Bilinen Bir Papağan Öyküsü

mehmet

Profesör
Onursal Üye
Ticaret için Hindistan’a gidecek olan bir tüccar yol hazırlığı yapıyordu.
Bu sırada evdeki tüm yakınlarına ayrı ayrı, “Hindistan’dan ne istersiniz, size ne hediye getireyim?” diye sordu. Her biri ayrı bir şey istedi.
Tüccarın bir de papağanı vardı. Özgürlükten mahrum, kafes içinde yaşayan güzel bir kuştu. Tüccar ona da sordu:
“Ey güzel kuşum, senin vatanına gidiyorum. Sen Hindistan’dan ne istersin?”
Papağan:
“Ben bir şey istemiyorum. Sadece orada özgür papağanlar gördüğünde benden bahset ve de ki: ‘Benim de sizin gibi ama kafese mahkum ettiğim bir papağanım var. Size selâm söyledi. Ben gurbet illerde özgürlükten mahrum, sizin hasretinizle can vereyim, siz serbestçe dağlarda, kayalıklarda dolaşın reva mıdır? Hiç olmazsa seher vakitlerinde bu garibi de hatırlayıp dua edin ki ben de birazcık rahat olayım” dedi.
Kervan hazırlandı, tüccar yola koyuldu. Haftalarca süren yolculuktan sonra Hindistan’a vardı.
Tüccar kayalıklara konmuş birkaç papağan görünce kendi papağanının söylediklerini hatırladı. Atını durdurup onlara seslendi:
“Hey güzel kuşlar! Ben falan memleketten ticaret için buraya geldim. Benim de sizin gibi bir papağanım var, size selâm söyledi ve böyle böyle dedi.”
Tüccarın sözü biter bitmez o papağanlardan birisi titremeye başladı ve düşüp öldü.
Tüccar bu haberi verdiğinden dolayı bin pişman oldu. “Keşke onu üzüp ölümüne sebep olmasaydım. Herhalde bu, benim kuşumun bir akrabasıydı” diye düşündü.
Neyse ölenle ölünmez ya! Tüccar kuşları bırakıp işine döndü. Kısa zamanda alış-verişini tamamlayıp memleketinin yolunu tuttu. Evine varınca herkesin hediyesini bir bir dağıttı. Kafeste olanları seyreden papağan:
“Benim isteğimi yerine getirdin mi? Hemcinsim papağanları görüp selâmımı ve söylediklerimi ilettin mi? Ne gördünse bana anlat!” dedi. Tüccar:
“Sevgili kuşum, kusura bakma ama anlatmasam daha iyi olur. Çünkü hatırladıkça benim içim yanıyor, bari seni üzmeyeyim.”
Papağan ısrar edince tüccar istemeye istemeye anlatmaya başladı:
“Tarif ettiğin yere varıp dostların olan papağanları görünce yanlarına gittim, selâmını ilettim ve söylediklerini anlattım. Ancak içlerinden biri senin haline çok üzüldü ve ben sözümü bitirir bitirmez titremeye başladı ve düşüp öldü.”
Tüccarın sözlerini duyar duymaz papağan da kafesin içinde titreye titreye öldü.
Bunu gören tüccarın aklı başından gitti. Külâhını yere çalarak ağlayıp sızlamaya başladı.
“Ey güzel kuşum, birden bire sana ne oldu, dilim kopaydı da keşke anlatmaz olaydım” diyerek dövündü, ağıtlar yaktı.
Sonunda ölü papağanını kafesinden çıkarıp pencerenin kenarına getirdi. Ama ne görsün, papağan birden bire canlanıp pırrr diye uçmaz mı! Uçtu ve karşı ağacın dalına kondu. Şaşırıp kalan tüccar, “Ey güzel kuş, bu ne iştir bana anlat, bu hileyi nasıl öğrendin de beni aldattın” dedi. Papağan konduğu daldan özgürce konuştu:
“Sevgili efendim! O Hindistan’da gördüğün papağan benim halimi senden dinleyince düşüp ölmüş gibi yaparak bana bu mesajı gönderdi, ‘Eğer kurtulmak istiyorsan ölmeden önce öl!’ dedi. Ben de gördüğün gibi öyle yaparak kafes hapsinden kurtuldum.”
 
Üst