Hayaletler Denizi

Bu konuyu okuyanlar

166509589-352-k384072.jpg


1

"Rüzgar her daim arkanda olsun, dostum."
Skyrim, Windhelm Şehri Limanı...

İnsanın kendi hakkında yazması bana hep biraz tuhaf gelmiştir, ama bundan da kaçamam. Beni Gjalund Tuz-Bilge diye çağırırlar. Yaklaşık yirmi yıldan beri Hayaletler Denizi'nde teknem Kuzey Bakiresiyle yelken açıyorum. Her zaman bir gemici olarak çalışmadım, Solstheim'in etrafındaki denizde balıkçılık yapıyordum. Güzelce yaşayıp giderdik o zamanlar... Lakin yıllar yılı kovaladıkça Kızıl Dağ'dan fışkıran kül denizi zehirledi ve bu olay balıkçılığı olduğundan daha da fazla zorlaştırdı.

Şayet Kuzgun Kaya'ya erzak yolculuklarım olmasaydı, şimdiye kadar gemimi satmış ve Vadi Kent'e yerleşmiş olurdum. Solstheim, Miğferyeli Şehri'nin kuzeyindeki bir adadır. Başkenti Kuzgun Kaya'dır. Bir liman kasabası olan Kuzgun Kaya aslında bir kara elf yerleşkesidir. Tabi ki adada Skaal adındaki bir köyde yaşayan bir avuç Kuzeyli 'de yaşamaktadır. Adaya esasında ilk ayak basanlar İmparatorluk'tu. Adanın güney ucunda bulunan zengin madenlerdeki abanozu çıkarmak için Doğu Krallığı Şirketi tarafından bir koloni kurulmuştur.

Ada başlangıçta İmparatorluk insanlarının ve Kuzeylilerin eviydi, fakat zamanla Dunmer'ların ataları buraya göç edince İmparatorluk, Kara Elf mültecilerinin adaya yerleşmesine izin verdi. Fakat ilerleyen yıllarda İmparatorluk adayı terk etmeye karar vermiş. Sonrasında Redoran Hanesi bölgenin kontrolünü ele almış ve adadaki hâkimiyetlerini sağlamışlar. Böylece Kuzgun Kaya Kara Elfler'in olmuş.

Şu anda Kuzgun Kaya Redoran Hanesinin temsilcisi olan Vekil Morvayn, tarafından yönetilmektedir.

Kötü hava koşulları nedeniyle Kuzgun Kaya'ya götürmemiz gereken malzemeleri geciktirmiştik. Vekil Yardımcısı Adril Arano'nun imzasını taşıyan bir mektup geçen gün bir kurye tarafından bana ulaştırıldı. Mektupta İstedikleri malzemeleri denizdeki şartlar ne olursa olsun acil olarak ona getirmemiz gerektiği yazıyordu. Yani artık Miğferyelin'den Kuzgun Kaya'ya doğru olan yolculuğumuzu daha fazla erteleyemezdik.

Ertesi gün, sabahın altısında okyanusa açıldık. İlk gün gün hava güzeldi, tüm mürettebat güverteye çıkıp güneşin doğuşunu seyretmiştik. Ancak sonraki gün deniz oldukça dalgalıydı. Ardından korktuğumuz başımıza geldi, kuvvetli bir fırtına gökyüzünü kararttı. Deniz kabardı ve çalkalandı, gazap dolu bir başka fırtına ortaya çıktı.

Kürekleri elimize aldık ve fırtınanın dışına doğru kürek çektik. Hayaletler Denizi ile adeta boğuşuyorduk ve fırtına teknemizi savuruyordu. Tam o anlarda boyu 10 metreyi aşan büyük bir dalga belirdi ve Kuzey Bakiresi 'ne şiddetle vurdu. Gemim ortadan üç parçaya ayrılmıştı ve mürettebatımla birlikte denizin derinliklerine doğru battık.

Gözlerimi açtığımda bir sahilde yüzükoyun bir şekilde uzanırken buldum kendimi. Muhtemelen dalgalar bedenimi buraya taşımıştı.

"Ah. hııaahh. Neredeyim ben." dedim.

Uyanır uyanmaz aklıma gelen ilk şey sahili araştırmak oldu. Belki de gemi kazasından sonra mürettebatımdan başka sağ kalan birileri de benim gibi karaya sürüklenmiş olabilir diye düşündüm. Kıyıya vurmuş pek çok ceset ile karşılaştım. Ama benden başka başarabilen kimse yok gibi görünüyordu. Derken bir inleme sesi geldi.

"Ah. Yardım edin."

Sesin geldiği yöne doğru hızlı adımlarla yürüdüm. Bu Serdümenim Lygrleid idi. Bacağından yaralanmıştı ve bilinci kapalı gibiydi. Emin olmak için eğilip göğsünü dinledim.

"Hala nefes alıyor." dedim heyecanımı gizleyemediğim bir tonla.

Kıyafetimin kolunu yırtıp kanamasını durdurmak için bacağına sıkıca bir düğüm attım. İşe yarıyordu, ancak hala baygındı. Başucuna oturup beklemeye başladım. Uyanması 15 dakika sürdü.

"İyi misin." diye sordum.

"Evet, evet, kaptanım... Sanırım ancak okyanusun yarısını içmiş olmalıyım."

Ayağa kalkması için eğilip elimi uzattım. Ayağının üzerine tam olarak basamıyordu o yüzden omzuma dayanmasını söyledim.

"Neler olduğunu hatırlayabiliyor musunuz? Kaptanım."

"Yalnızca bir şiddetli fırtına ve son olarak o devasa dalgayı... Bize doğrudan çarptı. Sonra da Kuzey Bakiresinin üzerinden geçerek yok oldu."

"Görünüşe göre diğerleri bizim kadar şanslı değilmiş." dedi gözüyle yerdeki cesetleri işaret ederek.

"Lygrleid... Nerede olduğumuz hakkında bir fikrin var mı." diye sordum çevreye bakarak.

"Hayır. Bende sizin bir fikriniz vardır diye düşünmüştüm."

"Belki başka bir adadayızdır. Etrafa bir bakmamız gerek. Ancak öncelikle bu sahilden uzaklaşmalıyız. Bu enkaz yağmacıları çekebilir ve onlar da kazadan sağ kurtulanlardan hoşlanmazlar. "

"O zaman kaptan kendimizi korumak için bir silaha ihtiyacımız olacak. Etrafa bir bakabilir misin acaba? Şey bende yardım etmek isterdim ama bu halimle sana ayak bağı olmaktan başka bir işe yaramam. Belki de dalgalar sahile gemiden kullanabileceğimiz bir şeyler atmıştır. Bir sopa, ya da dal. Şöyle kafa ezecek bir şey. Hiçbir şeyimiz olmamasından iyidir, değil mi. Kaptan ben burada kalıp sağ kurtulan başkaları var mı diye bakacağım."

Lygrleid'i bir ağaç kütüğünün üstüne oturttuktan sonra çevreyi araştırma işine koyuldum. Kısa bir süre sonra cesetlerin birinin üstünden elime epey iyi oturan bulabildiğim ilk silah bir hançer.

"Dövüşmemiz gerekirse kullanabileceğim bir şey buldum." dedim hançeri göstererek.

"Çok güzel kaptan. İhtiyaç duyduğumuz anda üstümüzde bir silahın olması insana güven veriyor."

"Ben hazırım. Gidelim mi." diye sordum.

"Bundan daha iyi bir vakit olamaz kaptan."

"Lygrleid beni kaptan diye çağırmayı bırak artık ne bir gemim ne de bir mürettebatım var."

"Peki Ka... Yani Gjalund. Şey sanırım bu yeni duruma alışmak biraz zamanımı alacak."

"Bir yerlerde adanın iç kesimlerine doğru giden bir patika olmalı. Gidip onu bulalım derim." dedim.

"Bende dikkatli olalım derim. Ağaçların arasında hareket eden bir şey gördüğümü sanıyorum. Gjalund

Silahını hazırda tut."

Nerede kıyıya vurduğumuz hakkında daha çok şey öğrenmek için Lygrleid ile birlikte ilerlemeye başladık. Birkaç metre yürüdük. Ve büyük bir sıçanla karşılaştık. Hançerimle ile onu kestikten sonra çevrede başka bir yiyecek olmadığından dolayı mecburiyetten sıçanı yemeye karar verdik.

"Cesetlerin kokusuna gelmiş olmalı. En azından artık biraz etimiz var." dedi Lygrleid.

"Şu şeyden nasıl bu kadar iştahla bahsediyorsun anlayamıyorum." dedim tiksinç bir ifade ile.

"Hiç yoktan iyidir. Ancak bir ateşe ihtiyacımız var. Sıçan yiyeceksek en azından çiğ yemeyelim."

Bulduğumuz sıçan etini pişirmek için etrafta uygun bir yer aramaya başladık. Tam o anda biraz ileride yanmakta olan meşaleler gözümüze ilişti. Bunun anlamı yakınlarda insanların olmasıydı. Fakat asıl mesele o yere doğru gitmeli miydik? ? Seçme şansımız olmadığı için ilerlemeye devam ettik.

Patikanın ortalarında bir mağara gördük. Lygrleid endişelenmişti ve bunda hakkı vardı. Mağaranın dışarıdan biraz ürkütücü bir görüntüsü vardı. İçimde de kötü bir his vardı ama merak duygum daha ağır basıyordu. İçerisinde belki de işimize yarayacak şeyler bulabilirdik. Araştırmam gerekiyordu. Lygrleid Mağaranın girişine bıraktım ve keşfe başladım.

Mağaraya ilk girdiğimde göze çarpan şey altın damarlarıydı. Maden cevher bakımından oldukça zengindi, elimde keşke bir kazma olsaydı diye içimden geçirdim. Biraz daha ilerledim ve mağarada yalnız olmadığımı fark ettim.

İçerisi Riekling denilen küçük bir goblin kabilesine ev sahipliği yapıyordu. Varlığım fark edilince saldırıya uğradım. Neyse ki bu yaratıklar çok sert değildi. Fazla zorlanmadan onları hallettim. İçeride pek çok sandık vardı içlerinden bulabildiğim ıvır zıvır ne varsa alıp mağaradan çıkıp yola devam ettim.

Patikanın sonuna geldiğimizde Lygrleid ile ben gördüğümüz şey karşısında resmen çocuklar gibi sevinçten havalara uçtuk.

"İlahlara şükürler olsun... Bak! Gjalund bir ev. Terk edilmişe benziyor. " dedi Lygrleid.

"Burada ne olmuş merak ettim." dedim.

"Bir şey burada oturanları uzaklaştırmış olmalı."

"O şey her ne ise, kesinlikle bu yere karşı kanımı ısıtmıyor."

"Hadi! Gjalund içerisine bir göz at. İşe yarar bir şeyler bulabiliriz. Sen içeri bak, ben de burada nöbet tutayım. O sıçanlar ve kurtlardan daha fazlası ortaya çıkarsa seni çağırırım."

Evin çevresi güvenli görünüyordu ama içeriyi de kontrol etmeliydim. Bir sandık gördüm ancak kilitli olduğu için açamadım. Yiyecek olarak bir ekmek ve eski bir bira şişesi buldum sadece.

"Bu evde bir süredir kimse yaşamıyor gibi görünüyor. İçeride kayda değer bulabildiğim tek şey kilitli bir sandık." dedim.

"Anahtarımız ya da kilit açma üzerine bir yeteneğimiz olmadığı sürece, sandık kilitli olarak kalacak. Gjalund bence sandığın anahtarı hala içeride bir yerlerde olabilir. Eskiden kamaramdaki sandığımın anahtarını yakınında saklardım, böylece açması kolay olurdu."

Kısa bir süre sonra evdeki yatağın altında bir anahtar buldum. Anahtar sandığın kilidine tam uymuştu. İçinde bulabildiğim ne varsa alıp Lygrleid'in yanına gittim.

"Sandığı açtım." dedim.

"İşe yarar bir şey bulabildin mi?"

"Sadece bir kızartma tavası, diğerlerinin hepsi çöp."

"Güzel, en azından artık o sıçan etini kızartabiliriz. Biraz et bize bayağı iyi gelebilir. Açlıktan ölüyoruz. Geyik eti yiyormuş gibi yaparız."

Sandıktan çıkan tava ile sıçan etini kısa bir süre kızarttım. Görüntüsü hala kırmızı ve tam kıvamında.

"İşte kızarmış etin. En azından nereden geldiğini düşünmediğin sürece." dedim.

"Hey, hiç fena değilmiş."

"Lygrleid burada fazla oyalanamayız. Adanın daha da iç kesimlerine gitmeliyiz."

"Sen devam et. Benim bu bacakla daha fazla hareket etmem mümkün değil ve gerçekten dinlenmem gerek. O lanet fırtına beni bitirdi. Kendimi iyi hissetmiyorum. Bir müddet burada kalırım."

"Pekâlâ. Bu yer hakkında biraz daha bir şey öğrendiğimde gelip seni alırım."

"Benim hakkımda endişelenme dostum ve oralarda dikkatli ol. Kuzeye giden bir yol gördüm. Görünüşe göre daha da içerilere gidiyor. Belki yukarılarda yardım alabileceğimiz bir köy ya da onun gibi bir yer vardır."

Ada ve sakinleri hakkında daha fazla şey öğrenmek için daha da kuzeye gitmeye karar verdim. Ama öncelikle biraz dinlenmeliydim. Evdeki yatakta birkaç saat kestirmenin zararı olmaz diye düşünüyordum...

Birkaç saatlik güzellik uykusundan uyandım ve yola koyuldum. Çevreye hala biraz bakınmak için vaktim vardı. Bir kurt gördüm Lygrleid'in güvenliği için onu öldürdüm. Ve de bir kamp alanı gördüm. Yakınlarında bir sandık daha buldum. Neyse ki bu kilitli değildi. İçinden biraz septim ve bir kaç tane iksir çıktı.

Lygrleid'in gösterdiği yolu izleyerek mahsur kaldığımız adayı daha yakından tanımaya karar verdim. Bir süre yol aldıktan sonra tepenin sonunda bir kurt ile daha karşılaştım. Hançerimle onu kolayca kestim.

Lygrleid'in bir diğer tavsiyesi olan sahil kenarını araştırmak iyi bir fikirdi. Bunu şimdi daha iyi anlıyordum. Eğer bu hançeri bulmasaydık sanırım şu anda bunları yazıyor olamayabilirdim. Ve bir kurt ile daha karşılaştım. Lanet ada bu hayvanlar tarafından istila edilmiş gibi görünüyordu.

Tehlikeli geçen yolun sonunda tapınak benzeri bir yer gördüm. Bu pek akıllıca olmasa da merakıma yenik düşerek içine girmeye karar verdim. Yerin 4-5 metre kadar altına indim. Tam merdivenlerin sonuna gelmiştim ki zemin birden kapak gibi açıldı ve aşağıya düştüm.

Bu kesinlikle benim gibi meraklı gezginler için yapılmış bir tuzaktı. Çünkü düştüğüm yer dev örümcekler ile kaynıyordu. Onları hallettikten sonra çevremi araştırmaya ve düştüğüm yerden bir çıkış yolu bulmaya çalıştım. Etrafta boş cevher damarları ile iki tane sandık vardı içlerinden altın çıktı.

Nihayet düştüğüm yerdeki kapıyı açacak kolu buldum. Dikkatli bir şekilde yukarıya çıkarak tapınaktan kaçtım. Acaba bu belalı keşfim ne zaman bitecekti? Yardım bulmak için Lygrleid ile sığındığımız rahat evi bırakıp çıkmıştım yola.

Ama hala ne yardım bulabilmiş, ne de tehlikelerden kurtulabilmiştim. Kaderin cilvesine bakın, ıssız ada ve yırtıcı hayvanlarla dolu ormanlar. Bir türlü başım beladan kurtulmuyordu. Bu karşılaştığım zorluklar daha ne kadar sürecekti? Ne zaman yardım bulacaktım? Bu soruların yanıtını bir türlü bulamıyordum.

Patikanın sonundaki tepeye çıkmak bir saatimi almıştı. Sonunda küçükte olsa gözümün önünde bir umut ışığı yanmıştı. İleride iki katlı bir ev vardı. Dışarıdan terk edilmiş gibi görünüyordu. Ancak emin olmak için içini kontrol etmeye karar verdim.

"Hey, sen! Ne arıyorsun burada?"

"Sakin ol, düşman değilim." dedim.

"Elinde kılıç olan benim. O yüzden buna ben karar veririm, anladın mı." dedi.

"Tekrar soruyorum. Burada ne arıyorsun." diye ekledi.

"Gemim battı. Sonrasını hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda bu adadaki sahile vurmuştum."

"Demek fırtınalardan kurtuldun, ha? İlahlar seni koruyor olmalı. Ama şansını fazla zorlama. Mevki beyi adamları seni burada yakalarsa, başın derde girer. Tavsiyem, kendine iyi bir silah bul. Üstündeki o paslı demirle pek uzağa gidemezsin. Hatta bu evde bir yerde bir tane kılıç olabilir. Bir göz at. Bulduktan sonra tekrar yanıma gel. Seninle ne yapacağımıza o zaman bakarız."

Evde karşılaştığım adamın tavsiyesine uyarak bir silah aramaya başladım. Alt katı ve üst katı didik didik ettikten sonra sonunda kendime düzgün bir silah bulabilmiştim.

"Bu kılıcı buldum." dedim göstererek.

"Güzel! Umarım nasıl kullanıldığını biliyorsundur. Vaktim olsa sana birkaç hareket gösterirdim."

"Sağ ol gerek yok zaten. Benim adım Gjalund." dedim.

"Benimde Nal, tanıştığıma memnun oldum." dedi elini uzatarak.

"Yaralandım. Başlangıç olarak biraz yardım işime yarayabilir." dedim.

"Hm. öyle görünüyor. Köşedeki çantamda iksir şişeleri var. Al iç ve tazelen. Ayrıca orada büyük bir su fıçısı da var, yıkansan iyi olur. Acayip derecede deniz suyu kokuyorsun. İleride yine kendini yaralamayı planlıyorsan, elinin altında benim yaptığım gibi birkaç iyileştirme iksiri bulundursan iyi edersin. Yoksa adada fazla dayanamazsın."

"Teşekkürler. Ama daha fazlasını nereden bulabilirim."

"Şey, sonuçta ağaçlarda yetişmiyorlar... İksir için bir simyacı bulman gerekecek. Ama ne yazık ki etrafta ancak birkaç tane var."

"Benimle birlikte sahile çıkan bir adam daha var, yürüyemeyecek kadar yaralı ve şu an güneyde terk edilmiş bir evde kalıyor."

"Güney mi... eski balıkçının evi olmalı. Daha sonra onu almak için o tarafa doğru giderim. Hala orada olur umarım. Onu güvenli bir yere götürürüm."

"Sağ ol. Bana bu yer hakkında ne anlatabilirsin."

"Ne bilmek istiyorsun."

"Bir süre burada kalacağım gibi görünüyor. Biraz yiyecek bulabileceğim, kalabileceğim ya da biraz altın kazanabileceğim bir yer var mı?"

"Bu civarda yok. Bu evde fırtınaları izleyebilmek için kalıyorum. Birkaç hafta önce olsaydı seni doğrudan Liman Kent'e yönlendirirdim. Ama artık değil."

"Niye ki."

"Mevki beyi Tarimel'in muhafızları ile kaynıyor! O altın madenlerini koruyor ve kalesinden ordusu için adam topluyor. Ben Havard'ın çetesinin tarafındayım. Hala özgür olan sadece biz varız. Bir kampta yaşıyoruz... Ama özgürlük özgürlüktür. Yerinde olsam kamp alanına gidip Havard'ın beni alıp almayacağına bakardım. Ya da şansımı Liman Kent'te denerdim. Sadece kaleden uzak dur yeter."

"Liman kent güvenli bir yer mi? Mevki beyi orada ne yapıyor."

"Şu anda pek bir şey yapmıyor. İçeride bizim çocuklardan birkaçı var. Sana yardımcı olabilirler. Ve o muhafızlar muhtemelen seni pek fazla rahatsız etmezler. Sana yolu gösterebilirim, ama inan bana, bizim kampta çok daha iyi olursun."

"Havard bana ne sunabilir."

"Yemek, ev, iş, kadın? Hatta seni bir savaşçı olarak da eğitebilir. Ne de olsa bir kılıcın var. Sanırım yukarıda, kalede de o lanet elfler sana kılıç kullandırırlar ancak özgürlüğünü elinden alırlar. Duyduğuma göre kaleye giren pek çok kişiden bir daha haber alamamışlar. Benden söylemesi."

"Sürekli bir kaleden söz ediyorsun. Orada ne oluyor ki."

"Orası olmak isteyeceğin son yer. Orası ilahların belası kara elf Tarimel'in çaylak askerlerini eğittiği yer. Beyinlerini yıkıyorlar. "

"Bana Liman Kent'e giden yolu gösterir misin?"

"Elbette. Beni takip et."

Bir süre yürüdükten sonra Nal durdu.

"Aşağıda, vadideki çiftliği görüyor musun?"

"Evet."

"Tarimel'in yardakçılarının bazıları orada çalışır. Kendilerine çırak diyorlar. Kaledeki muhafızların yardımcılarıdırlar. Onlarla konuş. Liman Kent'e ulaşmanda yardımcı olurlar. Ama dikkatli ol. Kendini kazara askere alınmış halde bulma. Eğer onlara katılırsan artık Havard'ın kampında hoş karşılanmazsın."

"Teşekkürler. Şimdide bana kampınızın yolunu göster."

"Akıllı adam! Bu taraftan."

Nal ile batıya doğru uzun bir yürüyüşten sonra durakladık.

"Kuzeye bak. Harabeyi görüyor musun?"

"Evet. Bu tapınağın benzerini daha önce de gördüm. İçine de bakmıştım. Ama dev örümcekler dışında kimse yoktu."

"Ah, muhtemelen temizlenmiş bir madendir orası. Buradakine Tarimel'in muhafızları bir kamp kurdular. Altın cevherlerini kazıp çıkarmak için. Aklın varsa, oranın yakınlarında görünmezsin. Yoksa paketlenip kaleye götürülürsün. Bir köle mi olmak istiyorsun, yoksa özgür bir adam mı?"

"İşte geldik. Bu patikayı kuzeye doğru takip edersen, kampımıza ulaşırsın. Ha bir de avcılarımıza dikkat et. Tembel herifler her zaman işlerini başkalarına yaptırmaya çalışırlar."

"Her şey için teşekkürler Nal."

"Yeterince badire atlattın, birazcık iyiliği hak ediyorsun. Her ne yapacaksan iyi şanslar."

Ne yapacağımı düşünmeden önce tekrar Lygrleid'in yanına dönüp haberleri vermeli ve onu kontrol etmeliydim. Yol çok zor ve çetin geçmişti. Bir saatte çıktığım yere inmem neredeyse akşamı bulmuştu.

"Hey, geri döndün."

"Döneceğimi söylemiştim. Ve de etrafa bir göz de attım."

"Neler öğrendin."

"Buradaki insanlar kendi kuralarına göre yaşıyorlarmış gibi görünüyor. Anladığım kadarıyla her şey adadaki altın madenleriyle ilgili. Mevki beyi Tarimel dedikleri bir kara elf madenleri çıkartmak ve korumak için kendine bir ordu topluyor. Havard denilen bir haydut çetesine liderlik yapan adamda mevki beyiyle altın madenleri için savaşıyor."

"İlk izlenimin... Buranın tuhaf bir yer olduğu yönünde. Bilgiler için sağ ol. Sanırım ben burada kalacağım, bacağım hala tam olarak iyileşmedi. Gücümü toplayana kadar başka insanlarla temas kurmaya hazır değilim, özellikle de şu Mevki beyiyle."

"Buraya gelip sana daha az korkunç bir yer bulmanda yardım etmesi için birinden yardım istedim. İyi bir adama benziyordu."

"Gerçekten mi? Çok sağ ol."

"Tekrar görüşmek dileğiyle hoşça kal Lygrleid."

Şimdi seçeceğim tarafa karar vermeliydim. Mevki beyi Tarimel'in tarikatı mı? Yoksa Havard'ın çetesi mi. Sanırım öncelikle biraz dinlensem iyi olacaktı. Bu gün yeterince aksiyon yaşadım. Sağlam bir kafayla ertesi gün ne yapacağıma bakabilirdim...
 

The Medic

Doçent
Özel başlık
General Aladeen
Bu tür insanlar beni cidden çok şaşırtıyor...Adamlar usanmadan gidiyor kitabın aynısını foruma geçiriyor.
 

The Medic

Doçent
Özel başlık
General Aladeen
Öyle olabilmesi için çok daha uzun hikayeler yazmalıyım ve kendi içlerinde bir giriş, gelişme ve sonuçları olması gerekiyor. Ancak sonunu getirdiğim çok fazla denemem yok. Şu an bitirmeyi düşündüğüm bir projem var sadece.
baktım profiline,birsürü hikaye yazmışsın,ya kısa kısa hikayeler yazıp içinde 10-15 tane hikaye olan bi kitap yaz yada bunları birleştir ve büyük bi hikaye ortaya çıkar derim.
 
baktım profiline,birsürü hikaye yazmışsın,ya kısa kısa hikayeler yazıp içinde 10-15 tane hikaye olan bi kitap yaz yada bunları birleştir ve büyük bi hikaye ortaya çıkar derim.

Olabilir ancak zaman lazım bunlar için. Hikayelerimin hepsi kendi başlarına uzun soluklu hikayeler. Hepsini tamamlamaya kalksam çok fazla zaman gerektirir.
 

SDN Son Haberler

Son mesajlar

Üst