ödülünü verirken.

- " Dövüş becerilerin gerçekten çok etkileyici ve iyi iş çıkardın Reallan. Eminim okçulukta da en az Duncan kadar iyisindir. Birliğime katılmak ister misin? Sana iyi bir maaş da veririm, haftalık 100 dinar uygun mudur? Giyeceğin pahalı kıyafetler ve yiyeceğin leziz yiyecekler de cabası." dedi Kont Graintewar.

Sargus, Kont'la biraz dalga geçmek için teklifini kabul etti. Sargus zaferini kutlayan kalabalığa kazandığı ödülü iki boğayı verdi. Kalabalık ziyafet çekip eğlenirken, Kont ve yeni askeri Reallan kaleye gitmek için oradan ayrıldılar.

Kaledeki rahat hayat Sargus'un aklını çelmişti. Bol içki ve leziz yemekler orada iyi zaman geçiriyordu ve bir süre aklına ormana geri dönme fikri gelmedi. Bir gün kont Graintewar ava çıkarken, Sargus'u da yanına davet etmek için odasına gitti ama Sargus yatağına uzanmış horul horul uyuyordu bu yüzden rahatsız etmek istemedi ve onsuz ava çıkmak zorunda kaldı.

Sonunda Sargus gül kokularıyla ve Duncan'ın borusunun sesiyle uyandı. Gözleri dolmuştu rüyasında Duncan ile arkadaşlarını görmüştü ve ormana gidip tekrar onlara katılacağına yemin etti. Kaledeki son kahvaltısı için mutfağa doğru giderken kapıda aşçıyı gördü. Aşçı, Kont'a yakın olduğu için Sargus'u kıskanıyordu. Ona çok kaba davrandı hatta kahvaltısını vermeyi bile reddetti.

Çileden çıkan Sargus aşçıya bir tokat attı ve kendi kahvaltısını hazırlayıp masaya oturdu. Sonra, aşçı yakın sırdaşı olan bir muhafıza gidip, Sargus'u dövmesi karşılığında 100 dinar teklif etti. Muhafız kabul etti. Tuhaf bir şekilde muhafız Sargus'un yanına gittiğinde.

- "Selam dostum buraya seninle kavga etmek için geldim ancak önce bir kahvaltı edelim ne demişler aç ayı oynamaz." dedi muhafız.

Birlikte koca birer tabak yemeğin tadını çıkardılar. Yemekleri bitince, büyük dövüş de başladı. İkili tam bir saat boyunca mücadele etti. Sonunda yorgunluktan ikisi de yere yığıldı.

- "Duralım bence artık... Sen çok cesur ve gözü pek bir adamsın, benimle ormana gelip Duncan'ın tayfasına katılmaya ne dersin? Ben aslında onlardan biriyim." dedi Sargus.

Kalede çalışırken umduğunu bulamayan muhafız, Sargus'un önerisini memnuniyetle kabul etti. Ormana geldiklerinde, Duncan ve arkadaşları onları sevinçle karşıladılar. Sargus panayırda olanları ve kaledeki geçirdiği zamanı kısaca anlattıktan sonra onlara muhafızı takdim etti.

Ardından Sargus, kaleden çaldığı bir kese dolusu dinarı Duncan'a gösterdi. Bu durumdan rahatsız olan Duncan adeti olmadığı halde dinarları sahibine teslim etmesini istedi. Sargus, Duncan'ı kırmak istemedi ve ormanda avlanan Kont'un yanına gitmek için oradan ayrıldı. Yanına vardığında heyecan içinde, Sargus Kont Graintewar'a çalıların arasında gizlenmiş, göz alıcı bir geyik gördüğünden bahsetti.

Kont bahsedilen geyiği görmek için Sargus'u takip etti. Sargus'un onu ormanın derinliklerine götürmeye çalıştığını anlayınca kuşkuya kapıldı. Kont ona yakından baktıktan sonra.

- "Bir dakika sen Sırık Sargus değil misin? Yine Duncan beni oyuna getirdi! Ne planlıyorsunuz? Dur tahmin edeyim beni tekrar soymayımı! Ve lütfen kusura bakmayın üzerime yeteri kadar dinar almamışım bugün!" dedi Kont Graintewar sinirli bir ses tonuyla.

Sargus tek kelime etmeden dinar dolu torbayı eline alarak Kont'a doğru uzattı ve ormanın içinde gözden kayboldu. Şaşkınlıktan dili tutulan kont avı yarıda bırakıp kaleye geri döndü.

Sıcak bir günde Duncan ve tayfası, büyük bir çınarın gölgesi altında dinleniyordu. Duncan Sırık Sargus'un kaleden döndüğünden beri çok tembelleştiğini fark etti ve açılması için ona bir iş vermeye karar verdi."

- "Suno'ya gidip terziyi bul. Ona 400 metre yeşil kumaş vermesini söyle. Elimizde hiç kalmadı." dedi Duncan.

Sargus, Duncan'ın ona verdiği bir kese altını yanına alıp yola çıktı. Yolda giderken, çalıların arasında bir hışırtı duydu. Biri geyik avlamak için gizleniyor olabilir diye düşündü. Yakından bakmak için çalılara doğru gitti. Düşündüğü gibi bir avcı vardı çalıların arasında bu avcı geyik avlamayı seven Gregor'du. Sargus ona meydan okudu ve büyük bir kavga başladı. Sonunda Gregor öyle bir yumruk salladı ki, Sargus, uçarak yere düştü.

- "Dostum, sen şimdiye kadar karşılaştığım en güçlü dövüşçü çıktın. Beni bir güzel patakladın." dedi Sargus.

Bu sırada Duncan, Sargus'un dediği yere gitmeyip bir kavgaya karıştığı haberini aldı. Duncan olay yerine tam zamanında vardı. Kendini tanıttı.

- " Benim adım Duncan. Senin adın nedir cesur ve güçlü dostum? Sargus'u bastırabilen karşılaştığım ilk adamsın bravo!" dedi Duncan.

- " Benim adım Gregor." diye karşılık verdi yabancı.

Duncan onu GRUB'una davet ettiğinde, o da bunu memnuniyetle kabul etti. Geri dönerlerken, biraz serinlemek ve dinlenmek için bir ağaç kenarında durdular. Aniden Duncan'ın gözüne ileriden gelen bir adam ilişti.

- "Hey şu boyalı kuşa bakın!" diye bağırdı Duncan.

Kıpkırmızı kadife ipek giysiler giyinmiş şapkasında uzun bir tüy olan bu boyalı adam kimdi? Geniş omuzlarına düşen sarı kıvırcık saçlarını örten tüylü bir şapka takıyordu.

- " Gidip onun kim olduğunu öğrenmeliyim! Siz burada beni bekleyin." dedi Duncan.

Duncan adamın önüne çıkıp yolunu kesti. Adam, Duncan'a aldırmayıp yoluna devam etmek istediyse de Duncan buna izin vermedi. Duncan ve süslü adam yüz yüze geldiler. Duncan onu kavgaya davet etti. İkisi öfkeyle birbirlerine girişmeye başladı. Kavga o kadar şiddetliydi ki ortalığı toz bulutu sardı. Yabancı arka arkaya darbeler indirmeye başladı. Duncan'ı şaşkına çevirmişti.

- " Tamam! Tamam! Pes ediyorum! Sen kazandın." dedi Duncan, çaresizce haykırarak.

Sargus ve Gregor hızla Duncan'ın yardımına koştular. İkisi de Duncan'ın bu perişan haline katıla katıla güldü. Duncan ayağa kalktığında yabancıya dönüp.

- "Adını lütfeder misin Yiğit dostum!" dedi Duncan.

Yabancı Duncan'a yakından daha dikkatli baktıktan sonra.

- " Sen Duncan abisin değil mi?" diye sordu, çoşkuyla yabancı.

Ardından Duncan'ın üzerine atlayıp onu kucaklamaya öpmeye başladı. Duncan'ın güreştiği adam kuzeni çıktı. Onu görmekten dolayı çok memnun kalmıştı. Kuzeni Gared'i yıllardır görmemişti. Asi ilan edilmeden evvel, ona ok atmayı ve dövüşmeyi öğretmişti. Duncan ona Süslü Gared lakabını taktı. Gruba Suno'da ki en güçlü adamı kattığı için sevinçten neredeyse ağzı kulaklarına varmıştı Duncan'ın.

- " Suno'ya başka bir gün de gidebiliriz, hadi ormanımıza geri dönelim ve çınarın altında günün keyfini çıkaralım." dedi Duncan.

Boş geçen birkaç haftanın ardından, Duncan kuzeni Gared'i gruba yeni katılanları eğitimiyle görevlendirmeye karar verdi. Onlara zengin lordlar ile başlarını belaya sokmadan nasıl yol kesileceğini göstermesini istedi.

Gared çaylaklarla birlikte, cüzdanı dolu birini bulup şöyle güzel bir ziyafeti hak etmek için yola koyuldu. Ormandaki anayola ulaştıklarında, çalıların arkasına gizlenip beklemeye başladılar. Birçok yolcu geçti, ancak bekledikleri gibi soylu zengin biriyle karşılaşmadılar.

- "Bugün şansımız yok," dedi Gared üzülerek ve ekledi. "Haydi gelin de kampımıza geri dönelim."

Dönüş yolunda Gared, birdenbire bir ağlama sesi duydu.

- "Birinin ağladığını duyuyorum, başı bela da olmalı." dedi Gared.

Sesin geldiği yöne doğru ağır adımlarla yürüdüler. Sonra gölün kenarında genç bir adamın sessizce ağladığını gördüler.

- "Hey dostum! O tuzlu gözyaşlarınla çimenleri neden mahvediyorsun?" dedi Gared.

Yabancı cevap vermedi.

Gruptan biri, "Bu adamı tanıyorum ben, bir zamanlar çok mutlu ve neşeliydi." dedi.

- "O zaman bizimle gel, belki derdine derman buluruz." dedi Gared yabancıya dönerek.

Adam yanına arpını, yayını ve oklarını alarak, grupla birlikte yürümeye başladı. Kampa geldiklerinde yanlarında zengin bir soylu yerine gözü yaşlı yoksul bir genç gördüklerinde GRUB'un kampta kalan üyeleri çok şaşırdı. Duncan ise bu duruma öfkelendi.

- "Bunu da nereden buldunuz?" diye kızarak sordu Duncan.

Gared alçak bir sesle, "Bu kardeşimizin yardımımıza ihtiyacı var. Belki onun için bir şeyler yapabiliriz diye onu buraya getirdim." dedi.

Duncan herkesi gönderip, sadece Sırık Sargus ve Süslü Gared'în kalmasını istedi. Sonra gence üzüntüsünün sebebini sordular.

"Bizden çekinmene gerek yok dostum. Adın nedir? Sonra seni bu kadar üzen derdin nedir? Bizimle paylaşırsan belki yardım edebiliriz." diye sordu Sargus.

- "Adım Oshrik. Bir ozanım. Aşık olduğum kızın adı da Mira. O da beni seviyor ama babası onu iki güne kadar yaşlı bir şövalyeyle evlendirecek."

Hikayesini anlatırken gözleri tekrar yaşlarla doldu.

Duncan gencin haline çok üzüldü ve yardım edeceğine söz verdi. Aklına bir fikir gelmişti. Ama öncelikle Oshrik'ten bir isteği vardı. Gruba katılmasını teklif etti. Oshrik yardım edeceklerini duyduktan.

Sonra çok mutlu oldu ve Duncan'ın teklifini seve seve kabul etti.

Ertesi gün Duncan tayfasıyla birlikte, rahip bulmak için arayışlara başladı. Grup bir akarsu kıyısına geldi. Duncan adamlarına durup beklemelerini söyledi.

- " Eğer başım belaya girerse boruyu 3 defa üfleyeceğim," dedi Duncan.

Birkaç adım attıktan sonra durup sesleri dinledi.

- "İki farklı ses duyuyorum, ama sesler birbirine benziyor. Çok tuhaf..." dedi merakla Duncan.

Çalıların arasından bakınca, akarsuyun kenarında oturan bir rahip gördü. Kafa dengi birine benziyordu bu keşiş. Siyah kıvırcık saçları, geniş omuzları vardı. Elinde bir parça domuz bacağı.
Tutarak bir taraftan yiyor, bir taraftan da kendi kendine mırıldanıyordu. Ardından Duncan saklandığı yerden çıkarak kendini yabancıya gösterdi, ve nazikçe sordu.

- "Aziz dostum! Bu çevrede yakınlarda hiç manastır var mı? Biliyor musun?" diye sordu Duncan.

- " Evet." deyip sustu rahip.

- "Buna sevindim. Nehirden geçerken güzel giysilerimi ıslatmak istemem. Güçlü omuzların olduğunu görüyorum, beni karşıya taşıyabilir misin? Dedi Duncan.

- "Neden olmasın. Sırtıma çık da seni karşıya taşıyayım." dedi Rahip.

Nehirden geçtikleri sırada Duncan'ı sırtından bir hışımda suyun içine bırakıverdi. Rahip. Duncan suya gürültüyle çarparak düştü. Yüzerek kıyıya ulaştığında baştan aşağı sırılsıklamdı,
Ardından iki adam kılıçlarla öfkeli bir mücadeleye girdiler. Ama kimse karşısındakine zarar vermedi. Dermanı kalmayan Duncan.

- "Bekle, izin verir misin?" dedi Duncan.

- "Ne için?" diye sordu keşiş.

- " Borumu çalabilir miyim?" diye sordu Duncan.

Duncan üç defa uzun uzun borusunu çaldığında arkadaşları atış yapmaya hazır halde gizlendikleri yerden çıktılar. Tam o esnada keşiş de bir gümüş düdük çıkardı ve çalmaya başladı.

Anında 4 vahşi av köpeği ortaya atıldı. Duncan kılıcını bırakıp ağacın tepesine çıktı. Adamları ise kaçarken bıraktıkları ok ve yayları da, köpekler dişleyerek paramparça etti. Süslü Gared.
Öne çıktı ve köpeklere seslenerek yanına çağırdı. Köpekler onun sesini duyar duymaz, sakinleşip Gared'in yanına giderek ellerini yalamaya başladılar.

Rahip Gared'in yüzüne dikkatle baktıktan sonra haykırdı.

- " Gared!" diye atıldı Rahip.

- " Şimdilerde bana Süslü Gared diyorlar. Bu benim kuzenim Duncan. Onunla ormanda yaşıyorum." dedi Gared.

Duncan ve Rahip birbirlerini selamlayarak özür dilediler.

- "Sizin için ne yapabilirim?" diye sordu Rahip.

- " Bizimle ormana gelirsen sana yolda her şeyi anlatırım." dedi Duncan.

Böylece hepsi oradan ayrılıp ormandaki kampın yolunu tuttular. Yolda giderken, Duncan, Rahibe Mira ve Oshrik'in evlenebilmesi için onun yardımına ihtiyaçları olduğunu söyledi.

Nikah günü erkenden Duncan bir ozan kılığına girdi. Onun önderliğinde adamları, Oshrik ve Rahip Daveth kiliseye gittiler. Yolun karşısında bir duvarın arkasına gizlenerek kiliseye girecek yaşlı papazı beklemeye başladılar. Duncan, Rahip Daveth'e dönerek.

- "Gidip papazlar konuş ve kiliseye girmenin bir yolunu bul." dedi Duncan fısıldayarak ve ekledi. " Sırık Sargus, Süslü Gared ve ben arkandan geleceğiz."

Rahip, kiliseye girerek kendini yaşlı papaza tanıttı. Duncan da çok geçmeden, Oshrik'in arpıyla onun ardından girdi. Sırık Sargus ve Süslü Gared de daha önce Duncan'nın getirdiği dinar dolu keseyle içeri doluştular. Az sonra düğün seremonisi başlayacaktı. Piskopos, Damat ardından Mira'nın babası ve son olarak da yüzü asık, rengi solmuş Mira kiliseye girdi. Piskopos bir an durup Duncan'a kim olduğunu sordu.

- "Ozanım. Eğer düğünde çalmama izin verirseniz, gelin ve damat ömürleri boyunca mutlu kalacaklar." dedi Duncan.

Piskopos seremoniyi tam başlatıyordu ki Duncan ivedilikle kilise mihrabına çıktı. Hemen ardından Oshrik ve tüm adamlar düğün alanını çembere aldılar. Duncan yüksek sesle.

- "Beni dinleyin. Bu nasıl düğün böyle? Damat bey, yanınızdaki küçük hanım size göre çok genç değil mi?" dedi Duncan.

Kilisedeki herkes büyük şaşkınlıkla Duncan'a baktı.

- "Sizlere zarar vermek istemiyoruz. Ama Mira, Oshrik'i seviyor ve sevdiği kişiyle evlenmeli yoksa kimse mutlu olamayacak." dedi Duncan.

Sonra Mira'nın babasına, başlık parası olarak görmesi için getirdiği dinarla dolu bir torba uzattı. Mira'nın babası Duncan'nın önerisini tereddütle kabul etti.

Rahip Daveth öne çıktı ve Mira'nın elini tutup Oshrik'e verdi ve böylece nikah seremonisi sona erdi. Güzel Mira ile yakışıklı Oshrik evlenmiş oldular. Duncan piskoposa döndü.

- "Yeni evli çifte bir hediye vermeyecek misiniz?" dedi Duncan, boynundaki kolyeyi ima ediyordu.

Piskopos sinirden kıpkırmızı olsa da reddetmekten korkuyordu. Sessizce altın kolyeyi boynundan çıkarıp, Duncan'nın ellerine bıraktı. Duncan teşekkür edip, kolyeyi, Mira'nın boynuna taktı. Ardından Duncan ve tayfası gelinle damadı ormana götürdüler. O gece kampta bir daha eşi benzeri görülmeyecek bir şölen yaşandı.

Merhum Kral Hanric, nam-ı diğer Demirayak'ın vefatından sonra en büyük oğlu Rysis tahta geçmişti. Suno'ya gidişinden 3 yıl sonra sefer dönüşü bir kraliyet gezisi düzenlemeye karar verdi. Karşılama için görkemli hazırlıklar yapıldı.

Sokaklar renkli bayrak ve flamalarla donatıldı. Kralın kafilesi; şövalyeler, trompetçiler, savaş atları, mızraklı askerler eşliğinde şehre giriş yaptı. Geçit töreninin ortasında, Kral, Muhafız Komutanının yanında duran kardeşi Regos'a yanaştı. Kral Rysis kafiledeki herkesten uzundu. Otuzlu yaşlarda, bal rengi gözleri, altın sarısı saçı ve sakalı vardı.

Boynunda kalın bir zincir taşıyordu. Kalabalık arasında en fazla tezahüratı Duncan ve arkadaşları yaptı. Kahramanlıkları sebebiyle ona büyük bir saygı ve sevgi duyuyorlardı. O gece kalede verilen ziyafette, Kral Rysis Kont Graintewar'a dönerek.

- "Asi Duncan adında biri ve tayfası hakkında çok şeyler işittim. Ondan biraz bahseder misiniz?" dedi Kral Rysis.

Kont sessiz kalırken Kralın koruması ve aynı zamanda en yakın arkadaşı olan, Sör Jory lafa girdi.

- "Efendim, eğer izin verirseniz size Duncan'nın hikayelerini dilim döndüğü kadarıyla anlatayım." dedi Sör Jory.

Anlatacaklarını bitirdikten sonra, etraftakiler de ona katılarak Duncan ve arkadaşlarının maceralarından bahsettiler. Tüm hikayeler anlatıldıktan sonra, Kral Rysis Duncan'nın yoksul insanlara yardım ettiğini ve sıradan insanlar ona saygı duyarken, zenginlerin ondan korktuğunu düşündü. Kral, Duncan'la tanışmak istediğini söyledi.

- " Onunla tanışmak için 100 dinar bile veririm." dedi Kral Rysis.

- "Majesteleri, tanışmak ne kelime 100 dinar verirseniz hep birlikte ziyafet bile çekersiniz." dedi Kont Eric gülümseyerek.

Kont Eric Krala planını anlattı.

- "Zengin bir keşiş kılığına girin, sonra da doğruca ormana gidin. Hiç şüphesiz Duncan'la karşılaşır sofrasına oturursunuz."

Kral planı beğendi ve ertesi gün ormana gitti.

- "50 dinarım var! Bir şeyler içebileceğim yer arıyorum." diye bağırdı Kral Rysis keşiş cübbesi içinden.

Aniden uzun boylu simsiyah gözleri olan esmer genç bir adam ağaçların arasından çıkageldi ve Kralın atının dizginlerini aldı.

- "Kaldığım yerde bu paraya hem içki içersiniz hem de sağlam bir sofra kurarız size." dedi Duncan.

Kampın yakınlarına geldiklerinde, Duncan borusunu çalar çalmaz bütün adamlar oraya doluştu. Hepsi birden misafirin sağlığına içti. Herkesin keyfi yerindeydi. Kralın şapkası düştüğünde adamlardan biri onu tanıdı. Duncan ve arkadaşları Kralın önünde diz çöküp bağışlanmalarını istediler.

- " Hepinizi affediyorum ve Sırık Sargus, Süslü Gared, Oshrik ve Mira'nın benimle gelip kraliyet güçlerine katılmalarını istiyorum. Geri kalanlarınızsa, siz buranın, ormanın iyilik abideleri, sürekli bekçileri olarak kalacaksınız." dedi Kral Rysis.

Kral Rysis'in Emir'lerini büyük bir sevinçle kabul ettiler. Dana sonra Duncan, 21 yaşında Haringoht Kontluğuna getirildi ve Kral Rysis ile pek çok muharebede omuz omuza savaştı.

1087 yılının mart ayında, Duncan 50. doğum gününde kalp krizinden hayata gözlerini yumdu. O gitmiş olsa da, yüzyıllar boyunca Kalradya'da onun bu müthiş hikayelerini genç yaşlı demeden nesilden nesle herkes anlattı ve efsanesi ilelebet yaşamaya devam etti.

SON
 
Son düzenleme:

BatuhanDN

Profesör
Katılım
21 Ocak 2021
Mesajlar
1,773
Çözümler
6
Reaksiyon puanı
1,435
Puanları
113
Hikayemiz soylu hükümdarların tüm topraklara sahip olduğu, fakir halkın gece gündüz demeden onlara hizmet ettiği 11. yüzyılın başlarındaki Kalradya'da geçiyor...

Yoksulların o zamanlar nerede yaşayıp nerede çalışacaklarını seçme hakkı yoktu. Aslanyürekli lakabıyla bilinen Kral Rysis, ordularıyla sefere çıkmıştı. Halkı tarafından sevilen ve sayılan bilge ve adaletli bir hükümdardı. Kral Rysis sefere katıldığı zamanlarda, tahtını genç kardeşine bırakırdı. Kardeşi Regos; açgözlü, acımasız hain bir adamdı.

En büyük hırsı ağabeyinin tahtını ele geçirmekti. Onun acımasız yardımcılarıysa kendini beğenmiş ve kodaman bir soylu olna Kont Graintewar ile rüşvetçi bir korkak olan Suno Şehri Muhafız Komutanıydı. Yakınlardaki ormanın derinliklerindeyse, paraları ve toprakları Regos tarafından gasp edilmiş evsiz dilenciler yaşıyordu.

Onların arasında bir isyankar, zenginden çalıp fakire veren bir asi vardı. Suno Şehri yakınındaki ormanlarda yaşayan bu asinin adı Duncan'dı. Hakkında söylenenlere göre ne günümüz Kalradyasın'da ne de o zaman ki yıllarda hiç kimse, Duncan'dan daha iyi yay kullanamazdı.

Yoldaşları ile ormanın derinliklerinde soylu Kontlara kafa tutup onları esir alıyorlardı. Saraya götürülen vergi paralarını taşıyan kervanları soyuyor ama asla yoksul köylülere dokunmuyorlardı. O zamanlarda onların sayesinde fakir halk daha iyi giyinir, daha iyi beslenir olmuştu.

Duncan 18 yaşındayken Muhafız Komutanı ülkedeki en iyi okçuları seçmek için bir turnuva düzenledi. Duncan turnuvaya katılıp aşık olduğu soylu kızı Leydi Anna'yı okçuluktaki hünerleriyle etkilemek istiyordu. Bir gün Duncan ormanda yayıyla atış talimi yaparken Muhafız Komutanının adamlarıyla karşılaştı ve Duncan'ın okçuluğuyla dalga geçip alay ettiler.

İçlerinden biri onun bir tavşan bile vuramayacağına dair 300 dinar bahse girdi. Duncan öfkeyle yayını çıkararak bir hedef belirledi ve oku fırlattı. Ok, büyük bir erkek geyiğe saplanıp onu yere devirdi.

Duncan tam hakkı olan 300 dinarı istiyordu ki, adamlardan biri, "Kralın geyiğini öldürdün, seni tutukluyoruz!" dedi Duncan geyiği öldürmesi için oyuna getirildiğini anladığında iş işten geçmişti.

Koşabildiği kadar hızlı bir şekilde ormanın içine kaçtı. Ormanda yaşayan ayyaş dilencilerden biri yayıyla Duncan'a nişan alıp okunu attı. Ok az kalsın Duncan'ın başına isabet ediyordu. Duncan kendini korumak için arkasına dönüp bir ok fırlattı. Ok süzülüp peşindeki askerlerden birinin kalbine saplandı ve adam yere düşüp oracıkta öldü.

Şimdi Duncan sadece Kralın geyiğini değil kazara olsa da adamlarından birini de öldürmüş oldu. Olaydan sonra Duncan'ın kalbi acıyla sarsıldı. Can almak ona göre bir şey değildi. Ve böylece Duncan Asi oldu. Kral Regos, topraklarına el koydu. Bundan sonra halk arasında hep gizlenerek ve rahatsız bir şekilde yaşadı.

Aynı yıl, birkaç kişi daha Duncan'a katıldı. Onlar da haksız yere asi ilan edilmiş kişilerdi. Hepsi birden kötü adamlarla savaşacaklarına, kadın ve çocuklara zarar vermeyeceklerine ant içtiler. Çok geçmeden insanlar, Duncan ile yoldaşlarının iyilik ve kahramanlık dolu hikayelerini duyup onlara güvenmeye ve inanmaya başladı.

Bir gün, Duncan ormanda geyik avlamaya çıktı. Yanına kılıcını almıştı, elinde bir yay sırtında da okları vardı. Nehir kıyısının yakınlarına geldiğinde, aynı anda sadece bir kişinin geçebileceği kadar küçük bir köprüyle karşılaştı ve yürümeye devam etti. Nehrin diğer tarafında çok uzun boylu iri yapılı bir adam duruyordu. Duncan yoluna devam ederken adamın elinde kocaman bir sopa tuttuğunu ve üzerine geldiğini fark etti.

- "Kenara çekil de geçeyim," dedi Duncan.

- "Hayır," diyerek gürledi yabancı ve ekledi. "İlk önce ben geçeceğim."

- "Geçmeme izin ver yoksa seni buraya zımbalarım." dedi Duncan okuyla yayını alarak.

- "Çok cesursun anlaşılan!" dedi koca adam ve ekledi. "Senin kılıcın, yayın ve okların var benimse sadece sopam."

Duncan hemen silahlarını yere bıraktı. Ardından köprüden ayrılıp kendine meşe ağacından bir sopa yapıp geri geldi.

- " Köprüden geçmek için dövüşeceğiz öyleyse," dedi Duncan koca adama ve ekledi. "Nehre ilk düşen kaybeder!"

Dövüş başladı. İkisi de birbirine vurmaya çalıştı, ama kolayca sopa hamlelerinden sıyrılıp savuşturdular. Kavga yarım saat sonra, Duncan nihayet koca adamın ensesine vurduğu sopayla sona erdi. Duncan tam zaferini kutlamaya başlamıştı ki, başına aldığı darbeyle nehrin içinde buldu kendini. Duncan suyun içinde çırpınırken koca adam da onun bu haline kahkahayla gülüyordu, sonra hep birlikte gülmeye başladılar.

- "İyi ve adil bir dövüş oldu. Göründüğün gibi güçlüymüşsün gerçekten, senin için yapabileceğim bir şey var mı?" dedi Duncan.

- "Evet, var." dedi koca adam ve ekledi. "Duncan'ı bulmama yardım eder misin? Onun yanına katılıp adamı olmak istiyorum."

Duncan borusunu çaldı ve ardından ağaçların arasından gelen ayak sesleri ve hışırtılar duyuldu.

- "Efendim baştan aşağı ıslanmışsınız sizi nehre bu adam mı itti?" dedi ağaçların arasından çıkıp gelen adamlardan biri sert bir ses tonuyla.

- "Evet bu koca ahbap beni suya fırlattı." dedi Duncan eliyle yabancıyı göstererek.

Birdenbire yeşiller içindeki 20 adam, yabancının üzerine saldırdı.

- "Durun!" diye bağırdı Duncan.

Daha sonra kendini ve adamlarını yabancıya tanıttı.

- "Benim adım Duncan buralarda Asi lakabıyla bilinirim bunlar da benim yoldaşlarım. Bizler hepimiz asiyiz ve Kral Regos'a karşı mücadele ediyoruz. Bize katılmak ister misin?" dedi Duncan.

- " Asi Duncan sen misin? Buraya seninle tanışmak için gelmiştim zaten, Size seve seve katılırım. Bana Sırık Sargus derler." dedi koca adam.

Duncan ve arkadaşları grubun yeni üyesi olan Sargus için bir karşılama ziyafeti düzenledi. Ardından giymesi için GRUB'un simgesi olan yeşil giysilerden verdi. Çok geçmeden Sırık Sargus, Duncan'ın sağ kolu ve grubun en güçlü adamı oldu.

Suno Şehri Muhafız Komutanı sürekli Duncan'ı yakalamaya çalışıyordu ama Duncan öyle kolay lokma değildi. Bu yüzden Muhafız Komutanı bir plan yapıp Suno şehrinde bir atış müsabakası düzenleyeceğini duyurdu herkese.

Kısa süre sonra müsabakadan Duncan'ın da haberi oldu. Müsabakada hünerini ispatlayan kişiye cezbedici bir ödül vardı. Saf altından yapılmış bir ok. Duncan da ödülü kazanmak için müsabakaya katılmaya karar verdi. Gruba yeni katılan adamlardan biri olan Genç Clais, Duncan'ı müsabaka hakkında uyarmak istedi.

- "Handayken konuşmalara kulak misafiri oldum ve duyduklarıma göre müsabakayı seni yakalamak için Muhafız Komutanı düzenlemiş." dedi Clais tedirgin bir ses tonuyla.

- "Komutandan korkmuyorum!" diye gürledi Duncan ve ekledi. "O ne kadar kurnazsa biz de o kadar zekiyiz. Oraya dilenci ya da demirci kılığında gidip altın oku kazanacağız!"

Müsabaka günü meydana şehirdeki herkes akın etmişti. Atış alanları renkli kurdeleler ve çiçeklerle süslenmişti. Karısının yanında oturan Muhafız Komutanının gözleri endişeyle etrafta Duncan'ı arıyordu. Müsabaka başladı. Başta birçok yarışmacı vardı ama ikinci turdan sonra geriye sadece üç kişi kaldı.

Biri ormanda yaşayan bir Avcıydı diğeri Kergitli bir adamdı ve üçüncü kişi de garip bir kırmızı giysi giymiş tek gözü kapalı tuhaf biriydi. Kazanan tek gözlü okçuydu ve müsabaka boyunca ağzından tek kelime bile çıkmamıştı. Komutan ona hakkı olan altın oku takdim ettikten sonra soru sordu.

- "Senin adın nedir, dostum?" dedi Komutan.

- "Treanz Pleglanz." diye cevapladı yabancı.

- "Seni çok beğendim, hatta şu korkak Duncan'dan bile ok atmakta daha iyisin. Emrime girmek ister misin?" dedi Komutan."

- "Hayır, ben özgür biriyim. Benim için özgür olmayan bir hayat yaşamaya değer değildir." dedi yabancı.

Muhafız Komutanı teklifinin reddedilmesinden hiç hoşlanmadı ve ardından yabancıdan derhal şehri terk etmesini istedi. Akşama doğru grup ormanda Duncan'ın büyük zaferini kutladı. Duncan, Muhafız Komutanının kendisinin bir korkak olmadığını bilmesini istiyordu, çünkü ödülü kazanan tuhaf giyimli tek gözlü yabancı kılık değiştirmiş Duncan'dan başkası değildi.

Ertesi gün Komutan akşam yemeğine otururken üzerine bir kağıt sarılı ok pencereden içeri süzülüp duvara saplandı. Komutan kağıtta yazanları yüksek sesle okudu.

"Komutan haberin olsun verdiğin ödülü ben aldım, hadi sana yine geçmiş olsun.

Sevgiler Duncan."

Ardından Komutan gene yenilginin acısıyla bağırıp çağırmaya başladı.

Atış müsabakasında Duncan tarafından oyuna getirilen Muhafız Komutanı tam anlamıyla delirdi. Yüz adamına ormana gidip Duncan'ı yakalamaları için Emir verdi. Komutan Duncan'ı ele geçirip ölü ya da diri olarak ona teslim eden kişiye tam 1000 dinar ödül vereceğini duyurdu. Ancak Duncan Komutanın böyle bir plana girişeceğine çok önceden fark etmişti.

Adamlarına ormanın derinliklerine gizlenmelerini söyledi. Muhafız Komutanının askerleri yedi gün boyunca ormanı didik didik aradılar ama kimseyi bulamayınca büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar. Yedi gün boyunca tüm grup ormanda gizlendi. Sekizinci gün, Duncan adamlarına dönüp.

- "Aranızdan Komutanın askerlerinin nerede olduğuna bakmaya gidecek gönüllü biri var mı?" dedi Duncan.

Grubun neredeyse hepsi hevesle öne çıkıp kendisinin gidebileceğini söyledi. Ama Duncan, Kurnaz Clurgas'ı seçti. Clurgas keşiş kılığına girip kılıcını elbisenin altına sakladı ve hana doğru yola koyuldu. 'Hancı elbet bu konuda bir şeyler biliyordur.' diye düşündü Clurgas. Hana geldiği zaman içerde Komutanın adamlarının oturmuş bir şeyler içtiğini gördü. Dikkatleri üzerine çekmemek için sessizce geçip bir köşeye oturdu ve askerlerin gitmesini beklemeye karar verdi.

Birdenbire Clurgas'ın yanına kara bir kedi geldi ve bacaklarına sürtünmeye başladı. Cüppenin altındaki yeşil giysi ortaya çıktı, Clurgas durumu kurtarmaya çalışsa da askerlerden biri onu fark etti ve yeşil elbisesini tanıdı ardından ortalığı ayağa kaldırdı. Komutanın askerleri bir anda Clurgas kaçmaya fırsat bulamadan üzerine atladılar ve onu esir aldılar. Duncan Clurgas'dan haber beklerken, Hancı'nın kızı koşarak Duncan'gidip Clurgas'ın esir alındığını ve yarın şehir meydanında asılacağını söyledi.

- "Ben nefes aldığım sürece, böyle bir şey olmayacak. Yarın gidip onu aramıza getireceğim, başaramazsam onunla birlikte öleceğim." dedi Duncan sertçe.

Daha sonra yoldaşlarını yanına çağırıp yarın için planladıklarını anlattı.

- "Hepimiz yarın Suno Şehrine inip, insanların arasına karışacağız. Birbirinizden ayrılmayın ve kardeşimiz Clurgas'ı kurtardıktan sonra hep birlikte yuvamıza ormanımıza geri dönelim."

Ertesi gün herkes mahkumun asılacağı şehir meydanında toplandı. Duncan ve adamları kalabalığın içindeydi, ancak kimse onları fark edemedi. Clurgas, etrafını sarmış muhafızlar eşliğinde arabaya bağlanmış şekilde meydana getirildi. Clurgas tanıdık yüzler görmek için etrafına bakındı, koca bir vücut kalabalığı yararak, öne gelip arabaya ulaşmaya çalıştı. Clurgas arkadaşlarının onu kurtarmak için geldiğini fark etti.

Sırık Sargus arabanın üstüne atlayıp, Clurgas'ı serbest bıraktı. Muhafızlarla grup arasında dişe diş bir kavga başladı. Ama asilerin dövüş yetenekleri muhafızlardan üstündü. Grup yaylarını çıkardığı anda muhafızlar canlarını kurtarmak için kaçarak dağıldılar. Zafer kazanmış Duncan ve tayfası ormana gitmek üzere yola çıktı. Komutan'ın askerleri bir kez daha onları yakalamakta başarısız oldular.

Bu yenilgisinden sonra Komutan Duncan'ın gücünden ve zekasından korkmaya başlamıştı. Bundan böyle Duncan'ı yakalamak için artık herhangi bir girişimde bulunmamaya karar verdi.

Sonraki bir yıl boyunca, Duncan ve tayfası ormanda mutluca yaşadılar. Ancak Muhafız Komutanının Clurgas'a yaptıklarını elbette asla unutmadılar. İntikam daima akıllarındaydı. Bir gün Duncan Suno Şehrine bu konuda neler yapabileceğine bakmaya gitti. Yol üzerinde Suno'daki pazara giden bir kasaba rastladı.

O anda aklına müthiş bir fikir geldi. Kasabın arabasını, atını ve etlerini satın alıp, kılığını da değiştirerek şehre girecekti. Pazar alanında etleri fakir halka bedava dağıttı. Onu gören diğer kasaplar, zengin budalalardan biri olduğunu, yakın zamanda parasının ve malının kalmayacağını düşündüler. Kasaplardan biri Duncan'a yaklaştı.

- "Dinle dostum, Kont Graintewar düzenleyeceği ziyafete şehirdeki tüm kasapları davet ediyor." dedi.

Dört gözle böyle bir fırsat bekleyen Duncan, daveti sevinçle kabul etti. Şölen günü, hile peşinde olan Kont, gözünü zengin kasaplara dikmişti. Kılık değiştirmiş olan Duncan'ı tanıyamayan Kont Graintewar onu yanına çağırdı.

- "Sen zengin bir adamsın pazar alanında etlerini bedava dağıttığına göre. Ne kadar malın var?" dedi Kont Graintewar.

- " Dünya kadar arazim ve beş yüz kadar da ineğim var. Hayvanlarımı satacak birini arıyorum." dedi Duncan.

Kont Graintewar tüm sürü için 5000 dinar önerdi, Duncan da teklifi kabul etti. Ziyafetin ardından, Duncan Kont Graintewar'ı da yanına alıp şehirden uzaklaşarak ormana doğru yola koyuldular. Ormanın içine girdiklerinde Asi Duncan'la karşılaşmak istemeyen Kont bir hayli endişeliydi.

- " Duncan'dan korkuyor musunuz? Çünkü adamlarıyla birlikte buralarda ağaçların arasında yaşadığı söyleniyor ve şu an onlarla karşılaşma niyetinde değilim." dedi Kont Graintewar.

- " Ben yanınızdayken onlardan korkmanıza gerek yok." dedi Duncan.

Ardından Duncan ormanın içine doğru yoluna devam etti. Kont Graintewar'da arkasından onu izledi. Derken Duncan borusunu çaldı ve bir anda ağaçların arasından onlarca asi etraflarını sardı.

"Kont Graintewar ziyafetimize katılmaya geldi!" diye bağırdı Duncan.

İstemeden de olsa Kont Duncan'ın ziyafet davetine katılmak zorunda kaldı. Çok geçmeden o da grupla birlikte gülmeye ve eğlenmeye başladı. Kontun hayvanlar için teklif ettiği 5000 dinarı Duncan çalmayı da unutmamıştı. Kont Graintewar ayrılırken Duncan şunları söyledi.

- "Eğer tekrar masum birini kandırmak istersen, ormandaki bu anı düşün ve dinarlar için teşekkürler. Sayende birçok yoksul daha iyi giyinip daha iyi beslenecek." dedi Duncan.

Kont Graintewar buz kesmişti. Soytarı durumuna düşmüştü ve hiçbir şey demeden atına atlayıp, oradan uzaklaştı.

Suno'da her 5 senede bir ekim geldiğinde panayır düzenlenirdi. İnsanlar, dövüş turnuvalarının büyük ilgi gördüğü bu panayırı dört gözle beklerdi. O sene Kont Graintewar, Duncan'dan çekindiği için müsabakalara tereddütle yaklaştı.

Müsabakanın birincisine Duncan'ın ilgisini çekmeyeceğini düşündüğü bir ödül vermeye karar verdi. İki şişman boğa. Şehirde gizlenen asiler müsabaka ve ödülden Duncan'ı kısa sürede haberdar ettiler. Sırık Sargus müsabakaya katılmak için can atıyordu.

- "Panayır'a gidip bileğim ne kadar güçlü görmek istiyorum." dedi Sargus.

Duncan buna karşılık,

- "Sen en güçlü adamımsın, almaya değer riskler vardır ancak bu yılki ödül bunlardan biri değil. Seni kaybedemem." diye tersledi Duncan.

- "Lütfen tekrar düşün, tanınmamak için üzerime kırmızı bir kaftan giyip, başımada kapüşon geçirip katılmayı düşünüyorum müsabakalara ve oradayken kendime dikkat edeceğime söz veriyorum." dedi Sargus.

Sargus, nihayet Duncan'ı ikna etmeyi başarmıştı. Kırmızılara bürünmüş halde, Sargus, panayırın yapılacağı şehir meydanına doğru yola koyuldu. Sargus panayırda ilk önce, gülüp eğlenerek bir şeyler içti. Ardından ozanların şarkı söylediği, kalabalığın dansler ettiği bir stan da yöneldi. Eğlencelere katılıp oralarda uzun zaman harcadıktan sonra, yarışmaların düzenlendiği bölüme gitti. Dövüş ringine geldiği sırada Kranton adında biri, çığlıklar atıp kalabalığı kendisiyle dövüşmeye davet etti.

- " Aranızda benden daha güçlüsü var mı bakalım! Hepiniz gözlerinizi kaçırıyorsunuz bana yan bakacak olursanız kafanızı koparırım!" diye bağırdı Kranton.

Sırık Sargus bu kabadayıya bir ders vermeye karar verdi.

- " Hey sen! Uzun bacaklı soytarı! Temiz bir dayak yememişsin hiç anlaşılan!" diye bağırdı Sargus kalabalığın arasından.

Ardından kahramanca ve gözü pek bir kavga başladı Sargus ile Kranton arasında. İkisi de çok cesurdu. Bir saat sonunda Kranton yorulmaya başlamıştı. Sargus rakibinin suratına okkalı ve isabetli bir yumruk patlatınca, adam bilincini kaybedip yere yıkıldı. Kalabalık Sırık Sargus'un zaferini kutlamak için tezahürata başladı.

- "Reallan!" diye haykırdı kalabalık hep bir ağızdan.

Bu ismi ona seyirciler takmıştı. Kavgayı izleyen ve onun performansına hayran kalan Kont ona ödülünü verirken.

- " Dövüş becerilerin gerçekten çok etkileyici ve iyi iş çıkardın Reallan. Eminim okçulukta da en az Duncan kadar iyisindir. Birliğime katılmak ister misin? Sana iyi bir maaş da veririm, haftalık 100 dinar uygun mudur? Giyeceğin pahalı kıyafetler ve yiyeceğin leziz yiyecekler de cabası." dedi Kont Graintewar.

Sargus, Kont'la biraz dalga geçmek için teklifini kabul etti. Sargus zaferini kutlayan kalabalığa kazandığı ödülü iki boğayı verdi. Kalabalık ziyafet çekip eğlenirken, Kont ve yeni askeri Reallan kaleye gitmek için oradan ayrıldılar.

Kaledeki rahat hayat Sargus'un aklını çelmişti. Bol içki ve leziz yemekler orada iyi zaman geçiriyordu ve bir süre aklına ormana geri dönme fikri gelmedi. Bir gün kont Graintewar ava çıkarken, Sargus'u da yanına davet etmek için odasına gitti ama Sargus yatağına uzanmış horul horul uyuyordu bu yüzden rahatsız etmek istemedi ve onsuz ava çıkmak zorunda kaldı.

Sonunda Sargus gül kokularıyla ve Duncan'ın borusunun sesiyle uyandı. Gözleri dolmuştu rüyasında Duncan ile arkadaşlarını görmüştü ve ormana gidip tekrar onlara katılacağına yemin etti. Kaledeki son kahvaltısı için mutfağa doğru giderken kapıda aşçıyı gördü. Aşçı, Kont'a yakın olduğu için Sargus'u kıskanıyordu. Ona çok kaba davrandı hatta kahvaltısını vermeyi bile reddetti.

Çileden çıkan Sargus aşçıya bir tokat attı ve kendi kahvaltısını hazırlayıp masaya oturdu. Sonra, aşçı yakın sırdaşı olan bir muhafıza gidip, Sargus'u dövmesi karşılığında 100 dinar teklif etti. Muhafız kabul etti. Tuhaf bir şekilde muhafız Sargus'un yanına gittiğinde.

- "Selam dostum buraya seninle kavga etmek için geldim ancak önce bir kahvaltı edelim ne demişler aç ayı oynamaz." dedi muhafız.

Birlikte koca birer tabak yemeğin tadını çıkardılar. Yemekleri bitince, büyük dövüş de başladı. İkili tam bir saat boyunca mücadele etti. Sonunda yorgunluktan ikisi de yere yığıldı.

- "Duralım bence artık... Sen çok cesur ve gözü pek bir adamsın, benimle ormana gelip Duncan'ın tayfasına katılmaya ne dersin? Ben aslında onlardan biriyim." dedi Sargus.

Kalede çalışırken umduğunu bulamayan muhafız, Sargus'un önerisini memnuniyetle kabul etti. Ormana geldiklerinde, Duncan ve arkadaşları onları sevinçle karşıladılar. Sargus panayırda olanları ve kaledeki geçirdiği zamanı kısaca anlattıktan sonra onlara muhafızı takdim etti.

Ardından Sargus, kaleden çaldığı bir kese dolusu dinarı Duncan'a gösterdi. Bu durumdan rahatsız olan Duncan adeti olmadığı halde dinarları sahibine teslim etmesini istedi. Sargus, Duncan'ı kırmak istemedi ve ormanda avlanan Kont'un yanına gitmek için oradan ayrıldı. Yanına vardığında heyecan içinde, Sargus Kont Graintewar'a çalıların arasında gizlenmiş, göz alıcı bir geyik gördüğünden bahsetti.

Kont bahsedilen geyiği görmek için Sargus'u takip etti. Sargus'un onu ormanın derinliklerine götürmeye çalıştığını anlayınca kuşkuya kapıldı. Kont ona yakından baktıktan sonra.

- "Bir dakika sen Sırık Sargus değil misin? Yine Duncan beni oyuna getirdi! Ne planlıyorsunuz? Dur tahmin edeyim beni tekrar soymayımı! Ve lütfen kusura bakmayın üzerime yeteri kadar dinar almamışım bugün!" dedi Kont Graintewar sinirli bir ses tonuyla.

Sargus tek kelime etmeden dinar dolu torbayı eline alarak Kont'a doğru uzattı ve ormanın içinde gözden kayboldu. Şaşkınlıktan dili tutulan kont avı yarıda bırakıp kaleye geri döndü.

Sıcak bir günde Duncan ve tayfası, büyük bir çınarın gölgesi altında dinleniyordu. Duncan Sırık Sargus'un kaleden döndüğünden beri çok tembelleştiğini fark etti ve açılması için ona bir iş vermeye karar verdi."

- "Suno'ya gidip terziyi bul. Ona 400 metre yeşil kumaş vermesini söyle. Elimizde hiç kalmadı." dedi Duncan.

Sargus, Duncan'ın ona verdiği bir kese altını yanına alıp yola çıktı. Yolda giderken, çalıların arasında bir hışırtı duydu. Biri geyik avlamak için gizleniyor olabilir diye düşündü. Yakından bakmak için çalılara doğru gitti. Düşündüğü gibi bir avcı vardı çalıların arasında bu avcı geyik avlamayı seven Gregor'du. Sargus ona meydan okudu ve büyük bir kavga başladı. Sonunda Gregor öyle bir yumruk salladı ki, Sargus, uçarak yere düştü.

- "Dostum, sen şimdiye kadar karşılaştığım en güçlü dövüşçü çıktın. Beni bir güzel patakladın." dedi Sargus.

Bu sırada Duncan, Sargus'un dediği yere gitmeyip bir kavgaya karıştığı haberini aldı. Duncan olay yerine tam zamanında vardı. Kendini tanıttı.

- " Benim adım Duncan. Senin adın nedir cesur ve güçlü dostum? Sargus'u bastırabilen karşılaştığım ilk adamsın bravo!" dedi Duncan.

- " Benim adım Gregor." diye karşılık verdi yabancı.

Duncan onu GRUB'una davet ettiğinde, o da bunu memnuniyetle kabul etti. Geri dönerlerken, biraz serinlemek ve dinlenmek için bir ağaç kenarında durdular. Aniden Duncan'ın gözüne ileriden gelen bir adam ilişti.

- "Hey şu boyalı kuşa bakın!" diye bağırdı Duncan.

Kıpkırmızı kadife ipek giysiler giyinmiş şapkasında uzun bir tüy olan bu boyalı adam kimdi? Geniş omuzlarına düşen sarı kıvırcık saçlarını örten tüylü bir şapka takıyordu.

- " Gidip onun kim olduğunu öğrenmeliyim! Siz burada beni bekleyin." dedi Duncan.

Duncan adamın önüne çıkıp yolunu kesti. Adam, Duncan'a aldırmayıp yoluna devam etmek istediyse de Duncan buna izin vermedi. Duncan ve süslü adam yüz yüze geldiler. Duncan onu kavgaya davet etti. İkisi öfkeyle birbirlerine girişmeye başladı. Kavga o kadar şiddetliydi ki ortalığı toz bulutu sardı. Yabancı arka arkaya darbeler indirmeye başladı. Duncan'ı şaşkına çevirmişti.

- " Tamam! Tamam! Pes ediyorum! Sen kazandın." dedi Duncan, çaresizce haykırarak.

Sargus ve Gregor hızla Duncan'ın yardımına koştular. İkisi de Duncan'ın bu perişan haline katıla katıla güldü. Duncan ayağa kalktığında yabancıya dönüp.

- "Adını lütfeder misin Yiğit dostum!" dedi Duncan.

Yabancı Duncan'a yakından daha dikkatli baktıktan sonra.

- " Sen Duncan abisin değil mi?" diye sordu, çoşkuyla yabancı.

Ardından Duncan'ın üzerine atlayıp onu kucaklamaya öpmeye başladı. Duncan'ın güreştiği adam kuzeni çıktı. Onu görmekten dolayı çok memnun kalmıştı. Kuzeni Gared'i yıllardır görmemişti. Asi ilan edilmeden evvel, ona ok atmayı ve dövüşmeyi öğretmişti. Duncan ona Süslü Gared lakabını taktı. Gruba Suno'da ki en güçlü adamı kattığı için sevinçten neredeyse ağzı kulaklarına varmıştı Duncan'ın.

- " Suno'ya başka bir gün de gidebiliriz, hadi ormanımıza geri dönelim ve çınarın altında günün keyfini çıkaralım." dedi Duncan.

Boş geçen birkaç haftanın ardından, Duncan kuzeni Gared'i gruba yeni katılanları eğitimiyle görevlendirmeye karar verdi. Onlara zengin lordlar ile başlarını belaya sokmadan nasıl yol kesileceğini göstermesini istedi.

Gared çaylaklarla birlikte, cüzdanı dolu birini bulup şöyle güzel bir ziyafeti hak etmek için yola koyuldu. Ormandaki anayola ulaştıklarında, çalıların arkasına gizlenip beklemeye başladılar. Birçok yolcu geçti, ancak bekledikleri gibi soylu zengin biriyle karşılaşmadılar.

- "Bugün şansımız yok," dedi Gared üzülerek ve ekledi. "Haydi gelin de kampımıza geri dönelim."

Dönüş yolunda Gared, birdenbire bir ağlama sesi duydu.

- "Birinin ağladığını duyuyorum, başı bela da olmalı." dedi Gared.

Sesin geldiği yöne doğru ağır adımlarla yürüdüler. Sonra gölün kenarında genç bir adamın sessizce ağladığını gördüler.

- "Hey dostum! O tuzlu gözyaşlarınla çimenleri neden mahvediyorsun?" dedi Gared.

Yabancı cevap vermedi.

Gruptan biri, "Bu adamı tanıyorum ben, bir zamanlar çok mutlu ve neşeliydi." dedi.

- "O zaman bizimle gel, belki derdine derman buluruz." dedi Gared yabancıya dönerek.

Adam yanına arpını, yayını ve oklarını alarak, grupla birlikte yürümeye başladı. Kampa geldiklerinde yanlarında zengin bir soylu yerine gözü yaşlı yoksul bir genç gördüklerinde GRUB'un kampta kalan üyeleri çok şaşırdı. Duncan ise bu duruma öfkelendi.

- "Bunu da nereden buldunuz?" diye kızarak sordu Duncan.

Gared alçak bir sesle, "Bu kardeşimizin yardımımıza ihtiyacı var. Belki onun için bir şeyler yapabiliriz diye onu buraya getirdim." dedi.

Duncan herkesi gönderip, sadece Sırık Sargus ve Süslü Gared'în kalmasını istedi. Sonra gence üzüntüsünün sebebini sordular.

"Bizden çekinmene gerek yok dostum. Adın nedir? Sonra seni bu kadar üzen derdin nedir? Bizimle paylaşırsan belki yardım edebiliriz." diye sordu Sargus.

- "Adım Oshrik. Bir ozanım. Aşık olduğum kızın adı da Mira. O da beni seviyor ama babası onu iki güne kadar yaşlı bir şövalyeyle evlendirecek."

Hikayesini anlatırken gözleri tekrar yaşlarla doldu.

Duncan gencin haline çok üzüldü ve yardım edeceğine söz verdi. Aklına bir fikir gelmişti. Ama öncelikle Oshrik'ten bir isteği vardı. Gruba katılmasını teklif etti. Oshrik yardım edeceklerini duyduktan.

Sonra çok mutlu oldu ve Duncan'ın teklifini seve seve kabul etti.

Ertesi gün Duncan tayfasıyla birlikte, rahip bulmak için arayışlara başladı. Grup bir akarsu kıyısına geldi. Duncan adamlarına durup beklemelerini söyledi.

- " Eğer başım belaya girerse boruyu 3 defa üfleyeceğim," dedi Duncan.

Birkaç adım attıktan sonra durup sesleri dinledi.

- "İki farklı ses duyuyorum, ama sesler birbirine benziyor. Çok tuhaf..." dedi merakla Duncan.

Çalıların arasından bakınca, akarsuyun kenarında oturan bir rahip gördü. Kafa dengi birine benziyordu bu keşiş. Siyah kıvırcık saçları, geniş omuzları vardı. Elinde bir parça domuz bacağı.
Tutarak bir taraftan yiyor, bir taraftan da kendi kendine mırıldanıyordu. Ardından Duncan saklandığı yerden çıkarak kendini yabancıya gösterdi, ve nazikçe sordu.

- "Aziz dostum! Bu çevrede yakınlarda hiç manastır var mı? Biliyor musun?" diye sordu Duncan.

- " Evet." deyip sustu rahip.

- "Buna sevindim. Nehirden geçerken güzel giysilerimi ıslatmak istemem. Güçlü omuzların olduğunu görüyorum, beni karşıya taşıyabilir misin? Dedi Duncan.

- "Neden olmasın. Sırtıma çık da seni karşıya taşıyayım." dedi Rahip.

Nehirden geçtikleri sırada Duncan'ı sırtından bir hışımda suyun içine bırakıverdi. Rahip. Duncan suya gürültüyle çarparak düştü. Yüzerek kıyıya ulaştığında baştan aşağı sırılsıklamdı,
Ardından iki adam kılıçlarla öfkeli bir mücadeleye girdiler. Ama kimse karşısındakine zarar vermedi. Dermanı kalmayan Duncan.

- "Bekle, izin verir misin?" dedi Duncan.

- "Ne için?" diye sordu keşiş.

- " Borumu çalabilir miyim?" diye sordu Duncan.

Duncan üç defa uzun uzun borusunu çaldığında arkadaşları atış yapmaya hazır halde gizlendikleri yerden çıktılar. Tam o esnada keşiş de bir gümüş düdük çıkardı ve çalmaya başladı.

Anında 4 vahşi av köpeği ortaya atıldı. Duncan kılıcını bırakıp ağacın tepesine çıktı. Adamları ise kaçarken bıraktıkları ok ve yayları da, köpekler dişleyerek paramparça etti. Süslü Gared.
Öne çıktı ve köpeklere seslenerek yanına çağırdı. Köpekler onun sesini duyar duymaz, sakinleşip Gared'in yanına giderek ellerini yalamaya başladılar.

Rahip Gared'in yüzüne dikkatle baktıktan sonra haykırdı.

- " Gared!" diye atıldı Rahip.

- " Şimdilerde bana Süslü Gared diyorlar. Bu benim kuzenim Duncan. Onunla ormanda yaşıyorum." dedi Gared.

Duncan ve Rahip birbirlerini selamlayarak özür dilediler.

- "Sizin için ne yapabilirim?" diye sordu Rahip.

- " Bizimle ormana gelirsen sana yolda her şeyi anlatırım." dedi Duncan.

Böylece hepsi oradan ayrılıp ormandaki kampın yolunu tuttular. Yolda giderken, Duncan, Rahibe Mira ve Oshrik'in evlenebilmesi için onun yardımına ihtiyaçları olduğunu söyledi.

Nikah günü erkenden Duncan bir ozan kılığına girdi. Onun önderliğinde adamları, Oshrik ve Rahip Daveth kiliseye gittiler. Yolun karşısında bir duvarın arkasına gizlenerek kiliseye girecek yaşlı papazı beklemeye başladılar. Duncan, Rahip Daveth'e dönerek.

- "Gidip papazlar konuş ve kiliseye girmenin bir yolunu bul." dedi Duncan fısıldayarak ve ekledi. " Sırık Sargus, Süslü Gared ve ben arkandan geleceğiz."

Rahip, kiliseye girerek kendini yaşlı papaza tanıttı. Duncan da çok geçmeden, Oshrik'in arpıyla onun ardından girdi. Sırık Sargus ve Süslü Gared de daha önce Duncan'nın getirdiği dinar dolu keseyle içeri doluştular. Az sonra düğün seremonisi başlayacaktı. Piskopos, Damat ardından Mira'nın babası ve son olarak da yüzü asık, rengi solmuş Mira kiliseye girdi. Piskopos bir an durup Duncan'a kim olduğunu sordu.

- "Ozanım. Eğer düğünde çalmama izin verirseniz, gelin ve damat ömürleri boyunca mutlu kalacaklar." dedi Duncan.

Piskopos seremoniyi tam başlatıyordu ki Duncan ivedilikle kilise mihrabına çıktı. Hemen ardından Oshrik ve tüm adamlar düğün alanını çembere aldılar. Duncan yüksek sesle.

- "Beni dinleyin. Bu nasıl düğün böyle? Damat bey, yanınızdaki küçük hanım size göre çok genç değil mi?" dedi Duncan.

Kilisedeki herkes büyük şaşkınlıkla Duncan'a baktı.

- "Sizlere zarar vermek istemiyoruz. Ama Mira, Oshrik'i seviyor ve sevdiği kişiyle evlenmeli yoksa kimse mutlu olamayacak." dedi Duncan.

Sonra Mira'nın babasına, başlık parası olarak görmesi için getirdiği dinarla dolu bir torba uzattı. Mira'nın babası Duncan'nın önerisini tereddütle kabul etti.

Rahip Daveth öne çıktı ve Mira'nın elini tutup Oshrik'e verdi ve böylece nikah seremonisi sona erdi. Güzel Mira ile yakışıklı Oshrik evlenmiş oldular. Duncan piskoposa döndü.

- "Yeni evli çifte bir hediye vermeyecek misiniz?" dedi Duncan, boynundaki kolyeyi ima ediyordu.

Piskopos sinirden kıpkırmızı olsa da reddetmekten korkuyordu. Sessizce altın kolyeyi boynundan çıkarıp, Duncan'nın ellerine bıraktı. Duncan teşekkür edip, kolyeyi, Mira'nın boynuna taktı. Ardından Duncan ve tayfası gelinle damadı ormana götürdüler. O gece kampta bir daha eşi benzeri görülmeyecek bir şölen yaşandı.

Merhum Kral Hanric, nam-ı diğer Demirayak'ın vefatından sonra en büyük oğlu Rysis tahta geçmişti. Suno'ya gidişinden 3 yıl sonra sefer dönüşü bir kraliyet gezisi düzenlemeye karar verdi. Karşılama için görkemli hazırlıklar yapıldı.

Sokaklar renkli bayrak ve flamalarla donatıldı. Kralın kafilesi; şövalyeler, trompetçiler, savaş atları, mızraklı askerler eşliğinde şehre giriş yaptı. Geçit töreninin ortasında, Kral, Muhafız Komutanının yanında duran kardeşi Regos'a yanaştı. Kral Rysis kafiledeki herkesten uzundu. Otuzlu yaşlarda, bal rengi gözleri, altın sarısı saçı ve sakalı vardı.

Boynunda kalın bir zincir taşıyordu. Kalabalık arasında en fazla tezahüratı Duncan ve arkadaşları yaptı. Kahramanlıkları sebebiyle ona büyük bir saygı ve sevgi duyuyorlardı. O gece kalede verilen ziyafette, Kral Rysis Kont Graintewar'a dönerek.

- "Asi Duncan adında biri ve tayfası hakkında çok şeyler işittim. Ondan biraz bahseder misiniz?" dedi Kral Rysis.

Kont sessiz kalırken Kralın koruması ve aynı zamanda en yakın arkadaşı olan, Sör Jory lafa girdi.

- "Efendim, eğer izin verirseniz size Duncan'nın hikayelerini dilim döndüğü kadarıyla anlatayım." dedi Sör Jory.

Anlatacaklarını bitirdikten sonra, etraftakiler de ona katılarak Duncan ve arkadaşlarının maceralarından bahsettiler. Tüm hikayeler anlatıldıktan sonra, Kral Rysis Duncan'nın yoksul insanlara yardım ettiğini ve sıradan insanlar ona saygı duyarken, zenginlerin ondan korktuğunu düşündü. Kral, Duncan'la tanışmak istediğini söyledi.

- " Onunla tanışmak için 100 dinar bile veririm." dedi Kral Rysis.

- "Majesteleri, tanışmak ne kelime 100 dinar verirseniz hep birlikte ziyafet bile çekersiniz." dedi Kont Eric gülümseyerek.

Kont Eric Krala planını anlattı.

- "Zengin bir keşiş kılığına girin, sonra da doğruca ormana gidin. Hiç şüphesiz Duncan'la karşılaşır sofrasına oturursunuz."

Kral planı beğendi ve ertesi gün ormana gitti.

- "50 dinarım var! Bir şeyler içebileceğim yer arıyorum." diye bağırdı Kral Rysis keşiş cübbesi içinden.

Aniden uzun boylu simsiyah gözleri olan esmer genç bir adam ağaçların arasından çıkageldi ve Kralın atının dizginlerini aldı.

- "Kaldığım yerde bu paraya hem içki içersiniz hem de sağlam bir sofra kurarız size." dedi Duncan.

Kampın yakınlarına geldiklerinde, Duncan borusunu çalar çalmaz bütün adamlar oraya doluştu. Hepsi birden misafirin sağlığına içti. Herkesin keyfi yerindeydi. Kralın şapkası düştüğünde adamlardan biri onu tanıdı. Duncan ve arkadaşları Kralın önünde diz çöküp bağışlanmalarını istediler.

- " Hepinizi affediyorum ve Sırık Sargus, Süslü Gared, Oshrik ve Mira'nın benimle gelip kraliyet güçlerine katılmalarını istiyorum. Geri kalanlarınızsa, siz buranın, ormanın iyilik abideleri, sürekli bekçileri olarak kalacaksınız." dedi Kral Rysis.

Kral Rysis'in Emir'lerini büyük bir sevinçle kabul ettiler. Dana sonra Duncan, 21 yaşında Haringoht Kontluğuna getirildi ve Kral Rysis ile pek çok muharebede omuz omuza savaştı.

1087 yılının mart ayında, Duncan 50. doğum gününde kalp krizinden hayata gözlerini yumdu. O gitmiş olsa da, yüzyıllar boyunca Kalradya'da onun bu müthiş hikayelerini genç yaşlı demeden nesilden nesle herkes anlattı ve efsanesi ilelebet yaşamaya devam etti.

SON
yaptığın bumu? = ctrl+c, ctrl+v
 

Realhas the Great

Profesör
Cezalı
Katılım
3 Mar 2021
Mesajlar
4,722
Çözümler
2
Reaksiyon puanı
7,624
Puanları
113
link falan varmı şimdi okumaya üşeniyorum
Sanal kitaplar:
 

Son mesajlar

Üst