Biz Kimiz?

Şu anda konuyu okuyanlar (Üyeler: 1, Ziyaretçi & Botlar: 0)


|SeYYaH|

Rektör
Katılım
12 Mar 2011
Mesajlar
13,734
Puanları
113
Konum
HeNdeK
Biz Kimiz?

Sigara Kızılderililerin, puro İspanyolların, kâğıt Çinlilerin, matbaa Almaların buluşu.

Karyola Yakındoğu'dan, yorgan ile pijama Hindistan'dan, elbise Ortaasya'dan gelme.

Sabun Gaul'lerin, ayakkabı Mısırlıların, kravat Hırvatların eseri.

Şemsiye ilk Güney Asya'da, şapka Asya bozkırlarında, bozuk para Lidya'da, yemek tabakları Çin'de kullanıldı.

Çatal İtalyanlarda, kaşık eski Roma'da, şeker gene Hindistan'da ortaya çıktı.Bu iftihar listesinde biz yok muyuz?

Varız elbet. Bir kere atı evcilleştirip yeryüzüne hız fikrini hediye eden Türklerdir.

Çelik de bizlerin icadı. Eğeeeer....Bu iki yenilik, yani hız fikri ile çelik ortaya çıkmasaydı, insanlık ne gemi yapabilir, ne de uzaya çıkabilirdi.

Sakın kendinizi ve kültürünüzü yabana atmayın.Halı da Türk'ün, Türk kadınlarının insanlığa, sanata ve estetiğe armağanıdır...

Bizler abur cubur kültürlerin değil, koskoca bir medeniyetin sahipleriyiz.

Tıp dünyasının baş alimi, "Avicenna" imzalı kitapları hala Batı fakültelerinde okutulan İbni Sina, yeri doldurulmaz dedelerimizden.

O yüzden..."Biz de kimiz, dünyaya ne ekledik ki?" deyip duran zavallı ve hasta kafalara itibar etmeyiniz.

Kendi içimizdeki menfilerin hezeyanlarını cahilliklerine veriniz.Ve, dik yürüyünüz...

1999 Osmanlı Devleti'nin 700'ncü kuruluş yılı. Bu sebeple Osmanlı'nın haşmetini bir daha ve tekrar tekrar hatırlatmakta fayda var.

Sadece Birecik tersanelerinde yılda 300 (evet, üç yüz)gemi yapılıyordu.

Bayramı ve tatil günlerini çıkarın, bu her gün bir gemiyi suya indirmek demektir.

İnanılmaz bir gerçeğe buyurun:Akdeniz'de çarpışıp durduğumuz Venedikliler, Cenevizliler, Malta şövalyeleri, o koca kalyonları, devasa tekneleri kimden alıyordu?

Cevap : Bizlerden. İnsanın kendi medeniyetini küçümsemesi için ya kasıtlı ya da ayıplanacak kadar bilgisiz olması gerekir.

Bazı yazar çizer takımı işte bu derekelerde zıplayıp duruyor.

Gerçi derya içredir ama deryayı bilmiyorlar. Sıkı durun!

Çocukları gezdirme vakıfları, çocuklara her hafta meyve yediren vakıflar sadece bizde vardı.

Hizmetçinin kırdığı eşyayı tazmin eden, dağdaki aç kurtları doyuran vakıflar da bizim güzelliklerimiz.

Dünyada bir eşi yok...

Var diyenler yalandadır. Çiçeği dillendiren seviye de bizdendir.

Penceredeki sarı çiçekli saksı, "Bu evde hasta var." demekti. Kırmızı karanfiller, o hanede gelinlik çağda kızlar olduğuna işaretti.

O sokaktan usulca, küfürsüz, gürültüsüz geçilirdi.

Gözünüz medeniyet görsün.Ama bu dev buutlu, gökkuşağı sıcaklığında nükteler yazık ki bilinmiyor.

Osmanlı’nın o kadar uzağındayız ki, 700'ncü yılda eller ayaklar birbirine dolanıyor.

Kutlayamıyoruz bile.

Kutlar gibi yapıyoruz.


Gürbüz AZAK
 

|SeYYaH|

Rektör
Katılım
12 Mar 2011
Mesajlar
13,734
Puanları
113
Konum
HeNdeK
MİLLET OLMAK KOLAY DEĞİLDİR


Şöyle söyleyeyim; Alman Alman gibi, İtalyan İtalyan gibi; İngiliz'i, İspanyol'u, Hintli'si kendi gibi yaşıyamıyorsa eksiklidir, kusurludur.

Önce kendiniz olacaksınız. Mutfağınız, estetiğiniz ille de sizden esintiler yayacak. Bu inat sürmeli.

*
Evime ilk defa gelen bir dost hayretler içinde kalmıştı:

- Aaa! dedi önce. Bu salon bizimkilere benzemiyor.

- Niye?

- Duvarlarda tezhipler, hüsn-i hatlar var. Vazonuz çeşmibülbül, halınız Kayseri.

Cevabım zannederim misafiri azıcık üzdü:

- Ne bekliyordunuz, dedim...

Burası bir Türk'ün evi. Kendi kültürünü sahiplenmek ödevimdir. Evimde yaban kokular, bize ırak zevkler istemem. Ben ancak böyle mutlu olabilirim.

*
Halbuki, Fransız empresyonistleri, Japon estamplarını severim.

Tamamı ciltler dolusu örnekleriyle kitaplığımdadır. Rustik pencere ve perdelere, İtalyan mobilyalarına bayılırım ama, o kadar.

Eğer ben bir Türk aydını isem, evim beni yansıtacak. Bu inat haysiyetimdir.

Bir Fransız, evine Nakkaş Levnı” minyatürü, Karahisari hattı asıyor mu?.. Hayır.

Madem öyle, bir Van Gogh röprüdüksiyonu da benim salonuma giremez. Picasso, Degas, Utrillo giremez. Ya ne girer?..

Halim Efendi hattı, Şükrü Bey tezhibi, Düzgünman ebrusu, Paşabahçe yapımı güzelim çeşmibüller.

İmkanım olursa Bedri Rahmi'den, Devrim Erbil'den, Turan Erol'dan tablo edinirim.

*
Aydın kendini ezdiremez, buna hakkı yok.

Elalemin güzeliyle güzelleşemez.

Şimdilerde moda: Koca koca kadınlar, anneler, babalar, minicik çocuklara 'Baybay' dedirtiyor.

Ayıp... Londra'da bir yavru 'Hoşçakal' diyor mu ki?

Paris'de, Roma'da bebeler artık 'Allahaısmarladık' mı demekte?

Yapmayın!

'Baybay'lı her sesleniş bizleri küçültür.'Baybay' ünlemesi, 'Ben kepazenin tekiyim. Kendi töremden, milliyetimden, dilimden utanmaktayım' itirafıdır.

Kabacası, iğrençtir.

*
Ne olur inat ediniz.

Ve bu inada dilinizden, evinizden başlayınız...

Gene kendimden örnek vereyim. Bugüne kadar Türk kahvesi yapmayan 'Cafe'de oturmadım, oturmayacağım...

Salonu; Dali, Gauguin, Matisse ile süslenmiş evlere bir daha gitmedim, gitmeyeceğim.

Niye?.. Çünki bizi biz kılan kıymetlere sırtını dönmüş okur-yazar, zengin, (kim olursa olsun) bana yabancıdır.

*
'Türk'üm' demekle Türk olunmuyor.

Yerken, içerken, seyrederken, otururken, çizerken, bestelerken, severken, hatta kavgalaşırken kendimiz gibi olmak zorundayız...

Çok affedersiniz: Millet bilinmek kolay değildir!


Gürbüz AZAK
 

KaJMeR13

Profesör
Katılım
1 May 2013
Mesajlar
2,797
Puanları
38
çok güzel deyip geçmek yetmez.
okuyup ders çıkarmak lazım.
aynısını yapıyoruz. kültürümüzü kendimiz yok ediyoruz neredeyse. kendi kendimize yazık etmeyelim.

mesela konuştuktan sonra "bb" yazıyoruz hepimiz işte...
 

Mg.

Profesör
Katılım
18 Ocak 2010
Mesajlar
2,076
Puanları
38
Ne zamandır bay bay deyince kendimi tuhaf hissediyor ve buna engel olmuyordum. Bu yazı biraz daha şuurlanmama vesile oldu teşekkürler
 

|SeYYaH|

Rektör
Katılım
12 Mar 2011
Mesajlar
13,734
Puanları
113
Konum
HeNdeK
Teşekkür ederim arkadaşlar... yazıların tarihi bayağı bir eskidir aslında, ne ki bazı yazılar vardır ölümsüzdür, ne zaman okursanız okuyun, bugün yazılmış gibidir. Gürbüz AZAK kıymeti bilinemeyen, belki keşfedilmemiş yazarlarımızdan biridir.

çok güzel kitapları vardır, tavsiye ederim herkese...

bu arada, bu konu altında onun bulabildiğim makalelerinden bu türden bizi bize anlatan, kendimize getiren yazılarını alıntı yapmayı düşünüyorum.
 

kmurat

Profesör
Katılım
8 Şub 2014
Mesajlar
4,986
Puanları
113
Bir düzeltme yapayım:
Yoğurt, Lokum ve Baklava unutulmuş. Yoğur'dun adı Dünyanın her yerinde Yoğurt'tur. Belki lehçe farkı olabilir ve Türkçe Yoğun'dan gerlir.

Yaşam tarzına gelince: Tarihte yaşamak, geri kalmışlıktır. Geri kalmış kültürler daima yabacı kültürleri taklit ederler, geri kalmışlıklarından kurtulabilmek için. O halde kendimizi bir şeylere bağlama yerine, ileriye bakmamız gerekir. Bizim için başkaları ilerisine bakıveriyorsa, Kültürümüzü yitirmek üzereyizdir.

Bir şeylere sahip çıkarken, bahtımızı bağlamalıyız. Sahip çıkmak, sahiplenmek, benimsemek kavramlarını karıştırmamalıyız. Kavramları karıştırmaya ve anlayamamaya başladığımızda, dilimizide yitirmeye başlamışızdır ve kendi anlayamadığımız kavramlarımız yerine yabacı kelimeleri benimsemeye başlarız. Bu da şu an Türkiyede ve Türkler arasında yaşana durum.
 

|SeYYaH|

Rektör
Katılım
12 Mar 2011
Mesajlar
13,734
Puanları
113
Konum
HeNdeK
VERİN ÇOCUKLARA NAYLON KILIÇLARINI


Şaşıranlar çıkabilir, ama söylemeliyim. İnsanın bir yanında ilkel kırıntılar olmalı.

İtirazcılık, yenilikçilik, değişiklik üstüne yorulabilmeli kişi.

Törpüsüz ve kırıcı taraflarımız eksikse iş varıp korkulara dayanır. Dayatılan güne teslim olursunuz.

Yanlışa baş eğer, aksayan mevcuda selâm durursunuz.Vakt erişir, bu yumuşaklıkla toprağı düşmana teslim edersiniz.Evet...

Bir yanımız vahşi kalabilmeli.

***
“Efendim, erkek çocuklara oyuncak tabanca almayalım, onları vurucu-kırıcı yapmayalım.”

Hayır! Erkek; avlayandır, koparandır, koruyandır, çevresini doyurandır. Erkekliğin hamurunda mücâdele var.

Mevsimlerle boğuşacak, yeraltından su çıkaracak, evler kuracak, gerektiğinde kötü niyetlilerle kanı pahasına kavga verecektir.

Sâde Pamuk Prenses kitapları ve bilgisayarla ömür tüketen muhallebi çocukları eksikli yetişir.

Onlardan kazanma ruhunu çekip alırsınız. Ortaya, elleri devamlı havada gezen, teslim olmaya hazır karakterler çıkar.

Râzı olmayın, râzı olmayalım.

***

“Silâh, kan ve cinâyeti çağırır” imiş. Lâf.

Hayatı süresince silâhlı gezen yüzbinlerce subay ve astsubaydan kaçı yılda onbin cinâyet işliyor?

Bu ürküntü son derece tehlikelidir. Uygar toplumun fertleri, maddî ve mânevî saldırılara karşı durmayı da bilmeli.

Kutsalları, kültürü, yurdu uğruna gerektiğinde ölebilmeli.

***

Mayalar, Aztekler fevkalâde uygardı. Şimdi nerdeler?

Uygurlar medeniyetin zirvesinde idiler. Şimdi nerdeler?

Sâde piyano çalıp şarkı dinlemekle, çıtkırıldım bir hayatı özlemekle, mücâdelesiz yaşama rüyaları görmekle medenî olunamaz.

Verin şu çocuklara tabancalarını, kötüleri kaçıran kılıçlarını ve değnekten atlarını.

***
Gün gelip çirkef oğlu çirkeflere karşı durabilecek misin?

İstilâcıyı korkutup kovabilecek misin?

Silâhı, tankı, bombardıman uçağını kullanabilecek misin?

Evet ise, tamam. Şu muhallebidir, bu bilgisayar.

***
Öyle diyorum... Ne kadar hatırnaz, bilgili, çelebî olursak olalım, bir yanımız törpüsüz kalabilmeli.

Kıran, döken, yıkan, ürkülen tarafımız eksikse kayıplardayız.

Şu oyuncak tabancaları, atları, tankları, iki yanı keskin naylon kılıçları çocuklardan esirgemeyin.

Kızlara da gene bebekler, karyolalar, oyuncak cezveler alın. Kaybetmezsiniz.

***
Kimse hımbıllığın adına uygarlık demesin.

Erkek dediğin erkek gibi yetişmeli. Var mı îtirazı olan?

Feministler dahil?


Gürbüz AZAK (üst linklerdeki aynı sayfa)
 

farukarslan

Doçent
Katılım
26 Şub 2013
Mesajlar
881
Puanları
18
Hepsi de çok güzel ve anlamlı yazılar. insan şu devirde Allaha emanet ol gibi sözler duyulmazken ve kendini modern sanan insanların abuk subuk yaşantısı, laflarıyla sıkılmıştım. Bu yazılar iyi geldi elinize sağlık.
Aslında ben de yazmayı severim ama uzak kaldım. Şimdi anlamlı mesajlar içeren yazılar kolay yazılmıyor.
 

|SeYYaH|

Rektör
Katılım
12 Mar 2011
Mesajlar
13,734
Puanları
113
Konum
HeNdeK
Çizginin Bittiği Yer

HEPİMİZ aynı yöne koşuyoruz. Var gücümüzle. Yanımızda günahlarımız, sevaplarımız.

Çünkü hayat, hep aynı yöne doğru sürdürülen bir koşudur. Koşu biter; biz biteriz, koşu biter...

Dünyaya ölmeye gelinir. Yaşanmaya gelinseydi, koşunun sonu hep yeni yaşamalara çıkardı.

Koştukça hayata yaklaşır, bitmeyen ömürleri tekrar tekrar yakalardık.

'Her fâni ölümü tadacaktır...' Koşuların, hedeflerin, bitirişlerin son soluğunda ölümü tatmak var...

Geldik, gideceğiz... Çare yok. Giderken doğduğumuz günkü gibi saf, temiz ve haramsız olabiliyor muyuz?

Kazanç budur. Zor olan, imkânsız görünen budur.

Ve inanmak, imkânsızı başarabilme gücü, azmi ve kuvvetidir.

İnanmak, dolu dolu yaşamaktır.

Aylardan ne, günlerden hangisi, ayın kaçındayız?

Dün kimler göçtü, bugün kaç kişi uğurlandı, yarınlar kimleri çağırmada?

Dünler, bugünler ve yarınlar, bizleri hem çağıran, hem uğurlayandır.

Dünler de bitiyor. Dünler de koşmakta idi bizim gibi... Demek, 'dünya zamanı' da ömürlü.

Bugün, dünün bittiği çizgi. Bugün ancak yarının sınırına kadar yaşayacak...

Zaman bile sonsuz değil, mekân bile. Ve insan, zaman ve mekân ile birlikte eskiyor, koşuyor, tükeniyor.

Zaman, mekân ve insanın benzerlikleri kaderlerinde. Üçü de bitişe hizâlı ve hızlı.

Güneş her sabah bir başka zemine doğuyor; bir gün daha yorulmuş olarak, yorulmuş bularak...

Bütün büyümeler sona doğrudur. Kâinat bile büyümekte ve kaderine koşmakta.

Demek ki, yaratılmışların tamamı ölüme yönelik... Bu ölümde, beraberlikler ve büyüklükler olmalı...

Şair ne kadar haklı.. 'Ölüm bunca güzel olmasaydı, Efendimiz ölmezdi...'

Ölüm bunca güzel olmasaydı, güzeller ölmezdi... Giden, gitmeyi hak edebilmeli. Dünyaya yaşamaya gelmek; ölüm varsa, yalandır, yanlıştır...

Çiçekler ölüyor, kuşlar ve ağaçlarla birlikte...

Ekinler ölüyor, yamaçlarla, dağlarla beraber...

Gün gelecek, ân gelecek, ölüm bile ölecek...

Zaman, mekân ve insan ile birlikte. Ölüm, 'ölecekler' tükenince ölecek.

Çünkü, kâinat çapında bir görev sona ermiş olacak.

En son, en başa kardeş olacak. Sonsuz büyüklükte bir aynaya bakar gibi, en son, en başı; kendini görecek...

Ölüm 'kötü son' değil. Sürpriz netice değil. Ölüm, koştuğumuz ve ulaştığımız tazeliktir...

Ölümün bir adım ötesi yenilik. Ölümde konaklamadan ölümsüzlüğe varılmaz..

Ölümde dinleniriz.

Ömür boyu süren yorgunluklar orada üstümüzden atılır.

Yaradana ve İki Cihan Efendisi'ne (asm) yorgunluksuz kavuşuruz...

Yepyeni!...


 

vimjunon

Asistan
Katılım
7 Şub 2010
Mesajlar
393
Puanları
18
Teşekkürler seyyah , sayende önemli bir yazarı tanıma fırsatım oldu.
 

El Padrino

Dekan
Onursal Üye
Katılım
15 Şub 2007
Mesajlar
6,051
Puanları
48
Medeniyetle ilgili yazıya kesinlikle katılıyorum.İnsanı insan yapan ruhtur.Ruhumuz olmadan hepimiz birer hayvanız.Maymunun şempanzenin fiziksel olarak biraz daha gelişmiş haliyiz.Ruhumuz bizim insanı tarafımızı temsil eder, bedenimiz ise hayvani tarafımızı.Her yaradılanın hikmeti, güzelliği, özelliği Allah'a aittir.İnsan yaradılan en güzel mahlukattır.Ömrümüz boyunca ruhumuz ile nefsimizi yani bedenimizi yani hayvani tarafımızı terbiye etmeye çalışırız.Bu Allah'ın bize bir lütfudur.Çekileceğimiz sorgunun amacıdır.İnsan haricindeki bütün canlılar nefislerinin gösterdiği yönde yaşar.Avlanmak, yemek yemek, üremek, kavga etmek, öldürmek.Bunlar en temel hayvani duygulardır ve hepsi insanoğlunda vardır.Yüzbinlerce yıldır bu şekilde süregelmiştir insan nesli.Peki en can alıcı soruya gelirsek "insanoğlu yüzbinlerce yıldır bunca savaştan, bunca felaketten, bunca doğal afetten nasıl olduda bugünlere kadar gelebildi ?!"

Ben size söyleyeyim."Hayvani duygularımız sayesinde !!!" Maymunlar, aslanlar, kaplanlar, kediler, köpekler, kuşlar, böcekler, bitkiler, en ufak mikro organizmalar, bakteriler.Hepsi ama hepsi hayvani yani doğanın onlara şart koştuğu özellikler sayesinde günümüze kadar tükenmeden gelebildiler.

Yukarıda da yazıldığı gibi uygurlar, mayalar, mısırlılar, aztekler medeniyetin beşiği idiler.Şimdi neredeler !? Yoksa medeniyetin kurbanı mı oldular ?! Dönemlerinin getirdiği huzur, refah, sosyal, ekonomik rahatlığın kurbanı mı oldular sizce !? Kesinlikle ! İnsanoğlu her canlı gibi yaşamak ve soyunu devam ettirebilmek için en temel hayvani duygulara ihtiyaç duyar.Avlanmak, yemek yemek, üremek, savaşmak, öldürmek ! Eğer içinizdeki hayvani duygularınızı bastırıp yok edersiniz yok olmaya mahkumsunuz demektir.Osmanlı imparatorluğu Dünyaya savaşarak, öldürerek, çoğalarak hükmetti.Sonrasında medeniyetin kucağına düştüler.Lale devri yaşandı.Savaşmayı, çoğalmayı unuttular.Peki noldu !? Yıkıldılar ! Sonrasında yüce Türk milleti tekrardan binlerce yıldır genlerine işleyen uzmanlaşmış hayvani yani hayatta kalma içgüdüsüyle tekrar savaşmayı, çoğalmayı ve öldürmeyi hatırladılar.Kurtuluş savaşı, çanakkale zaferi bunun en büyük örneğidir.En temel hayvani duygularımız sayesinde şuanda buradayız.Allah bizi yaratırken hayvan ve insanı tek bir bütünte toplamış.Sınavımızda bu işte.Bir evcil hayvanı kediyi, köpeği bile eğitmeye çalışıyoruz.Peki ya kendimizi !? Asıl eğitilmesi gereken hayvan bizleriz.Köpeğe nasıl ki gel deyince gelip, git deyince gidip, saldır deyince saldırıyorsa içimizdeki hayvanıda aynen bu şekilde eğitmeliyiz.Yaradılışımız bu.Bunu inkar edersiniz yok olursunuz.Bunu ben demiyorum.TARİH diyor !!!
 

coreysekiz

Asistan
Katılım
4 Nis 2012
Mesajlar
109
Puanları
16
Vallaha mükemmelsiniz sizin gibi insanların hala olduğunu bilmek çok güzel , Bende arkadaşlarımla konuşurken türk gibi değil yabancı özentisi gibi yazıyorum ama yazılarınızdan sonra kendime dikkat etmeye çalışacağım. Güzel yazılarınız için sonsuz teşekkürler.
 

|SeYYaH|

Rektör
Katılım
12 Mar 2011
Mesajlar
13,734
Puanları
113
Konum
HeNdeK
Her İnsan Ölecek Yaştadır


Güzel bir şey yap kardeşim. Dünyaya kırk kerre gelinmez.

Madem yaşıyorsun, sıhhatli nefesler alıyorsun... Bir şey yap. Bir şey yap...

Güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle.

Dilin mi dönmüyor? Güzel bir şey gör. Veya: Güzel bir şey yaz.

Beceremez misin? Öyleyse, Güzel bir şeye başla.

•••

Herkesin üstesinden geleceği bir şey mutlaka olmalı. O gayretten uzak duramayız.

Vakit geçiyor. Vaktin geçişi ömrün beşinci vitese takılı olduğunu gösterir, unutma.

Zafer Dergisi'nde beynimi sarsan bir cümle okudum. Üç gün mü, beş gün mü önceydi kestiremem.

Ama okudum. Ama şaşırdım, cümleyi bir türlü unutamadım.

Şöyle diyordu: ''HER İNSAN ÖLECEK YAŞTADIR'' Buyurun, biraz da sizler sarsılın.

•••

Bu müthiş; dağ duruşlu, dev dürtüşlü cümlenin deyicisi Cüneyd Suavi...

Ahh Cüneyd, şimdi yerlerdeyim. Yıkılmaz sandığım sabrımı, dirâyetimi, zihnimi yerlerde arıyorum.

Döküldüm. Demek öyle ha? Her insan ölecek yaşta...

Bir de kalkar savaşırız. Kavgalaşır, kuyular kazarız. Az sonra ölecek olan bizler... Ne kadar da cahiliz.

•••

Bu cümleyi gördükten sonra içimde ''Büyük Patlama''yı duydum.

Edecek iki çift sözüm olmalıydı. İnsanlara, insanlığa bir şeyler demeliydim.

Sonunda ard arda ve şimşek hızıyle bağırdım. Beynimden yüreğime doğru bir haykırıştı bu.

Yüreğimden dalga dalga cevaplar yetişti: Bir şey yap. Zor ise: Bir şey söyle.

Beceremiyorsan: Bir şeyler gör. Birşeyler yaz. O da mı güç? Bir şeylere başla. Ama hep güzel şeyler olsun.

•••

Çünkü: ''HER İNSAN ÖLECEK YAŞTA''

Geç kalmayasın!

•••

Koca Mimar Sinan... yapmış da gitmiş. Yunus Emrem... söylemiş de gitmiş. Şeyh Edebalı... görmüş de gitmiş. Fuzulî, Nedim, Şeyh Galip... yazmış da gitmiş. Nene Hatun, Sütçü İmam, Antepli Şahin... başlamış da gitmiş.

•••

Kimse kimseden eksikli değil. Büyük değil, küçük değil, farklı hiç değil.

Düşünebilen kişinin, üstesinden geleceği görevler mutlaka vardır. Tekrarlıyorum: Güzel bir şey yap, Güzel bir şey söyle, Güzel bir şey gör, Güzel bir şey yaz, veya Güzel bir şeye başla.

•••

Geç kalıyorsun... geç.

Cüneyd durmadan sesleniyor baksanıza: ''Her insan ölecek yaştadır!''


 

|SeYYaH|

Rektör
Katılım
12 Mar 2011
Mesajlar
13,734
Puanları
113
Konum
HeNdeK
El Padrino, yorumun ilginç, bir o kadar da çarpıcıydı. katılmamak elde değil.
yalnız "medeniyet konusundaki yazıya katılıyorum" derken, diğer yazılara katılmadığını mı ima etmek istedin?
eğer öyleyse saygı duyarım; ama eleştirilerini de beklerim.

- - - Mesaj Güncellendi - - -

Vallaha mükemmelsiniz sizin gibi insanların hala olduğunu bilmek çok güzel , Bende arkadaşlarımla konuşurken türk gibi değil yabancı özentisi gibi yazıyorum ama yazılarınızdan sonra kendime dikkat etmeye çalışacağım. Güzel yazılarınız için sonsuz teşekkürler.
estağfirullah kıymetli kardeşim... güzel olan sizsiniz aslında, güzel şeyler güzel insanların sinesinde ma'kes bulur.
teşekkür ederim bu güzel duygularınız için.
 
S

SDN Okuru

SDN Okuru
Fazlaca abartılmış yazılar ! neye kime bu güç gösterisi ?
 

El Padrino

Dekan
Onursal Üye
Katılım
15 Şub 2007
Mesajlar
6,051
Puanları
48
@El Padrino, yorumun ilginç, bir o kadar da çarpıcıydı. katılmamak elde değil.
yalnız "medeniyet konusundaki yazıya katılıyorum" derken, diğer yazılara katılmadığını mı ima etmek istedin?
eğer öyleyse saygı duyarım; ama eleştirilerini de beklerim.

- - - Mesaj Güncellendi - - -



estağfirullah kıymetli kardeşim... güzel olan sizsiniz aslında, güzel şeyler güzel insanların sinesinde ma'kes bulur.
teşekkür ederim bu güzel duygularınız için.
Estafurullah.Hepsine katılıyorum.Bu yazılara katılmamak elde değil.Türküm diyen bunları bilmek ve farkında olmak zorunda zaten.Türk olmak ayrıcalıktır.
Gürbüz Azak'ı senin sayende tanıdım.Tamamiyle aynı düşünce ve kafa yapısına sahip olduğum bir insanmış.Medeniyetle ilgili yazdıklarım çok yüzeysel ve özetti.Aslında daha derinlere ve en ince ayrıntısına kadar yazmak isterdim.Yukarıda yazdıklarımdan medeniyet düşmanı biri olduğum anlaşılmasın.Hem medeni hemde vahşi olmayı öğrenmek zorundayız.İkisinin arasındaki dengeyi kurmak mühim olan.
 

|SeYYaH|

Rektör
Katılım
12 Mar 2011
Mesajlar
13,734
Puanları
113
Konum
HeNdeK
Bir Gelin Kiraz Yıkarken

gün olur biz de göçeriz.
ardımızdan bizim de ağlayanlar bulunur
ne gün sayarım artık ne otobüs saatlerini düşünürüm
ötelere usulcacık yürürüm.
adı gürbüz’dü, yazı yazardı diyenler çıkar
gün olur biz de göçeriz
…
ama öyle baş köşede değil
ben, helva yiyen bir yetime bakarken ölmeliyim
veya bir fidan dikilirken
vakit akşam olmalı ya da az evvel
önüm sıra sevdiklerim geçmeli. sonra,
seni sevdim diyemediklerim.
bir gelin kiraz yıkarken ölmeliyim
…
denize bakarken
dik yamaçlar başında. üşürken
kuşlar ötüşürken. selâm verir gibi alır gibi yahut
arılar kovana dönerken ölmeliyim
kayıp kuzular tenhalarda melerken
vakit varken ölmeliyim
…
“saati de amma eski, üstelik kravatsız traşsız”
hep böyle derler ya benim için de geçerli
“bir yerden tanıyor gibiyiz iyi amma kim?”
komşu kadın son rüyamı hayra yorarken
bir dost bir dostunu ararken
ben, birileri adres sorarken ölmeliyim
…
vakit akşam olmalı ya da az evvel
rüzgâr henüz çıkmalı deniz duyulmalı
sedefkâr son sedefini kakmalı, bir ebrû bitmeli
bir yavru babasının geldiğini işitmeli
nasıl da sevinmeli
ben o gülüşü duyarken ölmeliyim
…
bir ressam son rengini koyarken
herkes bir tuhaf bakmalı
cebimde bir yığın bozuk para bulmalılar
bir tanıyan gelmeli, gözleri nemli
adı gürbüz’dü yazı yazardı demeli
vakit akşam olmalı ya da az evvel
ben, balıkçılar çıkarken ölmeliyim
ışıklar henüz yanarken
birileri adres sorarken
gün olur biz de göçeriz
…
ne ay başını düşünürüz ne benzin fiyatlarını
demem o ki
kanaryalar su içerken ölmeliyim
tığ gibi delikanlılar, en bayraklı atlılar
altın ümitlerle yanı başımdan
doludizgin geçerken ölmeliyim
…
kamyonlar yokuşları sararken
ille de bayram ertesinde
köhne bir kum iskelesinde
ay doğarken ölmeliyim
…
bir gelin kiraz yıkarken ölmeliyim en iyisi
adı gürbüz’dü yazı yazardı demeliler
başucuma kiraz dikmeliler
bir dost bir dostunu ararken
bir gelin… kiraz yıkarken ölmeliyim


Gürbüz AZAK
 
Üst
stat counter