- Katılım
- 29 Haziran 2007
- Mesajlar
- 64,457
- Reaksiyon puanı
- 530
- Puanları
- 0
Dua, Rabbimize karşı yapılan çok sırlı, gizli ve kudsî bir ubudiyettir. Evet, o, en hâlis bir kulluk tavrıdır. Dua, insanın ihlâs ve samimiyetle Rabbisine yönelip Ondan bir şeyler dilemesi hâlidir.
Kurân-ı Kerim, Kullarım Beni senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. (Bakara, 2/186), Bana dua edin ki size icabet edeyim. (Mümin, 40/60), Duanız olmazsa Allah indinde ne ifade edersiniz ki! (Furkan, 25/77) gibi âyet-i kerimelerle duanın ehemmiyetini dile getirmektedir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) de ümmetine dua etmeleri mevzuunda sık sık tavsiyelerde bulunur ve kendisi de hayatı boyunca yaptığı mübarek dualarla, ondan hiç dûr olmaz.
Bu kadar tahşidatla anlatılan dua, müminin hayatında çok önemli bir yere sahiptir. Dua ile Rabbine ellerini kaldıran bir kul, âdeta Ona şöyle demektedir: Esbap bütün bütün sukût edebilir. Tabiattaki hâdiselerin hiçbir tesiri olmayabilir.. ve kimse bana el uzatıp, dertlerime derman olmayabilir. Ben her zaman sesimi duyan, soluklarımı işiten ve bana şah damarından daha yakın olduğunu ihtarla bana yakınlığını hatırlatan, sonra da duama icabet edeceğini vaad eden ve vaad ettiği şeyleri yapmaya gücü yeten, söz verip de ne yapayım gücüm yetmedi demeyen, O Yüceler Yücesi Zâta ellerimi kaldırdım ve Ona dua ediyorum.
Kul, duasıyla, görmese bile, âsârıyla gördüğü Allaha Ona hitap edecek kadar bir kurbet hissiyle yönelir. Biz, güneşe uzak olduğumuz gibi Ondan da uzak olabiliriz. Ancak O, tıpkı güneş gibi rahmetinin şualarıyla her zaman başımızı okşamakta, her hâlimize nigehbân bulunmakta ve Kendisine açılan elleri boş çevirmemektedir. Evet O, kuluna kendi anne ve babasından daha şefkatlidir. Allah Resûlü, bu hakikati etrafındaki sahabilerine şöyle bir tabloyu göstererek anlatmaktadır:
Bir savaş sonrası esirler arasında çocuğunu arayan bir kadın, çocuğunu bulmak için sağa sola koşuşturup durmaktadır; koşturup durmakta ve kendi çocuğu diye bazı çocukları alıp bağrına basmaktadır. Kendi çocuğu olmadığını görünce onu da bırakıp aramasını sürdürmektedir. Arayan bulur fehvâsınca nihayet o da çocuğunu bulur, onu bağrına basar ve koklamaya durur. İşte o esnada Allah Resûlü, sahabilerine bu tabloyu gösterir ve Şu anneyi görüyor musunuz? O, bağrına bastığı bu çocuğunu hiç Cehenneme atar mı? der. Ashab cevaben, Atmaz yâ Resûlallah. derler. Bunun üzerine Allah Resûlü de, Allah kullarına karşı o anneden daha merhametlidir. buyurur.
Dua Nasıl Yapılır?
Rabbimize nasıl dua edilir? meselesine gelince, özetle şunları söyleyebiliriz: Dua ederken, evvelâ Cenâb-ı Hakkın kabul edeceğine gönülden inanarak ve ciddî bir itminan içinde dua edilmelidir. Olsa da olur, olmasa da olur veya Falan şeyi bana verir misin yâ Rabbi? şeklinde dua edilmemelidir. Çünkü Allahın hazinesi çok geniştir ve Onun her şeye gücü yeter. İsterse bir an ve bir lahzada gedayı sultan eder. Onun için dua ederken himmetler âlî tutulmalı ve Ondan yüce şeyler talep edilmelidir. Meselâ, Allahtan Cennet yerine Firdevs istenmelidir. İşte bu şekilde dua etmeyi bize Allah Resûlü öğretmektedir.
Sâniyen, biz, istediğimiz şeyleri yerine getirir diye Allahın kudret ve kuvvetini kabul ediyoruz. Yine biz, Cennet gibi bir âlemi hazırlamasına Onun gücü yeter. diyor ve Ondan Cenneti istiyoruz. Bu, sadece dua etmek ve birine hâlimizi arz etmek değildir, bu, derin bir arzuhâl ve bu arzuhâl içinde Cenâb-ı Hakkın bütün evsâf-ı kemaliyesi ve esmâ-i hüsnâsıyla ifade edilmesi demektir. İşte böyle bir dua, hâlis bir ubûdiyettir ve katiyen reddedilmez.
Ayrıca dua ederken insan gevşek durmamalı, özenerek dua etmelidir. Hani camilerin önünde dilencilik yapan insanlar vardır; onlar, bazen öyle içli laflar ederler, öyle gönülden isterler ki, insan mutlaka onlara bir şey verme zaruretini hisseder. İşte bizler de kul olarak Rabbimize öyle yalvarmalıyız ki, bu yalvarışlar Rabbin rahmetini ihtizaza getirsin. Bazı insanlar, yapmış oldukları bu içli yalvarışlarla kurtulmuşlardır. Meselâ, birisi aşkla coşunca, Yâ Rabbi! Kendimi biliyorum. Ben bu amelimle Cennete zor girerim ama Sen lütfedersen olur. Beni Cehenneme de koysan, Sana öyle tutkunum ki, ben oradakilere de hep Seni anlatırım! Bir başka Hak âşığı ise şöyle der: Yâ Rabbi! Ben Sana baktım, bir de kendime baktım. Bana günahlar yakışmıyor ama Sana af öyle yakışıyor ki!
Evet, bu tür yürekten ifadeler rahmeti ihtizaza getirir ve Cenâb-ı Hak da Kendine yakışanı yaparak, bu duaları onların affına vesile kılar.
Duada böyle hâlis bir ubûdiyet ruhundan ötürüdür ki, insanlar, hiçbir zaman duadan dûr olmamalıdırlar. Allah mutlaka insanların sesini duyar ama onlar, bazen yanlış şeyler isterler, Allah da o istedikleri şeyi vermeyip haklarında daha hayırlı olanı lütfeder. Bediüzzamanın ifadesiyle kul, bir erkek evlâdı ister, Allah ona Hz. Meryem gibi onun için daha hayırlı olacak bir kız evlâdı verir.
ÖZETLE:
1- İnsan, yaptığı duada, âsârıyla gördüğü Cenab-ı Hakka hitap edecek kadar bir kurbet hissiyle Ona yönelir.
2- Dua ederken, Cenâb-ı Hakkın kabul edeceğine gönülden inanarak ve ciddî bir itminan içinde dua edilmelidir.
3- Bizler kul olarak Rabbimize öyle yalvararak duada bulunmalıyız ki, bu yalvarışlar Rabbin rahmetini ihtizaza getirsin.
Zaman

Kurân-ı Kerim, Kullarım Beni senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. (Bakara, 2/186), Bana dua edin ki size icabet edeyim. (Mümin, 40/60), Duanız olmazsa Allah indinde ne ifade edersiniz ki! (Furkan, 25/77) gibi âyet-i kerimelerle duanın ehemmiyetini dile getirmektedir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) de ümmetine dua etmeleri mevzuunda sık sık tavsiyelerde bulunur ve kendisi de hayatı boyunca yaptığı mübarek dualarla, ondan hiç dûr olmaz.
Bu kadar tahşidatla anlatılan dua, müminin hayatında çok önemli bir yere sahiptir. Dua ile Rabbine ellerini kaldıran bir kul, âdeta Ona şöyle demektedir: Esbap bütün bütün sukût edebilir. Tabiattaki hâdiselerin hiçbir tesiri olmayabilir.. ve kimse bana el uzatıp, dertlerime derman olmayabilir. Ben her zaman sesimi duyan, soluklarımı işiten ve bana şah damarından daha yakın olduğunu ihtarla bana yakınlığını hatırlatan, sonra da duama icabet edeceğini vaad eden ve vaad ettiği şeyleri yapmaya gücü yeten, söz verip de ne yapayım gücüm yetmedi demeyen, O Yüceler Yücesi Zâta ellerimi kaldırdım ve Ona dua ediyorum.
Kul, duasıyla, görmese bile, âsârıyla gördüğü Allaha Ona hitap edecek kadar bir kurbet hissiyle yönelir. Biz, güneşe uzak olduğumuz gibi Ondan da uzak olabiliriz. Ancak O, tıpkı güneş gibi rahmetinin şualarıyla her zaman başımızı okşamakta, her hâlimize nigehbân bulunmakta ve Kendisine açılan elleri boş çevirmemektedir. Evet O, kuluna kendi anne ve babasından daha şefkatlidir. Allah Resûlü, bu hakikati etrafındaki sahabilerine şöyle bir tabloyu göstererek anlatmaktadır:
Bir savaş sonrası esirler arasında çocuğunu arayan bir kadın, çocuğunu bulmak için sağa sola koşuşturup durmaktadır; koşturup durmakta ve kendi çocuğu diye bazı çocukları alıp bağrına basmaktadır. Kendi çocuğu olmadığını görünce onu da bırakıp aramasını sürdürmektedir. Arayan bulur fehvâsınca nihayet o da çocuğunu bulur, onu bağrına basar ve koklamaya durur. İşte o esnada Allah Resûlü, sahabilerine bu tabloyu gösterir ve Şu anneyi görüyor musunuz? O, bağrına bastığı bu çocuğunu hiç Cehenneme atar mı? der. Ashab cevaben, Atmaz yâ Resûlallah. derler. Bunun üzerine Allah Resûlü de, Allah kullarına karşı o anneden daha merhametlidir. buyurur.
Dua Nasıl Yapılır?
Rabbimize nasıl dua edilir? meselesine gelince, özetle şunları söyleyebiliriz: Dua ederken, evvelâ Cenâb-ı Hakkın kabul edeceğine gönülden inanarak ve ciddî bir itminan içinde dua edilmelidir. Olsa da olur, olmasa da olur veya Falan şeyi bana verir misin yâ Rabbi? şeklinde dua edilmemelidir. Çünkü Allahın hazinesi çok geniştir ve Onun her şeye gücü yeter. İsterse bir an ve bir lahzada gedayı sultan eder. Onun için dua ederken himmetler âlî tutulmalı ve Ondan yüce şeyler talep edilmelidir. Meselâ, Allahtan Cennet yerine Firdevs istenmelidir. İşte bu şekilde dua etmeyi bize Allah Resûlü öğretmektedir.
Sâniyen, biz, istediğimiz şeyleri yerine getirir diye Allahın kudret ve kuvvetini kabul ediyoruz. Yine biz, Cennet gibi bir âlemi hazırlamasına Onun gücü yeter. diyor ve Ondan Cenneti istiyoruz. Bu, sadece dua etmek ve birine hâlimizi arz etmek değildir, bu, derin bir arzuhâl ve bu arzuhâl içinde Cenâb-ı Hakkın bütün evsâf-ı kemaliyesi ve esmâ-i hüsnâsıyla ifade edilmesi demektir. İşte böyle bir dua, hâlis bir ubûdiyettir ve katiyen reddedilmez.
Ayrıca dua ederken insan gevşek durmamalı, özenerek dua etmelidir. Hani camilerin önünde dilencilik yapan insanlar vardır; onlar, bazen öyle içli laflar ederler, öyle gönülden isterler ki, insan mutlaka onlara bir şey verme zaruretini hisseder. İşte bizler de kul olarak Rabbimize öyle yalvarmalıyız ki, bu yalvarışlar Rabbin rahmetini ihtizaza getirsin. Bazı insanlar, yapmış oldukları bu içli yalvarışlarla kurtulmuşlardır. Meselâ, birisi aşkla coşunca, Yâ Rabbi! Kendimi biliyorum. Ben bu amelimle Cennete zor girerim ama Sen lütfedersen olur. Beni Cehenneme de koysan, Sana öyle tutkunum ki, ben oradakilere de hep Seni anlatırım! Bir başka Hak âşığı ise şöyle der: Yâ Rabbi! Ben Sana baktım, bir de kendime baktım. Bana günahlar yakışmıyor ama Sana af öyle yakışıyor ki!
Evet, bu tür yürekten ifadeler rahmeti ihtizaza getirir ve Cenâb-ı Hak da Kendine yakışanı yaparak, bu duaları onların affına vesile kılar.
Duada böyle hâlis bir ubûdiyet ruhundan ötürüdür ki, insanlar, hiçbir zaman duadan dûr olmamalıdırlar. Allah mutlaka insanların sesini duyar ama onlar, bazen yanlış şeyler isterler, Allah da o istedikleri şeyi vermeyip haklarında daha hayırlı olanı lütfeder. Bediüzzamanın ifadesiyle kul, bir erkek evlâdı ister, Allah ona Hz. Meryem gibi onun için daha hayırlı olacak bir kız evlâdı verir.
ÖZETLE:
1- İnsan, yaptığı duada, âsârıyla gördüğü Cenab-ı Hakka hitap edecek kadar bir kurbet hissiyle Ona yönelir.
2- Dua ederken, Cenâb-ı Hakkın kabul edeceğine gönülden inanarak ve ciddî bir itminan içinde dua edilmelidir.
3- Bizler kul olarak Rabbimize öyle yalvararak duada bulunmalıyız ki, bu yalvarışlar Rabbin rahmetini ihtizaza getirsin.
Zaman