Derin Adamların Yeni Planı

turoksin0

Profesör
Seçimde CHP-MHP koalisyonu planı tutmadı, Gül'ün seçilmesini engelleme de olmadı. Şimdi sırada yeni bir furya var... İlk adımı "algıya" yönelik. Önemli bir yazı...
Emre Aköz/Sabah

Tarhan Erdem nasıl kullanıldı?

Geçen cuma günü Milliyet'in ilk sayfasına göz attığımda, birkaç gün içinde neyle karşılaşacağımızı biliyordum. Nereden mi? " Gündelik Yaşamda Din, Laiklik ve Türban " başlıklı araştırmanın özetlerinden... Özellikle de laftan: " Başını örtenlerin oranı ne kadar arttı? "
Bu söze niye mim koydum?
Çünkü başka araştırmalar, başını örten kadın oranının, son 5 yıl içinde (az ya da çok) düştüğünü gösteriyordu...

Belli ki " Tarhan Erdem yönetimindeki Konda " artık bunun tersini iddia edecekti.

Pazar günü bir yemekte Prof. Mehmet Altan'ı gördüm: "Ne yapmak istiyorlar" diye sordum. "Yeni bir furya başlatacaklar" dedi özetle.

'Furyadan' kasıt şuydu:
22 Temmuz seçimlerinde CHP ile MHP koalisyonuna oynayanlar hüsrana uğramıştı.
Ardından Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesini engellemeye çalışmış... Karalama, küçük düşürme derken, işi "çocuk kandırmaya" vardırmış, " şövalyelik yapıp çekilmesini " istemişlerdi. Ama başaramadılar.

Bunun üzerine " algıya " yönelik bir kampanya başlattılar.

Önce Prof. Şerif Mardin'in bambaşka bir bağlamda ifade ettiği lafa takla attırarak, "Mahalle baskısı vaaar!" yaygarası kopardılar.

Bugüne kadar Hocanın, tek bir makalesini okumamış olanlar bile, " Şerif Mardin'in dediği gibi mahalle baskısı var " diye yazılar yazdı, ekranlarda uzman edasıyla konuştu. (Hesaplamışlar, 600'ü aşkın köşe yazısında bu tabir yer almış.)
Kampanyanın ikinci ayağında da yine bir "lafa takla attırma" numarası vardı. ABD'nin eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Holbrooke'un bir sözünden hareketle " Türkiye, Malezya olur mu " tartışması yarattılar.

Bırakın ülkenin tarihini ve sosyal yapısını, Malezya'nın dünya üzerindeki yerini dahi bilmeyenler, " Üç vakte kadar kesin Malezya gibi oluruz " demeye başladı.
Eylül ortasından 12 Ekim'e dek süren Ramazan, hezeyanları daha da güçlendirmişti.
Derken PKK terörü tekrar başladı. Şehit sayısı aniden artmıştı. 20-21 Ekim'deki Dağlıca saldırısıyla gündem kökten değişti.
" Kürt sorunu, Kandil'e operasyon, Erdoğan-Bush görüşmesi, sıcak istihbarat " derken din eksenli kampanyalar tesirini yitirdi.
Ancak günler geçtikçe Kuzey Irak'a paldır küldür girilmeyeceği...
PKK'nin tasfiye edileceği ortaya çıktı.
Ülke artık normale dönmeye başladığına göre kampanyaya devam edilebilirdi. Ama nasıl?
Ekstra enerji sarf ederek bahaneler yaratmaya gerek yoktu. Fırsat zaten orada duruyordu:
Hükümetin ve AKP'nin, yeni anayasa ile üniversitelerde türbanı serbest bırakmak istediği iyice belirginleşmişti ya... O halde "din üzerinden" vurmaya devam edilebilirdi.
Şerif Mardin ve Richard Holbrooke'tan sonra sıra Tarhan Erdem'e gelmişti.
Bu kez o kullanılacaktı.
Ben kampanyaları başlatan ve sürdüren medya grubunun, patronun ekonomik çıkarları için bunu yaptığını ileri sürecek değilim.
Bunu ciddi biçimde iddia edenler var elbette. Doğrudur, yanlıştır; bilemem. Kimsenin de günahını almak istemem.
Ancak şuna eminim: Bu arkadaşların niyeti, Türkiye'nin sorunlarıyla ilgili bir gerçeği, araştırma yoluyla ortaya çıkarmak değil... Siyasiideolojik ortamı sürekli olarak gergin tutmak!
Bu yolda Tarhan Erdem'in nasıl kullanıldığını yarın anlatacağım. Belki farkında değil ama tek cümle yetti bunun için.

Not:Belki hassas bir konudur ama bana ilginç geldi paylaşayım dedim.

Kaynak: http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=143756

 

BacKDooR

Asistan
Bazen bu konuları görünce acayip gülüyorum.
Bu tür yazıları yazanlar genelde insanları uyutma hevesi içersindeler.
"Aman ses çıkarmayın her şey normal" diyerek, derin uyku halini bitkisel hayata çevirmekle meşguller.
Bu saye4de türban ticaretinden kazandıkları parayla ve din simsarlığıyla rahat koltuklarından asla ayrılmayacaklar.

Şimdi yazara bakalım abdullah gül'ün temizliğinden de bahsetmiş, e malum türban konusu olur da abdullah gül övülmeden olmaz.

Türkiye Cumhuriyet'i, hatta dünya tarihinde karısı türbanlı diye seçilen, meziyetleri ikinci planda kalan tek siyasi olmayı başardı.

Abdullah bey dtp milletvekilleri serbest bırakıldığında başbakan vekili olarakdan onlar için sağolsun yemek bile verdi, çok değerli üstad şair bülent arınç bey ile beraber.

Cumhurbaşkanı oldu, milyonlarca dolarlık masraf listesi çıkardı.

karısını koluna takıp avrupa insan hakları mahkemesine dava açtı Türkiye aleyhinde.

Gün geldi Cumhurbaşkanlığı makamının şerefini ayaklar altına alıp senin ülkenin kurucusu olan kişiye hakaret eden, bırak onu akp'nin en çok savunduğu osmanlı kalelerini yıkan adamın ayağına gidip, sebepsiz yere ödül verdi.

Ve şimdi son meziyetine gelelim konuyla alakalı kısıma.
Bir cumhurbaşkanı olmuş uçakta diyor ki.
"Rektör atamasında önüme bilgi notu geldi, adamın karısı çarşaflı demişler araştırdım adam evlenmemiş bile."


Burada lafı kime yolladığı belli cumhurun başı olup devlet kurumlarıyla kavgalı olan gül ve akp elbette YÖK'e laf ediyor.

Yökten açıklama hemen geldi:
"Biz böyle notlar yolamayız, yollamadık da bu tür işlere asla girmeyiz"

Ve büyük haşmetli gül beeyfendi açıklama yapıyor hemen:
"Ben YÖK demedim gazeteciler çarpıtmış"

Şimddiiii gelelim bu yazarın dediğine tarhan erdem ortalığı karıştıracakmış da yazı yazmış da, anket yapmışlar da falan da fişman.

Yahu sen yazar olmuşsun ama kör bir yazarsın, daha önceki gün durduk yere halk arasında tahrik yaratan bir konuyu cumhurun başı olmuş adam hiç bir dayanağı yokken ortaya bu tahrik konusunu atıyor sonra da kıvırıp: "gazeteciler yanlış demiş" diyor, sen kalkıp en üst makamın tahrikini görmezden gelip anket yayınlayan adama saldırıyorsun.

Önce adamda utanma olur.
Önce sen övdüğün adamın yaptığını eleştirirsin, onun tahriklerini eleştirirsin sonra milleti uyutursun.

Gördüğünüz gibi bu kesimler böyledir.
Bir atasözü vardır "it iti ısırmaz" derler bunlarda birbirlerine hiç laf etmezler, hiç suçlu olmazlar sürekli başkaları suçludur.


Cumhurun başı alakasız zamanda tahrik eden konuşma yapıyor, üstelik elinde belge melge yok, ben neden inanayım gül'e ne bileyim yalan söylemediğini? Sen adamın evli olup olmadığını araştırmadan önce köşkte hangi uşağının o yazıyı koyduğunu araştır, asıl provakasyon yaratan ve alet olan bu durumda abdullah gül'dür ama yazar bey ona laf demez. Neden ?

Çünkü aynı arapçı zihniyetten gelmedirler. Hem araptırlar hem de uyanıktırlar.

Bunların hocaları Necmettin Erbakan'ın sözüyle yanıt veriyorum:
"Hadin oradan, hadin oradan, hadin"
 
Üst