Hayvan haklarını biz öğrettik ama biz unuttuk

Şu anda konuyu okuyanlar (Üyeler: 1, Ziyaretçi & Botlar: 0)


|SeYYaH|

Rektör
Katılım
12 Mar 2011
Mesajlar
13,731
Puanları
113
Konum
HeNdeK
Hayvan haklarını biz öğrettik ama biz unuttuk


Hayvan deyip geçmemek lazım. Her bir cinsin bir ümmet olduğunu söylemiştik. Hepsini Allah insanlar için yaratmış ve her birinin bu dünyada bir görevi var. Kimi etiyle kimi sütüyle, kimi tüyüyle, kimi derisiyle insanoğluna hizmet ediyor. Kimi toprağı gevşetiyor, kimi çevreyi temizliyor. Bitkileri aşılıyor, zararlıları ayıklayıp dengeyi sağlıyor. Ve hepsi hal diliyle Allah'ı tespih ediyor, O'na ibadet ediyor. 'Ama siz onların tespihini anlamıyorsunuz'. İnsanoğlundan ve cinlerden başka görevini ihmal eden, suiistimal eden hiçbir varlık yok. Bu sebeple, 'geberesi insan, ne kadar da nankör!' diyor Yaratıcı.


Bilim adamları diyorlar ki, arılar olmasa insanlar sadece dört yıl yaşayabilir. Böcekler olmasa elli yıl sonra yeryüzünde yeşillik namına bir şey kalmaz. Aksine dünyada elli yıl insanın yaşamadığını düşünsek yeryüzü tekrar ilk tabii haliyle yemyeşil ve pırıl pırıl olur. Demek ki her şeyi kirleten insan.


Bu sebeple varlığın bir bütün olarak düşünülmesi ve bu çokluktaki/kesretteki birliğin/vahdetin görülmesi gerek. Her bir canlı okuyabilen için başlı başına bir ayettir, mucizedir.


Hz. Peygamber bütün âlemlere rahmettir. Müslümanlar o günden beri hayvanların da, bitkilerin de hakları olduğunu ondan öğrenmiş ve İslam'ın canlı olduğu yıllarda bu hukuka hep riayet etmişlerdir.


Düşüş de umumi oldu. Ahlaktaki çöküntü diğer alanlardakini beraberinde getirdi ve günümüzde Müslümanlar ne yazık ki, hukuka en az riayet eden insanlar haline geldiler. Elbette bu düşüşten kurtulma çabaları da vardır ama düşüş, çok uzun yıllar aldığı gibi, bundan kurtuluş da uzun zaman alacağa benziyor. Her medeniyet önce insanını yetiştirir, sonra medeniyet kurulur.


Batılılar hayvan hakkı kavramıyla daha dün tanışırken Hz. Peygamber şunları söylüyordu: 'Her can taşıyan varlığa iyilik yapmada ecir vardır', 'Bir kadın bir kediyi hapsedip açlıktan ölmesine sebep olduğu için cehenneme gitmiştir', 'Fahişe bir kadın da susuzluktan dili dışarda soluyan bir köpeği ayakkabısıyla kuyudan su çıkarıp içirdiği için cennete gitmiştir'. 'Hayvanları atışlarınıza hedef edinmeyin', 'Bindiğiniz hayvanın üzerinde boşuna durup onu yormayın', 'Hayvanı yavrusundan ayırmayın'.


Bunun gibi onlarca hadisi şeriften Müslüman hukukçular 'hayvan hakları' diye bir konu çıkarmış ve fıkıh kitaplarında bunun şaşılacak detaylarını vermişlerdir.


H. Yedinci Asır'da yaşayan İzz bin Abdüsselam hukuktaki maslahat ve mefsedet dengesini anlattığı muhteşem eserinde hayvan haklarıyla ilgili bir bölüm açmış ve şunları söylemiştir:


'Hayvanların da insanlar üzerinde hakları vardır. Hasta ve iş göremez olsa bile her hayvanı kendisine uygun yemle yeterince beslemelidir. Hayvana gücünün üzerinde yük yüklememelidir. Onu kendi cinsinden olsa bile vuracak, süsecek, yaralayacak diğer hayvanların yanına koymamalıdır. Boğazlayacaksa en müşfik şekilde ve ihsan ile boğazlayacaktır. Canı tam çıkmadan derisine kemiğine zarar vermeyecektir. Hiçbir hayvanın yavrusunu kendi gözleri önünde boğazlamayacaktır. Hayvanın yattığı yeri temiz ve rahat tutacaktır. İhtiyaç duyduklarında erkeği ile dişisini bir araya getirip doğal ihtiyaçlarını karşılamalarına müsaade edecektir. Av yapacaksa hayvanı vahşice öldüren, ona eziyet eden bir yöntemle yapmayacaktır…'


Bu sebeple fakir, olta ile balık avlamanın sakıncalı olduğu kanaatini taşıyorum. Hayvancağızın boğazı parçalanıp, bunun açısıyla çırpınırken insanın zevkten dört köşe olması sadistlik duygusunun bir göstergesi olsa gerektir. Kaldı ki, bir ihtiyaca binaen olmayan ve sadece zevk için yapılan avcılığın her çeşidi böyle olmalıdır. Onun için bizim diyarda sözlüklerin henüz tanımadığı bir deyim vardır: 'Onmasın avcılar, illa illa balıkçılar' derler. Bununla elbette zevk ve hobi olarak avcılık yapanları kastederler. Yoksa geçim ve beslenme için av yapmak da Allah'ın bir nimetidir. İnsanlık adına ne utanılacak ve hicap duyulacak bir durumdur ki, Allah'ın bir kulu acı ve korku içinde çırpınırken, bütün canlılara karşı merhametli olması istenen insan zevkten dört köşe olup kahkaha atar.


Yine bu sebeple göz zevki, psikolojik yalnızlık, insanlara güvenmemekten kaynaklanan kaçış ve yabancılaşma sebebiyle evlerde kedi ya da köpek besler ve onun kendi hemcinsiyle oynaşma hakkını elinden alır. Sonra da bize sık sık sorarlar: 'Kedimin, ya da köpeğimin üremesini istemiyorum, onu kısırlaştırabilir miyim?'


Başka şeyler yazmayı düşünürken aklımıza bunlar geldi. Belki de iyi oldu.


 

|SeYYaH|

Rektör
Katılım
12 Mar 2011
Mesajlar
13,731
Puanları
113
Konum
HeNdeK
Bize hayvan hakları dersi vermesinler


Hayvan hakları derken meselenin pek çok boyutunun olduğunu keşfettik.


Bugün Batı bizi bu konuda da beğenmemeye başladı. Almanya'da ve diğer Batı ülkelerinde Müslümanların helal et yemek için hayvanları kendilerinin kesmelerine müsaade edilmiyor. Gerekçeleri de İslamî kesimin hayvana eziyet vermesi ve hayvan haklarına aykırı olması. Elbette haklı oldukları taraflar da var. Çünkü Müslümanlar hala bazı şeyleri ihsan üzere yapamıyorlar. Hikmetlerinden birisi boğazlarken dahi hayvanın nasıl merhametle boğazlanabileceğinin eğitimini vermek olan kurban kesimini bile Müslümanca başaramadık. Birileri çıkıp hem hijyen açısından, hem hayvana eziyet etmeme açısından İslamî kesimin en insanî kesim olduğunu bilimle ispat edebilirse buna bir şey diyemeyecekler. Fakat Müslümanlar da bunu yapabilecek yeterli bilgiye ve birikime henüz sahip değiller.


On-on beş yıl önce Almanya'da bir gıda sempozyumuna katılmıştım. Hayvan kesim yöntemlerinin insaniliğini ve İslamiliğini tartışıyorduk. Suriye asıllı bir Alman vatandaşı kimya profesörü şu mealde bir şeyler söylemişti: Boğazlanırken hayvanın acı çekmesi konusunda bizim hangi kesimin hayvana ne kadar acı verdiğini ölçme imkânımız yok. Ama şunu biliyoruz; acı çekme kandaki kortizonun (bir başka madde söylemiş de olabilir) yükselmesine sebep oluyor. Yaptığımız araştırmalarda Batı'da yaygın olan kesimlerde, kandaki bu madde İslami kesime göre on kat daha fazla artıyor. Üstelik İslamî kesimde artış süresi, kesim anından itibaren otuz saniye iken buradaki kesimlerde bu süre yüz elli saniyeye kadar çıkıyor.


Bunlar benim yıllar önce duyduklarımdan aklımda kalanlar. Kesin olan şu: Eğer Müslümanlar bu tür araştırmalarla bunun bilimsel ispatını yapabilseler, ayrıca uygulamalarındaki gayri hijyenik görüntüleri ortadan kaldırmaya muvaffak olsalar Batılılar bunu kabul edebilirler. Ancak biz onların kabul buyurmaları için değil, dinimizin emri olduğu için en güzeli yapmak zorundayız. Şu hadisi şerifler insanlığın ne bilimle, ne vicdanla ufkuna asla ulaşamayacakları beyanlardır:


'Allah her şeyin ihsan ile yapılmasını farz kılmıştır; öldürmek zorunda kalırsanız bile ihsan ile öldürecek, boğazlarken de ihsan ile boğazlayacaksınız. Bıçağınız keskin olacak, hayvanı rahat bir şekilde yatıracaksınız'.


İhsan, bir şeyi en güzeliyle yapmak demektir. En öncelikli işi belirler ve onu yapılabileceği yöntemlerin en güzeliyle yaparsanız ihsan ile yapmış olursunuz. Hz. Peygamber ibadetteki ihsanı açıklar ve 'İhsan Allah'ı görüyor gibi ibadet etmenizdir' der.


Şu hadisi şerif de yaklaşık aynı anlamdadır: 'Biriniz bir iş yaptığında onu en mükemmel şekliyle yapmasını Allah sever'.


Hep söylüyoruz, Müslümanların bugün en büyük problemlerinden biri de, ihsanı unutmuş olmalarıdır. Hem ibadetlerinde, hem günlük hayatlarında. Ama en azından namazında ihsanı gerçekleştirememiş bir Müslümanın, bunu hayatın diğer alanlarında asla gerçekleştiremeyeceği söylenebilir.


Bizimkilerin kesimini hayvana eziyet sayan Batılıların yıllar önce yaşadıkları delidana hastalığı sebebiyle hasta hayvanları nasıl imha ettiklerinin videosunu izlemiş ve ağlayacak hale gelmiştim. Lobutlarla vurularak, boynuzları kırılıyor, gözleri kafaları morartılıp şişirilerek vahşice konteynerlere dolduruluyor ve götürüp imha ediliyordu.


Her şeyden önce hayvanların bu hastalığa yakalanmalarının sebebi onların fıtratına uygun olmayan yemlerle beslenmeleri idi. Bunu onlar hayvan haklarına aykırı görmüyorlar. Çünkü mesele daha az zamanda daha çok et veren hayvanlar üretmekti. Mesele, insanın oburluğu ve aç gözlülüğü idi.


Tuzu kuru Batılıların canlı maymun beyni, ya da tavada canlı kızartılmış balık yeme zevklerini izleseniz mideniz ağzınıza gelir, insanlığınızdan utanırsınız. Derisi için kafalarına vurularak öldürülen yavru fokları, canlı canlı yüzülen kürk hayvanlarını izlemeyeniniz var mı?


İspanyolların boğa güreşlerini herkes bilir. Zavallı hayvan, sırtında zıpkınların açtığı yaralarla kan kaybede ede, dili dışarıda ölür. İzleyenler de bundan sadistçe zevk alırlar. Onların bir de şehrin en yüksek binalarının tepesinden sokağa keçi atma eğlencelerini izlemiştim. Hayvan parçalanırken izleyenler zevkten çığlık atarlar. Bu sene daha vahşi bir eğlencelerini gördüm. Boğaların kafalarına tutuşturulan gaz tüpleri yakılıp hayvanın üzerine ateş fışkırtılıyor ve hayvancağız adeta deliye dönerek oraya buraya saldırıyor ve bir süre sonra ölüyor, eti de arenaya çıkma kahramanlığı gösterenler arasında paylaşılıyor.


Ve bize ders vermeye kalkıyorlar. Ama biz de hak etmiyor muyuz? Göreceğiz.


 

|SeYYaH|

Rektör
Katılım
12 Mar 2011
Mesajlar
13,731
Puanları
113
Konum
HeNdeK
'Yazık, karga kadar olamadık'

Hayvan haklarını söz konusu edince dikkatimizi çekti, Kur'an-ı Kerim'de hayvanlardan ne kadar da çok bahsediliyormuş. Âdemoğlu hayvanlardan ilk dersini kargadan almış. Hz. Âdem'in iki oğlundan biri olan Kâbil, öldürdüğü kardeşinin cesedini ne yapacağını düşünürken karga kendi cinsi için bunu uygulamalı olarak ona göstermiş.

Böylece insanoğlu, kendi ölüsünü gömmeyi kargadan öğrenmiş. Kâbil de o meşhur sözünü söylemiş 'Yazık, karga kadar olamadım'. Bu durum muhtemelen insanoğlunun kuşlardan, hatta bütünüyle hayvanlardan öğreneceği daha çok şeyin olduğunu anlatır ve de kargayı aptal bellemeyin.


İnsanlığın ikinci atası Hz. Nuh, gemisine her hayvandan bir çift almayı ihmal etmemiş. Belki de hayvan neslinin tüketilmemesini öğretmek için.


Hz. Süleyman sanki hayvanların da peygamberi. Kuşdilini biliyor, karıncayla konuşuyor, ibibikten kendisinin dahi haberdar olmadığı bilgiler alıyor. Biz güvercinin haber ilettiğini biliyorduk ama demek ki, bu işi hüthüt, yani ibibik daha iyi yapabilir. Yani 'İbibikler öter ötmez ordayım' türküsü boşuna söylenmemiş. Demek 'Bilgi Allah katındandır', dilediğine dilediği bilgiyi verir. Bir hayvan bile insanın hiç bilemeyeceği şeyleri bilebilir. Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve hayvanlardan ordusu vardı. Kur'an-ı Kerim'de cinleri çalıştırırken dayandığı bastonunu yiyip çürüten canlılardan, belki de mikroplardan söz ediliyor.


Hz. Salih Peygamber'in devesi başlı başına bir mucize. Onun ve Ashabıkehf'in köpeği Kıtmir gibi on kadar hayvanın cennete gireceğini söyleyen zayıf rivayetler var. Kıtmir ile belki sadakatin değerine işaret ediliyor.


Domuz dahi, biz hoşlanmasak da, Allah'ın bir kulu, bir ümmet ve Orhan Çeker Hoca'nın ifadesiyle, Ümmeti Muhammed için safi bir imtihan konusu. Tıpkı Hz. Salih'in devesinin Semud Kavmi için imtihan olması gibi. Domuzun bir günahı yok. O Allah'ın verdiği görevi yapıyor. Bir domuz senede 9 yavru yapar ve yavrular altı ayda annesinin büyüklüğüne ulaşır. Bir koyun senede bir yavru yapar ve yavru ancak bir senede annesi kadar olabilir. Buna göre domuz koyuna kıyasla on sekiz kat daha ekonomik. Ama Allah yemeyeceksiniz demiş, yemiyoruz. İmtihanın sırrı da bu.


Hepsi bir tarafa, Allah arıya vahyettiğini söylüyor. Demek ki, arının maharetleri kendi becerisi değilmiş. Bununla belki de görevini tastamam yapan her insana bu kabil ilhamların gelebileceğine işaret ediliyor.


Hasılı, Allah her şeyi insan için yaratmış ama, onun da serazat olmadığını, her davranışından Allah'a hesap vereceğini ona bildirmiş.


'Siz yerdekilere merhametli olun ki, göktekiler de size merhametli olsun' diyor Hz. Peygamber. Allah'tan, Müslümanlar tarihte bu merhametin pek çok örneğini göstermişler. Ama İslam ahlakı unutulunca merhamet de unutulmuş.


Her yıl bizim ülkemizde de -Batıdakiler kadar vahşi olmasa da- hayvanlara karşı pek çok zulüm yapılmaktadır. Televizyondan izlediğim ve beni ürperten bazılarını zikredeyim: Samsun'da kazıklara bağlanan mandaların insafsızca vurulup tahrik edilerek kazığı koparmada yarıştırılmaları, Yusufeli'ndeki acımasız boğa güreşleri, rakibini kan-revan içinde bırakan köpek dalaşları, horoz dövüşleri… Bunlar hep insanın içindeki vahşetin dışavurumlarıdır, sadistçe duyguların tezahürüdürler.


Bu yazılarım sebebiyle bir okuyucum Çin'de zevk için bir mandaya yapılan işkencenin videosunu gönderdi. İzleyemedim ve kapattım. Aman Allah'ım ne sabursun dedim. İnsanlar Allah'ı ve hesabı unuttukları ölçüde zalimleşiyorlar. Akif'in dizeleri tam da bunu anlatıyor.


Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır

Yüreklerden silinmiş kabul edilsin havf-i Yezdan'ın

Ne irfanın kalır tesiri kat'iyyen ne de vicdanın



Yani bilginin, kültürün, vicdanın etkisi bir yere kadardır. Allah korkusu olmayan insan her adiliği yapar.


Çift süren öküzlere verilen eziyeti çok iyi bilen babamın sıkça söylediği sözlerdendir: Son yıllarda görülen bolluğun sebebi, traktörün icat edilmesidir. Traktör çıktı da artık öküzlere eziyet edilmez oldu, bu sebeple Allah bolluk verdi, der.


 

-Hewal-

Dekan
Katılım
27 Haz 2008
Mesajlar
5,209
Puanları
0
Sahte Hayvan severler görüyorum.Belediye geliyor barınaga götüreceğim diyor Şahıs yok diyor benim köpeğim ben besliyorum diyor ne köpeğe sahip çıkıyor, sabah akşam köpek insanlara saldırıyor. Aşısını falan da yaptırmıyorlar bu tip Hayvan severler yalandan üç beş günde bir yemek falan getiriyor sanki, Hayvan üç gün beş gün aç kalabilirmis gibi.Ben hayvan severim ama köpegi yada hayvanı sokakta keyif için severim Hayvani tarzında
 

-Hewal-

Dekan
Katılım
27 Haz 2008
Mesajlar
5,209
Puanları
0
Bu konuyu görünce ülkemiz içinde sahte hayvanseverler için bir kaç şey daha yazasım geldi:sahte hayvanseverler yani Petshop çular,onlar sadece satın aldıkları hayvanları sever ve sadece onlara sevgi ve merhamet gösterirler ,sokakta gezen bir kedi,köpek,kuş yada herhangi başka bir hayvan türü onun için sevgi besleyebileceği bir canlı türü değildir .Hayvan severliği bir maske olarak takar yanında taşıdığı herhangi çeşit bir hayvanla.Halbuki yaşamına baksan deri kürk ayaykkabı mont vazgeçilmezidir.Yani hayvanseverlik bu tip şahıslar için parayla satın alınan bir meziyet gibi .Aslında hayvanseverlik modadır bunlar için bu gün moda köpek beslemek ise köpek besler yarın evde maymun beslemek moda olsa maymun besler o derece hayvanseverdir.Son olarak şu an sokakta yaşayan yüzbinlerce köpek hayvansever dediğimiz kesimin sokaklara attığı köpeklerin nesillerinde gelen köpekler dir ve bu sayı günden güne artmaktadır.
 
Üst
stat counter