Solduyu lazım

Şu anda konuyu okuyanlar (Üyeler: 1, Ziyaretçi & Botlar: 0)


RadoN

Dekan
Katılım
30 Eki 2007
Mesajlar
6,212
Puanları
0
O radyo konuşmasını hiç unutmuyorum.
Lise çağındaydım.
Akşam transistörlü radyodan yayılan Ecevit’in sesine kulak kesilmiştik. Diyordu ki;
“Başbakan Demirel bana resmi bir yazı gönderdi. Taksim’deki CHP mitinginde beni vuracaklarını bildirdi.“
Tarih, 1 Haziran 1977’ydi.
Kanlı 1 Mayıs’ın üzerinden bir ay geçmişti.
Seçime 3 gün kalmıştı.
CHP lideri, daha 5 gün önce Çiğli’de bir silahlı saldırıdan kılpayı kurtulmuştu.
Ve şimdi, Başbakan kendisine Taksim’e giderse dürbünlü tüfekle vurulacağını bildiriyordu.
Ecevit radyo konuşmasını şöyle tamamlamıştı:
“Kimseyi çağırmıyorum. Ama eşimle ben, yarın söz verdiğimiz saatte orada olacağız.”
Bu “Herkes gelsin” demekti sanki…
Türk siyasi tarihinin gördüğü en büyük siyasi mitinglerden biri o gün, bu koşullarda yaşandı.
3 gün sonraki seçimde ise CHP yüzde 41’i aştı.

* * *



Provokasyon, meydanları kapatmakla, mitingleri yasaklamakla önlenmez; cesaretlendirilir olsa olsa…

Provokasyon, böylesi bir kararlılıkla ve kitlesellikle provokatörün üzerine yürünerek önlenir.

Bu, “Biz sana rağmen varız. Sana demokrasiyi baltalatma hazzını yaşatmayız” demektir.

Türkiye’nin en ünlü meydanını, maç gecesi fanatizme, yılbaşı gecesi alkolizme açıp bayram günü emekçiye kapatmak, okullar olmadan maarif yönetmeye benzer ki, “Ben senle baş edemiyorum” diyerek provokatöre teslim olmak anlamı taşır.

DİSK’in, KESK’in ve (korkup geri çekilmeden önce) Türk-İş’in Taksim ısrarını anlamak lazım:

Sadece işçi sınıfının değil, Türkiye’nin kaderinin değiştiği meydandır o meydan…

“Kurduğunuz tezgaha rağmen 30 yıl sonra yine burada, bir aradayız” denilecek bir “bayram meydanı”dır.

Yasaklar onun simgesel önemini azaltmaz, aksine çoğaltır.



* * *



Dün Ankara-İstanbul karayolundaydım.

Yol boyu zırhlı polis panzerleri geçti yanımız sıra… Bir bayram değil savaş arifesindeymişiz gibi…

Valiliğin açıklamasına da sıkıyönetim havası sindi.

Önce Başbakan ”ayaklar baş olursa…” gafıyla, ardından hükümet sert açıklamalarla diyalog sürecini baltaladı.

Sendikaların, mitinge süre sınırı getirme, alana tek koldan girme gibi önerileri de dikkate alınmadı.

Krizin adım adım büyümesi ve sıcak çatışmaya dönüşmesi adeta beklendi.

Bunun, kime, ne yarar sağlayacağını bugün göreceğiz.

Taksim’i zorlayacak işçilerin kazanmayacağı kesin…

Onlara “misliyle müdahale edecek” kolluk güçlerinin de…

İşçisine, meydanı kapatan Hükümet’in de…

Tek kazanan, kazanmasından en çok korkulan olacaktır:

Provokatör!



* * *



Kararlılığından taviz vermeyen DİSK ve KESK, bugün kolluk güçlerine karşı olduğu kadar, provokatörlere karşı da son derece dikkatli hareket etmek zorundadır. Kaosun sorumluluğunu, Hükümet’in omzundan kendi üstüne almamalıdır.

AKP, 1 Mayıs’ın “Emek ve Dayanışma Günü” olarak tatil edilmesi talebiyle başlattığı hamleyi cesur bir açılımla hem kendisi hem ülke için kazanıma dönüştürebilirdi.

Yapamadı.

Tam da Ergenekon’un tartışıldığı dönemde, onun kana buladığı meydanı işçiye kapatarak 30 yıllık yasakçı kafaya teslim oldu.

Türkiye de, kriz önleme yönetimindeki zaafını bir kez daha ortaya koydu.

“Sağduyu” öldü.

Bugün bize, yeni baskılara meydan vermeyecek, ama meydanları vermeyen baskıcılara da meydan okuyacak bir “solduyu” lazım.

Can Dündar

Kaynak
 
Üst
stat counter