Derin Güçler ve İstihbarat Savaşları... (Haklarında Ne Biliyoruz..?)

Hangi istihbarat teşkilatında çalışmak isterdiniz? Veya sizce hangisi daha iyi?


  • Kullanılan toplam oy
    45

Bu konuyu okuyanlar

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
Derin güçler dediğimiz ülkeleri yönetme arzusunda olan Dünyada imparatorluklar kurabilen güçlerdir. Son İmparatorluk olarak görülen abd'de başkan trump beyaz sarayda hamburger dağıtmak zorunda bırakılmıştır, kendi cebinden ödeyerek. Düşünün artık gerisini...

Fransa'da sarı yelekliler eylemi bugün itibari ile google'ın sahibinin evinin önünden başlamış, dünse afrikaya değin uzanmıştır...

Yunanistan batmış, Fransızlar macronu kovmak üzere, Almanya da merkel hanım siyasete son vermek durumunda kalmıştır.

Tüm Avrupa'da AŞIRI SAĞ PARTİLER ve buna uygun LİDERLER(!) iş başına getirilmeye çalışılmaktadır.

Bir yandan abd'li bir yetkili şöyle demiş: Çin, silah ve ordu bakımından abd'yi şimdi dahi geçmiş bir ülkedir.

Kürsü serbest, isteyen istediğini yazabilir :) İster komplo teorileri ister sağlam haberler, ne biliyoruz kısaca...?

Dünyamızı kimler yönetiyor veya kimler yönlendiriyor, istihbari anlamda kimler daha güçlü...

UYARI: Burada yazmanızın yasak olduğu veya paylaşmanızın sakıncalı olduğu resim veya haber kaynakları için dikkatli olunuz. Sonuçta bunlar istihbarat kuruluşları :p Güme gitmeyelim.
 

Usain

Dekan
Emektar
Özel başlık
Salon lebaleb dolu.
Bu konuya yazmak bence tümden sakıncalı. Ankete bile basmayın. :confused:
 

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
Bu konuya yazmak bence tümden sakıncalı. Ankete bile basmayın. :confused:
Sakıncalı kısmına gelirsek, neyi - neden sakıncalı olabilir ki...? Daha önce hiç mi böyle konu açılmamış forum dünyasında...?
Zaten kimse burada çok çok gizli bir haber paylaşacak değil, kendi fikir veya projeleri ya da haberlerden duyduklarını yazacaktır...
 

Usain

Dekan
Emektar
Özel başlık
Salon lebaleb dolu.
Ne yalan söyleyeyim her şeyden korkar olduk...
Ama birini seçmem gerekirse CIA derdim. Söylemesi çok havalı.
 

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
Milletimiz cesurdur, öyle olmalıdır:

Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür.
 

Usain

Dekan
Emektar
Özel başlık
Salon lebaleb dolu.
Milletimiz cesurdur, öyle olmalıdır:

Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihî bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtrî zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek millî ülkümüzdür.
Tabi öyle olunmalı...
Ama soruyorum size fikir özgürlüğümüz var mı?
Fikirlerimiz birilerine dokunursa ne olur. Etraftaki örneklere bakalım.
Neyse ben konuyu fazla baltalamayayım. :)
İyi forumlar. :)
 

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
Bir örnek:

Screenshot - 20_01.png



Çok sayıda genç aksiyonla dolu ve bıçak sırtında bir hayatın hayalini kurar.

Fakat Vladimir Putin bu hayalleri kendi gerçeğine dönüştürdü.

9'uncu sınıftan beri KGB'ye katılmayı kafaya koyan Vladimir Putin romantik ajan hikayeleri rüyasının peşinden gittiğini söylüyor.

Sovyetler Birliği Dönemi'nde Leningrad olarak adlandırılan ve bugün Sankt-Peterburg olarak bilinen kentteki KGB merkezine giden Vladimir Putin kuruma katılma isteğini belirtse de yetkililer hukuk okuması gerektiğini söyledi.

Bu tavsiyeyi dinleyen Putin 1975'de hukuk diplomasını aldı.

Bu davranışlarından etkilenen istihbarat ajansı KGB, Putin'e kuruma kabul edildiğine dair bir mektup gönderdi.

KGB'ye girmeye hak kazanan Putin Almanca dil yetkinliğini geliştirdi ve judoda siyah kuşağa yükseldi.

Sır gibi saklanan bir istihbarat görevi için 1985 yılında Doğu Almanya'ya gitti.

2017'de yaptığı bir basın toplantısında KGB yıllarına ait verdiği bilgilere dayanarak Vladimir Putin'in bir Sovyet James Bond'u ya da Rus Judi Dench'i olduğunu söyleyebiliriz.
 

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
MİT ajanı simitçi gördüklerini anlattı

-Üniversite gençliği arasında uzun yıllar espri konusu olan “köşedeki si-MİT’çi” esprisinin kitabınızın başlığıyla örtüştüğü görülüyor. Simitçi MİT’çiler hakkında siz ne düşünüyorsunuz?

Değişik kimliklerle faaliyet gösterme hemen hemen tüm güvenlik örgütlerinde rastlanan bir uygulamadır. Takip ve izleme yapan tüm istihbaratçılar hedef kişileri daha rahat izleyebilmek için zaman zaman de-maske olurlar, yani kılık değiştirirler. Simitçilik sizin de bahsettiğiniz gibi uzun yıllardır ülkemiz kamuoyunda espri mevzuu haline gelmiş bir maskeleme faaliyetidir. Dolayısıyla ben de ilgi çekeceğini düşünerek kitabıma bu adı verdim.

-Hâlâ simitçilik yapan MİT’çiler var mı?

Günümüzün ileri teknolojisi ve değişen istihbarat faaliyetlerini düşününce ben hiçbir MİT’çinin simitçilik yapacağını sanmıyorum. Lakin Emniyet ve Jandarma istihbaratının hâlâ bu tür maskeleme faaliyetlerine başvurduğuna şahit oluyoruz. Ama dediğim gibi MİT artık bu tür bir izleme yöntemi kullanmıyor.
 

Elbruz46

Rektör
Öncelikle kavramlar yakın olduğu için karıştırılması kolay oluyor.

İstihbarat birimleri derin devlet demek değildir.

Ancak derin devlet yapıları genellikle istihbarat ve askeri güçleri kontrol altına almaya önem vermiştir diyebiliriz.

Aslolan millettir.
Devlet ise millete hizmet etmek için kurulmuş sistemdir.

Eğer devletin içinde, devletin imkanları ile güç elde etmiş kişiler/kurumlar milletin değil başka çıkar gruplarının hizmetine girmiş ise adı ne olursa olsun tasvip etmek mümkün değildir...

İstihbaratçı millet için çalışacak.
Asker milleti için çalışacak.
Siyasetçi millet için çalıacak.
Bürokrat millet için çalışacak.

Güç gruplarına, diğer devletlerin çıkarlarına, kendi ikballerine değil...

Ne yazık ki siyasetçiler göz önünde olduğu için herkes onlara odaklanıyor. Kahraman da hain de onlar oluyor.

İşte derin devletteki derin burada devreye giriyor. Suyun yüzeyindeki siyasetçiyi görüyoruz ama derindeki istihbaratçı, asker, bürokrat, memur küme hizmet ediyor, kim için çalışıyor göremiyoruz.

Hesabı siyasetçiye soruyoruz.
Siyasetçi bu derinleri kontrol altına almak istediğinde bu güçler öyle kolay siyasetin emrine girmiyor türlü türlü oyunlarla siyasetçiyi halkın önüne atıyor.

Her olayda ismini bildiğimiz sorumlular kadar ismini bilmediklerimizin de parmaklarının olabileceğini aklımızdan çıkarmamalıyız.
 

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
Ayaklarındaki taşları cımbızla temizlerdik
Yeşil’ olarak bilinen Mahmut Yıldırım’ın oğlu Murat Yıldırım Milliyet’e konuştu. Oğlu, ‘Yeşil’i, ‘Operasyonlardan 55-60 kiloya düşmüş olarak döner, ayağının altındaki taşları cımbızla temizlerdik. En büyük zevklerinden biri müzik yerine çatışma sesi dinlemekti’ diye anlatıyor.


yeşil.Jpeg



OĞLU, OPERASYONLAR SONRASINDA ‘YEŞİL’İN YAŞADIKLARINI ANLATTI:
Yazdığı “Kod adı Yeşil” isimli kitapla bir anda Türkiye gündemine oturan “Yeşil” lakaplı Mahmut Yıldırım’ın oğlu Murat Yıldırım babasının yaşantısıyla ilgili ilginç ayrıntıları Milliyet’e anlattı.
Ankara’da bir oto kiralama şirketi işleten evli ve bir çocuk babası, 30 yaşındaki Murat Yıldırım, 1996 yılında, “Akşam görüşürüz” deyip evden çıkan babasının bir gün döneceğine inanıyor.
Murat Yıldırım’ın anlatımına göre, Mao’nun strateji kitaplarıyla PKK’nın yayın organları, kongre kararlarını okuyan Yeşil, operasyonlardan 55-60 kiloya düşmüş olarak dönüyor, ayağının altındaki taşlar çocukları tarafından cımbızla temizleniyordu. İki ay yataktan çıkmayacak kadar inatçı olan “Yeşil”in en büyük zevklerinden biri ise müzik yerine çatışma sesleri dinlemekti...
Bu kitabı neden yazdınız?
- Bu kitabı yazmamdaki tek amaç ortaya bir karakter koymak. Yani “Yeşil” ismi anılınca insanların bu adam kimdir, fikri yapısı nedir anlamasını istiyorum. Bu kitaptan sonra insanlar “Yeşil” hakkında konuşacakları zaman karşılarında bir karakter bulsunlar. Mesela daha önce “Yeşil”e “itirafçı” diyenler oldu ve insanlar inanıyordu.
Ayrıca bazılarının elinden günah keçilerini almak için yazdım. Ön plana çıkmak gibi bir niyetim yok. Öyle bir niyetim olsa bütün kanallardan çağırıyorlar, hepsine giderdim. Zaten kitabın gelirini de almıyorum, bütün gelir Cemalettin Emeç’e (kitabın diğer yazarı) gidiyor.

‘Yılda bir kez eve gelirdi’
Mahmut Yıldırım nasıl bir babaydı? İlişkileriniz nasıldı?
- Ben de babayım. 10 yaşında oğlum var. 24 saat beraberiz. Bir baba olarak oğlumu tatmin edemiyorum. Ama benim babam senede bir kez gelirdi, genelde kış aylarında gelirdi. Bazen diğer yıla da sarkardı. Buna rağmen iyi bir babaydı, yani bizi tatmin edebilirdi.
Operasyonlarda yaşadıklarını, arkadaşlarıyla ilişkilerini size anlatır mıydı?
- Benim kitapta anlattıklarım, biz Ankara’ya döndüğümüzde babamın bana anlattığı şeyler. Bazılarını da babamın arkadaşlarından dinledim. Ayrıca 1996’dan önce de gazetelerde babamla ilgili haberler çıkıyordu. Özgür Gündem, 2000’e Doğru, Aydınlık gibi dergiler babamı yazardı ve biz de bunlar babam gelince okusun diye toplardık.
Bize öyle söylemişti. Tabii orada babamızı görüyoruz, bir baba evladına açıklama da yapmak zorunda. Çünkü orada ‘Katil Yeşil’ diyorlar.
Ayrıca biz ataerkil bir toplumuz, kadın erkek bir arada oturmaz. Misafir olduğu zaman onlara hizmet edecek olan evin en büyük oğludur. Babamın arkadaşları geldiği zaman yanlarında hep ben dururdum ve zaten babam beni çok severdi.
Babanızın “Yeşil” olduğunu ne zaman nasıl öğrendiniz? Öğrenmeden önce “Yeşil” diye birisinin varlığını biliyor muydunuz?
- Tabii biliyordum. Ben o tarihlerde Elazığ’da ülkü ocaklarına giderdim. Orada insanlar “Yeşil” hakkında konuşurlardı. Babamın “Yeşil” olduğunu öğrenmeden önce zaten “Yeşil” e hayrandım. Babama da soruyordum. Babamın “Yeşil” ile tanışıyor olmasından da gurur duyuyordum. Babam genelde kış aylarında gelirdi. Maaşını çektikten sonra da hamsi almaya giderdik. Yine bir gün bir araba durdu, adamlar babama “Yeşil” diye hitap ettiler. O an anladım ve gurur duydum.

‘Mao okurdu’
Kitap okur muydu? Özel zevkleri, hobileri var mıydı?
- Mao’nun stratejilerini anlatan kitapları okurdu. PKK’nın yayın organlarını, kongre kararlarını okurdu. Bunları da iyi bir empati kurmak için okurdu. İtirafçıların savunmaları gelirdi, onları okurdu.
Müzik dinler miydi?
- Çatışma seslerinin kayıtlı olduğu kasetler vardı, onları dinlerdi. Abdülsamet Abdulvasıt var, Mısırlı bir hafız. Onları dinlerdi.
Birçok istihbaratçı babanızın öldüğünü söylüyor, siz ne düşünüyorsunuz?
- Ölmediğine dair somut bir delilim yok, 1996’dan sonra hiç görüşmedim. Şimdi mesela ben kardeşimle her gün görüşüyorum, bir gün görmesem hemen ararım merak ederim. Ama ben babamla senede bir kere, iki senede de bir kere görüşüyorduk. Öyle bir karakteri vardı. O yüzden çok anormal gelmiyor bana.
En son ne zaman gördünüz babanızı?
1996’nın kasım ayı sonu. Evden her zamanki gibi ‘Akşam görüşürüz’ diye çıktı. Zaten her zaman yaptığı şey buydu. Bir kere çıkınca çok uzun süre gelmiyordu.
Siz en son 1996’da gördünüz, Mehmet Eymür de 1996’dan sonra irtibatın kesildiğini söylüyor, fakat Şemdin Sakık 1998’de kendisini Irak’tan “Yeşil” ve ekibinin getirdiğini söylüyor?
- Ben babamın Suriye’deki gücünü, istihbarat gücünü biliyorum. Sakık’ın söylediğine göre, o tarihte babam hayatta.
Peki, bunu duyunca araştırmadınız mı babanız sağ mı diye?
- Bugüne kadar hiç kimseye babamın yaşayıp yaşamadığını sormadım. Çünkü ben babamı tanıyorum. Benim babam gelmemesi gerekiyorsa gelmez. Çok inatçı bir insandı. Çatışmalardan dönüp geldiği zaman 55-60 kilo oluyordu. Cımbızlarla ayağının altından taş parçaları çıkarıyorduk. 2 ay yataktan kalkmıyordu. Yani bu onun inatçılığını gösteriyor.

‘Oğlu olmak dezavantaj’
Babanızın geri geleceğine inanıyor musunuz? Ümidiniz var mı?
- Var tabii, neden olmasın? Neticede oğluyum, yaşamasını isterim. Her zaman böyle bir umutla yaşıyorum. Ben seviyorum babamı. Kayıp ailelerinin yakınlarına bakın. 20 senedir arayan var. Bu konuda duygusal davranıyor da olabilirim. Bu içimde yaşattığım bir istek de olabilir ama böyle bir umudum var, niye olmasın ki? Ölüsünü görmedim.
Nasıl geçiniyorsunuz? Babanızın sizi “emanet ettiği” dostlarından yardım aldınız mı?
- Kesinlikle hayır. Babam gittikten sonra babamın hiçbir arkadaşından maddi yardım almış değiliz, böyle bir talebimiz de olmadı. Kendi ayaklarımızın üzerinde duruyoruz. 10 senedir oto kiralama işi yapıyorum.
“Yeşil”in oğlu olmak bir avantaj mı?
- Hayır, hiçbir avantajı yok. Dezavantajı var. 18 yaşıma girdiğim günden bugüne DGM’lerde yargılanıyorum. Hakkımda bir takipsizlik, bir beraat kararı var, ayrıca iki dosyadan da yargılanmam devam ediyor. Ben bu hayat tarzından memnun değilim ki. Hep saklanarak, hep tehdit altında yaşıyoruz. Bundan kim memnun olabilir ki? Akşam düzenli olarak evine gelen, işçi ya da memur bir babam olmasını çok isterdim.
O kadar çok isterdim ki... Hatta Ankara’ya taşındığımız zaman, babam belirli bir süre eve gelip giderdi, hayatımızın en mutlu günleri o günlerdi. Benim babam bir kere bile okula gelip, ne benim ne kardeşimin derslerini sormamıştır. Böyle bir baba figürünü kim ister?

‘1973’ten beri istihbaratçı’
Anneniz ne düşünüyor? “Git babanı bul” diyor mu?
- Hayır, böyle bir şey demiyor. Ama ailece üzülüyoruz tabiki.
Babanızın devletle ilişkisinin adı neydi? Kadrolu memur muydu, sözleşmeli işçi miydi? Resmi adı neydi?
- MİT zaten kendisi bunu açıkladı. 1973’ten beri istihbaratçı olarak çalıştığını MİT söyledi.
Maaşını alıyor musunuz? Sigortasından faydalanabiliyor musunuz?
1998-99’da iptal edildiğinden beri almıyoruz. Sigortasından da faydalanmıyoruz.
Faydalanmak için girişimde bulundunuz mu?
- Hayır bulunmadık.

Ayaklarındaki taşları cımbızla temizlerdik
 
Özel başlık
Allah var, gam yok!
Sevgili @PARAzitCELL çok güzel bir konu açmışsın abim, eline sağlık, Allah razı olsun. Bu konu altında ara sıra böyle güzel hikayeler paylaşırız inşaallah. Yeşil'in oğlunun röportajını heyecanla okudum. Vatikan köpeği kardinal FETÖ iblisinin hayatını kararttığı bir kahramanımızın hikayesini buradan paylaşarak katkı sağlamak istedim ben de.
***
Paralel Yapı operasyonlarla DARBEYE eğilim duyanların yanı sıra masum olan çok kişiyi bir vesile ile tutup içeri attı!
Yıllarca yatan oldu!
Bunlardan biri de o MİT'çiydi!
Afganistan'da görev yapıyordu! O bölgede efsane olduğu söyleniyordu!
Büyük devletlerin elini sokmaya korktuğu her yerde onun izi vardı!
Korkusuzca gezerdi oralarda! Türk bayrağından aldığı güçle girip çıkmadığı yer yoktu! Bir sabah telefonu çaldı!
Gidip açtı! TALİBAN, daha sonra CIA'da çok ama çok üst düzey bir göreve gelecek olan Amerikalı .............'yı kaçırmıştı!
CIA ayağa kalkmış, ancak elinden bir şey gelmiyordu! Kaçırılan Amerikalı istihbaratçıdan ümit kesilmişti! Bütün aramalara rağmen kaçıranlara bir türlü ulaşılamıyordu! Yani Ladin'in "sözde yakalanmasını" film yapıp insanları kandırmak gibi değildi her şey! Zordu!
Hem de çok zor!
Telefondaki Amerikalı "Eğer siz yardım etmezseniz adamımız ölecek! Tek umudumuz sizsiniz!" diyordu! Paralel'in hedefindeki MİT'çi demek çok önemliydi!
MİT'in çok bilinen ismi hemen dışarı attı kendini! Ekibini topladı!
Kısa bir araştırmadan sonra Amerikalı istihbaratçının nerede olduğunu tahmin etti! Plan yaptı! Çok zamanı olmadığını biliyordu! Gözle görülmesi mümkün olmayan bir yerde CIA ajanının izini buldu! Çok dikkatli olmak zorundaydı! Öyle biriydi zaten! Ekibiyle girip kan kaybından ölmek üzere olan CIA ajanını kurtardı!
Taliban, nefret ettiği ajanın p....una şişe sokmuş ve taşla kırmıştı! EN bilindik işkence yöntemleri buydu! Bizim MİT'çi kaptığı gibi Amerikalı'yı hastaneye götürdü! Hayata döndürdü! O saatten sonra çok iyi dost oldular!
Amerikalı için en değerli insan bizim MİT'çiydi!
Derken burada operasyonlar peşpeşe gelmeye başladı! Tanıdığımız savcılar onun uzaklarda olduğunu bildiği için MİT'e devamlı yazı göndererek İFADEYE çağırıyordu! Hiçbir neden yoktu! Ama ısrar sürüyordu! Bunun üzerine MİT'çi, Müsteşar Hakan Fidan'a yola çıkmadan istifa mektubu gönderdi!
İstifa dilekçesinin üzerindeki tarihi Fidan atacaktı! Açıktı tarihi! Ancak MİT'in yeni patronu istifa mektubunu işleme sokmak yerine TERFi verdi! Cevaben de "Biz senden çok memnunuz!" dedi!
Ama Paralel savcıların ısrarı sürüyordu! Sonuçta daha fazla dayanamadı! "Gitmemek olmaz" diye düşündü! Yola çıkma kararı verdi!
Onun gideceğini duyan Amerikalı istihbaratçı koşarak yanına geldi! Nefes nefese "Bosna ve Özbekistan pasaportun var! Buralarda büyük hizmetin var! El üstünde tutulursun!
Sakın gitme, seni tutuklayacaklar!
Gökyüzünü bir daha göremeyeceksin!" diye uyardı! Hayatta kalmasına karşılık olarak onun hayatını kurtarmaya çalışıyordu! Ama MİT'çi dinlemedi! Dev askeri kargo uçağına atladığı gibi Ankara'ya indi!
MİT'te her şey yolundaydı!
Sıradan bir ifade verilecek ve herkes yoluna gidecekti! Durum böyle olunca bizim MİT'çi Ankara'dan İstanbul'a geçti! Düne kadar çok kişinin girip çıktığı Beşiktaş'taki adliyeye girdi!
Yıllarca spor yapan MİT'çinin en büyük özelliklerinden biri dik saçlarını arkaya taramasıydı! O ünlü şişman savcıyla bir araya geldi! Hiçbir sorun yoktu! Savcı anlamlı bir soru da soramıyordu! MİT'çinin kendi personeliyle telefonda konuşurken neden "KODLAR" kullandığını sordu!
Gülümseyen MİT'çi "Bundan daha doğal ne olabilir ki!" diye cevap verdi!
Şişman savcı bu cevaptan hoşlanmamış olacak ki kalkıp MİT'çinin saçlarından çekiştirdi ve "Peruk mu kullanıyorsun yoksa!" dedi!
MİT'çi, işin renginin değiştiğini fark etti! Savcı da onun fark ettiğini fark etti!
Konuşulacak pek bir şey yoktu!
Savcı ayağa kalkarak "Ben sizi salıvermeyeyim de hakim bunu yapsın!" teklifiyle mahkemeye yolladı!
Mahkemede sıranın kendisine gelmesini bekliyordu! Koridorda otururken kolunda cüppesi olan bir HAKİM yaklaştı ve kulağına eğildi! "Siz Kaşif Kozinoğlu musunuz?" diye sordu!
Afganistan'dan gelen Kozinoğlu "Evet!" der demez hakim "Ne olur dik durun ya da kaçın! Çünkü sizi tutuklayacaklar!" diyerek bütün dengeleri değiştirdi!
MİT'çi hala tutuklanması için bir neden göremiyordu! Bu nedenle kaçmak yerine mahkeme sırasının kendisine gelmesini bekledi! Davet üzerine salona alındı! MİT'in savcılığa gönderdiği hiçbir belge DOSYANIN içinde yoktu! Zaten hep böyle oluyordu!
Teşkilat, Kozinoğlu'nun arkasında durmasına rağmen şişman savcı ile kendisi gibi kilolu olan diğer savcı belgeleri kaldırıp çöpe atmıştı! Hakimin önünde bulduklarına bakarak, yani savcılığın isteklerine uyarak karar vermesi gerekiyordu!
Hakim terliyor, önündekileri okuyor, ancak bir karar veremiyordu! Dakikalar geçti! MİT'çi ne olacağını merakla beklemeye başladı! Terini silen hakim ayağa kalkarak arkasındaki kapıya doğru yavaş yavaş ilerlemeye başladı!
MİT'çi şaşkındı! Hakim kapıya asılıp kendisine doğru çekti! Aradan süzüldü!
Tam arkasından kapı kapanırken de "Seni tutukladım!" diyerek sırra kadem bastı! Hızla kaçtı!
O andan itibaren MİT'çinin SİLİVRİ günleri başladı! Ancak teşkilat çok sayıda adam göndererek kendisini yalnız bırakmadı! Tansiyonu çıkıp, kalp krizi geçirirken de yalnız değildi! Tam teşekküllü ambulans gerektiği zaman da yalnız değildi!
İşte Türkiye, uzaklardan emir alanların ülkeyi karıştırdığı bir dönemi yaşıyordu!.

Ergün DİLER
Takvim gazetesi
05 Kasım 2014
 
Son düzenleyen moderatör:

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
Dusitd2


KENYA ve Suriye'deki patlamalara dün kenarından köşesinden değindik. Buralarda olaylar televizyon ve gazetelerde sunulduğu gibi algılanır.
Çok kişinin de sahnenin arkasına geçme gibi bir niyeti yoktur. Hal böyle olunca gerçekler bizden çok uzaklara düşer. Gidip bulamayız, alıp göremeyiz!
Neyse...
Patlamalardan ilerleyelim.
Bakalım karşımıza ne çıkacak?
Nasıl bir TRAFİK var da ıskalıyoruz. Yazılanlara, çizilenlere, fısıltılara bir bakalım isterseniz...
Dünyanın yönünü daha iyi anlamak için Amerika'daki iç kargaşayı dikkatlice incelemek günümüz için yeterli. ABD'de ne olduğunu anladığınız an tüm politikaları çözmek gayet kolay bir hal alır... Neticede SON İMPARATORLUK ABD!
ABD'de en son gelişme neydi? HÜKÜMETİN KAPATILMASI...
KAPATMA işlemi için ABD Başkanı Donald Trump ile DEMOKRATLAR birbirine girdi. Büyük tartışma kavga yaşandı. Kongre resmen sallandı! Konu neydi? Meksika duvarı ödeneği... Trump, 5 milyar dolarlık ek bütçe istiyor.
Demokratlar da yaklaşık 1.3 milyar dolar için onay vereceklerini söylüyorlar.
Maksimum 2 milyar dolar olsun diyorlar. Yani 1 trilyon dolar dış borcu olan ABD, sadece 3 milyar dolar için federal hükümeti kapatıyor.
Bunu okuyanlar da inanıyor.
Amerikan medyasının önemli kalemleri, "Hükümet kapandı, neler olacak?
Çok ciddi bir durumla karşı karşıyayız" yorumlarını yapıyor. OYSA yazılanların dışında kocaman bir gerçek var! Kimse ona dönüp bakmıyor! MEKSİKA olayında Rothschild ailesinin, çok önemli bir planının başarıyla tamamlandığını görmeliyiz.
Ailenin çocukları olarak görülen Senato'daki Demokratlar'ın lideri Chuck Schumer ile Temsilciler Meclisi azınlık lideri Nancy Pelosi, aslında Trump'ın gücünü kullanması için hükümetin kapatılmasını sağladı. Çünkü ABD'de hükümet kapatıldığı anda BAŞKAN savaş hali yetkisini alıyor. Bu çok açıklanmayan ve kullanılmayan bir güçtür.
Trump, kişisel olarak çok sevdiği Chuck Schumer ve Nancy Pelosi sayesinde gücü eline aldı.
ABD'nin çok önemli kurumlarında çok önemli değişiklikler yapıldı. Çünkü Başkan Trump şu anda tek yetkili. 49 kişinin değiştirildiği ve yerine Trump'ın çok güvendiği isimlerin atandığı gizli bir gerçek. Pentagon'da da özel birimlerde 7 isim, Trump tarafından bu süreçte değiştirildi.
Şimdi Pentagon bu hamle karşısında çaresiz gibi görünse de Ortadoğu'dan başlayan bir rüzgar ile damat Jared Kushner ve Ivanka Trump'ı hedef alacak. Çünkü Trump, açılmaması gereken kutuyu açtı. Artık Amerikan iç dengesindeki savaş, bir tarafın zafer kazanmasıyla sonuçlanacak. Trump, tarihi bir karar alarak Pentagon'a savaş açtı. Amerikan yönetiminde hiç kimse bu güce karşı savaş açma cesaretinde bulunamazdı.
Trump daha önce de benzer adımlar atsa da Savcı Robert Mueller sayesinde sessizleşti.
Şimdi de Pentagon'un elindeki en büyük koz yine Mueller. Ve elbette Mueller'in yakın arkadaşı John Kerry.
Daha önce yazmıştım.
İki isim kolejden arkadaş.
KATOLİK DÜNYASININ iki önemli siyasetçisi...
2016 yılında John Kerry, Kenya'nın başkenti Nairobi'ye gitti.
DusitD2 Otel'de İngiliz derin devletiyle bir toplantı yaptı.
Karşısındaki isimler çok ama çok önemliydi. Kerry çok netti!
Rothschild ailesinin, Amerika üzerindeki etkisinin artık son bulmasını istedi.
İngiltere de söz verdi. DusitD2 Otel, İngiliz derin devletinin karargahıdır.
Buradaki her toplantı, MI6'nın Afrika ve Ortadoğu'da atacağı adımlar için çok önemlidir.
Peki bu otel son günlerde ne ile tekrar karşımıza çıktı.
SALDIRI İLE!
Kenya'nın başkenti Nairobi'nin Westland (Burası uluslararası istihbarat literatüründe İngiliz toprağı olarak bilinir) bölgesindeki DusitD2 Otel'i Eş Şebab hedef seçti.
Ölüm saçtı! 21 kişinin öldüğü saldırıda İngiliz derin devletine çok net bir mesaj verildi: Amerikan hükümetinin kapatılmasına neden olan Rothschild ailesine sessiz kalmayın. İngiliz derin devleti verdiği sözü tutsun. Bu ilk ciddi uyarımız... Devamının geleceğini biliyorsunuz...
Kenya'daki "MI6 merkezine saldırı yapıldı" sözü net gerçek olarak kabul görür. Burada hedef doğrudan İngiliz derin devletiydi. Bu da KRALİYET AİLESİNİN bir bölümüydü! Pentagon, bu saldırının daha şiddetlisini İngiliz toprağında da yapabilecek güce sahip, ki defalarca da yaptı.
Eğer İngiliz derin devleti, 2016 yılında Kerry'nin anlaşmasına sadık kalmamakta direnirse Pentagon, İngiltere topraklarını kan gölüne çevirir.
İşte o zaman Rothschild ailesinin hükümeti kapatması da bir sonuç vermez. Belki de herkesin kaybedeceği kapı aralanır! Bilinmez.
Eş Şebab, AFRİKA BOYNUZU'nda açlığın, kıtlığın, hastalığın cirit attığı bölgede görev yapan, içerisinde çokça ABD ASKERİ barındıran kanlı bir örgüttür! 7 ülkede çok etkili organizasyonları vardır! Belki de 2 yıldır hiç sesi çıkmayan Eş Şebab ve DEAŞ'ın birer gün arayla iki büyük saldırı gerçekleştirmesi de bir tesadüf değil. Fransa'daki doğalgaz patlamasının da bir tesadüf olmadığı gibi.
2019'da birçok ülkede saldırı olacak. O nedenle Eş Şebab ve DEAŞ ismi tekrar gündeme geldi. Şimdi birçok ülke dikkatli olmalı. Ya Pentagon'un Washington'daki binası ya da NATO'nun Brüksel'deki merkezindeki planlar, birer terör saldırısı olarak 2019'da birçok kez yaşanacak. Bunu anlamak için kahin olmaya da gerek yok. Amerikan iç dengesindeki yön arayışını izlemek yeterli.
Orada sular durulmadığı sürece kimseye rahat yok. Zaten dün "FALANCA ÜLKELERE GİTMEYİN" UYARILARI BAŞLADI...
RESMEN... Kavga ya da savaş tırmandı. İyice tavan yaptı. Bıçağın kemiğe dayandığı yerdeyiz. Çalkantı büyük olacak... Kimse de güvende değil... Garip şeyler olacak gibi....

Ergün Diler - Dusitd2 https://www.takvim.com.tr/Yazarlar/ergundiler/2019/01/18/dusitd2
 

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
Türk İstihbaratının Efsane Ajanları

Bu yazımda Türk istihbarat tarihinde çok önemli operasyonlar yapmış istihbaratçılarımızdan sadece ikisinin hikâyesini sizler için kısaca derledim. Daha önceki yazılarımı okuyanlar istihbarat denilen faaliyete bakış açımızdaki yanlışlıkların ve “ajan” algımızdaki hataların neler olduğunu bilirler. Yazılarımda istihbaratçı olmanın Amerikan filmlerindekinden ne kadar farklı olduğunu her fırsatta vurguladım. Ama inanın biz Türklerin istihbarat tarihindeki kahramanlar, o filmlerdeki sahte kahramanları solda sıfır bırakır.

Aslında istihbarat tarihimizdeki kahraman istihbaratçılarla alakalı kapsamlı bir çalışma yapmayı planlıyorum. Bu yazıyı da siz değerli okuyuculardan ne tepki alacağını görmek için yazma ihtiyacı hissettim. Çünkü maalesef istihbarat ülkemizde çok ilgi çekmeyen ve çalışılmayan bir alan. Yine de isimlerinin dahi halkımız tarafından bilinmediğini düşündüğüm bu iki ajanımızı sizlerle paylaşmadan edemedim. Hepinize iyi okumalar…

Mebruke Hanım: Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kadın Ajanı
mebruke-han%C4%B1m-300x217.jpg

Türkler olarak hem tarihte kadın hükümdarların olsun, hem inandığın dinin peygamberinin soyu kızından devam etsin, hem de Türkler ve Müslümanlar kadınlara kıymet vermiyor denilsin… Sırf bu algı yüzünden eminim birçoğunuzun ismini bile duymadığı bu kahraman kadın ajanımıza öncelik vermek istedim. Hepiniz İngiliz ajanı Lawrence’ı duymuşsunuzdur… İşte Mebruke Hanım o meşhur İngiliz ajanını alt eden Teşkilatı-ı Mahsusa ajanımız. Tabii ki tarih derslerinde anlatılmaz, öğretilmez ve hatırası yaşatılmaz…

Maalesef kaynaklar çok kısıtlı olduğu için ayrıntılarını bilmiyoruz ancak hikâye kabaca şöyle… Osmanlı’yı yıkmak için Şam’da istihbarat güçlerini birleştiren İngiliz ve Fransızlar’ın elinde hayati önemde belgeler vardır ve bunları Şam’da Fransız konsolosluğunda bir kasada muhafaza etmektedirler. Osmanlı’nın eline geçmesi halinde büyük zarara uğrayacakları bu belgeleri ele geçirmek için 3 kişilik bir Teşkilat-ı Mahsusa timi vazifelendirilir. Bu timde kadın ajanımız Mebruke Hanım da vardır. Çok sıkı korunan Fransız elçiliğine sızmayı başarırlar ve belgelerin olduğu kasayı bombayla patlatıp belgeleri ele geçirmeyi başarırlar. Ama Mebruke Hanım bu operasyonda yaralanır.
lawrence-300x200.jpg
Lawrance

Olaydan sonra elçilikte inceleme yapan İngiliz istihbaratçılar bombayla patlatılıp açılan kasanın yakınlarında bir tutam kadın saçı bulurlar. Lawrence bu kadın istihbaratçının kimliğinin tespiti ister. Bir kadın tarafından mağlup edilmek onu deliye döndürmüştür. Ama Mebruke Hanım belgeleri çoktan Türk makamlarına ulaştırmıştır bile. Yaralı olmasına rağmen başkaca operasyonlara da katılan bu kadın kahramanımız daha sonra ise Trablusgarp’a geçer ve orada istihbarat yapmaya devam eder. Son nefesine kadar vatan hizmetini sürdürür. Ruhun şad olsun Mebruke Hanım…
Sudanlı Zenci Musa
zenci-musa%C3%BC-300x91.jpg

Zenci Musa’yı tanıyan kaç kişiyiz? Hayatı savaş alanlarında geçen bu kahraman ajanımız Kuşçubaşı Eşref’in emir eridir. Osmanlı hangi cephede savaştıysa orada Zenci Musa’nın ayak izi de vardır. Hayatı istihbarat yapmakla ve savaşmakla geçmiştir. İşte Osmanlı’nın kahraman ajanı Zenci Musa’nın yürek burkan hikâyesi…

1911 yılında Trablusgarp’ın işgali üzerine Libya’ya giden Zenci Musa, Osmanlı Subayları ile birlikte direnişe destek verdi. Orada Kuşçubaşı Eşref ile tanıştı ve emri altına girdi. Edirne’nin kurtuluşu harekâtında da rol alan bu kahramanımız, daha sonra da Eşref Bey’in komutasında gizli bir görevle Yemen’deki 7.Orduya altın götürmek üzere Arabistan’a gitti. İki ayrı tim halinde yola çıkmışlardı ama Eşref Bey’in timi Hayber’de 25.000 kişilik bir İngiliz birlik tarafından kıstırıldı. Eşref Bey iki gün boyunca direndi ama maalesef sonunda esir düştü. Zaten bundan sonra birbirini canları gibi seven bu iki insan bir daha birbirlerini göremeyecekti. Ama önemli olan vatandı, vazifeydi… O hengâmede Zenci Musa 300.000 Osmanlı altınını kaçırmayı başardı ve Yemen’de Tevfik Paşa’ya teslim etti. İngilizlerden altın kaçırma hikâyesini duymayan yoktur. İşte bu hikâyenin kahramanıdır Sudan’lı Zenci Musa…

1.Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu’ya gelerek Kurtuluş Mücadelesine katılan Zenci Musa hayatının sonlarına doğru verem oldu. Savaştan sonra geçimini Galata’da hamallık yaparak sağlayan bu kahraman, kendisine maaş bağlanması teklifi karşısında şu cevabı vermişti; Vatanın kurtuluşu için her şeyini feda eden bu yüce milletten maaş almak benim ne haddime… Ben ne yaptım ki!!! Bana maaş olarak vereceğiniz parayı yaşlı bir Müslüman’a verin. Ben hamallık yaparım.”Hayatının sonlarına doğru bir tekkeye kapanan Zenci Musa öldüğünde heybesinde çıkanlar sadece şunlardı; Kuran-ı Kerim, Osmanlı haritası, kefen bezi ve komutanı Eşref Bey’in fotoğrafı. Sadece bunlar…

İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy der ki: “Eşref Bey’in emir eri Zenci Musa, omuzlarından arşa yükseldi Nebi İsa…” Ruhun şad olsun büyük kahraman… Saygılarımla…


Yazan:
Mahmut Nedim Suiçmez
28 Nisan 2017

---- Mesajlar birleştirildi ----

Türk Halkının “Mit” ve “İstihbarat” Algısı

Ekli dosyayı görüntüle 63600

Ülkemizde istihbarat alanında en büyük eksikliklerden biri de istihbaratın akademik bir değer taşımadığı, istihbaratın bir bilim olmadığı düşüncesidir. Abraham SHULSKY ’e göre “İstihbarat her tür ekonomik, politik, sosyal ve askeri gelişmeyi anlamayı ve derhal öngörmeyi amaçlayan evrensel, sosyal bir bilimdir.” Türk halkının ve akademisyenlerinin çoğunun düşüncesi bundan çok uzaktır.

İstihbarat, Türk toplumu için yıllarca korkulması gereken, ağza alındığında başa dert açabilecek yasaklı bir kelime, bir tabu ve uzak durulması gereken bir kavram ve faaliyet olarak görülmüştür. Ancak Türk toplumunun istihbarat faaliyetlerine ve teşkilatlarına bu gözle bakması çok da yadırgayabileceğimiz bir şey değildir. Çünkü istihbaratın ne anlam ifade ettiği, devlet yönetiminde ne ölçüde önemli olduğu uzun yıllar boyunca devlet teşkilatlarımız tarafından dahi tam olarak anlaşılamamış ve yanlış politikalar sonucunda halkın istihbarat teşkilatlarımızdan ve faaliyetlerinden korkmalarına sebebiyet verilmiştir. Örneğin CIA’nın yıl içinde ürettiği istihbaratın %60’ı açık kaynak istihbaratı temelli olduğu halde ülkemizde ancak 2008 yılında Milli İstihbarat Teşkilatı bünyesindeki reorganizasyon çerçevesinde Açık Kaynak İstihbaratı Dairesi kurulabilmiştir.

“İstihbarat, yabancı bir hükümetin ya da siyasi bir partinin yıkılması, yabancı devlet adamlarının veya hedeflerin ziyana uğratılması, kişi veya ajanların kaçırılması veya öldürülmesinden ayrı olarak bir ülkenin rakiplerinden daha fazla avantaj sağlamasını veya en azından yaşamaya devam etmesini sağlayan bilginin toplanılmasıdır.”[1]

Bu tanım istihbarat faaliyetlerini algılayış biçimimiz açısından yerinde ancak fonksiyonel anlamda eksik bir tanımdır. Zira tanımda belirtilen amaçlara yönelik yürüttüğümüz faaliyetler kapsamında elde ettiğimiz bilgilerin stratejik veya taktiksel boyuttaki hedeflerimize yönelik analize tabi tutulmaması durumunda bu faaliyet istihbarat değil ancak “haber alma” olarak nitelendirilebilir. Yani istihbarat; stratejik veya taktiksel boyutta kullanmak üzere çeşitli yöntemlerle elde ettiğimiz bilgilerin sistematik bir şekilde analiz edilerek ilgili makamlarca kullanılması sürecini bir bütün olarak ifade eder.

“Bilgi olarak istihbarat, Sun Tzu’ ya göre, bir hükümdarı ya da bir generali başarıya, fethe ve büyük işler yapmaya götüren, geleceği görmesidir. Faaliyet olarak istihbarat konusunda ise Sun Tzu, geleceği görmek denilen şey ruhlardan, kamlardan, geçmişteki olaylar ile yapılan karşılaştırmalardan veya hesaplamalardan çıkarılmaz. O, düşmanın içinde bulunduğu durumu bilen insanlardan elde edilmelidir.”[2] Demektedir.

mit-ajan-300x173.jpg


Türklerde istihbarat faaliyetleri çok eskilere dayanır. Bir milletin kaderinin asla şansa bırakılamayacağını acı tecrübeler ile bilen bu millet, tarihte çok başarılı teşkilatlar kurmuş, taktik ve stratejik istihbarat ihtiyacını karşılayacak çok değerli istihbaratçılar yetiştirmiştir. Ancak birtakım politik başarısızlıkların sonucu toplumumuzun “stratejik zihniyetinde” ve devletimizin “bürokratik hafızasında” kırılmalar, bozulmalar meydana gelmiştir. Bu kırılmaların, bozulmaların halka olan etkilerine gelmeden önce devletin istihbarat anlayışının nasıl şekillendiğine göz atalım.

Günümüzde “haber alma” olarak Türkçeleştirilen “istihbarat” kelimesi köken olarak Arapça bir kelimedir. Bu Türkçeleştirme aslında toplum ve devlet olarak istihbarat denilen faaliyet hakkındaki paradigmamızın derin ipuçlarını içermektedir. Ülkemiz genel olarak Ortadoğu ve Arap kültürü etkisinde toplumsal dinamiklerini şekillendirmiş ve bu durum hiç şüphesiz felsefi boyutuyla, devlet teşkilatlarımızın yapısına ve işleyişine de olumlu/olumsuz tesir etmiştir. Ortadoğu kültüründeki bu isimlendirmeye bakarsak istihbaratın insanların zihninde “reaktif yönüyle” yer ettiğini görürüz. Örneğin Suriye’nin istihbarat teşkilatına “El-Muhaberat”, Mısır’ın “Al-Mukhabarat al-‘Ammah” adını vermekle aynı felsefi yaklaşımın kalıntılarını barındırdığını görürüz. İşte Batı ve Doğu kültüründeki istihbarat algılarının temelde ayrıldığı noktaların başlangıcı, bu faaliyetlerin isimlendirilmesinde açıkça karşımıza çıkmaktadır. Doğu kültüründe “haber, bilgi” kavramları etrafında şekillenen bu çok önemli devlet faaliyeti Batı kültüründe “zekâ, akıl” kavramları etrafında şekillenmiş, isimlerine de bu şekilde yansımıştır. Örneğin dünyanın en etkili istihbarat teşkilatlarından ABD ve İngiltere istihbarat teşkilatları CIA ve MI5’ın açılımı ”Central İntelligence Agenc” ve ”Military İntelligence 5”dır. Buradaki “intelligence” kelimesi köken olarak İngilizce’de “zekâ, akıl” anlamına gelen “intelligent” kelimesinde gelmektedir. Bu örnekler iki kültür arasında istihbarat faaliyetlerinin nasıl algılandığına dair önemli bir ipucudur. Kültürler arası bu algılanış biçiminin sebeplerine girmeden şunu söylemek isterim ki bu durum, bölge insanlarının “tarihsel hafızaları” ve “stratejik zihniyetleri” incelendiğinde tam tersine şekillenmesi gereken bir durumdur.

Arap ve genel olarak Ortadoğu kültüründe “savaş”, Batı ülkelerine göre çok farklı yaklaşılan bir olgudur. Clausewitz’e göre: “Batılılar savaşı başka bir aracın kalmadığı bir ortamda düşmanı yenerek iradelerini kabul ettirmek amacıyla yapılan bir eylem olarak görürler. Oysa Doğu ve Ortadoğu’da savaş, askeri olarak kazanılmasa da politik olarak kazanılması mümkün ve bundan dolayı yenilgi söz konusu olabileceği halde dahi başvurulması gereken bir yöntem olarak görürler.”[3] Bu tespitin yanına Albay Norvelle B. De Atkine’nin “Why Arabs Lose Wars” adlı çalışmasındaki şu görüşü de eklemek gerekir: “Araplar, Avrupa’da şövalye geleneğinden gelen yüz yüze çarpışma yerine ağırlıklı olarak hile ve aldatma üzerine kurulu bir savaş geleneğine bağlıdırlar.”[4]

Böyle bir savaş anlayışı ve savaşma geleneğine bağlı bir kültürde zafer ancak çok güçlü bir istihbarat anlayışı ve teşkilatı ile mümkündür. Böyle bir kültürden etkilenen, en azından tarihsel ve jeopolitik bağlamda etkilenmesi gereken Türkler’in istihbarat algısındaki yanlışlıkların/eksikliklerin sebebi pek tabii ki tarihsel ve bürokratik hafızamızdaki ve stratejik zihniyetimizdeki kırılmalara bağlanabilir. Eski Başbakanımız Ahmet Davutoğlu’nun da önemle üzerinde durduğu gibi bu faktörler, ülkelerin güç denklemlerinde çarpan etkisi yaparlar.[5] Bu çarpanların tersine çevrilmesi sonucunda aslında tarihsel ve felsefi bir zorunluluk olarak Doğu kültüründe şekillenmesi gereken ve haliyle bizde olması gereken istihbarat algısı tam tersine şekillenmiştir.

mit-haber-300x163.jpg


(Hepimiz James Bond’uz??? Yüzde 73’ün DERDİ??? Vatandaş ajanlığa MERAK SARDI???)


Emniyet eski mensupları Muazzez Şenel ve A. Turhan Şenel, 1970 yılında polis okullarında okutulmak üzere yazdıkları “Stratejik İstihbarat” adlı ders kitaplarının girişinde “Zaferin gerçek rüknü, aziz Türk istihbaratçılarına ithaf…”demektedirler.[6] Peki, Türk halkı nezdinde “aziz Türk istihbaratçıları” hangi değere sahiptirler?

İstihbarat ve MİT(Milli İstihbarat Teşkilatı) kelimeleri bugüne kadar hep şaibeli ya da illegal faaliyetler içince bulunan kişilerle birlikte anılmıştır. Hatta kayınpederi Ali Yıldırım’ dan dolayı PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın dahi ”MİT ajanı” olduğu iddia edilmiştir.[7] Üniversiteli öğrenciler, fakültelerinde siyasete ilgi duyan ya da istihbarat gibi derin ve tehlikeli(!) konular üzerinde düşünen arkadaşlarını gördüklerinde “Yoksa sen de MİT ajanı mısın?” diyerek dalga geçmiş, üniversite önlerindeki her simitçiyi MİT ajanı addetmişlerdir. Hatta bu konuda eski bir istihbaratçı tarafından “Simitçi mi MİT’çi mi?”[8] adında bir kitap dahi yazılmıştır. MİT gibi hayati öneme sahip ve onurlu bir kurumun mensubu olmak ülkemizde birçok kesim tarafından yıllarca ayıplanmış ve alay konusu olmuştur. İstihbaratçılık ispiyonculukla eş tutulmuştur.

Basın camiasında bir gazetecinin MİT ajanı olduğunu ima yahut iddia etmek o gazeteciye hakaret olarak algılanmıştır. İsrail eski istihbarat şeflerinde birinin bizlerin de ders alması gereken şu açıklaması İsrail toplumunun konuya bakış açısını çok iyi özetlemektedir: “Dünya üzerindeki her İsrail vatandaşı hatta her Yahudi birer MOSSAD üyesidir.” Yukarıdaki gazete haberi ise Türk toplumunun konuya yaklaşımını ortaya koyması bakımından manidardır. Bir o kadar da üzücü… Şahsi görüşüm o ki, milli ve dini dürtülerle rakip olarak gördüğümüz İsrail toplumu karşısında bizler de en azından “Her Türk asker ve istihbaratçı doğar!” diyebilmeliyiz. Mottomuz bu olmalı…

Bir ülkenin tarihi anlaşılmadan sosyal ve politik analizinin yapılması mümkün değildir. Çünkü bugünkü toplumsal yapı, tarihsel bir devamlılığa sahiptir. Ancak bu tarihsel süreklilik içinde araştırıldığında sosyal ve politik analiz anlam kazanır. Tüm bu realitelerle beraber Türk toplumunun istihbaratı algılayış şekline ve istihbaratçıya bakış açısına da yansıyan tarihi ve bürokratik hafıza ve stratejik zihniyetindeki kırılmalar konunun uzmanlarınca derinlemesine incelenmelidir. Yıldız İstihbarat Teşkilatı, Teşkilat-ı Mahsusa, Karakol Cemiyeti, Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti gibi kurumlara geçmişte sahip olmuş ve Yakup Cemil, Kuşçubaşı Eşref, Kara Vasıf Bey, Zenci Musa gibi istihbaratçılar yetiştirmiş bu milletin istihbarat ve istihbaratçılar hakkında yaşadığı bu felsefe değişimi incelenmeli ve halkın yanlış istihbarat algısı ile istihbaratçıya bakış açısı mutlaka düzeltilmelidir. Unutulmamalıdır ki zaferin gerçek rüknü aziz Türk istihbaratçılarıdır.

t%C3%BCrk-istihbarat-300x166.png

(MİT resmi sitesinde isimsiz kahramanlarımız için hazırlanan “Şehitler” bölümünün görseli)

6 Ekim 2016 Perşembe günü Hatay Reyhanlı’nın Bükülmez Köyü karşısındaki Atme çadır kentine düzenlenen bombalı saldırıda Şehit olan, ay yıldızlı bayrağa sarılı tabutlarını görmediğimiz, isimlerini dahi bilmediğimiz kahraman 3 MİT mensubunun aziz hatırasına… Ruhları şad olsun…

Saygılarımla…
[1] Mehmet ATAY, Stratejik Ulusal Güvenlik İstihbaratı, Strateji Dergisi, 1996, sf.80
[2] Ümit ÖZDAĞ, İstihbarat Teorisi, Kripto Yayınları, 6. Baskı, Ankara, 2012, sf.42
[3] HERMAN Michael, Intelligence Power in Peace and War, and Democracy, Cambridge, 1996, sf.116
[4] Norvell B. De Atkine, Why Arabs Lose Wars, 1999
[5] Ahmet DAVUTOĞLU, Stratejik Derinlik, 80.Baskı, İstanbul, Kasım 2012, sf.34
[6] Muazzez ŞENEL ve A. Turhan ŞENEL, Stratejik İstihbarat, Emniyet Genel Müdürlüğü Önemli İşler Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 1970
[7] Ayrıntılı bilgi için bkz. Saygı ÖZTÜRK, Apo Olayının Perde Arkası, Doğan Yayıncılık, 4.Baskı, İstanbul, Mayıs 2009, sf.97-120
[8] Yılmaz TEKİN, Simitçi mi Mitçi mi? , Paragraf Yayınevi, Ankara, 2005.


https://www.stratejikortak.com/2018/07/turk-halkinin-mit-ve-istihbarat.html

---- Mesajlar birleştirildi ----

.
.
.

---- Mesajlar birleştirildi ----

.
 
Son düzenleme:

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
Yazan:
Mahmut Nedim Suiçmez
20 Nisan 2017

Kendinizi Test Edin: İstihbaratçı Olmak İster Misiniz?

istihbaratc%C4%B1-olmak-696x317.jpg




Yeni çalışmama hoş geldiniz. Yazıyı okumaya başlamadan önce siz değerli okuyucu ile bir anlaşma yapmamız lazım. Öncelikle, bu yazıda sizler istihbaratçı olacaksınız. Ben de sizden stratejik istihbarat raporu isteyen amiriniz olacağım.

Bu çalışma eminim ki istihbarata ciddi anlamda ilgi duymayanların yarısına gelmeden okumayı bırakacağı bir çalışma olacak. İki amacım var bu çalışmada; ilki halkımızın zihnindeki yanlış istihbaratçı imajını yıkarak bir istihbaratçının nasıl çalıştığını gözler önüne sermek, ikinci amacımsa bu alana gerçekten ilgi duyan okuyucularımız için stratejik istihbarat analizi yapma imkânı sunmak ve analiz sürecinin elemanlarını izah etmektir. Uzun ve yorucu bir çalışma olacak. Hiçbir kaynakta bu tarz bir çalışma bulamayan, istihbarata ilgili kişiler için faydalı olmasını ümit ediyorum. Hazırsanız kalem ve kâğıtlarınızı hazırlayın ve operasyona başlayalım…

istihbaratc%C4%B1-olmak1.jpg-300x120.png


Bu tablo, istihbarat amacı ile hazırlanmış malzemenin kıymetlendirilmesi için kullanılan standart HARF-RAKAM METODUDUR. Buna göre kaynağın “doğruluk ve güvenilirlik” derecesi harf gruplarıyla, haberin “doğruluk ve ihtimal” derecesi rakamlarla gösterilir. Pratik olayımızı çözerken bu tabloyu kullanacağız…

Örneğin; genellikle bir işe katılmış ve bizzat müşahedede bulunmuş istihbaratçının raporuna “A”derecesi verilir. Mesela bu rapordaki bilgiler başka bir raporla da teyit edilmişse ihtimal derecesine de “1” verilir. Sonuç olarak bu istihbarat raporu “A-1” kategorisinde değerlendirilir ve ona göre kıymetlendirilir.

Farzedelim ki siz milli seviyede herhangi bir özel karargâhta istihbaratçısınız. Bağlı bulunduğunuz birimin görevi ise stratejik istihbaratı işleme tabi tutarak İSTİHBARAT TAHMİNLERİ hazırlamaktır.

Sorumlu olduğunuz bu görev esnasında bir gün size “Çok Gizli” ibareli bir zarf teslim edilmiş olsun. Yine farz edelim ki bu zarftan çıkan rapora özel bir önem vermektesiniz. Bu sebeple bu raporu doğrudan siz işleme tabi tutmak istiyorsunuz. Atmanız gereken ilk adım rapordaki bilgiyi değerlendirmek, raporun değerini veya önem derecesini tayin ve tahmin etmek olacaktır. Üzerinde çalışmamız gereken raporumuz (tamamen hayali) şöyle olsun;

RAPOR NO:12361

ÜLKE : Kantanya

KONU : Zambak Gölü bölgesinde bir sanayi ve ulaştırma faaliyeti

ALINDIĞI YER : Kantanya\ Günçek

HABER TARİHİ : 16 Eylül 1961

HAZIRLANDIĞI TARİH : 20 Eylül 1961

SAYFA ADEDİ : 2

EK NOTLAR : Rapor Kantanya’daki Askeri Ataşe tarafından verilmiştir. Bölgenin krokisi kaba hatlarıyla ekte verilmiştir.

F – 3 (Tabloyu hatırlayın) 1: 1 Ağustos 1961’de Davulca şehrinden Zambak Gölü’ne tek hatlı bir demir yolu inşa edilmiştir. Cebri çalışma sistemi uygulanmıştır. Hat sonu 1 Kasım 1961’dir.

2. Yamanak-Taburca demiryolu hattı sökülmekte ve bunlar Zambak Gölü’ne gidecek hat için kullanılmaktadır. Yeni demiryolu aşağı yukarı %60 oranında 5 Ağustos 1961’de tamamlanmış durumdadır.

3. Projede çalıştırılan kalifiye personelin yaşayış şartları düşüktür ve işten ayrılabilme sadece hastalık halinde mümkündür. Birçok işçi iyi beslenemediklerinden şikâyetçidir.

B – 4 4: 25 Ağustos 1961’de Zambak Gölü’nün 8 km güney batısında büyük bir sanayi tesisinin inşasına başlanmıştır. Temel inşaatları anormal şekilde geniş tutulmuştur. Tamamlanan bir bölümde devamlı silahlı askerlerle korunan penceresiz beton bir yapı yükselmektedir. Yapıya sadece birkaç kişinin girmesine izin verilmekte ve sürekli devriyeler dolaşmaktadır. Bu yeni tesise yakın bir bölgede bir hidroelektrik santral vardır.

F – 3 5: Dobrulka’daki iş kurumu 2 Ağustos’ta Zambak Gölü’nde çalıştırılmak üzere 300 işçi temin emri almıştır.

6. Bölgedeki çiftçiler zirai mahsullerini normal yollarla satışa çıkardıkları takdirde alacakları paradan çok daha düşük bir para getirecek fiyatla inşaat projesinde çalışanlara satmaya hükümet tarafından zorlandıklarından şikâyetçidir.

C – 2 7. Askeri birliklerin bir kısmı yakın zaman içinde Zambak Gölü Bölgesine sevk edileceklerdir. Birçok uçaksavar birliği onlara refakat edecektir. Sevk edilecek olan birliğin komutanı karısına operasyonun çok gizli olduğunu söyleyerek yanında gelemeyeceğini söylemiştir.

8. Çok sayıda makine yüklü tren Zambak Gölü yakınlarına sevk edilmiştir.

C – 6 9. Zambak Gölü kıyılarında Silahlı Kuvvetler için büyük bir dinlenme ve eğlence yeri inşa edilecektir. Buraya sevk edilen birlikler savaşma yeterliklerini ispat etmiş olan özel askerler arasından seçilecektir.

KAYNAKLAR :

Paragraf 1-3 : Demiryolu inşa işçilerini barındıran han sahibi

Paragraf 4 : Batıya iltica etmeden önce Zambak Gölü bölgesinde çalışan inşaat mühendisi. Aynı kaynağın 9003 sayılı raporu

Paragraf 5-6 : Zambak Gölü bölgesinden bir çiftçi

Paragraf 7-9 : Kantanya ordusundan bir subayın karısı ve aynı kaynak 10011 sayılı rapor



İMZA

Albay-Ataşe Mahmut Nedim SUİÇMEZ

istihbaratc%C4%B1-olmak2.jpg-300x127.png
Ek-1: Kantonya Krokisi
BİRİNCİ GÖREV:

Verilen bu açıklamalar ve raporun genel havasına göre;

  1. Bu rapora karşı yapacağınız ilk şey nedir? Hemen ilk dikkatinizi çeken hususlar neler olmuştur?
2. İlk yapacağınız iş nedir?

BİRİNCİ GÖREV CEVABI:

Büyük ihtimalle yazıyı buraya kadar okuyanların sayısı bir elin parmağını geçmemiştir. Çünkü bizler toplum olarak bilgiyi analiz etmek yerine başka kişilerin yorumlarıyla düşünce dünyamızı tatmin etme eğilimdeyiz. Öncelikle bilgi nasıl değerlendirilir, analiz süreci nasıl işler bunları öğrenmemiz gerekir. Ülkede meydana gelen her olayda “MİT ne iş yapar, istihbaratçılar uyuyor, MİT nasıl engelleyemedi bu saldırıyı, istihbaratçının işi nedir?” gibi yorumlar yapan insanlar maalesef bir istihbaratçı nasıl çalışır, istihbarat sistemi nasıl işler konularından bihaberdir. Sadece bu çalışma örneğinin bile istihbaratçılarımızın ne kadar saygı duyulması gereken insanlar olduğunu ve istihbarat faaliyetinin tahayyül ettiğimizden ne kadar farklı olduğunu ortaya koyduğunu düşünüyorum.

  1. İlk olarak her kaynağın doğruluk derecesinin kıymetlendirilmesi ve Zambak Gölü yakınlarındaki faaliyete ilişkin raporun ihtimal derecesinin değerlendirilmesi gerekmektedir. (Yukarıda değerlendirme tablosu vermiştim, verilen bilgiler ışığında o tabloya göre yapılmalıdır)(Ayrıca dikkatli okuyucularımızın da fark ettiği gibi bu sorunun cevabı hayali raporumuzun üstündeki paragrafta zaten cevaplanmıştır. Bu ayrıntıyı fark edip doğru cevap veren okuyucularımızı tebrik ediyorum.)
  2. Bir istihbaratçının yapacağı ilk makul hareket Arşiv ve Kütüphanelerden hem kaynaklara hem de haberlerin muhtevasına dair mevcut bilgileri istemektir.
Buraya kadar olan kısmı hikayeleştirerek kısaca özetleyelim, neler yaptığımızı ve devamında neler yapacağımızı görelim;

  1. Siz bir istihbaratçısınız ve elinize bir rapor geçti. Rapor Kantanya adlı ülke hakkında bilgiler içeriyordu.
  2. İyi yetişmiş bir istihbaratçısınız ve ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Öncelikle işinizin istihbarat tahminleri hazırlamak olduğunun bilincindesiniz ve belli bir sistematikle hareket etmeniz gerektiğini biliyorsunuz.
  3. Bu sebeple ilk görevdeki cevap gereği ilk yapacağınız şey raporun ihtimal değerlendirmesidir. Kahvenizden bir yudum daha aldınız ve çekmecenizde duran HARF-RAKAM METODU tablosunu çıkarıp masanın üstüne koydunuz. Arşivden ülkenin dosyasını çıkardınız ve bugüne kadar ülke hakkında ve özellikle konu hakkında yazılmış olan raporları incelemeye başladınız. Bu incelemeler sonucu aşağıdaki bilgileri bir araya getirdiniz ve üzerinde çalışmaya başladınız.
istihbaratc%C4%B1-olmak3.jpg.png-300x173.jpg


Arşiv İncelemesi Sonucu Derlediğiniz Bilgiler

  1. Paragraf 4’te inşaat mühendisi olarak bahsedilen kaynak, ilticasından önce batı elçiliklerinden biri hesabına Zambak Gölü projesinde istihdam edilmiştir. 9003 sayılı raporda B-3 derecesinde kıymetlendirilmiş bilgi vermiştir. Ayrıca daha önceden vermiş olduğu 4 raporunda özet olarak şu bilgiler vardı;
  2. Siyasi inançsızlık yüzünden hükümetçe daha önceden Kantanya’lı 3 büyük mühendis ortadan kaldırılmıştır(!)
  3. Uranyum madeni işlemek üzere HATUŞİ’de bir tesis inşa edilmiştir.
  4. HOVKA’daki termik elektrik santralinin günlük kapasitesi 1.250.000 Kws’dir.
  5. Dışişleri Bakanlığı ve dost istihbarat servislerinden alınan haberler 3 Kantanyalı mühendisin gerçekten de Haziran 1961’de hükümetçe öldürüldüğünü doğrulamaktadır.
  6. Kendi ve diğer yabancı kaynaklardan gelen haberler bu mühendisin verdiği diğer haberleri teyid etmiştir.
  7. Raporun 7-8 paragraflarında Kantanya ordusu subaylarından birinin karısı diye bahsolunan kaynak (10011) sayılı raporundan şu bilgileri vermiştir;
  8. Ordu karargahı kumanda kademesinde bir değişiklik beklenmektedir.
  9. General Antoni Zorbek Kantanya savunma Kuvvetleri Genel Komutanlığına getirilecektir.
  10. Günçek Garnizon Komutanı, ANYA LARİSSA adlı yeni bir metres bulmuştur. Bundan temin olunan biyografik bilgilerin çoğu küçük düşürücü mahiyettedir.
  11. Geçen yıl 8 Eylül’de Kantanya’ya komşu olan YALANTA’ya karşı bir askeri harekete girişeceği tahmin olunmuştur.
  12. Rapor No. 12012: Ordu karargahında kumanda personeli arasında bir değişiklik vuku bulmuştur.
  13. Rapor No. 12001: General Antoni Zorbek özel bir askeri bölgeyi yönetmektedir.
  14. Rapor No. 12121: Günçek askeri Garnizonu Kumandanı ANYA LARİSSA adından genç ve çok güzel bir kadını metres tutmaktadır.
  15. Bugüne kadar Yalanta ile Kantanya arasında anormal bir münasebet ve askeri sürtüşme emaresine rastlanmamıştır.
  16. Müttefik irtibat subayı Davulca’da bir cebri çalışma kampının mevcut olduğunu ve demiryolu raylarının bu sahaya nakledildiğini rapor etmiştir.
  17. Ele geçirilen haritalarda arazi şartlarının demiryolu yapımına müsait olduğu görülmektedir ve böyle bir hattın mevcudiyeti bilinmemektedir.
  18. Cebri çalışma şartlarına ait talimat İşçi Gazetesinin Temmuz 28 sayılı nüshasından anlaşılabilmektedir. Makalede kitlelerin refahı için uygun çalışma şartları temin etmede işçi partisinin kesintisiz gayretleri izah olunmaktadır.
istihbaratc%C4%B1-olmak..-300x226.jpg


İKİNCİ GÖREV:

Elde edilen bilgiler çerçevesinde 12361 sayılı rapora esas teşkil eden 4 kaynağı da ayrı ayrı değerlendirerek kıymetlendirmenizi hazırlayın. Harf-rakam tablosunu kullanarak kıymetlendirmelerinizi yapın ve bu yargılara nasıl ve niçin vardığınızı izah edin.

İKİNCİ GÖREV CEVABI:

Bu satırları okuyan gözlerin sahibi gerçekten takdiri hak ediyor demektir. Saygılarımı sunuyorum. Sizin gibi istihbarata bu derece ilgili insanların varlığı ülkemizin geleceği adına bir umuttur. Cevaba gelirsek;

  • Raporu veren ataşenin paragraf 1’den 3’e kadar olan haber kaynağı ile 5 ve 6’yı “F” (yani doğruluğu hakkında hükme varılamaz) olarak derecelendirmiştir. Bu kaynaklar bir çiftçi ve han sahibi olarak raporda geçmektedir. Yaptığınız arşiv araştırması sonucu (dikkat edeceğiniz üzere) daha önceden bunlarla temas eden kimseden gelen rapor veya bilgiye rastlamadığınız görülmektedir. 12361 sayılı ataşe raporundan da sahada incelemeyi kimin yaptığı anlaşılmamaktadır. O zaman bu kaynakların daha önceden kullanılmamış ve denenmemiş kaynaklar olduğu sonucuna varmalısınız. Bu sebeple sizin de ataşenin 12361 sayılı raporunda olduğu bu kişileri “F” olarak derecelendirmeniz yerinde olur.
  • Paragraf 4’deki bilginin kaynağı inşaat mühendisi olarak verilmektedir. Paragraf 4’deki bilgilerin mahiyeti incelendiğinde mühendis olarak bu kaynağın bu hususlara ait İLK ELDEN bilgi sağlama imkânına sahip olduğu görülmektedir. Kaynağın ilticasından önce 3 mühendisin hükümetçe temizlendiği(!) bilgisini içeren “B–3” olarak derecelendirilmiş 9003 sayılı raporunun, yaptığınız arşiv araştırması sonucu derlediğiniz bilgilerin 2. maddesinden anlaşılacağı üzere Dışişleri Bakanlığı’nızca da teyit edildiği görülmektedir. Bu da bize kaynağın güvenilirliği konusunda fikir vermektedir. Ayrıca bu hususun doğruluğu, kaynağınız ve öldürülen diğer 3 mühendisin arkadaş olabileceğini yahut kaynağınızın bu infaz politikası yüzünden iltica ettiği ihtimalini beraberinde getirir. Bu bilgiler ışığında 12361 sayılı ataşe raporunda kaynağın “B” olarak derecelendirilmesine hak vermek yerinde olur.
  • Kantanya ordusu subaylarından birinin karısı olarak tanıtılan 4. kaynağın 10011 sayılı raporla da bilgi verdiği söylenmektedir.(Arşiv araştırmanızın 4. maddesine bakın) Yaptığınız arşiv araştırması sonucunca ordu kademelerinde belli değişikliklerin yapılacağı hususunda bir bilgiye rastlamıştınız.(Rapor no.12012) General ANTONİ ZORBEK halen bir askeri bölge komutanıdır ancak Başkumandan değildir. Ayrıca ANYA LARİSSA’nın da garnizon komutanının metresi olduğu hususu teyit edilmiştir. Fakat hala Kantanya ile Yalanta arasındaki ilişkiler normaldir ve iki ülke arasında herhangi bir sürtüşme olmamıştır(Arşiv araştırması 8. maddeyi hatırlayın). Bu gerçekler ışığında bu kaynağın zaman zaman inanılır bilgiler sağladığı, fakat kaynağın kişisel durumu gereği elde ettiği bilgilerin çoğunun dedikodu olma ihtimalinin yüksek olduğu, hatta komutanın karısı olması sebebiyle çoğu zaman taraflı ve duygusal olduğu ve bu kaynaktan gelen haberlerin çok dikkatli değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşmalıyız. Bu sebeple de kaynak hakkında nihai değil geçici değerlendirmeler yaparak kaynağın tekrar değerlendirilmesini sağlamak amacıyla kaynağı 12361 ataşe raporundan farklı olarak “C”(inanılır) olarak değil “D”(genellikle inanılmaz) olarak derecelendirmek yerinde olur. Bu temkinli haliniz size güvenilirliğini henüz tam manasıyla ispatlamamış kaynağınız üzerinde biraz daha düşünme ve araştırma yapma imkânı sağlar. İşimizi sağlama almak zorundayız.
  • Sonuç olarak kaynak kıymetlendirmemiz şu şekilde gerçekleşti;

  1. Çiftçi ve Han sahibi olarak geçen kaynağımızın 12361 sayılı ataşe raporunda “F” olarak ifade edilen derecelendirmesi, yaptığımız arşiv araştırması sonucu yerini muhafaza etmiştir.
  2. Aynı raporda mühendis olarak geçen kaynağımızın “B” olarak ifade edilen derecelendirmesi, yaptığımız arşiv araştırması sonucu yerini muhafaza etmiştir.
  3. Yine raporda generalin karısı olarak geçen kaynağı “C” olarak ifade edilen derecelendirmesi, yaptığımız arşiv araştırması sonucu ve yukarıda açıklanan sebeplerce “D” ye düşürülmüştür.
SONUÇ

Bu çalışma en az 6-7 yazıyı kapsayacak genişliktedir. Bu olaya ilişkin 10 görev daha var. Bu görevler üzerinde çalışırken bilgi nasıl kıymetlendirilir, bu sürecin elemanları nelerdir, stratejik istihbarat analizi nasıl yapılır, iyi yetişmiş bir istihbaratçı değerlendirmesini ne şekilde yapmalıdır gibi sorulara da cevap bulmuş olacağız. Bu çalışmaya devam edip etmemeye sizlerden gelen yorumlara göre karar vereceğim. Eğer talep olmazsa boşuna sizleri meşgul etmenin de, bu ağır ve yorucu çalışmaya emek vermenin de, sitede yer işgal etmenin de bir anlamı yok demektir.

“Yazımda Stratejik İstihbarat adlı kıymetli eserlerinden yararlandığım Muazzez Şenel ve A.Turhan Şenel’in de dediği gibi; Zaferin Gerçek Rüknü Aziz Türk İstihbaratçılarına ithaftır… Saygılarımla…”



Kendinizi Test Edin: İstihbaratçı Olmak İster Misiniz? | Stratejik Ortak
 
Son düzenleme:

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
HIZIR KİMDİR, NELER YAPAR, HALA YAŞIYOR MU?

? Bir peygambere bile yol gösterecek kadar olağanüstü güçlerle donatılmış olan bu şahsiyet kimdir?
? Hızır bir kişinin mi, yoksa bir topluluğun mu adıdır?
? Gelecekten gelen bir zaman yolcusu mudur?
? Tarihin her döneminde izlerine rastladığımız HIZIR, nasıl bu kadar uzun yaşayabilir?
? Hızır’ın balık ve su sembolleriyle ilişkisi nedir?
? Fatih Sultan Mehmet’in, Ayasofya’nın kubbesine altından bir top astırıp, “Burası Hızır makamı” demesi ne anlama gelmektedir?
? Bazı İslâm kaynaklarının Hızır’ın Cengiz Han’ın ordularıyla birlikte savaştığını söylemeleri ne anlama gelmektedir?
? Hızır ve Zülkarneyn aynı kişi mi?
? Yuşa tepesini bulması için Yahya Efendi’ye Hızır mı yol göstermişti?
? Aziz Mahmut Hüdai’yi bataklıktan kurtarmış mıydı?
? Hızır günümüzde hâlâ yaşıyor mu?

***



Eskilerin “Her geceyi ‘Kadir’, her gördüğünü ‘Hızır’ bilirsen Kadir Gecesi’ne de kavuşursun, Hızır’a (a.s.) da.” deyişi pek hikmetlidir.


HIZIR ALEYHİSSELÂM KİMDİR?

Hızır aleyhisselâm Hz. Mûsâ döneminde yaşayan, kendisine ilâhî bilgi ve hikmet öğretilen kişidir. Arapça kaynaklarda hadır (hadr, hıdr) şeklinde yer alan ve Arapça menşeli olduğu kabul edilen kelime Türkçe’de Hızır ve Hıdır biçiminde kullanılmaktadır.

Hadır “yeşil, yeşilliği çok olan yer” mânasındaki ahdar ile eş anlamlıdır. Bu mânadan hareketle hadır kelimesinin özel isimden ziyade lakap ve sıfat olarak kabul edildiği söylenebilir. Nitekim bazı kaynaklarda Hızır’a bu ismin, kuru yerde oturduğunda altından otların yeşerip dalgalanması (Buhârî, “Enbiyâ”, 29), cennet pınarından içtiği için bastığı her yerin yeşile bürünmesi (Makdisî, III, 78) sebebiyle verildiği kaydedilmektedir.

HZ. HIZIR’IN SOYU


Bazı İslâmî kaynaklarda Hızır’ın asıl adı ve soyu hakkında bilgi verildiği görülmektedir. Sıhhatleri tartışmalı olan rivayetlere göre Hızır, Hz. Âdem’in çocuklarından Kābil’in oğlu Hazrûn veya Hz. Nûh’un oğlu Sâm’ın torunlarından Belyâ b. Melkân yahut Hz. İshak’ın torunlarından Hazrûn b. Amâyîl’dir. Bunun yanında onun Hz. Hârûn’un soyundan geldiği, isminin Hadır b. Âmiya veya Hadır b. Fir‘avn olduğu yahut Kur’an’da adı geçen İlyâs veya Elyesa‘ın Hızır’ın kendisi olduğu öne sürülür (Ebû Hâtim es-Sicistânî, s. 3; Makdisî, III, 77; İbn Kesîr, I, 295; Diyarbekrî, I, 106). Bazı kaynaklarda ise annesinin Rum, babasının Fars olduğu kaydedilir (İbn Kesîr, I, 299; Diyarbekrî, I, 106-107).

İbn Kesîr, İslâmî kaynaklarda Hızır’ın gerçek adı olarak gösterilen Belyâ b. Melkân’ın aslında Kitâb-ı Mukaddes’teki İlya’dan bozma olduğunu belirtmiş (el-Bidâye, I, 299), bu görüşe dayanan A. J. Wensinck ve A. Yaşar Ocak gibi araştırmacılar, Hızır’ın asıl adının İlya’nın Arapçalaşmış şekli olan Belyâ olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Ancak başta Kur’ân-ı Kerîm olmak üzere hadis, tefsir ve tarih kitaplarında yer alan Hızır ve İlyâs tasvirlerine göre İlya ile İlyâs aynı, Hızır ile İlyâs farklı kişilerdir; ayrıca bunların birlikte hareket ettiklerine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Buna göre halk kültüründeki Hızır-İlyâs beraberliğini ifade eden Hıdrellez telakkisinin sağlam bir temele dayanmadığı ortaya çıkar.

KUR’AN-I KERİM’DE HIZIR ALEYHİSSELÂM

Kur’ân-ı Kerîm’de adı geçmemekle birlikte müfessirler tarafından Hz. Hızır’a ait olduğu kabul edilen Kehf sûresindeki kıssa özetle şöyledir: Hz. Mûsâ (a.s.) genç adamına iki denizin birleştiği yere ulaşmaya karar verdiğini söyler, bunun üzerine beraberce yola çıkarlar. İki denizin birleştiği yere varınca yanlarına aldıkları kurutulmuş balığı bir kenarda unuturlar, balık da canlanarak denize atlar. Bir müddet sonra Mûsâ (a.s.) genç adamına azığı getirmesini söyler; fakat genç adam olup biteni hatırlayarak daha önce bunu Hz. Mûsâ’ya (a.s.) bildirmeyi unuttuğu için üzüntüsünü dile getirir.

Bunun üzerine Hz. Mûsâ (a.s.) aradıkları yerin orası olduğunu söyler ve geriye dönerler. Burada kendisine Allah tarafından “rahmet ve ilim” verilmiş olan sâlih bir kul ile karşılaşırlar. Hz. Mûsâ (a.s.), sahip olduğu ilimden kendisine de öğretmesi için onunla arkadaş olmak istediğini söyler; Kur’an’ın adını bildirmediği bu kişi, iç yüzüne vâkıf olamayacağı olaylar sebebiyle bu beraberliğe sabredemeyeceğini belirtirse de Hz. Mûsâ’nın (a.s.) ısrarı üzerine, meydana gelen olaylar hakkında açıklama yapmadıkça kendisine soru sormaması şartıyla teklifi kabul eder. Hz. Mûsâ’nın 8a.s.) bu şarta uyacağına dair söz vermesi üzerine yolculuğa başlarlar.

Bu zat önce bindikleri gemiyi deler, arkasından bir çocuğu öldürür, daha sonra da uğradıkları bir kasabanın halkı kendilerini misafir etmediği halde orada yıkılmak üzere olan bir duvarı düzeltir. Bu üç olayın her birinde Hz. Mûsâ (a.s.) arkadaşına davranışının sebebini sorar; arkadaşı da, “Ben sana benimle beraber olmaya sabredemezsin demedim mi?” diye uyarıda bulunur. Hz. Mûsâ (a.s.) özür dileyip yolculuğa devam etmelerini ister. Sâlih kul, birinci ve ikinci olaylardan sonra Hz. Mûsâ’nın (a.s.) ricasını kabul ederse de üçüncü olayda ayrılma vaktinin geldiğini söyler; bu arada söz konusu hadiselerle ilgili olarak davranışlarının sebeplerini de anlatır ve bunları Allah’ın emriyle yaptığını söyler (el-Kehf 18/60-82).

Bu kıssadaki üç kişiden sadece Hz. Mûsâ’nın (a.s.) adı zikredilirken diğer iki kişiden biri “genç adam” (fetâ), diğeri de ilâhî rahmet ve ilme mazhar olmuş “Allah’ın kulu” diye anılır.

HADİS-İ ŞERİFLERDE HIZIR ALEYHİSSELÂM

Hızır (a.s.) konusu başta Buhârî ve Müslim olmak üzere Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmed b. Hanbel’in hadis kitaplarının çeşitli bölümlerinde geçmekte, bunlarda Kehf sûresindeki bilgiler tekrar edildiği gibi başka bilgiler de verilmektedir. Sûrede yer alan kıssanın tefsiri mahiyetindeki rivayetlerin birinde kaydedildiğine göre Saîd b. Cübeyr İbn Abbas’a, Nevf el-Bikâlî’nin Hızır kıssasında sözü edilen Mûsâ’nın İsrâiloğulları’na gönderilen Hz. Mûsâ b. İmrân (a.s.) olmayıp başka bir Mûsâ olduğunu iddia ettiğini söylemiş, İbn Abbas da, “Allah’ın düşmanı yalan söylüyor” diyerek Übey b. Kâ‘b yoluyla Hz. Peygamber’den gelen Hz.Mûsâ (a.s.) merkezli uzunca rivayeti nakletmiştir (Müsned, V, 117-119; Buhârî, “İlim”, 44; “Enbiyâ”, 27; “Tefsîr”, 18/3; Müslim, “Feżâil”, 170-173; Tirmizî, “Tefsîr”, 19/1).

Aynı konuyla ilgili ikinci rivayette kaydedildiğine göre İbn Abbas’ın bir sorusu üzerine Übey b. Kâ‘b, buradaki Mûsâ’nın İsrâiloğulları’na gönderilen Hz. Mûsâ (a.s.) olduğunu ifade eden hadisi nakletmiştir (Müsned, V, 116-117, 122; Buhârî, “İlim”, 16, 19; “Enbiyâ”, 27; “Tevĥîd”, 31; Müslim, “Feżâil”, 174). Her iki rivayette de belirtildiği üzere Hz. Mûsâ (a.s.), İsrâiloğulları’na hitap ederken kendisine insanların en bilgilisinin kim olduğunun sorulması üzerine “benim” diye cevap verip mutlak ilmin nezd-i ilâhîde olduğunu hatırlatmadığı için Allah tarafından kınanmış ve kendisinden daha bilgili Hadır adında birinin bulunduğu söylenmiştir.

Ebû Hüreyre’nin naklettiği başka bir hadiste Hz. Hızır’a bu adın verilmesinin sebebi, “Kuru yerde oturduğunda altında otlar yeşerip dalgalanır” (Buhârî, “Enbiyâ”, 27; Tirmizî, “Tefsîr”, 19/1) şeklinde açıklanmıştır. Bu rivayet Ahd-i Atîk’teki, “İşte adı Filiz olan adam ve o durduğu yerden filizlenecek” (Zekarya, 6/12) ifadesini hatırlatmaktadır. Übey b. Kâ‘b’dan rivayet edilen, râvilerinden birinin zayıf sayıldığı bir hadiste Hz. Hızır’ın Firavunlar döneminde Mısır’da yaşayan İsrâiloğulları’ndan bir genç olduğu, bir rahipten hak dini öğrenip benimsediği, fakat bunu gizli tuttuğu, nihayet boşadığı bir hanımın bu sırrı ifşa etmesi üzerine kaçıp bir adaya sığındığı bildirilir (İbn Mâce, “Fiten”, 23).

Güvenilir hadis kaynaklarında yer alan Hz. Hızır’la ilgili haberlerin, ana hatlarıyla Kur’ân-ı Kerîm’deki çerçeveyi korumakla birlikte yer yer orada bulunmayan veya müphem olan bazı ayrıntılar içerdiği de görülmektedir.

Nitekim Kur’an’da Hz. Mûsâ’nın (a.s.) Hz. Hızır’ın varlığından nasıl haberdar olduğu beyan edilmezken hadislerde bunun Hz. Mûsâ’ya (a.s.) yöneltilen bir soru üzerine Allah tarafından kendisine bildirildiği ifade edilmektedir. Ayrıca yine hadislerde Kur’an’da adı geçen Mûsâ’nın, yahudilerin iddia ettiği gibi Mûsâ b. Mîşâ değil Hz. Mûsâ b. İmrân (a.s.), yanındaki gencin Hz. Yûşa‘ b. Nûn (a.s.), ilâhî ilim ve rahmete mazhar kılınan sâlih kişinin de Hz. Hızır olduğu açıklanmakta ve Hz. Hızır İsrâiloğulları’nın eşrafından biri olarak tanıtılmaktadır. Bu haberler içinde, Kur’an’daki bilgilere aykırı bir husus mevcut olmadığı gibi Hz. Hızır’ı tarihte yaşamış sâlih bir kişi konumundan çıkarıp onun varlığını günümüze kadar devam ettiren olağan üstü bir şahsiyet olduğuna dair bilgiler de bulunmamaktadır.

Buhârî’nin Abdullah b. Abbas’ın görüşü olarak yer verdiği bir rivayette (“Tefsîr”, 18/4) buluşma yerindeki kayanın dibinde “hayat” denilen bir su kaynağı bulunduğu, damlalarının dokunduğu her şeyin canlandığı, söz konusu balığa da bu sudan birkaç damlanın isabet ettiği ifade edilmekte, Tirmizî’de ise (“Tefsîr”, 19/1) bazı insanların böyle iddia ettiği belirtilmektedir.

HZ. HIZIR YAŞIYOR MU YOKSA ÖLDÜ MÜ?

Müteahhir hadis kaynaklarıyla tarih ve tasavvuf kitaplarında Hz. Hızır’ın efsanevi bir kişiliğe büründürülerek tarihte uzun süre yaşayanlardan olduğu, kıyamete kadar da yaşamaya devam edeceği şeklinde bilgiler yer almaktadır. Bazı hadisçilerle tarihçilerin kaydettiği rivayetlere göre Hz. Hızır’ın Deccâl’i yalanlaması için ömrünün uzatıldığı (İbn Hacer, el-İśâbe, I, 431), Deccâl’in karşısına çıkacak kişinin Hz. Hızır olacağı (Nevevî, XVIII, 72), Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminde hayatta olduğu ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) elçisi olarak Enes’in kendisiyle görüştüğü (Beyhakī, V, 423), Resûlullah (s.a.v) vefat ettiği zaman gelip Ehl-i beyt’e tâziyette bulunduğu (İbn Kesîr, I, 141), Ömer b. Abdülazîz ile İbrâhim b. Edhem, Bişr el-Hâfî, Ma‘rûf-i Kerhî, Cüneyd-i Bağdâdî ve Muhyiddin İbnü’l-Arabî gibi mutasavvıflar tarafından görüldüğü, Hz. Hızır’ın denizlerde, Hz. İlyâs’ın karada yaşadığı, sık sık bir araya geldikleri (İbn Hacer, el-İśâbe, I, 432), Cebrâil, Mîkâil ve İsrâfil ile her yıl arefe günü Arafat’ta buluştukları haber verilmiştir. Bunlardan bir kısmı, Hz. Hızır’ın dünyanın sonuna kadar yaşamasını Hz. Âdem’in (a.s.) bir vasiyetine ve duasına (a.g.e., I, 431), bir kısmı da onun âb-ı hayâttan içmesine (Taberî, Târîħ, I, 220) bağlamaktadır. Hızır’ın uzun ömürlü olduğunu söyleyenler ise onun Hz. Mûsâ (a.s.) zamanında, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) nübüvvetinden önce veya ölümünden sonraki ilk yüzyıl içinde vefat ettiğini ileri sürerler.

HZ. HIZIR ÖLDÜ DİYENLER…

Başta Buhârî, İbrâhim el-Harbî, Ebû Hayyân el-Endelüsî, Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, Muhammed Abdürraûf el-Münâvî, Takıyyüddin İbn Teymiyye ve Süyûtî olmak üzere birçok hadis ve tefsir âlimi Hızır’ın hayatta olmadığını söylemiş; onun yaşadığına dair nakledilen haberler İbnü’l-Cevzî, Ali el-Kārî, Muhammed Dervîş el-Hût gibi hadis tenkitçileri tarafından reddedilmiştir. İbn Kayyim el-Cevziyye de Hz. Hızır’ın hayatına dair nakledilmiş rivayetlerin hepsinin uydurma olduğunu ifade etmiştir (el-Menârü’l-münîf, s. 67).

Hz. Hızır’ın hayatta olmadığını ileri sürenler onun öldüğüne dair Kur’an’a, sünnete ve akla dayanan çeşitli deliller zikretmişlerdir. Kur’an’ın, Hz. Muhammed’den (s.a.v.) önce birçok peygamberin gelip geçtiğini ve hiçbirine ebedî hayat verilmediğini (Âl-i İmrân 3/144; el-Enbiyâ 21/34), her nefsin ölümü tadacağını (Âl-i İmrân 3/185; el-Enbiyâ 21/35; el-Ankebût 29/57) bildiren âyetleri ve Hz. Peygamber’in vefatına yakın günlerde söylediği, “Yüz sene sonra bugün yeryüzünde yaşayanlardan hiç kimse kalmaz” (Buhârî, “İlim”, 41; Müslim, “Feżâilü’ś-śaĥâbe”, 219) sözünü delil getirmektedirler. İ

bn Kayyim ayrıca, bu konuda muhakkık ulemânın icmâının bulunduğunu söyleyerek onun yaşadığına ilişkin haberlerin doğru olmadığını değişik aklî delillerle ispat etmeye çalışmaktadır (el-Menârü’l-münîf, s. 73-76). Son devir âlimlerinden Şehâbeddin Mahmûd el-Âlûsî ve Kâmil Miras gibi müellifler de Hz. Hızır’ın da her insan gibi öldüğü kanaatindedirler.

HZ. HIZIR PEYGAMBER Mİ, VELİ Mİ, MELEK Mİ?

İslâm âlimleri Hızır’ın peygamber, velî veya melek olduğu konusunda değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Onun nebî olduğunu söyleyenler Allah tarafından kendisine rahmet ve ilim verilmiş olmasını (el-Kehf 18/65), kıssada anlatılan işleri kendiliğinden yapmadığı yönünde açıklama yapmasını (el-Kehf 18/82), vahiy ile yönlendirilmesini, sahip olduğu bilgiler dolayısıyla Hz. Mûsâ’dan (a.s.) üstün bir konumda tanıtılmasını delil gösterirler.

Hz. Hızır’ın velî olduğunu kabul edenler ise ona verilen bilginin doğrudan Allah’tan gelen bir ilham olabileceğini söylerler. İbn Teymiyye, Hızır kıssasını ileri sürerek velîlerin şeriatın dışına çıkabileceklerini söylemenin yanlış olduğunu kaydeder. Ona göre Hz. Hızır’ın, Hz. Mûsâ’nın (a.s.) şeriatının dışına çıkmadığı, yaptığı işlerin gerekçesini söylediğinde Hz. Mûsâ (a.s.) tarafından onaylanmasından anlaşılmaktadır.

Ayrıca Hz. Hızır’ın nebî kabul edilmesi durumunda Hz. Mûsâ’nın (a.s.) ümmetinden olmadığını, dolayısıyla onun şeriatına uymakla yükümlü bulunmadığını da söylemek gerekir (Risâle fî ilmi’l-bâŧın ve’ž-žâhir, s. 250). Hz. Hızır’ın melek olduğu iddiası (İbn Hacer, el-İśâbe, I, 429) pek taraftar bulmamıştır. Genellikle tasavvuf erbabı onun velî olduğunu, kelâm, tefsir ve hadis âlimlerinin çoğu da nebî olduğunu düşünür.

FARKLI KÜLTÜRLERDE HIZIR TELAKKİSİ

Hızır telakkisi Nusayrîler başta olmak üzere aşırı Şiîler (Gāliyye), Yezîdîler ve Dürzîler arasında önemli bir yere sahiptir. Kur’an ve sahih hadis kitaplarında anlatılan hususlara zamanla birçok hurafe ve mitolojik unsurun eklendiği, bunun sonucunda birbiriyle ve İslâm inancıyla çelişkili yorumların ortaya çıktığı görülmektedir. Bu yeni unsurların genişleyen İslâm coğrafyasında yerli kültürlerden kaynaklandığı, meselâ Yahudilik’teki Elijah ve Hıristiyanlık’taki Saint George (Circîs) inançlarının halk kültürünün oluşmasında etkili olduğu söylenebilir.

TASAVVUFTA HZ. HIZIR

Kur’ân-ı Kerîm’de anlatılan Hızır kıssası başlangıcından beri en çok tasavvuf çevrelerini ilgilendirmiştir. Bunun sebebi, kıssanın âdeta tasavvufun iki ana ilkesi olan irşadı ve ilm-i ledünnü temsil etmiş olmasıdır. Zira kıssada Allah’ın, kendisine Hz. Mûsâ’nın (a.s.) bilemediği bir ilim (ilm-i ledün) verdiği kul (Hızır) Hz. Mûsâ’ya (a.s.) kılavuzluk (irşad) etmektedir. Kıssa bundan dolayı daha IX. yüzyıldan itibaren tasavvuf çevrelerinde özel bir ilgiye mazhar olmuş ve buna tasavvufun ruhuna uygun bir yorum getirilmiştir. Bu yorumda Hz. Hızır mürşidi, Hz. Mûsâ (a.s.) müridi temsil etmektedir. Hz. Hızır’ın abdalların reisi olarak en yüksek mürşid mevkiine oturtulması tasavvufun gelişiminde önemli bir dönüm noktası teşkil etmiş, birçok sûfî Hızır tarafından irşad edildiğini ve onunla görüşüp sohbet ettiğini söylemiştir.

Mutasavvıflar genellikle Hızır’ın velî olduğunu kabul etmişler, onu melek veya peygamber olarak tanıtan rivayetleri muteber saymamışlardır. Hz. Hızır’ın hayatta bulunduğunu söyleyen mutasavvıflar pek çok sûfî ve velînin, hatta sıradan kişilerin onu gördüklerine, kendisinden öğüt ve dua aldıklarına, bazı durumlarda Hz. Hızır’ın onlara yol gösterdiğine, yardımcı olduğuna, İsm-i A‘zam’ı öğrettiğine dair birçok menkıbe rivayet ederler. Bunların en meşhuru İbrâhim b. Edhem’in sahrada Hz. Hızır’ı gördüğünü, onun uyarısıyla zühd yoluna girdiğini ve kendisinden İsm-i A‘zamı öğrendiğini anlatan menkıbedir (Sülemî, s. 31, 34).

Aynı şekilde İbrâhim el-Havvâs da Hz. Hızır’ı Sînâ çölünde görmüş ve kendisinden bilgi almıştır (Ebû Nuaym, IX, 187; İbn Hacer, I, 446). Yine Bâyezîd-i Bistâmî’nin Hz. Hızır’la birlikte yürüdüğü, Bişr el-Hâfî, Feth el-Mevsılî ve Ma‘rûf-i Kerhî’nin Hz. Hızır’ı gördükleri, Hakîm et-Tirmizî’ye Hz. Hızır’ın yol gösterdiği anlatılır. Hz. Hızır’ı görme ve ondan öğüt alma olayına sonraki mutasavvıflarda daha sık rastlanır. Serrâc, ledün ilminin kaynağı olarak gördüğü Hz. Hızır’ın Hz. Ali ile görüştüğünü kaydeder (el-Lüma, s. 179). Kuşeyrî çeşitli vesilelerle Hz. Hızır konusuna temas ederek onun bir velî olduğunu belirtir (er-Risâle, s. 475). Hücvîrî ise ondan Hz. Hızır peygamber diye söz eder (Keşfü’l-mahcûb, s. 257). Gazzâlî de Hz. Hızır’la ilgili menkıbeler nakletmiştir (İĥyâ, IV, 245, 257, 345).

Abdülhâlik-ı Gucdüvânî’nin Doğacağını Hz. Hızır’ın Önceden Haber Vermesi

Muhtemelen ilk defa İbnü’l-Arabî, Hz. Hızır’la bir kere görüştüğünü ve ondan hırka giydiğini ifade ederek Hz. Hızır’la tasavvuf kültüründe önemli bir yere sahip bulunan hırka konusunu irtibatlandırmış oldu. Bâdisî ve İbnü’z-Zeyyât et-Tâdelî gibi Kuzey Afrikalı tasavvufî tabakat yazarları velîleri anlatmaya Hz. Hızır’la başlamışlardır.

Abdülhâlik-ı Gucdüvânî’nin doğacağını Hz. Hızır’ın önceden haber verdiği (Reşehât Tercümesi, s. 29), aynı sûfînin zikr-i hafîyi Hz. Hızır’dan öğrendiği ve Hâcegân silsilesinin “hâce” unvanıyla anılan Hz. Hızır’la başladığı kabul edilir. Hızır inancı Yesevîlik’te ve dolayısıyla Türkistan tasavvufunda da önemlidir. İnanışa göre Ahmed Yesevî’nin babası Şeyh İbrâhim 10.000 müridiyle birlikte Hz. Hızır’a arkadaş olmuştu. Yine Şeyh İbrâhim’in, halifesi olan Şeyh Mûsâ’nın kızıyla evlenmesine de Hz. Hızır delâlet etmişti. Bizzat Ahmed Yesevî Hz. Hızır’la görüşür ve irşadlarından faydalanırdı. Hatta tarikatında önemli bir yer tutan “zikr-i erre”yi ona Hz. Hızır telkin etmişti. Yesevîlik’teki tarikat asâsı da Hz. Hızır’dan kalmadır. Süleyman Ata hikemî şiirler söyleme yeteneğini Hz. Hızır’ın duası sayesinde kazanmış (Köprülü, s. 32, 37, 74, 89), Aziz Mahmud Hüdâyî Celvetiyye’deki Hızır kıyamı (nısf-ı kıyâm) zikrini Hz. Hızır’dan almıştı.

Bektaşîlik’te on iki posttan biri olan mihmandarlık postunun sahibinin Hz. Hızır olduğuna inanılır (Ahmed Rifat, s. 281; Ocak, İslâm-Türk İnançlarında Hızır, s. 168). Hz. Hızır bazan Hz. Ali’nin adı olarak da kullanılır. “Mihman Ali’dir” sözünde bu noktaya işaret vardır.

Ahzâb kitaplarında kaydedilen bazı önemli hizb ve virdlerin de Hızır tarafından öğretildiği kabul edilir. Bu örneklerde olduğu gibi mutasavvıflar tasavvuf ve tarikatlarda büyük önem verilen hırka, zikir ve tarikat esasları gibi hususları kendilerine Hz. Hızır’ın telkin ettiğine inanmışlardır. Tasavvufa Hz. Hızır aracılığıyla giren zümreye Hızıriyye denir. Kuzey Afrikalı sûfî Abdülazîz ed-Debbâğ’a da (ö. 1132/1720) Hızıriyye adıyla bir tarikat nisbet edilmiştir (Nebhânî, II, 73; Harîrîzâde, I, vr. 332b).

HIZIR İNANCININ SEMBOLİK TEVİLLERİ

İbnü’l-Arabî ve onun takipçileri bazan Hz. Hızır’la İlyâs’ı sembolik bir şekilde yorumlayıp, “Hz. Hızır bast, İhz. lyâs kabz haline işaret eder” demişlerdir. Hz. Hızır’a bastın izâfe edilmesi onun bünyesindeki kuvvetlerin madde âlemine yayılmış olmasından, İhz. lyâs’a kabzın nisbet edilmesi de onun kuvvetlerinin mânevî âleme yükselip orada büzülmüş olmasındandır (Kâşânî, s. 160). Öte yandan Kehf sûresindeki (18/60) “iki denizin birleştiği yer” ifadesinde söz konusu olan iki denizle zâhir ve bâtın ilimlerinin kastedildiğini, Hz. Mûsâ’nın (a.s.) zâhir ilmini (şeriat), Hz. Hızır’ın ise bâtın ilmini (ilm-i ledün) temsil ettiğini ileri sürenler olmuştur (Demîrî, I, 245).

İbnü’l-Arabî’nin Abdürrezzâk el-Kâşânî, Dâvûd-i Kayserî, Sadreddin Konevî gibi bazı takipçileri, Hızır’ı kıyamete kadar yaşayacak bir şahıs olarak kabul eden inancın kesin olmadığını, Hızır’ı gördüğünü söyleyen kişinin gerçekte karşısında canlanan kendine ait bir vasfı gördüğünü düşünmüşlerdir. Buna göre aslında o kişinin gördüğü şey kendi ruhunun bir tezahürü veya Rûhulkudüs’tür (Kâşânî, s. 160; İsmail Hakkı Bursevî, III, 499; Kâtib Çelebi, Mîzânü’l-hak, s. 198). Ölümsüzlük hüviyeti verilen Hızır gerçek ve bağımsız bir varlık olmayıp onu gören kişinin halidir. Bu sebeple onu görme ve onunla temas etme mânevî âlemde cereyan eder. Hz. Hızır’ın ruhanî ve semavî bir varlık (melek) olduğuna inananların görüşü de bu yorumu desteklemektedir.

Kaynak: Diyanet İslam Ansiklopedisi, cilt: 17; sayfa: 406
 
Özel başlık
Allah var, gam yok!
Hızır: Allah’ın Ajanı

Sevgili Parazitcell bu tabiri kesinlikle doğru bulmadım. Yazının muhteviyatında itikadi bir sorun olmasa da bu başlık tek kelimeyle yanlış ve hatalıdır. Elbet bu sizin suçunuz değil, keza iyi niyetinizden de zerre kadar şüphem yok; Lakin böyle bir tanımlama ALLAH Teala'nın zatı ve kudretine muvafık gibi durmuyor. Diğer taraftan konunun dini bir vecheye büründürülmesi bu konuya ilgisi olanların albenisini azaltacağını tahmin ediyorum. Herşeye rağmen emeğiniz için teşekkür ederim, benim güzel yürekli kardeşim.
 

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
Değerli ve bilgili @|SeYYaH|, görüşleriniz bizim için aydınlatıcı ve bilgilendiricidir. Tavsiyelerinizi kesinlikle dikkate alacağım. Açıkcası dini bakımından zayıf sayılırım böyle derin konular açısından... Haklısınız da ayrıca, dini kısmını ayrı bir konuda belki tartışmak daha doğru olabilirdi... Olaya bilimsel ve kültürel bakmak daha doğru oluyor.

---- Mesajlar birleştirildi ----

Mesaj imha edilmiştir :D Değerli modaratörümüze teşekkürler...
 
Son düzenleme:
Özel başlık
Allah var, gam yok!
Haklısınız da ayrıca, dini kısmını ayrı bir konuda belki tartışmak daha doğru olabilirdi...

İnşaallah münasip bir konu olduğunda bu mevzuya deyinmek isterim. Burada konunun akıcılığına halel gelmemesi için yazmak istemedim. Gösterdiğiniz anlayış ve hassasiyet için ilanihaye müteşekkirim. Allah razı olsun.
 
Özel başlık
Allah var, gam yok!
“Erbil Valisi Suikasti”

2001 yılında Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan hain bir pusuda şehit edildi. Daha önceki bir yazımda bundan kısaca bahsetmiştim. Hain suikastı yaptığı iddia edilen örgütler böyle bir saldırı planı yapabilecek ve icra edebilecek askeri kapasiteden uzaktır. Suikastla alakalı en çok konuşulan iddia ise CIA’nın fail olduğudur. Bu iddiayı destekler nitelikte bir operasyondur Erbil valisi operasyonu.

İddialara göre Gaffar Okkan suikastı yapılmadan önce ABD’de Başkana düzenlenecek olası bir suikast için CIA ve FBI ortaklaşa bir tatbikat yaparlar. Tatbikat için iki ekibe ayrılırlar. İlk ekip saldırgan rolünde, ikinci ekip koruma rolündedir. Mizansene göre başkan arabasıyla ilerlerken onu motorize ekipler koruyacaktır. Başkanın arabasının önünde ve arkasında ilerleyen motorlu ekiplere el bombalı ve çapraz ateşli bir saldırı yapılacaktır. Daha sonra doğrudan başkan hedef alınacaktır. Koruma rolündeki CIA ajanları ise bunu engelleyecektir. CIA tam bir gövde gösterisi ile bu tatbikatı yapar ve operasyonun artı ve eksi yanlarını analiz ederek dosyayı arşive kaldırırlar. İşte o tatbikatın yapılma şeklinin aynısını Gaffar Okkan suikastında da görüyoruz.

İddiaya göre Gaffar Okkan’a suikast yapıldıktan 36 saat sonra Ankara’dan bir MİT ekibi yola çıkar. Diyarbakır’da Özel Kuvvetlerden bir subayın da katılımıyla ikinci bir toplantı yapılır ve ardından tam teçhizatlı şekilde Irak’a hareket edilir. Gaffar Okkan nasıl şehit edildiyse aynı şekilde CIA bölge sorumlusu olduğu iddia edilen, Irak Kürdistan Demokrat Partisi merkez komite üyesi ve Erbil valisi Franso Hariri’ye suikast yapılır. Arabasında kafasına sıkarlar. Yani ABD tarafından yollanan mektup iadeli taahhütlü adresine geri postalanmış olur. Bu operasyon da istihbarat tarihimizde “Erbil Valisi Operasyonu” olarak yerini alır.
 

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
CIA Başkanı Gina Haspel, canlı yayında, "Türkçe, Çince, Farsça ve Arapça bilen yeni ajanlar arıyoruz" dedi..

DEFALARCA yazdım, söyledim. Amerika Birleşik Devletleri'nin pekçok hedefi vardır, hedef ülkesi vardır.
Ancak sadece ve sadece tek rakibi vardır.
O da ÇİN'dir!
Her anlamda...
Ve derin Amerika buna son vermek istemektedir...
Savaş da budur. Çin'e güç veren, ruh veren aileler ile derin Amerika kıyasıya çatışmaktadır...
Dün kaldığımız yerden devam edelim... Açalım... Savaşı aktaralım...
Amerika Birleşik Devletleri, haftalardır Taliban'la masada...
CIA'nın çok önemli isimleri, Taliban'ın liderleriyle pazarlık yaptı. Şaka olduğunu düşünmeyin. Yaptı! ABD ile Taliban sözcüleri, ateşkes ve barış için bir araya geldiklerini söylüyordu. Amerika Birleşik Devletleri, barış istediği ülkeye on binlerce asker göndermez.
Özellikle son 25 yılda Amerikan askerlerinin demokrasi için girdiği hiçbir yerde barış olmadı. Peki Taliban'la yapılan toplantıda ABD'nin planı ne?
Amacı ne?
Pentagon, Çin'de büyük bir planı hayata geçirmek üzere.
Hedefleri var. Dünyanın her ülkesinde istediği anda iç karışıklığı başaran ABD, Çin'de başarısız oldu. Şimdi Çin'in başına bela olacak terör örgütü DEAŞ. Rakka'dan tahliye edilen DEAŞ teröristleri ile Suriye'den özel bir merkeze götürülen binlerce DEAŞ teröristinin yeni hedefi Çin olacak. Görev yeri ÇİN!
DEAŞ'ın lideri Bağdadi olarak bilinse de gerçek lideri Aminullah...
Bağdadi, ABD'nin her an harcayabileceği bir lider olarak öne çıkartıldı, benimsendi.
Taliban'la haftalardır yapılan görüşmelerde, Afganistan'daki Panjboz köyünün yakınlarındaki hapishanede tutuklu olan DEAŞ lideri Aminullah'ın bırakılması için Taliban'a 200 milyon dolar ödendi. Taliban için bu çok önemli bir rakam.
ABD'nin dünyada yüzde 100 kontrol altına alamadığı tek terör örgütü Taliban'dır. Önemli kısmını yönettiler, ancak kontrol tamamen onlarda değildi...
Taliban'ın 200 milyon dolar karşılığında güvenlik önlemlerini azalttığı hapishaneden Aminullah ve 10 DEAŞ takım lideri kaçırıldı! Helikopterlerin görev aldığı söylenmekte...
Doğal olarak... Çin planı için artık rötuşlar kaldı. Çin, DEAŞ'a hazırlıklı olmalı. Çünkü Afganistan'dan Çin'e geçecek olan DEAŞ teröristleri, birçok bölgede katliam yapacak.
Bugün DEAŞ, Amerikan çıkarları için çalışan CIA kadar önemli bir örgüt. Suriye ve Irak'ta Amerikan planları için işgal ettikleri toprakları, tek bir çatışma hali olmadan YPG veya PYD'ye bırakan DEAŞ, Çin'de iç karışıklık için hazır.
Vahan Koridoru yani Afganistan'nın Çin'e kadar uzanan yol için tüm hazırlıklar yapıldı. Blackwater yani Academi de bu konuda hazırlıklarını tamamladı.
Academi'nin sahibi Eric Prince, Suriye'deki ABD askerlerinin, özel güvenlik şirketine bağlı savaşçılarla değiştirilmesi için teklif yaptı. Medya aracılığıyla yapılan bu teklif tam bir aldatmaca. ABD, Academi'yi de DEAŞ'la birlikte Çin için hazırlıyor. Eğer Çin, kendi içinde savaş yaşamaya başlarsa, ki bunun planları artık bitti gibi, işte o zaman dünyanın geleceği için tekrar bir masa kurulmak zorunda.
Vahan Koridoru şu anda Academi tarafından korunuyor ve yönetiliyor. Eric Prince, Academi'nin North Carolina'daki askeri kampında, Çin'lileri de eğitmeye başladı.
Ülkeden kaçan binlerce Çinli genç, bugün DEAŞ örgütüyle birlikte tekrar ülkelerine giderek bir özgürlük planında yer alacaklarını sanıyor.
Aminullah'ın da Çinliler'e benzemesi ABD'nin ne kadar özenli bir plan yaptığını da gösteriyor.
Çin de artık ABD ile ilişkileri koparmakta kararlı. Çin hükümeti, ABD Adalet Bakanlığı'nın Çinli telekom devi Huawei'nin varisi Meng Wanzhou'yu tutuklatmasını da bir savaş olarak gördüğünü açıkladı.
Pekin, bu durumu "Açılmaması gereken kutunun ABD tarafından açılması" olarak yorumluyor. Yani açılan kutunun büyük bir savaşın habercisi olduğu iddia ediliyor.
Birkaç gün içinde Akdeniz'de olması beklenen ABD Deniz Kuvvetleri'ne ait güdümlü füze destroyeri 'USS Donald Cook'un da Çin'in deniz yolu ticaretini engellemek için bölgeye gönderildiği sır değil.
'USS Donald Cook' bir uçak gemisi değil ama ABD'nin en önemli konularda mesaj vermek için kullandığı bir gemi.
Daha önce Gürcistan'da, Baltık Denizi'nde, Beyazdeniz'de, Kuzey Denizi'nde çok önemli mesajlar veren 'USS Donald Cook' Çin'de de rahatsızlık yarattı.
Baltık Denizi aylardır ABD ile Rusya gerginliğine neden olurken, 'USS Donald Cook' defalarca Rus uçakları tarafından taciz edildi. 'USS Donald Cook'un Akdeniz'e gelmesi, buranın da ısınacağını gösteriyor. Kıbrıs adası etrafında görev yapacak olan 'USS Donald Cook', İngiltere'yi de kızdırdı. Ancak İngilizler, ABD ile açıktan karşı karşıya gelmek yerine gizli görüşmelerde şikayetlerini iletme yolunu seçiyorlar... Tercihleri bu oldu. İpek Yolu projesinde en kazançlı ülke olarak tüm dünya iki ülkeyi işaret ediyor. Türkiye ve İngiltere... İngiltere'nin, Akdeniz'de ABD ile karşı karşıya geleceği zaman çok uzak değil. Bundan kaçış yok.
Adamlar kararlı... Gelecekler, kimseye de söz hakkı vermek istemiyorlar. Bizim bu konuda hem uyanık hem de hazırlıklı olmamız gerekmekte... Kim ne yapar bilinmez ama bizim kararlı tutumumuzu sürdürmemiz şart...
CIA çalışanlarının yüzde 70'i ABD içinde görev yapar.
Yapardı! Ancak bugün bu rakam yüzde 40. Yani CIA artık çok ciddi şekilde dünyanın dört bir yanında agresif bir çaba içinde. Taliban'la görüşmeler yapan CIA, Venezuela'da da görevini yerine getiriyor!
Fransa'da sokak olayları içinde yer alan CIA, Tayvan'da da önemli işler başarıyor.
Akdeniz ve Karadeniz'e sınırı olan kentlerdeki CIA ajanının sayısı ise çok ama çok fazla. Birkaç ay önce CIA Başkanı Gina Haspel, canlı yayında, "Türkçe, Çince, Farsça ve Arapça bilen yeni ajanlar arıyoruz" dedi. Yani savaşın bölgelerini ilan etti.
Gina Haspel'in da bu dilleri iyi derece de konuşması, onun neden bu göreve getirildiğini de gösteriyor. Dünyanın en hareketli dönemine girdiğini görmek artık zor değil. Şimdi her ülkenin bu bilinçle hareket ettiğini düşünürsek, gerilimin daha da artacağı zaman diliminin içindeyiz artık. Hiç Çin'e kadar gitmemişlerdi.
Anlaşma olur ümidiyle paylaşım tamamlanır beklentisiyle...
Şimdi Çin'e kadar ulaşacaklarsa dünyayı sıkıntılı dönem bekliyor demektir... Çok sıkıntılı dönem hem de... Bizim dengemiz de çok ama çok önemli... Ama karşılaşma çok büyük... Telafisi de yok... Doğru hamle 100 yıl kazandırır....

Ergün DİLER...

---- Mesajlar birleştirildi ----

Bu arada MiT de boş durmuyor :D

Bu dilleri biliyorsanız MİT sizi arıyor

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), sınavla Arapça, Farsça, Ermenice, İbranice ve Soranice bilen personel alımları yapıyor... Daha ne diller vardır da listede biz bu kadarı ile yetinelim.
 
Son düzenleme:

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
Türkiye'nin ilk istihbarat gemisi denize indi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, milli imkanlarla üretilen ilk istihbarat gemisi Ufuk korvetinin denize iniş töreninde önemli açıklamalar yaptı.

Erdoğan, "Ufuk korveti alanının lideri olmaya namzettir. Ufuk korveti milli imkanlarla üretilen ilk istihbarat gemisi olma özelliği taşıyor. Türkiye'nin gören gözü duyan kulağı olacaktır" dedi.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Tuzla Tersanesi'nde Test ve Eğitim Gemisi Ufuk (A-591) Denize İniş Töreni'nde konuştu.

GEMİCİLİK SEKTÖRÜ SON 16 SENEDE ŞAHA KALKMIŞTIR

Buradaki kardeşlerimiz, kışın soğuğuna, yazın sıcağına, denizin rüzgarına aldırmadan gece gündüz çalışarak, üreterek Türkiye’nin gemicilik alanındaki kalkınma hamlesine de öncülük ediyorlar. Büyük bir gururla ifade etmek isterim ki, bugün Türkiye gemi inşası, tamiri, bakımı ve onarımında Akdeniz’in lider ülkelerinden biridir. Türkiye kendi ihtiyaçları yanında Norveç, İngiltere, Hollanda, Fransa, Almanya ve İtalya gibi dünyanın pek çok gelişmiş ülkesi için buradaki tersanelerde gemiler inşa ediyor. Sadece Tuzla bölgesindeki tersanelerde son 6 yılda yaklaşık 2 bin geminin tamiri, onarımı ve yenilenmesi gerçekleştirilmiştir. Diğer illerimizdeki tersaneler de dahil edildiğinde bu rakamlar kat be kat fazladır.

fft16_mf13279205.Jpeg


Türk gemicilik sanayi üzerindeki ölü toprağını silkeleyerek son 16 senede yeniden şaha kalkmıştır. Test ve Eğitim Gemisi Ufuk, ülkemizi liderliğe taşımanın en büyük göstergesidir.

Böylece MİLGEM projesinin en önemli kısmını gerçekleştirmiş oluyoruz. Ufuk korveti alanının lideri olmaya namzettir. Ufuk korveti milli imkanlarla üretilen ilk istihbarat gemisi olma özelliği taşıyor. Türkiye'nin denizlerdeki gören gözü duyan kulağı olacaktır.

Ufuk korvetimiz ağır iklim ve deniz şartlarında 45 gün boyunca kesintisiz seyir yaparak milli güvenliğimize yönelik tehditleri anında tespit edebilecektir. Özellikle sinyal istihbaratının hayati önem kazandığı günümüz dünyasında Ufuk korvetinin çok büyük bir boşluğu dolduracağına inanıyorum.
 

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
Casus kardeşliği (KADIN AJANLAR İŞ BAŞINDA!)

GELİN bugün CIA Başkanı Gina Haspel'den girelim, ekibinden devam edelim. Savcı Bharara'nın RIZA SARRAF olayını anlatmasına uzanalım.
Sonra da Pentagon ile yaşanan S-400 krizine gidelim...
"Ekonomik saldırı olur mu" sorusuna cevap arayıp bitirelim...
Mattis'in yerine bakan SHANAHAN önemli bir isim.
Atak ve iddialı. Pentagon zaten böyle! Türkiye'nin S-400, hatta S-500'ler için İSTEKLİ görünmesi, pazarlıkların başlamasıbitmesi PENTAGON'u fazlasıyla telaşlandırdı.
Pentagon'daki bütün komutanlar ve NATO rahatsız! Peki ne olacak?
Gelin bu noktaya bakalım.
Birlikte akıl yürütelim. Neler olabilir konuşalım...
Önce kitaba dokunalım...
Rıza Sarraf soruşturmasını ABD'de başlatan, eski New York Güney Bölgesi Başsavcısı Preet Bharara'nın anılarını paylaştığı kitap, 19 Mart'ta piyasada...
Wall Street'in Şerifi olarak adlandırılan BHARARA kitabın tanıtımı için sahne aldı bile...
AMAZON da satış için çoktan hazırdı zaten... Televizyonlarda boy gösteren Bharara şunları söylüyordu: "Sarraf davasının ortaya çıkmasının ardından, Hindistanlı diplomat Devyani Khobragade soruşturmasındaki gibi kötü adam ilan edilmemiştim.
Aksine Twitter hesabım aniden patladı. Takipçi sayım, 8 binden sevinçli Türkler'den dolayı 250 bine yükseldi. Türkiye'den insanlar bana övgüler yağdırdı, teşekkür etti ve kebap teklif etti.
Çok cömert bir Twitter kullanıcısı ise bana "Türk rakısı, şiş kebabı, lokum ve Türk Halısı" teklifinde bulundu..." Preet Bharara'nın anılarını yazmasının bizim için ne kadar önemi var bilemem. Onun takipçilerinin artmasının da bizim açımızdan anlamı ne kestiremem!
İlgimi de çekmez zaten... Ama zamanlama olarak önemli...
S-400 gerginliğinin olduğu bir döneme denk gelmesi ilginç!
Duruşma salonuna sığmayan ifadelerin ABD BASININDA yer alması belli ki olayı daha da ilginç hale getirecek!
Savcı Bharara'nın adımlarını ya da ABD'nin atacağı adımları hesap eden ANKARA geçtiğimiz günlerde önemli ama konuşulmayan bir karar aldı! Türkiye Emlak Katılım Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından faaliyet onayı aldı. Türkiye'de katılım bankası olarak hayata geçecek Türkiye Emlak Katılım Bankası A.Ş'nin yakın zamanda şubeleşmeye başlaması bekleniyor. HALKBANK DAVASININ ISITILMASINA,
S-400'lere karşı silah olarak kullanılması ihtimaline ya da gelmesi muhtemel cezaya önlem olarak kurulmuş olabilir mi? Bu nedenle EMLAK BANKASI geri dönüyor olabilir mi? Pekala olabilir! Önlemdir! ABD'nin atacağı adımı boşa çıkarma hamlesidir! Akıllıcadır!
17-25 ARALIK operasyonlarının asıl amaçlarından biri, belki de en önemlisi, İRAN ile yapılan ticareti bitirmekti. Washington eksenine uymayan İran'ın cezalandırılmasını önleyen Türkiye'ye ayar verilmesiydi!
Bir taşla iki kuş vuracaklardı.
İki ülke de zarar görecekti.
HALKBANK da bu nedenle hedefti! Zaten geldiler, girdiler, bu hatta rol alanlara da ceza verdiler. Olayın ABD ile ilgisi doğrudan görünmemesine rağmen KÜRESEL POLİTİKA açısından İran, ÇİN ile yan yanaydı. Ve her şartta ceza almalıydı. Türkiye de kendini böyle konumlandırdığı için radardaydı! Yakalanıyordu!
Başkan Trump'ın ipini çekmek için aralıksız ifade veren avukatı Michael Cohen gibi akrabası diğer Cohen de CIA etiketiyle HALKBANK'a dalıyordu! Ve Türkiye-ABD ilişkileri kopma noktasına geliyor, gerildikçe geriliyordu!
Tam bu noktada bir dedikoduyu paylaşmak istiyorum...
David Cohen'in, HALKBANK'a girdikten sonra da öncesinde de GÖRÜŞTÜĞÜ bir TÜRK SİYASETÇİ geçtiğimiz günlerde bir nedenden dolayı gözaltına alındı!
Doğrulatma fırsatım olmadı.
Ama bir dostum söyledi. Gözaltına alınmış, akşamı da serbest kalmış... Konuyu bilmiyorum.
Öğrenmek için zamanım olmadı.
Ancak David Cohen'le İstanbul'da YATTA yemek yiyecek kadar yakındılar diye işitmiştim... Amerikalı dostum söylemişti. Şaşırmıştım da gülmüştü... "Neden şaşırıyorsun ki? Böyle çok isim var" diye beni sakinleştirmeye çalışmıştı... Araya bu notu eklemek istedim...
Devam...
HALKBANK, gelmesi muhtemel yüklü bir ceza, S-400 alımı ve çıkacak kriz...
Ve tırmanması muhtemel döviz kurları... Hepsi mümkün! Peki kolay mı?
Buradan yürüyelim. Ve hemen CIA'ya bakalım... Gina Haspel'a odaklanalım... Suud Hanedanı'na "Washington'da benden başka muhatabınız yok. Dediğimi yapın ya da sonuçlarına katlanın...
Ölüm de seçeneklerden biri" diyecek kadar ileri giden kadın başkana bakalım... Önemli çünkü...
Gina Haspel, CIA'de en önemli pozisyonlarda çalışma stillerini bildiği 2 kadını tercih etti. Elizabeth Kimber, CIA Operasyonlar Direktör Yardımcısı oldu. Dawn Meyerriecks de Bilim ve Teknoloji Direktör Yardımcısı olarak atandı. Haspel göreve geldikten sonra CIA'in en önemli pozisyonlarına kadınları getirdi.
Şu anda CIA'de önemli birimlerde yüzde 50-yüzde 50 kadın erkek eşitliği sağlandı. Elbette bir de Cynthia Rapp vardı! CIA tarihinin en önemli analisti olarak gösterilen Rapp'in özellikle operasyonel birimi mükemmel yönlendirdiği konuşuluyor.
Washington'da bunlar SIR değil.
Fısıltılarla dillendiriliyor. Yazılıyor da...
Elizabeth Kimber, GINA HASPEL'in en güvendiği isimlerden... Belki de ilk sırada geliyor. Tam bir CIA personeli...
Kişilik olarak... Kendisi hakkında çok az bilgi var. New York'taki Hamilton Koleji'nden lisans derecesi olan ve çok iyi derecede Fransızca bilmesinden başka detay yok. Tanıyanlara göre ise Kimber çok etkin ve tehlikeli biri. CIA Ulusal İstihbarat Müdür Yardımcısı Sue Gordon da bu tanıma girenlerden...
Courtney Simmons, CIA'in genel danışmanı gibi görünse de Haspel'in en güvendiği isimlerden biri. CIA'in 30 yıllık ajanı Sonya Holt da hala etkin. Bunların hepsi Haspel'in kardeşi. Buna Casus Kardeşliği deniyor. Bunu da hiç mi hiç saklamıyorlar! Ancak sakladıkları bir şey var!

Gina Haspel'in neden kadınları tercih ettiğine dair bir tahmin yok.
Haspel'ın, güçlü yapısı, güveni esas alan tarzı nedeniyle bildiği ve inandığı kişilerle yola çıktığı ileri sürülmekte. GARİPTİR BU KADINLARDAN OLUŞAN CASUS KARDEŞLİĞİNİN HEDEFİNDE TÜRKİYE VAR... Kaç kez denediler olmadı. Kaç kez geldiler tutmadı!
Ama yine gündemlerinde, masalarında TÜRKİYE...
CASUS KARDEŞLİĞİ KADINLARLA GELMEYİ DÜŞÜNÜYOR!
Önce erkekler şimdi kadınlar... İlginç değil mi! Gelirler mi bilemem. Ama sonuç almaları çok zor! Bunu biliyorum... Bence onlar da biliyor! Her şeye rağmen S-400 için adım atmayı deneyeceklerdir. Bilmemizde fayda var!.

Ergün DİLER...
 

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
!... İSTİHBARATTA "AKIL", "GÜÇTEN" HEP ÜSTÜN GÖRÜLÜR ...!

TÜRKİYE
konumu gereği büyük savaşın tam ortasında.
Kaçış yok. Mücadele edeceğiz.
Zaten bizi buna zorlayacaklar.
Aksini düşünen büyük yanılgı içindedir! Amerika Birleşik Devletleri Trump'a rağmen savaş kararı aldı. Çin hedef!
Çin ile yürüyen ülkeler de...
İngiltere ve Türkiye de bu kategoride. Amerika'daki ÜÇ ÖNEMLİ İSİM BÜTÜN ANALİZLERİ yaptı. Şimdi savaş karargahına çekildiler. Gelin orada ne olup bittiğine bakalım...
Amerika Birleşik Devletleri'nde bazı isimler yıllarca gizli görevlerde imkansızları başarır. Bu isimlerden ikisi de kuşkusuz ABD eski Savunma Bakanı Jim Mattis ve Trump'ın Ulusal Güvenlik eski Danışmanı H.R. McMaster... Trump, kendisine özel toplantılarda hakarete varacak kadar ağır sözler söyleyen H.R. McMaster'ı defalarca görevden almak istedi, alamadı. Sonra H.R. McMaster yeni görevi için istifa etti ve California merkezli Hoover Enstitüsü'nde işbaşı yaptı.
Hoover, STANFORD'un bir koludur! Önemli koludur! Hoover Enstitüsü, dünyada savaşların zamanını belirler.
ZATEN ÖNEMİ DE BURADAN GELİR! Bu Condoleezza Rice'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olduğu günlerden beri değişmedi. 11 Eylül 2001 saldırıları da bu enstitüde kararlaştırıldı. Bizzat o saldırılarda Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Condoleezza Rice, her detayı ilk bilen kişiydi. Bu saldırılar sonrasında Afganistan ve Irak operasyonları da Hoover Enstitüsü'nde hazırlandı.
Condoleezza Rice, Hoover Enstitüsü'nün hala en güçlü isimlerinden biridir. H.R. McMaster'ı da Mattis'i de isteyen kişi bizzat kendisiydi. Mattis de Rice için aile dostuydu çünkü.
Colorado'daki Cherry Hills Village'daki bir Kız Katolik Lisesi'nde eğitim alırken, kendinden birkaç yaş büyük Jim Mattis'le tanışmıştı. Condoleezza Rice, Hoover Enstitüsü'nde 2001 saldırıları sonrası Afganistan ve Irak operasyonlarında komutanın Mattis'te olmasını istiyordu. Mattis de o gün Rice ile Hoover Enstitüsü'nde masada yan yana oturuyorlardı. 11 Eylül sonrası Afganistan'ı işgal eden Pentagon'un Özel Kuvvetler Komutanı da Jim Mattis'ti. 2 yıl boyunca Afganistan'da çok önemli işlere imza atan Mattis, Rice'ın ricasıyla Irak Felluce'ye geçti. Irak işgalinde çok önemli bir rolü olan Felluce'nin önemli komutanı da Mattis'ti. Şimdi Rice resmi olmasa da Mattis'le birlikte Hoover Enstitüsü'nde çalışacak. Yanlarında da McMaster olacak.
ABD Genelkurmay Başkanı Dunford da yakında Hoover Enstitüsü'nde yerini alacak.
Hoover Enstitüsü, Mattis, Rice ve McMaster'ın Akdeniz, Ortadoğu ve Karadeniz'le ilgili fikirlerini aldı. Bu öngörüler sonrasında hazırlanan savaş raporunu tekrar Rice, Mattis ve McMaster'a sunacak. Ardından da ABD; yeni işgaller için silahı çıkaracak.
Çünkü Pentagon, Avrupa'da kaybettiği gücü, Akdeniz ve Ortadoğu'da kendi lehine çevirmeye kararlı. Özellikle enerji üslerinin tamamının Pentagon'a bağlanması, yıllardır Washington'ın planıydı.
Pentagon, birkaç yılda ABD'nin Ortadoğu ve Afrika'da harcadığı trilyonlarca doların karşılığını bu bölgeden alacak.
DERİN AMERİKA BURADA İNGİLTERE'ye odaklanmış durumda!
Çünkü Londra, yıllardır gizli şekilde karşı karşıya geldiği Washington'la şimdi açıktan mücadele etmek zorunda! Ve edecek mi? Hoover Enstitüsü, her ne kadar bugün Rusya ile karşı karşıya gelse de İngiltere'nin gizlice Moskova ile masaya oturduğuna inanıyor. Rusya, Çin ve İngiltere'nin anlaştığı da Hoover Enstitüsü'nün ısrarla üzerinde durduğu bir konu.
ABD'de akıl hep güçten üstün olarak görüldü. Mattis, Rice ve McMaster'ın da son derece özel zekalara sahip oldukları, geçmişteki başarılarıyla kanıtlandı. Eğer ABD, yeni dönemde daha da güçlü olmak istiyorsa bunun Mattis, Rice ve McMaster'ın öngörüleriyle mümkün olacağının farkında.
ONLAR İÇİN ÜÇ ÖNEMLİ AKIL, ÜÇ ÖNEMLİ SİLAHŞÖR, ÜÇ ÖNEMLİ OYUN KURUCU bunlar...
Mattis, Rice ve McMaster Avrupa ile Afrika'da birçok özel toplantıya katılacak. Pek çoğu program dışı ve gizli... 50'den fazla ülke gezecekler! Mattis'in Avrupa ve Ortadoğu'daki gücü Washington için en büyük şans.
Rice mı? O da Ortadoğu'da hala büyük bir askeri güce sahip. Yıllar önce çok iyi bildiği Ortadoğu'dan hiç kopmayan bir Rice var. O ünlü söz Mattis'in Hoover Enstitüsü'ndeki odasına asıldı bile: "Başarısızlık kaygısı hiç yaşamadım, uykularım da kaçmadı.
O kelimeyi heceleyemem bile..."
Peki ABD, Rusya-İngiltere-Çin ve Türkiye'ye nereden gelecek?
Üzerinde durulması gereken konu bu!
DERİN AMERİKA, Rusya'nın AVRUPA'ya uzanan KUZEY AKIM ve TÜRKAKIM'ını hedef aldı, alacak. Burada rol alan şirketler ve karar vericiler hedef olacak.
Zaten Gazprom'un Avrupalı ortakları arasında olan Fransız Engie, Avusturya'nın OMV AG, Almanya'nın Uniper ve Wintershall ile Hollandalı Shell hedef! John Bolton "S-400'leri alırsa Türkiye NATO'da kalamaz" açıklaması yaptı...
Türkiye için ne düşünüyorlar?
Bizim üzerinde durmamız gereken soru bu! Çin ile birlikte yürümemize itiraz eden DERİN ABD NATO'dan dışlanmamızı, sonra da NATO ile kapımıza dayanmayı hesap ediyor olabilir mi? S-400 almamız için neredeyse her türlü tahriki yapmaktalar!
NEDEN! NATO dışına itilecek Türkiye'ye içinde YPG'nin de bulunduğu ARAP NATO'SU ile gelmek için mi? Siyaset yapan herkesin düşünmesi gereken bu! "BEKA sorunu yok" diyenler özellikle düşünmeli...
Türkiye kimle yoluna devam ederse etsin İKİ GÜÇTEN BİRİ SALDIRACAK... Her iki güç de TÜRKİYE olmadan olamayacağını bizlerden çok daha iyi biliyor. Son tahlilde kazanan biz olsak da fırtınaya hazır olmakta fayda var! Fırtınayı nasıl atlatırız, buna bakılmalı...
NOT: Ne olduğunu bilemiyorum...
Şimdilik. Ancak ABD'de fısıltılarla TÜRKİYE planı yapılmakta. Gelseler de sonuç alamazlar! Ancak gelmekten vazgeçmeyecekler! Sakın aksini düşünmeyin! Çünkü TÜRKİYE denge ülke! Biz neredeysek o kazanacak! NET! 1 Nisan sonrasına iyi bakmakta büyük fayda var! Bekliyorlar çünkü!.

Ergün DİLER...
 

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
69184



Rus İstihbaratının ‘Aktif Tedbirler’ Mirası ve Siber Operasyonlar


Rusya'nın ABD başkanlık seçimlerine siber yöntemlerle müdahale ettiğine yönelik tartışmalar, KGB’nin uzun yıllardır başvurduğu ‘siyasi sabotajlar’ ile seçim sürecinde tanık olunan ‘siber operasyonlar’ arasında doğrudan bağ kurulmasına neden oldu.


Rusya’nın 8 Kasım 2016’daki ABD başkanlık seçimlerine siber yöntemlerle müdahil olarak sonuçları etkilediği yönündeki tartışmaların estirdiği rüzgârlar dinmezken, Donald Trump ekibinin Rus istihbaratıyla bağlantıları konusunda yürütülen soruşturmanın başındaki isim olan FBI Başkanı James Comey’nin ani bir kararla görevinden alınması krizi daha da derinleştirdi.
ABD başkanlık seçimine Rus müdahalesine ilişkin CIA, FBI ve NSA’nın ortaklaşa hazırladığı ve ocak ayında kamuoyuna sadece 25 sayfalık kısmı açıklanan istihbarat raporu, ABD siyasi tarihinin en büyük politik skandallarından birine yol açmıştı. Siyasi kurumların elektronik sistemlerinin hacklenmesi ve çalınan bilgilerin WikiLeaks kanalıyla sızdırılarak ABD’de siyasi krize yol açması KGB’nin uzun yıllardır başvurduğu bir ‘aktif tedbir’ uygulaması olan ‘siyasi sabotajlar’ ile bahse konu ‘siber operasyonlar’ arasında doğrudan bir bağ kurulmasına sebebiyet verdi.

SİBER SALDIRILARDA BENZER TAKTİKLER

Rusya’nın diğer ülkelerdeki seçimlere ilgisi, ABD başkanlık seçimlerinden ibaret de değildi. Örneğin Fransa’da 23 Nisan 2017 tarihindeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turundan iki gün sonra, bilişim teknolojileri güvenliği alanında rüşdünü ispat eden Tokyo merkezli siber güvenlik firması Trend Micro, Rus hackerların, cumhurbaşkanı adayı Emmanuel Macron’un seçim kampanyasını hedef aldıkları iddiasında bulundu.
ABD istihbarat teşkilatları olağanüstü şekilde üretken bir yapı sergileyen “Pawn Storm” (namıdiğer ‘Fancy Bear’ veya ‘APT 28’) isimli siber espiyonaj grubunun Rus Askerî İstihbarat Servisi ‘GRU’ bağlantısına dikkat çekerlerken, Trend Micro’dan araştırmacı Feike Hacquebord, Pawn Storm’un kullandığı dijital altyapıda Macron’u hedef alan sahte web domain (alan adları) tespit ettiklerini açıkladı. Öte yandan Hacquebord, Macron saldırılarına ait dijital parmak izlerinin, 2016’da Clinton’ın seçim kampanyasını yürüten Demokratik Ulusal Komite (DNC) ile 2016 Nisan-Mayıs aylarında Almanya Şansölyesi Merkel’in partisini hedef alan saldırılarla benzer tekniklerin kullanıldığını gösterdiğini vurguladı.
Bu gelişmeler, istihbarat dünyasında ‘enformasyon savaşları’ ve ‘etki operasyonları/nüfuz casusluğu’ konularını yeniden gündeme taşıdı. ABD’de devam eden tartışmalarda, Rusya’nın rakip ülkelerin seçimlerini ya da siyasal karar süreçlerini etkileme maksadıyla siber araçlarla yürüttüğü operasyonları, esasında KGB’den miras kalan ve Soğuk Savaş dönemiyle özdeşleşmiş ‘aktif tedbirler’ kültüyle ilişkilendirme teşebbüsleri gündeme geldi.
Yani tarihsel bir kavram olan ‘aktif tedbirler’ konseptiyle, Rusya’nın ‘siber’ ve ‘enformasyon’ operasyonları arasında amaçları, taktikleri ve sonuçları bakımından bir ilişki kurgulanıyordu. Rusya’nın bir taktik olarak aktif tedbirleri siber operasyonlara uyarladığı noktasında kurulan bu ilişki bizzat resmi bir komisyon tarafından dile getirilmişti. ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi’nin 20 Mart 2017 Pazartesi tarihli açık oturumu, ‘Rus Aktif Tedbirler Soruşturması – Open Hearing on Russian Active Measures Investigation’ başlığını taşıyordu.

AKTİF TEDBİRLER VE ALGI YÖNETİMİ

Temsilciler Meclisi’nin 15 Mart 2017 tarihli ‘Enformasyon Savaşı ve Karşı Propaganda’ başlıklı oturumunda, Fort Leavenworth’taki Dış Askeri Araştırmalar Ofisi (FMSO)’nde kıdemli bir analist ve Rusya uzmanı olan Timothy L. Thomas, Rusya’nın ‘enformasyon savaşı’ konseptini ‘teknik’ ve ‘psikolojik’ enformasyon şeklinde iki ana kategoriye ayırarak açıklamıştı. Bu bağlamda Thomas, siber ve sosyal medyanın her ikisini harmanlama trendinden ve Rusya’nın ortaya çıkan yeni eğilimleri ve savaş halinin niteliğini ne şekilde gördüğü konusunda önemli bir değişime kaynaklık ettiğinden söz etti. Bu konsept çerçevesinde Rusya, ‘geleneksel’ aktif tedbirleri yansıtan ‘online’ taktiklerle operasyonlar icra etmekteydi. Örneğin Rusya, yurt içi ve yurt dışındaki siyasi gündem ve ideolojisini gerçekleştirmek için bazı bağımsız zümre ve grupları tarihsel olarak kullanıyordu. Öyle ki 1990’ların başlarından itibaren ve özellikle de Putin’in ilk ve daha sonra 2000’li yıllardaki dönemiyle birlikte FSB, bilgisayar korsanlığıyla uğraşan karanlık gruplarla belirsiz ilişkiler yürütmeye başlamıştı. Bu savaş tarzı, Ortadoğu’da cereyan eden ‘vekalet savaşları’nın adeta bir başka versiyonunu hatırlatıyordu.
Peki bu ‘aktif tedbirler’ konsepti tam olarak ne anlama geliyordu ve ne tür taktik uygulamaları içermekteydi? ‘Aktif tedbirler’, Rusça’daki ‘aktivnyye meropriatia’ kelime öbeğinden çevrilmiş olup KGB tarafından bir takım ‘etkileme faaliyetleri’ni tanımlamak için kullanılan bir şemsiye kavramı ifade etmektedir. Ancak Rus olmayan kaynaklar, bu kavramı daha ziyade dar bir biçimde ‘algı yönetimi’ konseptine sıkıştırmaktadırlar. Bu doğrultuda Rusların, Sovyetler Birliği hakkında pozitif, düşmanlarına dair ise negatif algılar oluşturmak suretiyle kamuoyunu ya da anahtar karar alıcıların davranışlarını ve görüşlerini etkilemek için başvurdukları örtülü araçlar ya da siyasi faaliyetler olarak görmektedirler.
Aktif tedbirlerin genel niteliği ve muhtevası konusunda en net ve tanımlayıcı açıklamalardan birisi emekli KGB Tümgenerali Oleg Kalugin tarafından 1998 yılında kendisiyle CNN tarafından gerçekleştirilen bir mülakatta yapılmıştır. Kalugin, Sovyet istihbaratının ‘diğer tarafı’ olarak nitelendirdiği ‘aktif tedbir’ tabir edilen uygulamaların, özünde Sovyet istihbaratının kalbi ve ruhu şeklinde tanımlayabileceği ‘yıkıcılık-subversion’ olduğunu dile getirmiştir. Bu uygulamalar, Kalugin’e göre bir istihbarat toplama faaliyeti olmayıp bir tür yıkım aracıdır. Söz konusu tedbirler, Batı’yı güçsüzleştirmek, başta NATO olmak üzere Batı ittifakı içerisinde uyumsuzluk ve ayrışmalar yaratmak ve ABD’yi Avrupa, Asya, Afrika ve Latin Amerika halklarının gözünde zayıflatmak gibi hedefleri içermiştir. Böylece ABD’yi diğer insanların öfke ve güvensizliğine karşı daha korunmasız hale getirmek amaçlanmıştır. Sonuçta aktif tedbirlerin amacı, değişen şartlara göre çeşitlenmekle birlikte ‘nüfuz etme/etkileme’, ‘algı yönetimi’ ve ‘savaşa hazırlık’ gibi hususları içermiştir.

SOYVETLER DÖNEMİNDEKİ UYGULAMALAR

Kalugin’in perspektifinden bakıldığında ‘aktif tedbirler’ konsepti içerisindeki uygulamalar, niteliği itibarıyla aslında ‘politik savaş’ taktiklerinden başka bir şey değildir. Bu taktikler, bağımsız (görünümlü) zümre ya da grupların teşkil ve finanse edilmeleri, örtülü yayınlar, medya manipülasyonu, dezenformasyon, sahtecilik ve etki ajanlarının satın alınması gibi faaliyetleri içermektedir. Ne var ki Fletcher R. Schoen and Christopher J. Lamb, 2012 Haziran’ında Ulusal Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından yayımlanan ‘Stratejik Perspektifler’in 11. sayısında yer alan çalışmalarında bu tür bir ‘aktif tedbirler’ anlayışının son derece dar kapsamlı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Schoen ve Lamb’e göre, Sovyetlerin aktif tedbirler uygulamaları, algı manipülasyonu için açık ya da örtülü operasyonlara, kışkırtma, suikast ve hatta terörizm gibi alanlara kadar uzanmıştır.
‘Aktif tedbirler’ özellikle Khrushchev döneminde (1953-64) geçerliliğini korumakla kalmamış, daha yaygın bir biçimde başvurulmak suretiyle yeniden kurgulanmıştır. Bu politikayı Khrushchev, Sovyet kamuoyuna yönelik bir ‘algı yönetimi aracı’ olarak Cheka ruhunu/mitolojisini yeniden inşa etmek suretiyle bilhassa film sektörü üzerinden kullanmaya çalışmıştır.
Soğuk Savaş Dönemi’nde rakip ülkelere karşı yıkıcı faaliyetlerde bulunmak, Sovyetler Birliği’nin temel amaçlarından birisini teşkil etmiştir. Andropov döneminde (1967-82) KGB, yıkıcı faaliyetleri sistematik bir metodoloji içerisinde kullanmıştır. 1970’li yıllarda taraf değiştirmiş bir KGB ajanı olan Yuri Bezmenov, KGB’nin bu sistematiğinin dört temel aşamaya dayandığını açıklamıştır. Bunlar, 15-20 yıllık bir süreci içeren ve bütün gerçekleri ve doğruyu inkar esasına dayanan ‘moral bozma-demoralization’; 2-5 yıl alabilecek ekonomi, dış ilişkiler ve savunma sistemleri gibi hayati unsurların altının oyulması anlamında ‘istikrarsızlaştırma-destabilization’, 6 hafta alabilecek, iktidarın, temel yapı ve ekonominin köklü bir biçimde değişimini sağlayacak ‘kriz aşaması’ ve alaycı bir ifadeyle mevcut Komünist yönetimin idamesi anlamında ‘normalleşme-normalization’dir. Bu sistematik, literatüre ‘Bezmenov Modeli Yıkıcı Faaliyetler’ olarak geçmiştir.
 

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
İstihbari faaliyetlerde kullanılan nesneler sergileniyor... İşte MİT'in Casusluk Müzesi


69185


Milli İstihbarat Teşkilatı’nın 90. kuruluş yıldönümünde, 90 nesnelik seçkiyle oluşturulan ve Türk istihbarat tarihinin değişik dönemlerine ait bazı doküman ve görselleri içeren MİT Sanal Müze ile Teşkilat’ın ulusal güvenlik geçmişine ışık tutulması amaçlanmıştır.
İstihbari faaliyetlerin sahip olduğu stratejik önemin daha iyi anlaşılabilmesi ve istihbarat üretim süreçlerinin çok yönlü, sistematik yapısına dikkat çekilebilmesi adına, ilk olarak 90 nesnelik seçkiyle hayata geçirilen müze arşivinin, zaman içerisinde geniş bir kaynak haline dönüştürülmesi planlanmaktadır.


 

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
Dünyanın Korktuğu En Tehlikeli Yapay Zeka İstihbarat Kuruluşu NSA !

69344



Bilim ve teknolojideki gelişmeler istihbarat dünyasını da etkiliyor. Bir imparatorluk olarak siyasi, ekonomik ve askeri anlamda büyük bir düşüşte olan abd'nin istihbaratta yapay zekâ çalışmalarına ağırlık vermesi boşuna değil.
Bu hafta Üç Boyutlu Portre'de 'intelligence' kelimesi İngilizce'de hem zekâ, hem de istihbarat manasına geldiği için 'artificial intelligence' kavramıyla tam olarak ifade edebileceğimiz sahadaki güncel gelişmeleri ve riskleri aktarmaya çalışacağım.
Kuşkusuz her iktidar odağı gibi ABD devlet aklı da istihbaratın, 'iktidarın olmazsa olmazı' olduğunu biliyor. İstihbari iktidardan kasıt, ülke içinde Orwell'ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört'te anlattığına benzer totaliter bir muhaberat devleti kurup dışarıda zayıf olmak değil. ABD; yayılmacı, yer yer işgalci dış politikası gereği yeni istihbarat rejimini Ortadoğu ve Pasifik'ten başlayarak dünya sathına yayma amacında. Bu çalışmaların taşıyıcısı da cia değil, teknik istihbarat alanında faaliyet gösteren National Security Agency (Ulusal Güvenlik Teşkilatı). Yaygın kanaatin aksine ABD adına en çok istihbarat toplayan kuruluş da CIA, değil nsa.

İSTİHBARAT ROBOTU
Peki, ne yapıyor NSA? HUMINT (Human Intelligence-İnsana Dayalı İstihbarat) ile yürütülecek kimi faaliyetleri SIGINT (Signal Intelligence-Sinyal İstihbaratı, Teknik İstihbarat) faaliyetleriyle gerçekleştirmeye çalışıyor. Yani istihbaratta insan unsurunun yerine bilgisayarları yerleştirmeye çalışıyor. Yapay zekâ araştırmalarının henüz emekleme aşamasında olduğu günümüzde bu proje neredeyse bir ütopyadan ibaret. Ama ABD yine de en az çeyrek asır sonrasının teknolojisi için şimdiden yatırım yapıyor.
NSA'nın Maryland'deki merkezinde çalışan bilgisayar mühendisleri, istihbarat faaliyetlerinin hatırı sayılır bir kısmını kendi başına yapabilecek ileri yazılım teknolojileri üzerine çalışıyor. Telefon dinlemelerin tape çözümleri gibi basit mekanik işlerden istihbari veri analizi gibi daha karmaşık işlere kadar bir dizi çalışmayı yürütebilecek 'istihbarat robotları' da denilebilir bunlara.
İlk yüz tanıma teknolojisine kaynaklık eden optik transistör sistemi, EMS denilen elektromanyetik spektrum teknolojileri üzerine çalışmalar da bu projenin bir parçası. Buna radyasyon istihbaratı da deniliyor.
Uzun vadede amaç, istihbaratta insanın yaptığı pek çok şeyi (Haber toplama, analiz etme, operasyon planı yapma ve hatta operasyonu gerçekleştirme) yapabilecek yazılım sistemleri üretmek. Gelecekte istihbarat raporu yazan, olası riskleri hesaplayarak operasyon planı hazırlayan, senaryo üreten bilgisayar yazılımları kullanılmaya başlanabilir. Telefon dinleme tapelerini yazmakla kalmayıp onları analiz eden, özgün raporlar hazırlayan yazılım sistemlerinden, yani kendi başına pek çok önemli istihbarat fonksiyonunu yerine getiren robotlardan söz ediyorum.
Bu yazılımlar, sahada 'case officer' denilen operasyon şefleri ile merkezden operasyonu yönlendiren/yöneten 'desk officer'ın işlevlerini de üstlenecek yazılımlar. Bir başka deyişle suikast operasyonu da dâhil operasyon senaryosu yazacak, bütün riskleri olasılık teorisine göre hesaplayıp uygulamaya koyacak yeni nesil teknoloji ürünleri bunlar.


Korkularınızla yüzleşip siteyi şöyle bir keşfetmeye ne dersiniz :)

 
Son düzenleme:

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
69353


Kitap Açıklaması

...Acaba gizli servisleri, birçok kişinin sandığı gibi, devlet içindeki bağımsız bir güç odağı mıdır? Asıl kararları veren ve uygulayan onlar mıdır? Bu sorunun cevabı kesin bir hayırdır. Bir ülkede yöneten güç her zaman tektir ve bu çoğunlukla iktidarda bulunanlar değildir. Siyasal iktidar onların vesayetindedir ve idare eder gibi görünen kimselerden oluşur. Bir ülkede yöneten gücü tespit etmek zordur. Çünkü birçok ülkede bu güç ülke içinde bile değildir. Dünyadaki iki yüz civarındaki bağımsız ülkenin her birinin kendi başına karar aldığı ve uyguladığını söylemek sadece saflık olur.
...Geçmiş dönemlerde haber alma başlıca faaliyet alanı iken zamanımızda bu servislerin asıl faaliyet alanları, toplum mühendisliği olarak da adlandırılan, toplumuları yönlendirmek haline dönüşmüştür.
Mahir Kaynak, istihbaratın ve törörün yeni yüzyılı nasıl şekillendireceği üzerine zihin kurcalayıcı analizlerini bu kitapta okurlarıyla paylaşıyor.



Sayfa Sayısı: 160
Baskı Yılı: 2016-2006
Dili: Türkçe
Yayınevi: Selis Kitaplar
 

HÜDHÜD

Dekan
Özel başlık
HAKÎKAT
Bazı İstihbarat Teşkilatları Terimleri ve Kavramları

İstihbarata Karşı Koyma (counterintelligence), zaman zaman Kontrespiyonaj/Karşı İstihbarat (counterespionage) kavramı ile birbirinin yerine kullanılsa da, kapsam ve içerik olarak daha geniş bir tanıma sahiptir. Espiyonaj, casusluk faaliyetidir. Yani casuslar vasıtasıyla gizli bilgi derleme faaliyetidir. Bir devletin resmi istihbarat kuruluşlarının casuslar (istihbarat görevlileri ve onların sevk ve idare ettikleri ajanlar vasıtasıyla) yabancı bir devlete yönelik sekiz ana konuda (askeri, siyasi, ekonomik, sosyal, ulaştırma ve muhabere, ilmi ve teknik) kapalı kaynaklardan, gizli haber toplama faaliyetlerinin bütününü temsil eder. Kuşkusuz biyografik istihbarat, karşı casusluk ve terörle mücadele de bu bütünün parçalarını oluşturmaktadır.

Espiyonaj faaliyeti bir devletin kendi topraklarından, hedef ülkeden veya üçüncü ülkeler üzerinden, kendi vatandaşları ya da yabancı uyruklular vasıtasıyla ya da bizzat ilgili ülkelerin hükümetlerine, sivil-asker bürokrasisine, stratejik kuruluşlarına ve diğer hedeflere sızarak bilgi derleme, yönlendirme, propaganda ve benzeri örtülü faaliyetleri içerir.

Kontrespiyonaj ise yabancı istihbarat servislerinin espiyonaj faaliyetlerine karşı koyma çalışmalarının tümünü kapsar. Kontrespiyonaj, espiyonaj faaliyetlerinin dört aşamalı olarak (tespit, teşhis, planlama ve sonuçlandırma) ele alındığı yüksek istihbari ve operasyonel eğitim, bilgi, araç-gereç, teknolojik donanım, yetenek ve planlama gerektiren faaliyettir. Kontrespiyonaj çalışmalarında dublajanlar vasıtasıyla hasım servisleri aldatma/dezinformasyon (disinformation) faaliyetleri de yürütülür.

Ülkemizde Kontrespiyonaj Türkçeye (Karşı İstihbarat) şeklinde çevrilmektedir. Halbuki anlam olarak Karşı İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma birbirleriyle aynı olup, her ikisi de (counterintelligence) kavramını temsil etmektedir. Bu durum istihbarat alanı dışındaki gazeteci, uzman ve akademisyenlerin kavramsallaştırma sorunundan kaynaklanmaktadır.

İstihbarata Karşı Koyma (İKK) ünitesinin her türlü espiyonaj, sübversif ve sabotaj faaliyetlerine karşı yürütülen çalışmaları yapması ve koruyucu güvenlik tedbirlerini alması/önermesi beklenir. Yabancı istihbarat servislerinin yıkıcı ve bölücü terör örgütlerini sevk ve idare etmesi sebebiyle, İKK’nın Kontrespiyonajı da içine alacak şekilde daha geniş bir bakış açısıyla ve yeni bir anlayışla tehditlere karşı koyması beklenir.



İstihbari terimlerin Türkçe açıklamaları bu karışık sistemin nasıl çalıştığı hakkında fikir verebilir...

Accommodation Address
- Aracı Adres - Normalde, o yerde oturmayan bir gizli faaliyet mensubu için yollanılan posta malzemesinin gönderildiği adres.


Active Opposition - Aktif Mukavemet - Belirli bir operasyon bölgesindeki gizli faaliyeti önlemeye veya istismar etmeye çalışan unsurlardır. Bunların başında ilgili operasyon bölgesindeki güvenlik sistemi gelmekte olup, bu sistem profesyonel güvenlik güçleri ile polis ve diğer bu uygulayıcı kuruluşlar gibi yardımcı güvenlik unsurlarından ve gönüllü veya tesadüfi muhbirlerden oluşmaktadır. Mukavemet sistemi diğer siyasi grupları veya üçüncü bir ülkenin güvenlik servislerini de kapsam içine alabilir.

Agent Net - Ajan Şebekesi - Bir baş ajanın yönetiminde gizli maksatlar için çalışan bir grup, şebeke.

Alias - Takma Ad- Bir şahsın temasta bulunduğu şahıslar veya teşekküllerden hakiki kimliğini saklamak için kullandığı sahte isim. Bu isim genellikle özel ve geçici bir operasyonel maksatla kullanılır.

Audio Surveillance - Teknik Dinleme - İstihbari açıdan ilgi çeken şahıs veya şahısların konuşmalarını, her türlü ses alma, kayıt ve yayınlama cihazlarını gizli bir şekilde kullanarak, tespit etmek.

Authentication Documentation - Dokümantasyon- (1) Ajanın, hayat hikayesine uygun düşen, onu destekleyen mahiyette şahsi belgeler, hesaplar, teçhizat temin için girişilen teknik destek görevi (2) Okuyucuya, güvenlik çerçevesi içinde kalmak kaydıyla, bir haber raporunun bilinen veya muhtemel olan doğruluğunu kaynağın tarifi gibi alametlere dayalı olarak kanıtlamak, doğruluğuna kara vermek olgusu.

Dead-End- Çıkmaz Yol - Hayat hikayesine dahil unsurların munzam bir tahkikata imkan vermeyecek şekilde bir tıkanma noktasına getirilmek suretiyle düzenlenmeleri.

Backstop - Geri Destek - Maskenin tahkikata tabi tutulduğu takdirde, bağımsız bir kaynak veya kaynaklar tarafından teyit edilebilecek şekilde tertiplenmesi.

Blow Compromise (Burn) - Deşifre - Gizli bir teşkilat veya faaliyetle ilgili personel, tesirler veya sair unsurların genellikle kasıtsız olarak açığa vurulması. Açığa vurmak keyfiyeti dost unsurlar tarafından kasıtsız, hasım tarafından ise kasıtlı olarak yapılır.

Border Crossing - Saldırış - Bir hududu veya bir siyasi sorumluluk sahasını legal veya illegal geçiş şekilde geçmek olayı gizli veya illegal geçiş şeklinde de ifade olunur.

Double Cover - Second Cover - Dubl Maske (İkinci Maske) Belirli bir gizli faaliyet için kullanılan yedek bahane. Genellikle ilk kullanılan bahane veya açıklamanın geçerli olmaması üzerine ufak çaplı bir suç veya yanlış bir uygulamaya karışmış olma keyfiyetinin itiraf edilmesi halidir. Maksat esas gizli faaliyetin ve niyetin saklanmasıdır.

Brush Contact - Fırça Teması - Gizli bir teşkilatın iki mensubu arasında maddi veya şifahi bir haberin dikkat çekmeden aktarılması için kazara yapıldığı izlenimini verecek şekilde düzenlenen bir anlık temas.

Cover Disruptive Action - Örtülü (Gizli) Önleme Faaliyeti - yıkıcı faaliyetleri önleme gayretlerine destek olmak amacıyla şahıslara baskı yapmak, provokasyonlara girişip, isyanlara sebep olmak veya önlemek, sokak olaylarını düzenlemek veya onları dağıtmak gibi faaliyetlerde bulunmak.

Bug - Böcek- (1) Mikrofon gibi bir dinleme cihazı. (2) Böyle bir cihazı yerleştirmek.

Build up Material - Yemleme Malzemesi - Bir istihbarat servisi tarafından, karşı servise aktarılmak üzere bir dubl-ajana verilen hakiki bilgiler. Bu bilgilerin veriliş maksadı ajanın hasım servis nezdindeki itibarını artırmaktır.

Denied Area - Kaos Bölge - Giriş - Çıkış ve seyahatler üzerine sıkı kontroller uygulamak suretiyle normal giriş-çıkışların zorlaştırıldığı bir ülke veya bölge.

Bury-Gömü-(1) Bir sorgulama veya sair mülakat sırasında asıl ilgiyi çeken mesele, isim veya konunun etrafını, ona olan ilgiyi perdelemek amacıyla ona benzeyen fakat direkt ilgisi olmayan unsurlarla sarmak (2) yere gömmek.

Cache - Zula - (1) Operasyonları ileride desteklemek maksadıyla ihtiyaç duyulan malzemenin gizlenmesi. (2) Bu şekilde gizlenmiş malzeme genellikle bozulmaktan da korunmuştur.

Case Officer - Keysofiser - İngilizceden Türkçeye adapte edilmiş olup, herhangi bir istihbari vakayı yürüten, bu meyanda çeşitli kategorideki elemanları sevk ve idare eden istihbarat görevlisi. Bu görevi masa başında yapıp değerlendirmeye tabi tutan kişiye ise Deskofiser (desk officer) denilir.

Defection - İltica, Taraf Değiştirme - Kişinin bir ülkeye, hükümete, davaya, partiye, inançlara olan bağlılığını bilinçli olarak terk etmesi Genelde o ülkeden kopan ve istihbari, operasyonel ve psikolojik değeri olduğu için hasım ülkenin bağımlılığına giren şahıslar (Defector) için kullanılır.

Chicken Feed - Yem - Hasım bir servisi, müteakip, yanıltma malzemesine heveslendirmek için özellikle hazırlanmış yemleme malzemesi.

Conducting Officer - Refakat Memuru - (1) Bir operasyon bölgesinde bir ajan veya ajan grubuna sevk noktasına kadar refakat eden memur (2) istihbari maksatlarla bir ajana veya dost servis temsilcisine bir yerden bir yere veya bir ülkeden diğerine kadar refakat eden bir memur.

Covert Action Operations - Örtülü (Gizli) Faaliyet Operasyonları - Hakiki organizatörü gizlemek ve gerektiğinde onun ilişkisini ve sorumluluğunu reddetmek imkanı yaratmak amacıyla planlanan ve uygulanan operasyonlardır. Bu operasyonlar, organizatörün istihbarat teşkilatının hedef ülkedeki resmi temsilcilikleri tarafından yapılanlara ilaveten ve onları tamamlamak üzere siyasi, ekonomik ve para-militer sahalarda ve organizatörün milli politikasını o ülkede daha köklü uygulayabilmek amacıyla tatbik edilirler. Bu operasyonlarda organizatörün kimliğini gizlemek için gizli faaliyet teknikleri uygulanmakla birlikte, genelde gözle görülür bir sonuç elde etmek maksadıyla uygulandıklarından, diğer gizli faaliyet operasyonlarından ayrı mütalaa edilirler.

Dispatch - Resmi Yazı - Karargahla kuruluşları veya üniteleri arasında veyahut ta bölge tesislerinin kendi aralarında kurye çantası içinde teati olunan resmi yazılı belgeler.

Consumer - Müşteri - Bir istihbarat teşkilatının ürettiği istihbari bilgileri kullanan şahıs veya kuruluşlar, kullanıcı.

Disposal - İz Silme - Bir ajanın ilişkisinin kesilmesine müteakip onu kullanan gizli teşkilatın güvenliğini sağlamak amacıyla yapılan işler ve alınan tertipler.

Counter surveillance - Kontr takip - Bir şahsın başka bir şahıs veya grup tarafından takip edilip edilmediğini anlamak için sistematik bir şekilde uygulanan takip ve gözetleme faaliyeti.

Defection In Place - Yerinde Taraf Değiştirme- Bir şahsın bağlılığını gizlice terk ederek, kendi hükümetinin hizmetinde kalmakla beraber, hasım devlete çalışması. Yerinde Angaje (Recruitment in Place) terimi de aynı manada kullanılmaktadır.

Cover Story - Maske Hikayesi - Bir gizli faaliyet elemanının faaliyetini gizlemek için mevcut kimliğine, pozisyonuna ve yaşantısına uygun olarak hazırlanmış hayat hikayesi.

Deception - Yanıltma - Bir millet, grup veya şahsı, yanlış yola sevk etmek amacıyla düzenlenmiş faaliyet .

Double - Agent - Dubl- Ajan - 1ki istihbarat veya güvenlik serisi ile ajan ilişkilerini sürdüren, bir servise diğeri hakkında veya her iki servise de birbirleri hakkında bilgi veren kişi.

EEFIS - Evasion And Escape Fingerprint Identification System- KKPTS-Kaçma, Kurtulma ve Parmak İzi Teşhisi Sistemi - Bir şahsa ait parmak izlerinin bulunduğu bölgede tasnif edildikten sonra şifreli olarak bir veri formuna geçirilip daha kesin bir teşhis sağlamak amacıyla ilgili merciye telgraf vb. yollarla gönderilmesi metodu. EEI - Essential Elements Of Information - EBU - Esas Bilgi Unsurları - Esas itibariyle askeri bir tabir olup, elde edilmesi istenilen ve lüzumlu olan istihbari bilgilerin tespiti anlamında kullanılır.

Elicit - Sızdırma - Bir şahısla yapılan konuşma esnasında ona kendisinin istihbari maksatlarla kullanıldığını hissettirmeden ağzından laf almak.

Evasive Action - Adatma - Yakalanmayı, saldırıyı veya özellikle bir takibi atlatmak için uygulanan hareket.

Exfiltration - Gizli Çıkış - Karşı tarafın veya düşmanın kontrolü altındaki bölgelerde bulunan personelin gizlice oradan tahliye edilmesi.

Fabricator - Fabrikatör - Siyasi ve şahsi maksatlar için, genellikle hakiki ajan kaynaklarına sahip olmaksızın uydurma veya şişirme haber üreten şahıs veya grup anlamındadır. (Paper Mill) Kağıt Fabrikası tabiri de aynı maksatla kullanılmaktadır.

Handolder - Rehber - Bir ajana, bir dost servisin temas unsuru veya operasyonla ilgili bir başka şahsa; onların aşina olmadıkları bir bölge veya şart için rehberlik ve refakat eden, genellikle servis mensubu bir şahıs.

Infiltration - Sızma - (1) Düşman arazisindeki bir hedefe bir ajan veya bir başka şahsın, gizlice yerleştirilmesi. Bu faaliyet, mutat olarak bir hudut veya muhafaza altındaki bir hattın geçilmesini gerektirir, (2) Bir veya daha fazla şahsın, bir grup veya teşkilat içinde onları dinlemek veya faaliyetlerini kontrol etmek amacıyla gizlice sokulması.

Informant Sub - Source - Tali Kaynak - (1) İstihbarat bilgisi veren angaje edilmemiş, kontrol dışı bir kaynak (2) Rapor yazmada: Belirli bir bilgi veren ve kendisine ana kaynağın kaynağı şeklinde atıfta bulunan şahıs.

Informer - Muhbir - Şüpheli telakki ettiği şahıslar veya faaliyetler hakkında polise veya güvenlik servisine bilinçli olarak ve mutaden ve maddi mükafat karşılığında bilgi veren şahıs.

Insulate - İzolasyon - Genel anlamda bir veya diğerinin deşifre olduğu veya sızmaya maruz kaldığının bilinmesi veya bundan şüphe edilmesi hafinde; bir şahıs, teşkilat veya bölgenin diğer gizli unsurlardan tecrit edilmesi.

Intelligence Audit - İstihbarat Muhasebesi - Bir istihbarat servisi tarafından üretilen pozitif istihbarat haber raporları muhtevasının münferiden ve kolektif bir şekilde yapılan değerlendirmesinin tetkiki; doğrulukları zamanında ulaştırılmış olmaları, yeterlilikleri ve müşteri kategorisindeki kuruluşlar için ifade ettikleri değer gibi faktörler göz önünde tutulmak suretiyle bu raporların onları temin için sarf edilen çabaya değer olup olmadıklarının kıymetlendirilmesi.

Katsa - Keysofiser - İsrail istihbaratında kullanılan terim.

Liaison - Liyezon - İki veya daha fazla ülkenin servisleri arasında resmi ve kurumsal işbirliğinden, gayri resmi, son derece kural dışı veya şahsi ilişki şekline kadar değişkenlik gösterebilen ilişkiler.

Liasion Operations - Liyezon Operasyonları - Bir yabancı servisin mensupları ile ilişkilere dayalı olarak en basit anlamdaki işbirliğinden başlayıp , ortak operasyonlara kadar yönelebilen her türlü faaliyet.

Motivation - Motivasyon - Motive etmek, yüreklendirmek anlamında kullanılmaktadır.

Name Check - Fiş Kontrolü - Bir şahıs hakkında bilgi edinmek amacıyla kayda geçmiş mevcut bilgileri araştırmak. Bu işlem normalde ilgili şahıs hakkında menfi bir kasıt mevcut olup olmadığını tespit etmek amacıyla yapılır ve onun güvenirliğine veya istihbarat sahasında kullanılabilir olup olmadığına karar verme ameliyesindeki ilk adımı teşkil eder (Traces) ibaresi de aynı anlamda kullanılır.

One - Time Pad - Bir Defalık Şifre Bloku - Belirli bir usulle karıştırılmış harflerden meydana gelene bir şifre sistemi olup, bir kere kullanıldıktan sonra terk edilir. Penetration - Hulul - Bir hedef kuruluşun sırlarını öğrenmek veya faaliyetlerini etkilemek amacıyla o kuruluşa ajan yerleştirmek, teknik yerleşme yapmak veya o kuruluşun içinden ajan angaje etmek.

Project - Proje - Bir istihbarat örgütüne verilmiş belirli bir görevin başarılabilmesi için hazırlanan operasyon planının onaylanmış şekli.

Recruitment - Angaje - Bir şahsı, bir gizli teşkilat için çalışmaya ikna ve teşvik fili veya ameliyesi.

Refugee - Mülteci - Değişik bir yöntem tarzıyla idare edilen her ülkenin fiili veya sabık vatandaşı olup, o ülkeden kaçmış bulunan ve/veya oraya geri dönmek isteyen ve aynı zamanda ikamet etmekte olduğu ülkenin ekonomisiyle bütünleşmiş bulunan kimse.

Roll Up (Roll Back) - Temizlik - Mevcudiyeti ve faaliyetleri sızma yoluyla veya belirli bir şekilde deşifre edilerek ortaya çıkarılan bir gizli örgütün bir güvenlik servisi tarafından imhası.

Stake - Out - Sabit Takip ve Gözetleme - Bir şahıs, yer veya tesisin sabit takip ve gözetlemeye alınması.

Termination - İlişki Kesme - Bir proje veya bir ajanın kullanımını sona erdirirken uygulanan idari ve güvenlik usulleridir.

Third Country Operation - Üçüncü Ülke Operasyonu Bir istihbarat teşkilatının bir yabancı ülkeden diğer bir ülkeye karşı yönettiği bir operasyon.

Third Country Agent - Üçüncü Ülke Ajanı - Milliyeti kendisini kullanan ve aleyhinde kullandığı ülkeden ayrı olan bir ajan.

Walk - In - Kendi Gelen - Başka bir ülkenin temsilcisine, taraf değiştirmek, istihbari alanda hizmet etmek veya sair şekillerde yardımcı olmak amacıyla gönüllü olarak başvuran kişi.
 

SDN Son Haberler

Son mesajlar

Üst