Unutur, biter....

Şu anda konuyu okuyanlar (Üyeler: 1, Ziyaretçi & Botlar: 0)


*SiRiNe*

Dekan
Katılım
22 Kas 2007
Mesajlar
5,345
Puanları
0
Dün gece kızım günün birinde açması için sakladığım bir çantayı sürüye sürüye çalışma odasına getirdi. Aklım tamamen okuduğum sayfada olduğundan önce fark edemedim hangi çantayı açtığını. Sonra bir fotoğraf getirdi burnumun önüne. Tatlı bir şaşkınlıkla “Anne sen babamla evli miydin?” diye sordu.

Sonra o günlerden kalma tatil fotoğrafları; kar yağarken, yüzerken, teknede, doğum, düğün, kahvaltı...

Yazının başından kalktım kızımın yanına oturdum. Çalışma odasının ortasına bütün fotoğrafları yığdı. Sevinç ve şaşkınlıkla birini eline alıp öbürünü bırakıyordu. Beş buçuk yaşında bir çocuğun geçmişini bulmasına bu kadar mutlu olması çok şaşırttı beni. “Güzel kızım ben bu resimleri sen büyüdüğünde sana vermek üzere saklıyordum, bu resimlerden olur olmaz yerde bahsetme olur mu” dedim çekinerek..

“Ama anne bu resimler çok eski, bunlar çok eskidendi, geçti gitti hepsi” dedi.

Yüzüne bakakaldım. Böyle bir cümleyi ben mi söyledim acaba? Kimden duymuş olabilir? Ama hayır tamamen onun zihninden çıkıyor. Bir yaşındayken teyzesinin düğününde babasıyla ikimizin ortasında durup minik elleriyle her ikimize de sarıldığı bir fotoğrafı çekip çıkardı. “Anne bunu okula, ailemiz köşesine götürebilir miyim?” dedi.

“Peki götür” dedim içim burkularak. Arkadaşlarına göstermek istediğini anladım, “annemle babam evliymiş eskiden, sonra ayrılmışlar” cümlesini kurmak istediğini ve de...

Hiç hatırlamıyor babasıyla geçen günleri. Onun için babasının şu anki mutlu evliliği dışında bir bilgi yok.

Birkaç ay içinde bir erkek kardeşi olacak. Kardeşine hediyeler bakıyoruz birlikte. Büyüdüğünde bir abla olup onu gezdireceği, şeker alacağı, tiyatroya götüreceği günlerin hayalini kuruyor. Sevecen kalbine, ruhuna bir anne olarak yapabileceğim en iyi şeyin onu büyük denize yumuşak akışlarla ulaştırmak olduğunu biliyorum. Hamurunu güzel vermiş yaradan. Çabam olgun, anlayışlı ve paylaşımcı bir insan olması için...

Eski fotoğrafların ortasında kızım kocaman gözleriyle bana bakarken iki seçenekten birini tıkladım her zaman olduğu gibi.

Ya içeri kaçıp, banyoya kapanacak “bir yuvayı ayakta tutmayı başaramadım, kızımı eksik bıraktım” diyerek çılgınlar gibi ağlayacak, kendimi suçlayacak, karamsar ruh halimi iyice semirtecektim ya da derin bir nefes alıp, sakin ve akılcı davranacaktım; yapıcı olacaktım.

İkinciyi seçtim.

Artık böyle bir dönemin çocuğu çünkü onlar. Bir arada kalmayı her çabaya rağmen başaramamış anne babalardan doğmuş ve belki de korkunç evlilikler içinde büyümeye çalışan yaralı-huzursuz çocuklardan daha sağlıklılar. Üstelik tek de değiller. Ne yazık ki çoklar.

“Ne güzel Lalis” dedim elime bir fotoğraf alarak. “Ne kadar büyük bir ailen var. Ne kadar kalabalık seni sevenler. Bak nenen, deden, anneannen, teyzen, halaların... Üstelik bir de kardeşin oluyor şimdi.”

“Biliyorum” dedi. Resimleri çantaya doldururken sanki kızım değilmiş de hayatımın çok özel bir dönemine şahit olmuş, benden yaşlı komşu bir teyze gibi “bari bir tane daha doğursaydın ayrılmadan” dedi. Bazen korkuyorum bu çocuklardan. Sanki içlerine bir yetişkin kaçmış, sanki biri seslendiriyor bu çocukları...

Resimleri kaldırıp el ele salona inerken merdivenlerde elimi tuttu. “Bir şey söyliycem sana ama bu bir sır” dedi. “Tamam” dedim “Neymiş?”

“Anneannem de boşanmış kocasından. Senin baban var ya... Üzülme yani” dedi.

Kahkahalar atarak kucağıma aldım onu. Hiçbir anlam veremedi.

O an anladım ki bu anne çocuk ilişkisi mutsuz bir evlilik içinde asla bu içten diyalogu yaşayamazdı. O dönem benim bir şekilde yarattığımız o mutsuzlukla çevrili dünyamda gözüm hiçbir şeyi görmeyecekti, evladımı bile... İki kişilik hayatımız ilişkimize kaliteli, özenli, saygılı bir yapı kurmamıza sebep oldu.

Velhasıl...

Niye yazdım bu yazıyı? Bütün kalbimle şunu söylemek istiyorum: Bir süre önce anladım ki bugün dünden, yarın bugünden çok daha güzel olabilir. Omzunuzdan kalkan keder yükünü zamanında neden sürüklediğinizi bile anlayamayabilirsiniz gün gelir. İnatla peşimiz sıra çekiştirip durduğumuz, açıklamalarla, üretilmiş bahanelerle yaşatmaya çalıştığımız ilişkiler kendi ellerimizle inşaa ettiğimiz kişisel hapisenelerimize dönüşüverirler... İçine aydınlık almayan, kasvetli ruhlarımız müthiş öfkeli, hırçın, tahammülsüz, yorgun anneler ve eşler yaratırlar. Bir kere cesur olup silkindiğinde insan kendi gücüne inanamaz...

Üstelik...

Aşksa söz konusu olan evlattan daha hak edeni yoktur...

Ve öte yandan...

Gidenler gider, kalan da unutur biter. Unutur, biter...

Yazan/İclal AYDIN
 

emelden

Dekan
Katılım
30 Ocak 2007
Mesajlar
5,311
Puanları
0
Sevgili İclal Aydın'ında dile getirdiği gibi ''Bugün dünden, yarın bugünden çok daha güzel olabilir.''

Aslına bakılırsa yaşam boyunca hatta her saat boyunca bir çok duyguyu yaşayabiliyoruz. Bir bakıyoruz heyecanlanıp, sevinip, utanıyoruz- bir bakıyoruz üzülüp, korkup, hüzünlenleniyoruz. (Bugün epey karışık duygular yaşadım.)

Bir başka nokta da, evlilik olacaksa hepimiz için bir kez olur umarım tamam belki bizler de büyük acılar çekiyoruz, tabi kii bir şekildede ayakta kalıyoruz ama ya çoçuklar onların ne şuçu var bu ayrılıklarda?
 

*SiRiNe*

Dekan
Katılım
22 Kas 2007
Mesajlar
5,345
Puanları
0
Evet Emelim çok doğru Allah herkese sevdiğiyle bir ömür nasip etsin...

En nihayetinde kimse boşanmak için evlenmez kim isterki türlü türlü hayaller kurup ve

birlikte pek çok duyguyu (iyi veya kötü) göğüsledikten sonra birde dünyanın en kıymetli

varlığına çocuğuna sahip olduktan sonra ayrılığı....

Ama durum ne olursa olsun öncelikli tutmak zorunda oldukları...
O küçücük bedeninde kocaman yürek barındıran çocukları olmalı.
 
Üst
stat counter