Hz Hasan(ra)efendimizin şehadetini andık

dergah yolu

Asistan
HZ. HASAN (R.A.) HAKKINDA

Mübarek ve yüce Ehli Beyt silsilesinin iki büyüğünden birincisi ve seyyidlerin ceddi, Hazreti Peygamber(s.a.v)'in en çok sevdiği torunlarından, künyesi ile birlikte ismi el-Hasan bin Ali bin Ebu Talib el-Haşimi el-Kureyşi.



Dedesi Peygamber(s.a.v) efendimizin tabiri ile O’nun "Reyhânesi"(güzel kokulu çiçeği).


Hazreti Ali(r.a)'nin, Hazreti Fatıma(r.anha)'dan doğan büyük oğlu mübarek insan.


Üçüncü hicri yılda, Ramazan ayının ortalarında Medine'de doğdu. 4. veya 5. hicri yılın Şaban ayında doğduğuna dair rivayetler varsa da, en doğru görüş, 3. hicri yılda doğduğuna dair rivayettir(1). Hazreti Hasan(r.a) doğduğunda, Hazreti Peygamber(s.a.v) bir torununun olduğunu duyunca hemen Hazreti Ali(r.a)'nin evine giderek "oğlumu bana getirin 'Adını ne koydunuz?' diye sordu. "Harb" ismini koyduklarını duyunca, bu ismi beğenmedi. Çocuğa isim olarak, cahiliye döneminde bilinmeyen "Hasan" ismini koydu. Künye olarak da, "Ebu Muhammed" adını verdi. Arkasından da kulağına ezan okudu(2). Resulullah(s.a.v), Hazreti Hasan(r.a) yedi günlük olunca akika kurbanı kesilmesini ve saçlarının kesilerek, ağırlığınca gümüş tasadduk edilmesini emretti(3).


Hazreti Hasan(r.a), Hazreti Peygamber(s.a.v)'in terbiyesinde yetişti. Sahih hadis kitapları dâhil birçok İslami eserde, Hazreti Peygamber(s.a.v)'in torunu ile ne kadar ilgilendiğini ve onu ne kadar çok sevdiğini ifade eden rivayetler bu gerçeği göstermektedir. Onunla her an ilgilendiğini, hemen hemen yanından hiç ayırmadığını; bilhassa namazlarda bile torununun gelip üzerine çıktığından dolayı, Hazreti Peygamber (s.a.v)'in sırf onu incitmemek için secdesini uzattığını ifade eden hadisler, ilahi vahye mazhar dede ile onun "reyhanesi" arasındaki sevgiyi anlatmaktadırlar(4). Hatta Hazreti Peygamber(s.a.v) rükûda iken torunu gelir, ayaklarını açar bir yönden girer, öbür taraftan çıkar(5) ve Hazreti Peygamber(s.a.v) ses çıkarmazdı. Bazen secde ederken üzerine bindiğinde, onu yavaşça sırtından indirirdi. Hatta bir defasında, Hazreti Peygamber(s.a.v) hutbe okurken, Hazreti Hasan(r.a) ile kardeşi Hazreti Hüseyin(r.a)’in üzerlerindeki uzun ve kırmızı elbiseleri ile düşe kalka yürüyüp geldiklerini görünce, hutbesine ara verip, minberden inerek, torunlarını kucağına aldığı ve önüne oturttuğu, daha sonra da "Allahü Teâlâ, ‘Mallarınız ve evlatlarınız sizin için birer imtihan vesilesidir.’(6) derken doğru söylemiştir. Şu ikisini bu şekilde görünce sabredemedim" diyerek hutbesine devam ettiği kaynak hadis kitaplarında anlatılmaktadır(7)


Hazreti Peygamber(s.a.v) Efendimiz zaman zaman her iki torununu da sırtına alıp namaza geldiğine(8), Hazreti Hasan(r.a)'ı omzuna alarak dışarıda gezdirdiğine dair(9) birçok hadisi şerif şunu gösteriyor ki, Hazreti Peygamber(s.a.v) Efendimiz her iki torunuyla devamlı ilgilenmişler, her türlü ihtiyaçlarını gidermeye çalışmışlardır. Kızı Hazreti Fatıma(r.anha)'yı ziyarete gittiklerinde, torunu Hazreti Hasan(r.a) uyku arasında su istediği zaman bizzat kendileri kalkıp su getirerek, hem ona, hem de kardeşine içirmeleri(10) vb. hareketleri dede şefkati ve merhametinin fiili işaretleridir. Yine, Hazreti Peygamber(s.a.v) Efendimizin bu iki torununu çok sevdiği ve "Allah(c.c)'ım ben bu ikisini seviyorum, sen de sev" diye dua etmeleri(11) bu sevgi ve ilginin dil ile ifadesini göstermiştir(12). Öte taraftan Hazreti Peygamber(s.a.v) torunlarını öper(13) ve her iki torununun cennet ehli gençlerinin efendileri olduğunu da söylerdi(14), hatta onları sevenleri Allah(c.c)'ın sevmesini dilediği duaları da rivayetler arasında yer almıştır(15).


Hazreti Hasan(r.a) fizik olarak dedesi Hazreti Peygamber(s.a.v)'e çok benzerdi (16). Öyle ki, bir defasında Hazreti Ebu Bekr(r.a) ikindi namazından çıktıktan sonra, Hazreti Ali(r.a) ile beraber yürürken, çocuklarla oynayan Hazreti Hasan(r.a)'ı görürler. Hazreti Ebu Bekir(r.a) onu omzuna alır ve "Nebiye benzeyen, Ali'ye benzemeyen, sana babam feda olsun!" diye bir mısra söyler (17). Hazreti Ali(r.a) bu hâdise ve sözler karşısında gülümser.


Peygamber(s.a.v) Efendimiz, küçük yaştan itibaren torunlarının eğitimiyle bizzat kendisi ilgilenmiş. Onlara nasihatler etmiştir. Aralarında bir yaş fark olan Hazreti Hasan(r.a) ve Hazreti Hüseyin(r.a) henüz çok küçüktüler. Ama Resulullah(s.a.v)'ın onlara o yaşta verdiği nasihatleri öğrenince, o sözleri anlayıp unutmayan Hazreti Hasan(r.a)'a insanın hayranlığı artıyor. Peygamberimiz(s.a.v) ona buyurmuş ki:


"Hasan! Beş vakit namazını aksatmadan kıl. Sana şüpheli gelen her şeyi terk et. İçinde şüphe uyandırmayan şeyleri yap. Çünkü doğruluk, insanın gönlüne huzur verir. Yalan ise huzursuzluk uyandırır."


Bu kutlu ortam ve mümtaz eğiticinin yanında büyüyen Hazreti Hasan(r.a) ve Hazreti Hüseyin(r.a)'in yaşlı bir adamla aralarında dikkate şayan bir şekilde geçen bir hadisedeki tutumları şöyle anlatılmaktadır.


Hazreti Hasan(r.a) ve Hazreti Hüseyin(r.a), dedelerinin tembihlerini dinleyerek namazlarını aksatmadan ve zevkle kılarlarmış. Günlerden bir gün, iki kardeş, namaz kılmak için abdest almaya gitmişler. Bu sırada, abdest almakta olan yaşlı bir adam görmüşler. Ancak bu yaşlı adam, abdest alırken bazı hatalar yapıyormuş. Hazreti Hasan(r.a) kısık sesle kardeşine:


"Şu yaşlı amcaya hatalarını nasıl söylesek acaba?" demiş. Hazreti Hüseyin(r.a) de, ona hatalarını, kalbini kırmadan söylemelerinin gerektiğini hatırlatmış. Nasıl söyleyeceklerini düşünüp dururken birden Hazreti Hasan (r.a) Efendimiz, "Benim aklıma şöyle bir fikir geldi. Ne dersin?" deyip kardeşinin kulağına bir şeyler fısıldamış.


İki kardeş, usulca yaşlı adamın yanına yaklaşmış. Hazreti Hasan(r.a) söze başlamış: "Afedersiniz efendim... Ben ve kardeşim namaz kılmaya yeni başladık. Fakat, hangimizin doğru abdest aldığı konusunda anlaşamıyoruz. Siz aramızda hakem olsanız, biz de abdest alsak, bakalım hangimiz doğru olarak abdest alıyor onu öğrensek."


İkisi de başlamışlar abdest almaya. Bu sırada yaşlı adam da büyük bir dikkatle onları izliyormuş. Sonunda abdestlerini tamamlamışlar. Amcanın tepkisini öğrenmek için baktıklarında, gözlerinin dolu dolu olduğunu görmüşler. O ak sakallı amca bir taraftan Hazreti Hasan(r.a) ve Hazreti Hüseyin(r.a)'i kucaklarken bir taraftan da şunları söylemiş:


“Sevgili yavrularım! Aslında ikiniz de doğru olarak abdest alıyorsunuz. Hatalı olan bendim. Size ne kadar teşekkür etsem azdır.” Yaşlı amca, daha sonra onları alınlarından öperek uğurlamış."


Hazreti Hasan(r.a), Hazreti Peygamber(s.a.v) vefat ettiğinde sekiz yaşlarında idi. Biricik Dedelerinden kısa bir süre sonra anneleri Hazreti Fatıma(r.anha)'yı da kaybetmişlerdi. Peygamber(s.a.v) Efendimiz'le beraberlikleri çok kısa sürmesine ve o dönemde çok küçük olmalarına rağmen, o kadar güzel yetişmişler ki, daha çocukken bile kendilerinden büyük insanlara faydalı olabilecek hale gelmişlerdi. Henüz çok küçük olduğu için, Hazreti Peygamber(s.a.v)'den doğrudan doğruya rivayet ettiği hadislerin sayısı oldukça azdır. Bunlardan biri Ebu'l Havrâ(r.a)'nın rivayet ettiği şu hadisi şeriftir:


"Hazreti Hasan(r.a)'a, Hazreti Peygamber(s.a.v)'den duyduğun hangi hadisi hatırlıyorsun? diye sordum. O da şunu anlattı: "Şu hadiseyi hatırlıyorum: Zekat hurmalarından bir hurma alıp, ağzıma atmıştım. Hazreti Peygamber(s.a.v) o hurmayı ağzımdan salya ile çıkardı. Oradakiler "Ya Resulullah(s.a.v), bu çocuğun ağzına attığı tek bir hurmayı, niçin geri çıkardın?" dediler. O da "biz Âl-i Muhammed'e sadaka (zekat) helâl değildir" buyurdu. Hatırladığım diğer bir hadis de "Seni ilgilendirmeyen şeyleri bırak, ilgilendiren şeylere bak..." hadisidir. Yine Dedem Hazreti Peygamber(s.a.v) bana şu duayı da öğretmişti: "Ey Allah'ım! beni hidayete erdirdiğin kimselerden eyle, âfiyet verdiğin kişilerden eyle, dost edindiğin kullarının arasına kat! Verdiğin şeyleri benim hakkımda mübarek kıl ve hüküm verdiğin (takdir ettiğin) şeylerin şerrinden de koru. Senin dost edindiğin bir kişi asla zelil olmaz" (18).


Hazreti Hasan(r.a.)'ın bu hadislerin dışında, başta babası Hazreti Ali(r.a) olmak üzere birçok sahabîden rivayet ettiği hadisleri vardır. Kendisinden de mü'minlerin Annesi Hazreti Aişe(r.anha), kardeşinin oğlu Ali bin Hüseyin, onun iki oğlu Abdullah ve el-Bakır ile İkrime, İbn Sirin, Cübeyr bin Nefir, Ebû'l Havrâ, Rebia bin Şeybân, Ebû Miclez, Hübeyre bin Berîm, Şeybân bin el-Leyl, Şa'bî, Şakîk bin Seleme, el-Müsebbib bin Nuhbe, İshak bin Beşşâr ve diğer raviler (radiyallahü anhüm) hadis rivayet ettiler(19)


Gerek tabakat kitapları, gerekse hadis kitapları, Hazreti Hasan(r.a)'ın çocukluğuna dair yukardaki rivayetlere bolca yer verdikleri halde, Hazreti Ali(r.a)'nin şehit edilmesiyle onun halife seçilmesine kadar olan hayatı hakkında pek fazla bilgi vermemektedirler. Bilinen bir kaç husustan birisi, Hazreti Ömer(r.a), hilafeti sırasında divan teşkilatını kurup herkesin tahsisatını belirlerken, Hazreti Hasan(r.a) ve Hazreti Hüseyin(r.a)'e de Bedir Savaşı’na katılanlara verilen miktarda tahsisat ayırdığına dair haberdir(20). Hazreti Osman(r.a)’ın hilafeti sırasında kardeşiyle birlikte Said bin As(r.a)’ın komutasındaki ordu ile Horasan seferine katıldığı(21) bilinen Hazreti Hasan(r.a) için kayıtlarda geçen bir diğer hadise de Hazreti Osman(r.a)'a baş kaldıranlara karşı, halifeyi savunmak ve evine su taşımak için kardeşi Hazreti Hüseyin(r.a.) ile birlikte babaları Hazreti Ali(r.a) tarafından görevlendirildikleridir.(22).


Babası Hazreti Ali(r.a) hilafete geldikten sonra Hazreti Hasan(r.a.), Talha bin Ubeydullah ve Zübeyr bin Avvam’ın ona karşı çıkmaları üzerine, Kufelileri babasının yanında yer almaya ikna etmek için Ammar Bin Yasir ile birlikte Kufe’ye giderek biat etmelerini sağlamıştır. Cemel Vak’ası ve Sıffin Savaşında da babasının yanında bulundu.


Hazreti Ali(ra) vefatından kısa süre önce, kendisinden sonra Hazreti Hasan(ra)'a biat edilmesi konusunda sorulan soruya, "Bunu ne emrederim ne de nehy ederim" diye cevap vermiştir.(23) Ancak Şiiler Hazreti Ali(r.a)’nin onu veliaht tayin ettiğine inanırlar(24).


Hazreti Hasan(r.a)'ın tarihi bir şahsiyet olarak ortaya çıkması, babası Hazreti Ali(r.a)'nin şehit edilmesini müteakiben, Kûfelilerin kendisine biat ederek halife seçmeleriyle başlar.
Hazreti Ali(r.a)’nin şehit edilmesinin ardından Ubeydullah bin Abbas bin Abdülmuttalib Kufelileri halife olarak ona biata davet etti ve bir rivayete(25) göre aynı gün, bir rivayete göre de(26) iki gün sonra Kufe’de kendisine biat edildi. Hazreti Hasan(r.a) halife seçilirken ilk biat edenin Kays bin Sa'd olduğu söylenir. Halife Hazreti Ali(r.a) tarafından iki büyük orduya komutan atanan bu zat ve ordusu, Hazreti Ali'yi ölünceye kadar müdafaa etmek üzere and içmişti. İşte babasının da en çok güvendiği komutanlardan olan Kays(r.a), biat esnasında, Hazreti Hasan(r.a)'dan elini uzatmasını isteyerek, Allah(c.c)'nun Kitab'ı, Resulü'nün sünneti üzere asilerle savaşmak üzere kendisine biat edeceğini söyledi. Hazreti Hasan(r.a) bu söze karşı çıktı. Sadece Allah(c.c)'ın Kitabı ve Resulü'nün sünneti üzere biat edilebileceğini, bunun içine saydığı ve saymadığı diğer şartların girdiğini söyledi. Kays(r.a) bunun üzerine bir şey söylemeden biat etti. Arkasından da diğer Iraklılar biat ettiler(27). Sonra İran, Mekke, Medine, Hicaz ve Yemen halkı kısaca Hazreti Ali(r.a)’ye biat etmiş olanlar birkaç ay içinde hepsi oğlu Hazreti Hasan(r.a)’a biat ettiler. Yalnız Şam ve Mısır eyaletleri bunun dışında kaldı. Şam halkı Muaviye’ye biat etmiş, sonradan Mısır’da onlara katılmıştı. Ona Şam Emiri demekteydiler.


Hazreti Ali(r.a)’nin şehit edildiğini ve Hazreti Hasan(r.a)’nın halifeliğe getirildiğini haber alan Muaviye bin Ebu Süfyan, onun taraftarlarını ve Kufelileri kendi safına çekmek için yoğun bir faaliyet başlattı. Abdullah bin Amir kumandasında Suriye, Fisitin ve el-Cezire kuvvetlerinden oluşan bir ordu hazırlattı.


Bu durumu Kufe’de bulunduğu sırada öğrenen Hazreti Hasan(r.a) da Abdullah bin Amir ve ordusu ile karşılaşmak üzere Medain’e doğru yola çıktı.(28) Henüz otuzyedi yaşlarında olan Hazreti Hasan(r.a) topladığı on iki bin kişilik ordusuyla Medain'e kadar geldi. Ordu komutanı olarak atadığı Ubeydullah bin Abbas’a Kays bin Sa’d ve Said bin Kays el-Hemdani ile istişare etmelerini emretti(29).


Muaviye derhal durumun kritiğini yaparak, akıbetin lehine olması için çeşitli çarelere başvurmaya başladı. Elindeki en büyük koz, hasmının tecrübesizliği ve şiddetten hoşlanmayan, fitneden adeta korkan ve Müslümanlara karşı derin sevgi besleyen, onlardan birinin bile kanının dökülmesine razı olamayacak kadar yumuşak bir kalbe sahip şahsiyette olmasıdır. Onun için ilk işi, Hazreti Hasan(r.a)'ın ordusu içerisine soktuğu adamlarının yaydıkları dedikodu ile bir kargaşa yaratmak oldu(30).


Hazreti Hasan(r.a)'ın ordusu içinde yayılan dedikodular sonucu kargaşa ve panik başgösterdi sonunda da bu panik yağmalamaya dönüştü. Askerler her şeyi yağmalamaya başladı. Hatta Hazreti Hasan(r.a)'ın ordugâh çadırını, altındaki sergisine varıncaya kadar yağmaladılar(31). Hazreti Hasan(r.a) Rebia ve Hemdan kabilelerine mensup sadık adamlarının yanına sığındı. Sonra da Medain’e ulaşmak amacıyla gece yola çıkmak isterken, kargaşadan istifade etmek isteyen el-Cerrâh bin Sinan el-Esedî isimli şahıs, Hazreti Hasan(r.a)'a saldırdı. Elindeki hançerle onu baldırından yaraladı ise de Hazreti Hasan(r.a) kendini savundu ve oradan kurtularak Medain Valisinin evine ulaşarak orada tedavi gördü(32).


O sırada Medain'in valisi Sa'd bin Mes'ud idi. Henüz çocuk denilebilecek yaşta olan bu genç valiyi atayan el-Muhtar bin Ebî Ubeyd ona bir teklifte bulundu. Hazreti Hasan(r.a)'ı bağlayıp Muaviye'ye götürme karşılığında kendisinin çok zengin ve şerefli birisi yapacağını söyledi. Genç vali bu teklifi şiddetle reddederek "Allah(c.c)'ın laneti üzerine olsun! Ben Allah(c.c)'ın Resulünün kızının oğlunun üzerine atlayacağım ve onu bağlayacağım ha! Sen ne iğrenç herifsin" dedi(33)


Bu sırada Muaviye, bir yandan Hazreti. Hasan(r.a)’ın taraftarlarınca tartaklanıp yaralandığı haberini etrafa yayarken bir yandan da Enbar mevkiinde onun öncü kumandanı Ubeydullah bin Abbas ile Kays bin Sa’d’ı kuşattı. Muaviye’nin öncü kumandanı Abdullah bin Amir de Medain’e giderek şehrin dışına çıkan Hazreti Hasan(r.a)’ın dağınık ordusunun karşısında mevzilendi ve onlara Muaviye’nin de Enbar’ı kuşattığı, aslında savaş niyeti taşımadıklarını ve Hazreti Hasan(r.a)’ın kendisi de dâhil olmak üzere askerlerinden onlara sığınanların hayatlarını bağışlayacağını söyledi. Bu sözler karşısında çoğunluk savaştan kaçındığını belli etti.


Hazreti Hasan(r.a) içinde bulunduğu durumu gözden geçirdi. Güvenemeyeceği bir ordu ve güçlü bir düşmanla karşı karşıya olduğunu anladı. Ayrıca mizaç olarak fitneden ve kan dökmekten nefret eden birisi olduğu için, gerek kendi şahsı, gerekse İslâm ümmetinin selameti için hilafeti Muaviye'ye bırakarak, bu işten feragat etmekten başka bir çare bulamadı. Üstelik dedesinin azatlılarından Sefine (r.a) rivayet etmiş olduğu, Peygamber(s.a.v) Efendimizin “Benden sonra halifelik otuz senedir. Sonra mülk ve saltanat olur.” diye buyurduğu hadisi şerifte belirtilen sürenin dolduğu da ortada idi ve durumun gidişi de bu hadisi şerifin anlamına uygun düşmekteydi. Zira Dört Halife’nin halifelik süreleri toplamı yirmi dokuz buçuk sene olup, kendisinin de altı ay kadar süren halifelik süresiyle otuz sene tamamlanmıştı.


Hazreti Hasan(r.a) durumu ve gerçekleri göz önünde bulundurarak, nice İslam yiğitlerinin kanlarını dökmektense halifelikten çekilmeyi tercih ederek anlaşma yollarını araştırmaya ve her iki tarafın da razı olacağı çözümler aramaya başladı. Amr bin Seleme el-Erhâbî'yi çağırarak, anlaşma teklifini içeren bir mektupla Muaviye'ye gönderdi(34).


İntikam için Iraklılar’dan hiç kimsenin tutuklanmaması, Milliyetine bakılmaksızın herkesin emniyet içinde olması, İşlenmiş suçların affı, Ahvaz’ın haracının kendisine verilmesi, Kardeşi Hüseyin’e iki milyon dirhem verilmesi, Haşimoğulları’na da Abdüşemsoğulları’na(Ümeyye) gösterilen yakınlığın gösterilmesi ve aynı ihsanlarda bulunulması, Hutbede Hazreti Ali(r.a) ve taraftarlarına küfredilmemesi, Muaviye’nin Hazreti Hasan(r.a)'dan önce ölmesi halinde, Hazreti Hasan(r.a)’ın halife olması gibi maddeleri içeren anlaşma teklifini Muaviye derhal kabul etti. Kendi eliyle yazıp mühürlediği anlaşmayı Hazreti Hasan(r.a)'a Abdullah bin Âmir el-Küreyz ve Abdurrahman bin Semure'yle gönderdi. Bu iki elçi Medain'e geldiler ve Hazreti Hasan(r.a)'a, ne isterse hepsinin kendisine verileceğini bildirmekle kalmayıp, kendilerini kefil göstererek, bu anlaşmayı taahhüt edeceklerini de ona söylediler(35).


Bu arada Hazreti Hüseyin(r.a) ve amcası oğlu Cafer oğlu Abdullah(r.a) durumdan haberdar olup, Hazreti Hasan(r.a)’ın Muaviye ile anlaşmasına, arkasındaki Müslümanları küçük düşürdüğü gerekçesiyle karşı çıkarak, Muaviye'nin haklılığını tasdik, Hz. Ali(r.a)'nin davasını yalanlamış olacağı gerekçesi ile ağabeyi Hz. Hasan(r.a)'a, bu anlaşmayı yapmaması gerektiğini söyledi. Hazreti Hasan(r.a) onları susturarak, yönetim işini kendisinin daha iyi bildiğini iddia ederek, kararından dönmedi ve anlaşma yapmakta ısrar etti(36).


Anlaşmayı yapan Muaviye'nin elçileri Hazreti Hasan(r.a)'ın yanından çıktıklarında "Resulullah'ın oğlu sayesinde kan dökülmesi önlendi, fitne sona erdi, sulh yapıldı" diyorlardı(37). O sırada yaraları da ağırlaşan Hazreti Hasan kalkıp, Iraklılara uzunca bir hutbe irat etti. Onlara dedesi Hazreti Peygamber(s.a.v) vasıtasıyla Yüce Allah(c.c)'ın insanları hidayete erdirdiğini hatırlattı. Kendisi vasıtasıyla da kan dökülmesini önlediğini söyleyerek, Muaviye ile anlaşma yaptığını haber verip Muaviye'ye biat etmelerini istedi(38).


Yapılan anlaşma üzerine Muaviye Medain’e geldi. Hazreti Hasan(r.a)'ı yanına alarak Kufe'ye girdi. Hazreti Hasan(r.a) kendi eli ile hicri 41 yılının Rebiülevvel ayı sonlarında Kufe'yi Muaviye'ye teslim etti. İslam tarihinde, Hicri 41 yılına bu uzlaşmadan dolayı “Amü’l-Cemâa” (birlik yılı) denilmiştir. Böylece Hazreti Peygamber(s.a.v)'in şu hadisi şerifi tecelli etmiş oldu: "Hiç şüphe yok ki, bu oğlum bir seyittir. Umulur ki, Allah(c.c) onun sayesinde iki büyük mü'min grubunu barıştıracak"(39) Bu şekilde Müslümanlar arasında kan dökülmesi önlenerek, insanların kısa bir süre için de olsa barış ve huzur içinde yaşamaları temin edilmiş oluyordu.


Hazreti Hasan(r.a) ile Muaviye arasındaki bu anlaşmaya şahit olan İmam Şa'bi hadiseyi şöyle anlatır: "Muaviye dedi ki, Kalk da, hilafeti bana bıraktığını ve teslim ettiğini insanlara haber ver". Hazreti Hasan(r.a) kalktı ve Allah(c.c)'a hamd ve senâ'dan sonra şöyle söyledi: “Akıllıların en akıllısı, muttaki olandır, ahmakların en ahmağı da fâcir olandır. Muaviye ile benim aramda anlaşmazlık konusu olan bu iş, ya benden daha layık birisinin hakkı idi, ya da benim hakkımdı. Ben ümmetin sulh içinde olması, birliğinin bozulmaması ve kan dökülmesine mani olunması için hilafeti ona bıraktım". Arkasından "Bilmiyorum, belki o sizin için bir imtihan ve bir zamana kadar sizi faydalandırmadır" mealindeki Enbiya suresi 111. ayetini okuyarak hutbesini bitirdi(40).


Bu devir-teslim töreninden sonra, Hazreti Hasan(r.a), Kays bin Sa'd'a bir mektup göndererek hilafeti devrettiği Muaviye'ye biat ederek onun emrine girmesini istedi. Kays da bu konuda ordusu ile istişare yaptı. Onlara dalâlet içindeki bir imama mı itaat etmek istediklerini; yoksa imamsız savaşmak mı istediklerini sordu. Onlardan dalâlet içinde de olsa imama itaati tercih ettiklerine dair cevabı alınca, o da Muaviye'ye biat edip emrine girdi(41). Hazreti Hasan(r.a)'ın hilâfette ne kadar kaldığı hakkında kaynaklarda farklı rivayetler olmakla birlikte 6 ay 5 gün olanı en doğrusudur


Hazreti Hasan(r.a) hilâfeti Muaviye'ye bıraktıktan sonra, ailesi ile birlikte Medine'ye gitti ve ömrünün geri kalanını siyasetten uzak bir şekilde geçirdi. Medine'de on yıl kadar yaşayan Hazreti Hasan(r.a) kardeşine şöyle vasiyet etti. "Ben ölünce Hazreti Aişe(r.anha)'den, Hazreti Peygamber(s.a.v)'in yanına gömülmem için izin iste. Şayet izin verirse, beni oraya defnet. Ben yine de Ümeyyoğullarının seni bundan mahrum edeceklerini zannediyorum. Bunu yaparlarsa, onlarla uğraşma beni Bâki kabristanında annemin yanına defnet."


Hazreti Hasan(r.a), rivayete göre Yezid bin Muaviye ile evlendirilmek vaadi ile kandırılan eşlerinden Ca'de binti el-Eş'as bin Kays tarafından zehirlendi. Kırk gün kadar hasta yattı. Hicri 5 Rebiülevvel 50 / Miladi 2 Nisan 670 günü vefat etti(42). Hasta yatarken kardeşi kendisine kimin zehirlediğini sorduysa da, o buna cevap vermekten kaçındı. Hatta bu zehirlenmeden önce üç defa daha aynı girişimde bulunulduğunu, fakat onları atlatmayı başardığını, ama bu son içtiği zehirin başka olduğunu ve herhalde öleceğini ona açıklar(43).


Hazreti Hasan(r.a) vefat edince, Hazreti Hüseyin(r.a) Hazreti Aişe(r.ahna)'ye müracaat ederek, durumu anlattı. Hazreti Aişe(r.anha) Hazreti Hasan(r.a)'ın vasiyetine olumlu cevap verdi ise de durumdan Mervan ve Ümeyyeoğularının haberi olunca "vallahi, asla ve ebedî olarak Hazreti Peygamber(s.a.v)'in yanına gömülemez" dediler. Bu hal Hazreti Hüseyin(r.a)'e ulaştı. Hemen kendisi ve beraberindekiler silahlandılar. Hazreti Ebu Hüreyre(r.a) durumun vehâmetini anlayarak, Hazreti Hüseyin(r.a)'i bu ısrarından vazgeçirmeye çalıştı. Kardeşinin vasiyetini hatırlatarak onun "şayet herhangi bir fitneden çekinirsen beni Müslümanların mezarlığına defnet" dediğini hatırlattı. Hazreti Hüseyin(r.a) de fitneden çekinerek, kardeşini birçok sahabenin defnedildiği Baki kabristanında annesinin yanına defnetti.


Hazreti Hasan(r.a)'ın cenazesine Ümeyyeoğullarından, Medine valisi olan Said bin el-Ass'dan başka hiç kimse katılmadı. Hazreti Hüseyin(r.a), cenaze namazını kıldırmayı valiye teklif etti. Vali de teklifi kabul etti ve cenaze namazını kıldırdı. Cenazesine çok sayıda kişi katıldı, hatta "iğne atılsa yere düşmeyecek" kadar kalabalık vardı(44).


Vefat ettiğinde 47 yaşında(45) olan Hazreti Hasan(r.a) çok cömert ve kerimdi. Fizik ve ahlâk olarak Hazreti Peygamber(s.a.v)'e çok benzerdi. Çok takva sahibi idi. Medine'den Mekke'ye yürüyerek onbeş defa hac yaptığı meşhurdur. Hayır yapmayı çok severdi. Öyle ki, mallarının tamamını iki defa fakirlere dağıttı; üç defa da Allah (c.c) ile "kasame" yaptı. Yani iki ayakkabısı varsa, birini tasadduk edip, birini kendisine bırakarak; herhangi bir yiyeceğinin bir avucunu dağıtıp, bir avucunu kendine ayıracak kadar adil davranarak, mallarını fakirlere dağıttığı kaynaklarda geçmektedir. Onun güzel ahlâka ve başkalarına ikram etmenin faziletine dair birçok vecizesi vardır. Meselâ ona "mekârim-i ahlâk"ın ne olduğu sorulunca, o bunu şöyle özetlemekteydi:


“Doğru söz, isteyene vermek, güzel ahlâk, sılayı rahim, komşu hakkında utanmak, arkadaş hakkına riayet, misafire ikram ve nihayet bunların da başında hayâ’dır”(46)


Hazreti Peygamber(s.a.v)'in soyu torunları Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin'in çocukları vasıtası ile devam etmiştir. Tarihçiler, Hazreti Hasan(r.a)’ın soyunun ise Hasan el-Müsenna ve Zeyd adlı çocuklarıyla devam ettiğinde hem fikirdirler. Hazreti Hasan(r.a)’ın soyundan gelenlere halk arasında “şerif” ünvanı verilmiştir. Tarihte bunlar tarafından kurulan İdrisiler, Ressiler, Sa’diler ve halen devam eden Filaliler(Fas) ile Haşimiler (Ürdün) gibi bir çok hanedan vardır. Hazreti Hüseyin(r.a)'in soyundan gelenlere ise halk arasında "seyyid" ünvanı verilmiştir.


Hazreti Hasan(r.a) bazı Sünni alimlerce, babasının şehid edilmesinden hilafeti Muaviye bin Ebu Süfyan’a devretmesine kadar geçen sürede Hülefa-yi Raşidin’in beşincisi ve sonuncusu kabul edilir.(49) Şii kültüründe ise Hazreti Hasan(r.a), bizzat Hazreti Ali(r.a) tarafından tayin edilmiş ikinci imam ve ondört “ma’sum-pak”in (Çardeh Ma’sum-i Pak) dördüncüsü olarak görülür ve kendisine bir çok keramet izafe edilir. Ancak bazı Şii toplulukları Muaviye ile barış yaptığı için ona karşı çıkmış ve kendisini tenkid etmişlerdir.


Bu gün İran ve Irak gibi Şiiler’in yaşadığı yerlerde, Hazreti Hüseyin(r.a) için muharrem ayının ilk onbir gününde yapılan taziye ayinleri kadar gösterişli olmamakla beraber, 28 Safer günü hem Hazreti Peygamber(s.a.v)’in hem de Hazreti Hasan(r.a)’ın vefatı münasebetiyle dini törenler yapılmaktadır.


Hazreti Hasan(r.a), Hazreti Hüseyin(r.a) ile birlikte bütün İslam dünyasında olduğu gibi Türkler arasında da Resul-i Ekrem(s.a.v)’in sevgili torunları sıfatıyla daima tebcil edilmiş, sevilmiş ve sayılmış, adları çocuklara verilen en yaygın isimler arasında yer almıştır.


Allahü Teâlâ, cümlemizi Ehl-i Beyt’i sevenlere ve Ehl-i Beyt’in sevdiklerine dâhil edip, şefaatlerine nail olanlardan eylesin inşallah.





Kaynak :



İslam Ansiklopedisi-TDV-Heyet
Peygamberler ve Halifeler Tarihi-Ahmet Cevdet Paşa-
Yıldızların Doğuşu İlk İslam Kahramanları- Dr. Ahmet Gül-Ahmet Almaz-
http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=show_qna&id=8345
http://www.webhatti.com/islam-ve-din-kulturu/336411-hz-hasan-ve-hz-huseyin.html


(1) İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Gâbe, II, 10; İbn Hacer el-Askalânî, Tehzîbü't-Tehzîb, Haydarabad 1325, II, 296
(2) İbnü'l-Cevzî, Ebu'l-Ferec, Sıfatü's-Saffe, Haleb (ty), I, 759; Üsdü'l-Ğâbe, II, 10; Tehzîbü't-Tehzîb, II, 296
(3) ez-Zehebî, Siyer A'lami'n-Nübelâ, Beyrut 1406/1986, III, 246
(4) Ahmed b. Hanbel, III, 493, 494; Nesâî, Talbîk, 82
(5) el-Haysemî, Mecmau'z-Zevâid, Beyrut 1967, IX, 175; Tehzîbü't-Tenzîb, II, 296
(6) Teğabün suresi: 15
(7) Ahmet b. Hanbel, V, 254; Ebu Davud, Salât, 233; Tirmizî, Menâkıb, 31; İbn Mace, Libas, 20; Neseî, Salatu'l-İdeyn, 27; Zehebî, a.g.e., III, 256.
(8) Ahmet b. Hanbel, III, 493.
(9) Tirmizî, Menâkıb, 31
(10) Ahmed b. Hanbel, I, 101; Tayalisî, II,129-130
(11) Tirmizî, Menâkıb, 31
(12) Buhârî, Edeb, 18; Müslim, Fedailit's-Sahabe, 56-60
(13) Ahmed b. Hanbel, IV, 93 ; Tabaranî, hadis no: 2658
(14) Tirmizî, Menâkıti, 31; Ahmed b. Hanbel, III, 3; el-Hatîb el-Bağdadî, Târihu Bağdad, Beyrut (ty), I,140
(15) Ahmet b. Hanbel, II, 249, 331; Tehzîbü't-Tehzîb, II, 297 vd.
(16) Tirmizî, Menâkıb, 31
(17) Buhârî, Fadâilü'l-Ashâb, 22
(18) Ahmed b. Hanbel, I, 200; Ebu Dâvûd, Salat, 340; Tirmizî, Ebvâbu's-Salât, 341 Neseî, Kıyamü'lleyl, 50; Üsdü'l-Ğâbe, II, I1
(19) İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fi Temyîzi's-Sahâbe, Mısır 1358/ 1939, I, 327-330; İbnü'l-(20) Esir Üsdü'l-Ğâbe, II, 10; Tehzîbü't-Tehzîb, II, 295-296.
(21) Zehebî, a.g.e., III, 259
(22) Belazüri, Fütuh, s.480; Taberi, Tarih,I,2836
(23) Zehebî, a.g.e., III, 260
(24) Taberi, Tarih, I,3461
(25) Fığlalı,s.85
(26) İbn Şehraşub, III, 191
(27) Mes’udi, Mürücü’z-zeheb II,426
(28) Taberî, Târihu'r-Rusül ve'l-Mulûk, Dâru'l-Meârif 1963, IV, 158
(29) Ziriklî, a.g.e., II, 214
(30) Ya'kubî, II, 214.
(31) Tehzîbü't-tehzîb, II, 299
(32) el-İsabe, I. 327-328; Taberî, V.158-159.
(33) Ya'kubî, II, 228 ; el-İsâbe, I, 327-328
(34) Taberî, V, 159-160
(35) el-İsâbe, I, 327-330
(36) İbn Hacer, Fethu'l-Bârî fi Şerhı Sahîhı'l-Buhârî, Mısır,1959, VI. 235, Buharî rivayeti.
(37) Taberî, V. 160
(38) Ya'kubî, II, 214-215
(39) Ya'kubî, II, 215
(40) Buhârî, Fiten,, 20, Sulh, 9; Ebu Davud, Sünne, 12....
(41) Hılye, 11, 37
(42) Taberî, V,160
(43) Sıfatü's-Safve, I, 762
(44) İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Ğâbe, II, 15
(45) İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Ğâbe, II. 15
(46) Tehzîbü't- Tehzîb, II, 301
(47) Hılye, II, 37-38; Üsdü'l-Ğâbe, II. 13; Ya'kubî, II. 225 vd
(48) Zehebî, a.g.e., III, 267
(49) Hayatü’l-İmam el-Hasan bin Ali, II, 443-460
(50) Şevkani, s.606
http://www.akradyo.net/radyo.asp?p=haberframe.asp?id=42905
arkadaşlar sesli görüntülü eserlere ulaşmak isterseniz aşağıdaki linke tıklayın
Allah[cc]razı olsun iskenderpaşalı kardeşlerimiz unutmamış bizlere bu güzelliği hazırlamışlar
Hz.Hasan(ra)efendimiz tabiki kısa bir yazıyla geçiştirilecek değil ileride tafsilatli yazımız çıkacaktır inşaallah
http://www.akradyo.net/radyo.asp?p=hz_hasan.asp
 
iyi yapmışınızda burası teknoloji sitesi bildiğim kadarı ile :S
İyi güzel diyorsun arkadaşım da adam gidip de teknoloji bölümüne açmamış konuyu. Dini bölüme açmış. Dolayısıyla yanlış birşey yapmamış. Bu güzel bilgilendirmesinden dolayı konuyu açan arkadaşa da teşekkürlerimi iletiyorum.:)
 

dergah yolu

Asistan
iyi yapmışınızda burası teknoloji sitesi bildiğim kadarı ile :S
s.a.
öncelikle belirtmek isterim bu bölümde tartışma açmam kalb kırmam
la ikrahe fiddin ayetine uyarım
bu konular sizin hoşunuza gitmeyebilir bizde sizin hoşunuza gidecek konu açmak zorunda değiliz
cennetin efendilerini ne kadar ansak azdır sen sevmeyebilirsin zorundada değilsin ama ehlibeyt bize mirastır onlara tabiyiz
sitemiz çok büyüktür teknoloji bilişim ve forum yönünden üstünlüğü tartışılmaz
forum bölümünde katılımcının her ihtiyacına cevap verecek bölüm mevcuttur eğer teknoloji veya bilişim yönünü tartışmak istersen onuda senlen tartışmam çünki amatör olarak uğraşmıyorum
niyetiniz başkadır
gece yürüyen kardeşim teşekkür bizden vede özür bizden bu konuyu daha detaylı ve birkaç gün önce açmam lazımdı yetiştiremedim inşaallah telafi edeceğim

Hz. Hasan, âlemlerin efendisi olan sevgili Peygamberimizin terbiyesiyle yetişip büyüdü. Resulullahın pek çok hadis-i şerifi ile övüldü. Peygamber efendimiz Hz. Hasan’ı çok sever, ona şefkatle muamele ederdi. Bir defasında Hz. Hasan, kardeşi Hz. Hüseyin ile Resulullahın huzurunda güreşiyorlardı. Resulullah efendimiz, Hasanı teşvik buyururdu. Hz. Fatıma, (Babacığım, Hüseyin küçüktür, halbuki siz hep Hasanın tarafını tutuyorsunuz) deyince, (Ya Fatıma! Cebrail, Hüseyine yardım ediyor) buyurdu. (Şevahid-ün nübüvve)

Ebu Eyyub-el-Ensari, Hasan ile Hüseyinin Resulullahın huzurunda oynadıkları sırada huzurlarına girince, (Ya Resulallah, bunları çok mu seviyorsun?) diye sordu. Peygamber efendimiz de, (Nasıl sevmem! Bunlar benim dünyada öpüp, kokladığım iki reyhânımdır) buyurdu.
http://www.ebediyyen.biz/showthread.php?t=12129
 

dergah yolu

Asistan
EHL-İ BEYT'İN FAZİLETİ
4458 - İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: ""Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Nimetleriyle sizi beslediği için Allah'ı sevin. Beni de Allah sevgisi için sevin. Ehl-i Beytimi de benim sevgim için sevin."
Tirmizi, Menakıb, (3792).
4459 - Sa'd İbnu Ebi Vakkâs radıyallahu anh anlatıyor: "Şu ayet indiği zaman, (mealen): "Sana bu ilim geldikten sonra, kim seninle bu hususta mücadele edecek olursa de ki: "Gelin, çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendinizi ve kendimizi çağırıp toplanalım, sonra niyaz edelim ki, Allah'ın laneti yalancılar üzerine olsun!" (Âl-i İmran 61), "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Ali'yi , Fatıma'yı, Hasan ve Hüseyin radıyallahu anhüm ecmain'i çağırdı ve:
"Allah'ım, bunlar da benim ehlim (ailem)" buyurdu."
Tirmizi, Tefsir, Âl-i İmran, (3002).
4460 - Ümmü Seleme radıyallahu anha anlatıyor: "Ben "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın evinin kapısında iken şu ayet nazil oldu: "...Ey peygamber ailesi! Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor" (Ahzab 33). Evde "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin vardı. Onlara bir örtü bürüdü ve:
"Allahım, işte bunlar benim ehl-i beytimdir, bunlardan günahı gider ve bunları kirlerden tertemiz kıl!" buyurdu. Ben atılıp:
"Ey Allah'ın Resûlü! Ben ehl-i beytten deyil miyim?" dedim. Bana:
"Sen (yerinde dur, sen zaten) hayırdasın, sen Resûlullah'ın zevcesisin!" diye cevap verdi."
Tirmizi, Menakıb, (3870).
4461 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Şu ayet indiği zaman (mealen): "... Ey peygamber ailesi! Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor" (Ahzab 33), "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm sabah namazına giderken, altı aya yakın bir müddette, Hz. Fatıma radıyallahu anha'nın kapısına uğrayıp:
"Namaz(a kalkın) ey Ehl-i Beyt "Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak istiyor!" buyurdu."
Tirmizi, Tefsir, Ahzab, (3204).
4462 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: ""Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, üzerinde siyah (yünden) nakışlı bir kumaş olduğu halde sabahleyin (evden) çıktı. O sırada Hasan geldi, onu örtünün altına soktu. Sonra Hüseyin geldi onu da soktu. Sonra Fatıma geldi, onu da soktu. Sonra Ali geldi onu da örtünün altına soktu. Sonra da:
"Ey Ehl-i Beyt Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak isttiyor" (Ahzab 33) buyurdu."
Müslim, Fezailu's-Sahabe 61, (2424).
4463 - Yezid İbnu Hayyan, Zeyd İbnu Erkam radıyallahu anh'tan naklen anlatıyor: ""Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Haberiniz olsun! Ben size iki ağırlık bırakıyorum. Bunlardan biri Allah Teâla'nın Kitabı'dır. O, Allah'ın (sema-arz arasına uzanmış) ipi olup, kim ona tutunursa hidayet üzere olur, kim de onu terkederse dalâlete düşer. İkincisi itretim, Ehl-iBeytim'dir." Biz, Zeyd İbnu Erkam'a sorduk:
"Kadınları da Ehl-i Beyt'inden midir?"
"Hayır! dedi, Allah'a yemin olsun, kadın bir müddet erkekle beraber olur. Sonra (kocası) onu boşar, o da babasına ve kavmine döner. "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın Ehl-i Beyt'i aslı ve kendinden sonra sadaka haram olan asabesi'dir."
Müslim, Fezailu's-Sahabe 37, (2408).
4464 - İbnu Ömer radıyallahu anh anlatıyor: "Ebu Bekr radıyallahu anh buyurdular ki: "Muhammed aleyhissalatu vesselam'ı Ehl-i Beytinde gözetin."
Buhari, Fezailu'l-Ashab 12, 22
http://forum.medineweb.net/hadisiserif.php
 

tuvana

Doçent
canlar kurban ehl-i beyte ALLAH senden razı olsun kardeşim paylaşımın için ne mübarektir ki ehl-i beyt rabbim bizleri şefehatlerine nail eylesin inşallah..
 

dergah yolu

Asistan
Allah[cc]sizlerden razı olsun
ihvan gurupta buluşalım kardeşimiz güzel bir hizmetle gurubu başlattı bu bölüme uğrayan kardeşlerimiz katılsın konuları ortak planlı paylaşımlı açalım özel bir bölüm olsun

orjinal boyut:)
 

Son mesajlar

Üst