"İsyan Çiçekleri"(Yaz.Hüsnü Aktaş)Adlı Romanın Tanıtımı ve Cahili Eğitimin Neticeleri:

Şu anda konuyu okuyanlar (Üyeler: 1, Ziyaretçi & Botlar: 0)


edib

Üyecik
Katılım
30 Ocak 2019
Mesajlar
5
Puanları
1
İsyan Çiçekleri romanı;Ankara da 12 Mart Muhtırası'ndan önce,üniversite öğrencilerinin yaşadıkları hayatın bir kesitini ortaya koyan otobiyografik bir romandır.Romanı tanıtmaya başlamadan önce,romandaki olayların zeminini oluşturan tarihi vesileleri hatırlamak faydalı olacaktır:
Toplumu derinden sarsan hiçbir politik ideolojik hadisenin tesadüfen yaşandığını söylemek mümkün değildir.Bir hadise vuku buluyorsa,o hadisenin kimler tarafından ,nasıl ve hangi şartlarda yapılacağı birileri tarafından planlanmıştır.Mesela:Demokrat Parti iktidarının sarsılmasında önemli bir yeri olan 28-29 Nisan olayları:Üniversite gençlerinin kendi tercihlerine göre şekillenen olaylar değil,TSK içerisinde oluşan cuntanın planladığı olaylardır.27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi'nden önce; sokakları "Olur mu böyle olur mu,kardeş kardeşi vurur mu?"marşıyla inleten gençler;resmi ideolojiye dayanan "askeri vesayet"rejiminin kurulmasına vesile olmuşlardır.TSK içerisinde faaliyet gösteren silahlı çeteler;seçimle işbaşına gelen DP hükümetini,üniversite öğrencilerini de kendilerine "suç ortağı"yaparak devirmişlerdir.Bu askeri darbede "şanlı öncülük" rolü,üniversite gençliğine verilmiştir.Fakat üniversite gençliğinin "kendi önlemleri ile cari olan siyasi sistem arasındaki uçurumu "farketmeleri,yıllarca süren politik ideolojik kaosun yaşanmasına sebep olmuştur.O tarihten sonra bazı "ilerici aydınlar" ile ordu içerisinde oluşan yeni cuntaların,üniversitelerde "kominist-sosyalist ideolojinin"yayılması için harekete geçtikleri malumdur.27 Mayıs Askeri Darbesinde rol alan gençlik kuruluşlarının,resmi ideolojiyi sorgulamaları,yeni problemleri beraberinde getirmiştir.
1968 yılının Mayıs ayında Fransa da başlayan ve bütün Batı Avrupa'yı etkisi altına alan öğrenci hareketi,Türkiye de yaşanan(ve o döneme kadar sadece askeri cuntalar tarafından senaryosu yazılan)gençlik hareketlerine farklı bir ivme kazandırmıştır.Adına destanlar yazılan 1968 kuşağının macerasını başlatan ilk öğrenci eylemi,10 Haziran 1968 tarihinde Ankara Üniversitesi DTCF de ilan edilen işgalle başlamıştır.Üniversite reformu talebi ile başlayan bu işgal hareketi,kısa bir süre sonra Hukuk ve Fen Fakültelerine de sıçramıştır.Ardından aynı taleple İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencileri harekete geçmişlerdir.Fikir Kulüpleri Federasyonu nun (FKF) önce çekimser kaldığı,sonra desteklediği öğrenci hareketleri,Türkiye'nin siyasi gündemini alt-üst etmiştir.
Üniversite işgallerinde olduğu gibi,ABD'nin 6.filosunun İstanbul'a gelişi de sonuçları önceden kestirilemeyen devrimci mücadelenin fitilini ateşlemiştir.İTÜ Taşkışla Kampüsü'nde devrimci öğrenci grupları (değişik fonksiyonlar) toplantı yapmış ve ortak bir bildiri hazırlamışlardır.Toplantıdan sonra Taksim Meydanı na doğru yürüyüşe geçen öğrenciler ile polis arasında "taşlı-sopalı" bir kavga başlamıştır.Haziran ayında yaşanan "üniversite işgallerinde" eli kolu bağlı kalan polis,büyük bir hınçla öğrencilerin üzerine saldırmış ve yakaladıklarını gözaltına almıştır.Bu durumu protesto eden öğrencilerin,Dolmabahçe'deki "Türk Bayrağını"yarıya indirmeleri,istenmeyen hadiselerin yaşanmasına vesile olmuştur.17 Temmuz günü İTÜ Rektörlüğü bir açıklama yaparak;protesto eylemini yapan öğrencilerin kaldığı yurdun kendilerine bağlı olmadığını ifade etmiştir.Bunun üzerine Talebe Birliği nin merkezi konumundaki öğrenci yurduna giren yüzlerce polis,yurdu darmadağın etmiş ve önüne çıkan öğrencileri dövmeye başlamıştır.Öğrenci yurdu baskısı sırasında otuz öğrenci gözaltına alınmıştır.Hastaneye kaldırılan öğrencilerden Vedat Demircioğlu'nun pencereden aşağıya atılması ve komaya girmesi,devrimci öğrencileri çileden çıkarmıştır.Öğrenciler bu baskından sonra,kitleler halinde İTÜ önünde toplanmaya başlamışlardır.Taksim Meydanı na yapılan yürüyüş sonrasında;"ordu-gençlik el ele" sloganını ön plana çıkaran devrimci öğrenciler,yürüyüşün Dolmabahçe'ye kadar sürdürülmesine karar vermişlerdir.Binlerce öğrenci sloganlarla Dolmabahçe 'ye akmaya başlamış,öfke ve nefretle harekete geçen öğrenci kitlesinin karşısına çıkmaktan çekinen polis Dolmabahçe 'yi boşaltmak zorunda kalmıştır.Böylece onlarca öğrenci,kıyıda bulunan botlara binip kaçmaya çalışan ABD askerlerini döverek denize dökmüşlerdir.
1968 de Vietnam da görev alan ve katıldığı kirli operasyonlarla tanınan CIA şefi Robert Kommer'in ;Türkiye Büyükelçisi olarak atanması,devrimci gençlerin yeniden harekete geçmelerine vesile olmuştur.Kommer 'in İstanbul'a inişi ile başlayan gösteriler,Ankara' ya gelişinde de devam etmiştir.
1968 yılında başlayan devrimci gençlik hareketinin ;bütün ideolojik zayıflıklarına rağmen,uzun yıllar Türkiye'nin siyasi gündemini işgal ettiği malumdur.Üniversiteleri ele geçiren devrimci gençlerin;sadece siyasi iktidarı değil,kendisi gibi düşünmeyen arkadaşlarını da "gerici"olmakla suçladıkları malumdur.
1968 yılında Ankara Üniversitesi DTCF Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde öğrenci olan Hüsnü Aktaş,özetlemeye çalıştığımız bu siyasi değişimin içinde bizzat yaşamıştır.MDD (Milli Demokratik Devrim) çizgisini benimseyen Dev-Genç teşkilatının;Cebeci' de bulunan Hukuk öğrenci Yurdu' nu işgal etmesinden sonra kurduğu "Halk Mahkemesi"nde yargılanan (Romanda da konu edinilmiştir.) öğrencilerden birisidir.
Roman haliyle toplumsal gerçekçilik çizgisinde onbeş bölümden oluşuyor,olaylar sosyalist ideolojiyi benimseyen "Ferit"adlı kahramanın çevresinde gelişir.Ferit önce fakir,sonraları zengin olan ailenin üstüne titrediği biricik oğludur.Üniversitede öğrencidir ve o dönemin meşhur öğrenci hareketlerinde aktif rol oynar.Ancak aynı çizgideki arkadaşlarını samimiyetsizlikleri ve ahlaki zaafları Ferit i inançlarını sorgulamaya götürür.Hayal kırıklıklarının ardından uyuşturucuya müptela olur.Yine de arkadaşlarından ayrılmaz,eylemlerinde destek olup görev alır.Üniversiteyi işgal edip sözde "Halk Mahkemesi"nde kendilerine destek olmayan ya da kendileri gibi düşünmeyen "gerici"vasfını verdikleri arkadaşlarını yargılar,suçlu bulup işkence ederler.Bu durum Ferit in iç sorgulamasını arttırır.Yine bir mahkemede suçlu olarak gördükleri "Abdullah" ile tanışır.Abdullah onu olumlu etkiler.Çevresinden uzaklaşmaya çalışırken faili meçhul bir cinayete kurban gider.
Tanıtımımızı yazarın roman sonundaki anlatımıyla bitirelim;
"...Karanlıklar yutmuştu Ferit'i.Bir yorgan gibi ölüm onun üzerini kaplamış,korktuğuyla kalmıştı Ferit.Çözemediği gizli düğüm,boynuna geçmiş onun idam ipi olmuştu...Fakat,daha binlerce Ferit aynı gizi düğüme mahkumdu...Kainatı sahibinden ayırmak isteyenlerin attığı bu düğüm,bütün insanların üzerinde bir heyula gibi duruyordu.
Filozoflar...Tiranlar ve meclisler,insan hayatı üzerinde taht kurmuşlardı...İdeolojiler,insan aklının insana kurduğu tuzaklardı...Dünya,bu tuzakların vazgeçilmez mekanı olmuştu...Aynı mekanda binlerce isyan çiçeği yetişiyor...Hem de hergün binlercesi soldurulduğu halde...Vahiy düzeninin savaşçıları,seslerini isyan çiçeklerine ulaştırabilmelidir."
Kitabın hayırlara vesile olmasını temenni ederim....
 
Üst
stat counter