- Katılım
- 10 Ocak 2012
- Mesajlar
- 7,841
- Reaksiyon puanı
- 31
- Puanları
- 228
Kanuni Sultan Süleymanın çocukluk arkadaşı... Odabaşılıktan doğrudan sadrazamlığa yükseldi. Padişahın rezil değil vezir ettiklerinden. Kazandığı başarılar ve güç Pargalının başını döndürdü. Kendini sultan ilan etmesi ve Hürremle girdiği mücadele sonunda genç ve verimli yaşında kellesini kaybetti
Büyük padişah bir şey ihsan etmek istediği yahut ettiği zaman bile eğer ben onun kararını tasdik etmeyecek olursam, gayr-i vaki gibi kalır. Çünkü her şey; harb, sulh, servet, kuvvet benim elimdedir.
Bu kadar iddialı bir cümleyi kim kurabilir?
Bu akşam boğulmasını seyredeceğimiz Pargalı İbrahim Paşa.
Ya da başka bir deyişle Makbul ve Maktul İbrahim Paşa!
Doğruya doğru, Muhteşem Yüzyıldan önce adını pek bilmezdik. En iyi ihtimalle Sultanahmetteki İbrahim Paşa Sarayını tanırdık, ama bu paşa kimdir diye sorsalar cevap verenimiz bir elin parmaklarını geçmezdi.
Oysa Shakespeare onu tanısaydı (Paşanın ölümünden 18 yıl sonra doğdu) belki de bir başka II. Richard piyesini daha onun için yazardı.
Her ne kadar Pargalı İbrahim III. Richard kadar vahşi, kötü kalpli ve nefret edilen biri olarak anılmasa da; iktidar hırsı söz konusu olduğunda yapmayacağı olmayan bir karakter olarak yazılmaya değer.
Kanuni Sultan Süleyman ile çocukluğundan beri arkadaş olduğu, yedikleri içtiklerinin ayrı gitmediği hepimizin malumu...r /> Bu sayede silsileyi bozup has odabaşılıktan doğrudan sadrazamlığa yükseldi. Bugün olsa torpil ya da kadrolaşma ile açıklayacağımız bu sıçrama için, o gün Sultan Süleymanın emri denip geçildi. Padişah bu; rezil de eder vezir de!
Adının önündeki sıfatı doğduğu şehirden alan Pargalı İbrahim Paşa 13 yıl sürdürdü sadrazamlık görevini. Padişaha yakın olmasından ötürü Makbul İbrahim Paşa olarak da anıldı; o sarsıcı sondan sonra ise Maktul İbrahim Paşa olarak...
Kendini sultan ilan etti...
Başarılı bir asker, başarılı bir yönetici olduğu kadar başarılı bir diplomat da olduğu söylendi. Ne var ki bu başarıları sonunda pek hazmedemediği de... 1533te Avusturya elçilerine şöyle demişti: Bu büyük devleti idare eden benim; her ne yaparsam yapılmış olarak kalır, zira bütün kudret benim elimde. Memuriyetleri ben veririm, eyaletleri ben tevzi ederim.
Bu ruh hali, sonunu da hazırladı. Hayatındaki belki de dönüm noktası Irakeyn Seferi oldu. İbrahim Paşa Tebrizde emirlerini tellallara Serasker sultanın emridir diye ilan ettirdi. Serasker unvanını ona Kanuni vermişti, ama sultan olması bahis konusu değildi. Zaten aralarında husumet bulunan Defterdar İskender Paşa onu sultan unvanını kullanmamak konusunda uyarınca, cezası ölüm oldu.
Öfkeyle ölüm dağıtan Pargalının sonunu ise sultanlığa soyunmak, iktidara ortak olma arzusu ve artık kontrolden çıkmaya başlayan egosu hazırladı. Bunlara bir de padişahın en kıymetlisi Hürrem Sultan ile girdiği rekabet eklenince, 43 yıllık ömrü can dostunun emriyle nihayete erdirildi.
Bir akşam saraya çağırdı onu Kanuni Sultan Süleyman. Birlikte yemek yediler. Geceyi sarayda geçirdiği oluyordu, şüphelenmeden uykuya daldı. Uyandığında üç cellat üstündeydi. Fazla direnemedi. Boğuldu, sonra da başı kesildi. Kimsenin haberi olmadan Galata Canfeda Zaviyesine defnedildi. Bu mezar yeri bugünün Fındıklı semtinde.
Put kırana karşı put diken İbrahim
1526da Sadrazam ve Anadolu Beylerbeyi olan İbrahim Paşa, Petervaradinin fethiyle görevlendirildiğinde yetkileriyle Rumeli Beylerbeyi unvanını da geçici olarak almış ve seferinde başarılı olmuştu. Mohaç Meydanındaki zaferden sonra, Budine ilerlenmiş ve burası da alınmıştı.
Macar Kralı II. Layoş, Mohaçta tahtına bir mirasçı bırakmadan öldüğünden, krallık sahipsiz kalmıştı ve Budin üzerine yürüyen Kanuniye kentin anahtarı teslim edilmişti.
Buradan elde edilen önemli ganimetlerin arasında Kral Mathias Korvinin kütüphanesi, daha sonra Ayasofya mihrabının iki tarafına konulan tunç şamdanlar ve Paşanın gemiyle getirttiği yine tunçtan üç adet heykel de vardı. Budinden getirilen heykeller, üç mitolojik kahramana aitti: Herkül, Apollon ve Diana. İbrahim Paşa, Kanuniden aldığı izinle bunları Atmeydanında bulunan sarayının önüne kaide üzerinde koydurttu. Ne var ki halk, bir Müslümanın bu vücutlara zinhar itibar etmemesi gerektiği düşüncesiyle hiç de memnun olmadı eserlerden.
Hatta Figâni, meşhur bir Acem beyitinden esinlenerek, kendi idamına neden olacak ünlü beytini kaleme aldı:
Dü İbrahim âmed bedeyr-i cihan;/ Yeki put-şiken şüt, yeki put-nişan (İki İbrahim geldi dünyaya/ Biri putları yıktı, diğeri putlar dikti). İlki İbrahim Peygamber, diğeri ise Pargalı İbrahim Paşa...
Pargalı İbrahim Paşanın mezarı İstanbulun Fındıklı semtinde bulunuyor.
Şairlerin hamisi
Her ne kadar Figaniyi kendisine put dikici dedi diye idam ettirdiyse de, Pargalı İbrahim Paşa gerçek bir şiir severdi. Yakın zamanda bazı yazarların Menderesten yardım istedikleri mektuplar yayımlandı ve tartışmalara yol açtı. İşte İbrahim Paşa da o yazarların Menderese biçtikleri rolün öncülerinden biriydi. Aralarında Hayali Bey, Zati, Hayreti ve Yahya Beyin de olduğu 16. yüzyılın pek çok şairine hamilik etti. Paşanın sanat hamiliğine çok cömert olduğu söylenirdi.
Sanat sevgisi yalnızca heykellerle ve şiirle sınırlı değildi. Çocukluğundan beri kemençe ve keman çalıyordu, hatta Kanuni ile tanışmalarına bu yeteneğinin vesile olduğu söylendi. Altı yaşındayken korsanlar tarafından kaçırılıp getirildiği Manisada bir kadına köle olarak satılmıştı. Ve bir gün dışarıda kemençe çalarken o zaman henüz şehzade olan Süleyman ezgileri duyup onunla tanışmıştı.
Arkadaşı Süleyman padişah, kendisi de onun sağ kolu olduğunda da müzik sefaları devam etti.
Şehzade sünnetinden daha görkemli bir düğün
İbrahim Paşanın Kanuninin kız kardeşi ile evlenmesi ve düğününün görkemi konusunda, özellikle Hammerin aktardığı, Kanuni ile İbrahim Paşa arasında geçtiği rivayet edilen bir konuşma ilgi çekici.
Kanuni Sultan Süleyman, İbrahim Paşaya şehzadelerin sünnet düğününün mü, yoksa kız kardeşiyle düğününün mü daha görkemli olduğu sorduğunda, İbrahim Paşanın cevabı şu oldu:
Benim düğünüm gibisi bugüne kadar olmamış ve olmayacaktır.
Bu iddilı cevabın nedenini de şöyle açıkladı: Sizin düğününüzün benim düğünümdeki kadar büyük bir konuğu, şereflendireni yoktur. Benim düğünüm, zamanımızın Süleymanı olan Mekke ve Medine Padişahının huzuruyla müşerref olmuştur.
Kanuni Sultan Süleyman ile İbrahim Paşa arasındaki güven, takdir ve karşılıklı yüceltmenin örnekleri çok. Paşanın Hatice Sultan ile evliliğinden dört ay sonra, patlak veren huzursuzlukları bastırmak üzere, Paşa Mısıra gönderildi. İbrahim Paşa Mısıra gitmek üzere yola çıktığında, Kanuni onu İstanbul yakınındaki adalara kadar uğurladı. Dönüşü ise daha da görkemliydi. İstanbuldaki vezirler ve bazı askeri kıtalar onu dört günlük yoldan karşıladılar. Hammerin aktardığına göre Padişahın sevgili Vezir-i-azamına murassâ takımları iki yüz bin duka altunu değerinde güzel bir Arap atı gönderdi.
Yetkileri sınırsızdı
Dönemin önemli tarihi kaynağı Peçevî, Osmanlı sultanlarının eskiden beri dört olan tuğlarının İbrahim Paşa zamanında yediye çıkmasının ferman edildiğini belirtir. Bu yeni düzenlemeyle Sadrazam İbrahim Paşa o güne değin Kanuni Sultan Süleyman da dahil olmak üzere, tüm Osmanlı sultanlarının taşıdığı tuğ sayısından fazlasına sahip olmuştu. Ancak Paşanın Kanuniden fazla tuğa sahip olması düşünülemeyeceğinden Kanuninin halifeliğini gösteren bir tuğ ile tuğlarının sayısı yediye çıkartıldı. Böylece İbrahim Paşa, padişahın damadı olmasının yanı sıra hem Serasker, hem Rumeli Beylerbeyi hem de altı tuğ sahibi olarak imparatorlukta seraskerliğin beraberinde getirdiği sınırsız yetkilere sahip oldu.
Milliyet.com.tr

Büyük padişah bir şey ihsan etmek istediği yahut ettiği zaman bile eğer ben onun kararını tasdik etmeyecek olursam, gayr-i vaki gibi kalır. Çünkü her şey; harb, sulh, servet, kuvvet benim elimdedir.
Bu kadar iddialı bir cümleyi kim kurabilir?
Bu akşam boğulmasını seyredeceğimiz Pargalı İbrahim Paşa.
Ya da başka bir deyişle Makbul ve Maktul İbrahim Paşa!
Doğruya doğru, Muhteşem Yüzyıldan önce adını pek bilmezdik. En iyi ihtimalle Sultanahmetteki İbrahim Paşa Sarayını tanırdık, ama bu paşa kimdir diye sorsalar cevap verenimiz bir elin parmaklarını geçmezdi.
Oysa Shakespeare onu tanısaydı (Paşanın ölümünden 18 yıl sonra doğdu) belki de bir başka II. Richard piyesini daha onun için yazardı.
Her ne kadar Pargalı İbrahim III. Richard kadar vahşi, kötü kalpli ve nefret edilen biri olarak anılmasa da; iktidar hırsı söz konusu olduğunda yapmayacağı olmayan bir karakter olarak yazılmaya değer.
Kanuni Sultan Süleyman ile çocukluğundan beri arkadaş olduğu, yedikleri içtiklerinin ayrı gitmediği hepimizin malumu...r /> Bu sayede silsileyi bozup has odabaşılıktan doğrudan sadrazamlığa yükseldi. Bugün olsa torpil ya da kadrolaşma ile açıklayacağımız bu sıçrama için, o gün Sultan Süleymanın emri denip geçildi. Padişah bu; rezil de eder vezir de!
Adının önündeki sıfatı doğduğu şehirden alan Pargalı İbrahim Paşa 13 yıl sürdürdü sadrazamlık görevini. Padişaha yakın olmasından ötürü Makbul İbrahim Paşa olarak da anıldı; o sarsıcı sondan sonra ise Maktul İbrahim Paşa olarak...
Kendini sultan ilan etti...
Başarılı bir asker, başarılı bir yönetici olduğu kadar başarılı bir diplomat da olduğu söylendi. Ne var ki bu başarıları sonunda pek hazmedemediği de... 1533te Avusturya elçilerine şöyle demişti: Bu büyük devleti idare eden benim; her ne yaparsam yapılmış olarak kalır, zira bütün kudret benim elimde. Memuriyetleri ben veririm, eyaletleri ben tevzi ederim.
Bu ruh hali, sonunu da hazırladı. Hayatındaki belki de dönüm noktası Irakeyn Seferi oldu. İbrahim Paşa Tebrizde emirlerini tellallara Serasker sultanın emridir diye ilan ettirdi. Serasker unvanını ona Kanuni vermişti, ama sultan olması bahis konusu değildi. Zaten aralarında husumet bulunan Defterdar İskender Paşa onu sultan unvanını kullanmamak konusunda uyarınca, cezası ölüm oldu.
Öfkeyle ölüm dağıtan Pargalının sonunu ise sultanlığa soyunmak, iktidara ortak olma arzusu ve artık kontrolden çıkmaya başlayan egosu hazırladı. Bunlara bir de padişahın en kıymetlisi Hürrem Sultan ile girdiği rekabet eklenince, 43 yıllık ömrü can dostunun emriyle nihayete erdirildi.
Bir akşam saraya çağırdı onu Kanuni Sultan Süleyman. Birlikte yemek yediler. Geceyi sarayda geçirdiği oluyordu, şüphelenmeden uykuya daldı. Uyandığında üç cellat üstündeydi. Fazla direnemedi. Boğuldu, sonra da başı kesildi. Kimsenin haberi olmadan Galata Canfeda Zaviyesine defnedildi. Bu mezar yeri bugünün Fındıklı semtinde.
Put kırana karşı put diken İbrahim
1526da Sadrazam ve Anadolu Beylerbeyi olan İbrahim Paşa, Petervaradinin fethiyle görevlendirildiğinde yetkileriyle Rumeli Beylerbeyi unvanını da geçici olarak almış ve seferinde başarılı olmuştu. Mohaç Meydanındaki zaferden sonra, Budine ilerlenmiş ve burası da alınmıştı.
Macar Kralı II. Layoş, Mohaçta tahtına bir mirasçı bırakmadan öldüğünden, krallık sahipsiz kalmıştı ve Budin üzerine yürüyen Kanuniye kentin anahtarı teslim edilmişti.
Buradan elde edilen önemli ganimetlerin arasında Kral Mathias Korvinin kütüphanesi, daha sonra Ayasofya mihrabının iki tarafına konulan tunç şamdanlar ve Paşanın gemiyle getirttiği yine tunçtan üç adet heykel de vardı. Budinden getirilen heykeller, üç mitolojik kahramana aitti: Herkül, Apollon ve Diana. İbrahim Paşa, Kanuniden aldığı izinle bunları Atmeydanında bulunan sarayının önüne kaide üzerinde koydurttu. Ne var ki halk, bir Müslümanın bu vücutlara zinhar itibar etmemesi gerektiği düşüncesiyle hiç de memnun olmadı eserlerden.
Hatta Figâni, meşhur bir Acem beyitinden esinlenerek, kendi idamına neden olacak ünlü beytini kaleme aldı:
Dü İbrahim âmed bedeyr-i cihan;/ Yeki put-şiken şüt, yeki put-nişan (İki İbrahim geldi dünyaya/ Biri putları yıktı, diğeri putlar dikti). İlki İbrahim Peygamber, diğeri ise Pargalı İbrahim Paşa...

Pargalı İbrahim Paşanın mezarı İstanbulun Fındıklı semtinde bulunuyor.
Şairlerin hamisi
Her ne kadar Figaniyi kendisine put dikici dedi diye idam ettirdiyse de, Pargalı İbrahim Paşa gerçek bir şiir severdi. Yakın zamanda bazı yazarların Menderesten yardım istedikleri mektuplar yayımlandı ve tartışmalara yol açtı. İşte İbrahim Paşa da o yazarların Menderese biçtikleri rolün öncülerinden biriydi. Aralarında Hayali Bey, Zati, Hayreti ve Yahya Beyin de olduğu 16. yüzyılın pek çok şairine hamilik etti. Paşanın sanat hamiliğine çok cömert olduğu söylenirdi.
Sanat sevgisi yalnızca heykellerle ve şiirle sınırlı değildi. Çocukluğundan beri kemençe ve keman çalıyordu, hatta Kanuni ile tanışmalarına bu yeteneğinin vesile olduğu söylendi. Altı yaşındayken korsanlar tarafından kaçırılıp getirildiği Manisada bir kadına köle olarak satılmıştı. Ve bir gün dışarıda kemençe çalarken o zaman henüz şehzade olan Süleyman ezgileri duyup onunla tanışmıştı.
Arkadaşı Süleyman padişah, kendisi de onun sağ kolu olduğunda da müzik sefaları devam etti.
Şehzade sünnetinden daha görkemli bir düğün
İbrahim Paşanın Kanuninin kız kardeşi ile evlenmesi ve düğününün görkemi konusunda, özellikle Hammerin aktardığı, Kanuni ile İbrahim Paşa arasında geçtiği rivayet edilen bir konuşma ilgi çekici.
Kanuni Sultan Süleyman, İbrahim Paşaya şehzadelerin sünnet düğününün mü, yoksa kız kardeşiyle düğününün mü daha görkemli olduğu sorduğunda, İbrahim Paşanın cevabı şu oldu:
Benim düğünüm gibisi bugüne kadar olmamış ve olmayacaktır.
Bu iddilı cevabın nedenini de şöyle açıkladı: Sizin düğününüzün benim düğünümdeki kadar büyük bir konuğu, şereflendireni yoktur. Benim düğünüm, zamanımızın Süleymanı olan Mekke ve Medine Padişahının huzuruyla müşerref olmuştur.
Kanuni Sultan Süleyman ile İbrahim Paşa arasındaki güven, takdir ve karşılıklı yüceltmenin örnekleri çok. Paşanın Hatice Sultan ile evliliğinden dört ay sonra, patlak veren huzursuzlukları bastırmak üzere, Paşa Mısıra gönderildi. İbrahim Paşa Mısıra gitmek üzere yola çıktığında, Kanuni onu İstanbul yakınındaki adalara kadar uğurladı. Dönüşü ise daha da görkemliydi. İstanbuldaki vezirler ve bazı askeri kıtalar onu dört günlük yoldan karşıladılar. Hammerin aktardığına göre Padişahın sevgili Vezir-i-azamına murassâ takımları iki yüz bin duka altunu değerinde güzel bir Arap atı gönderdi.
Yetkileri sınırsızdı
Dönemin önemli tarihi kaynağı Peçevî, Osmanlı sultanlarının eskiden beri dört olan tuğlarının İbrahim Paşa zamanında yediye çıkmasının ferman edildiğini belirtir. Bu yeni düzenlemeyle Sadrazam İbrahim Paşa o güne değin Kanuni Sultan Süleyman da dahil olmak üzere, tüm Osmanlı sultanlarının taşıdığı tuğ sayısından fazlasına sahip olmuştu. Ancak Paşanın Kanuniden fazla tuğa sahip olması düşünülemeyeceğinden Kanuninin halifeliğini gösteren bir tuğ ile tuğlarının sayısı yediye çıkartıldı. Böylece İbrahim Paşa, padişahın damadı olmasının yanı sıra hem Serasker, hem Rumeli Beylerbeyi hem de altı tuğ sahibi olarak imparatorlukta seraskerliğin beraberinde getirdiği sınırsız yetkilere sahip oldu.
Milliyet.com.tr