Etiketli Kullanıcı Listesi

+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen Sonuçlar: 1 ile 11 ve 11

Necip Fazıl KISAKÜREK - Kafiyeler

Şiir, Öykü, Deneme forumunda Necip Fazıl KISAKÜREK - Kafiyeler konusunu incelemektesiniz.

KAFİYELER Ne diye, Bu şuna, Şu, buna, Kafiye? Başa taş, Aşa yaş, Hey'e ney, Tuhaf şey! Kafiye Mantığı, O mantık! Hediye Sandığı, Bu sandık! O mantık, Bu sandık- ta sandık, ...

  1. #1
    yashale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    13-08-2007
    Yaş
    31
    Mesajlar
    227

    Standart Necip Fazıl KISAKÜREK - Kafiyeler

    KAFİYELER


    Ne diye,

    Bu şuna,

    Şu, buna,

    Kafiye?

    Başa taş,

    Aşa yaş,

    Hey'e ney,

    Tuhaf şey!



    Kafiye

    Mantığı,

    O mantık!

    Hediye

    Sandığı,

    Bu sandık!

    O mantık,

    Bu sandık-

    ta sandık,

    Ve yandık .

    Ne yandık!



    Hendese,

    Kümese

    Tıkılmak.

    Hadise

    Kırkayak.

    Adese,

    Oyuncak.

    Vesvese,

    Gökbayrak.

    Ölümse,

    Gel dese;

    Tak, tak tak!

    Mu-hak-kak!



    Sorular

    Sordular;

    Neden çok,

    Nasıl yok,

    Niçin var?



    Sanatsız

    Papağan,

    Neden çok;

    Ve atsız

    Kahraman,

    Niçin yok?



    Çok ve yok,

    Yok ve çok,

    Aç ve tok,

    Tok ve aç;

    Tut ve kaç!

    Saklambaç.



    Neden çok,

    Nasıl yok,

    Niçin var?



    Niçin'i

    Boğarken

    Piçini,

    Yatakta

    Bastılar,

    Şafakta

    Astılar.



    Ve derken:

    Nasıl yok

    Niçin var?



    Bir varmış,

    Bir yokmuş.

    Karamış

    Ve kokmuş

    Dünyamız.

    Rüyamız

    Kapkara.

    Manzara:

    Gebeler

    Döşeksiz.

    Ebeler

    Isteksiz.

    Kubbeler

    Desteksiz.

    Habbeler

    Süreksiz.

    Türbeler

    Meleksiz.

    Tövbeler

    Gerçeksiz.

    Cübbeler

    Yüreksiz.

    Cezbeler

    Şimşeksiz.

    Izbeler

    Emeksiz.

    Heybeler

    Ekmeksiz.



    Kafiye,

    Hikâye!

    Dava tek:

    Ölmemek!

    Peygamber!

    Ne haber?

    Bir batan

    Var: Vatan!

    Kandil loş,

    Ocak boş;

    Ve dağ dağ

    Elveda!



    Gitme kal!

    Nefes al!

    Emir tez,

    Bekletmez!

    Ve o nur

    Bulunur!

    İşte iz!

    Geliniz!

    Toprak post,

    Allah dost...

    Necip Fazıl KISAKÜREK
    1941


    Hatırlayalım istedim.

  2. #2
    red-bird - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    01-02-2008
    Mesajlar
    4.195

    Standart Ynt: Necip Fazıl KISAKÜREK - Kafiyeler

    yashale teşekkürler paylaşım için

  3. #3
    kullanıcı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    10-03-2008
    Yaş
    33
    Mesajlar
    3.813

    Standart Ynt: Necip Fazıl KISAKÜREK - Kafiyeler

    Süpper ya. Devamını bekleyeceğim. ^^

  4. #4

    Üyelik Tarihi
    15-04-2008
    Yaş
    27
    Mesajlar
    209

    Standart Ynt: Necip Fazıl KISAKÜREK - Kafiyeler





    Çile
    Gâiblerden bir ses geldi: Bu adam,
    Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
    Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
    Gök devrildi, künde üstüne künde...

    Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
    Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
    Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
    Ok çekti yukardan, üstüme avcı.

    Ateşten zehrini tattım bu okun.
    Bir anda kül etti can elmasımı.
    Sanki burnum, değdi burnuna (yok) un,
    Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.

    Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
    Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
    Al sana hakikat, al sana rüya!
    İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

    Ensemin örsünde bir demir balyoz,
    Kapandım yatağa son çare diye.
    Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
    Yepyeni bir dünya etti hediye.

    Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor;
    Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
    Bütün bir kâinat muşamba dekor,
    Bütün bir insanlık yalana teslim.

    Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
    Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
    Otursun yerine bende her şekil;
    Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..

    Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
    Benliğim bir kazan ve aklım kepçe.
    Deliler köyünden bir menzil aşkın,
    Her fikir içimde bir çift kelepçe.

    Niçin küçülüyor eşya uzakta?
    Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
    Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?
    Sonum varmış, onu öğrensem asıl?

    Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
    Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
    Selâm, selâm sana haşmetli azap;
    Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.
    Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
    Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
    Annemin duası, düş de perde ol!
    Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!
    Uyku, kaatillerin bile çeşmesi;
    Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
    Teselli pınarı, sabır memesi;
    Size şerbet, bana kum dolu çanak.

    Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
    Sırrını ararken patlayan gülle?
    Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
    Karınca sarayı, kupkuru kelle...

    Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş,
    Mevsimden mevsime girdim böylece.
    Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
    Fikir çilesinden büyük işkence.

    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..

    Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
    Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
    Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
    Yetişir çektiğim mesafelerden!

    Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
    Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık.
    Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
    Tutuyor önümde bir mavi ışık.

    Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
    Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
    Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
    Bir zehirli kıymık gibi, beynimde.

    Lûgat, bir isim ver bana halimden;
    Herkesin bildiği dilden bir isim!
    Eski esvaplarım, tutun elimden;
    Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?

    Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
    Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
    Belâ mimarının seçtiği arsa;
    Hayattan muhacir, eşyadan öksüz?

    Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
    Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
    Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,
    Dev sancılarımın budur kaynağı!

    Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
    Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
    Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
    İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..

    Gece bir hendeğe düşercesine,
    Birden kucağına düştüm gerçeğin.
    Sanki erdim çetin bilmecesine,
    Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.

    Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
    Atlas sedirinde mâverâ dede.
    Yandı sırça saray, ilâhî yapı,
    Binbir âvizeyle uçsuz maddede.

    Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
    Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
    İçiçe mimarî, içiçe benlik;
    Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!

    Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
    Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
    Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;
    Suda ezel fikri, ebed duygusu.

    Kaçır beni âhenk, al beni birlik;
    Artık barınamam gölge varlıkta.
    Ver cüceye, onun olsun şairlik,
    Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.

    Öteler öteler, gayemin malı;
    Mesafe ekinim, zaman madenim.
    Gökte saman yolu benim olmalı;
    Dipsizlik gölünde, inciler benim.

    Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
    Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
    Sen, bütün dalların birleştiği kök;
    Biricik meselem, Sonsuza varmak...

    (1939)


    Necip Fazıl Kısakürek

    Beklenen
    Ne hasta bekler sabahı,
    Ne taze ölüyü mezar.
    Ne de şeytan, bir günahı,
    Seni beklediğim kadar.

    Geçti istemem gelmeni,
    Yokluğunda buldum seni;
    Bırak vehmimde gölgeni,
    Gelme, artık neye yarar?

    (1937)


    Canım İstanbul
    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
    İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
    O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
    Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
    Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
    Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
    Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

    İstanbul benim canim;
    Vatanim da vatanim...
    İstanbul,
    İstanbul...

    Tarihin gözleri var, surlarda delik;
    Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
    Bulutta saha kalkmış Fatih'ten kalma kir at;
    Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
    Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
    Her nakısta o mana: Öleceğiz ne çare?
    Hayattan canlı olum, günahtan baskın rahmet;
    Beyoğlu tepinirken ağlar Karaca Ahmet...

    O manayı bul da bul!
    İlle İstanbul’da bul!
    İstanbul,
    İstanbul...

    Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
    Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
    Oynak sular yalının alt katına misafir;
    Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
    Her aksam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
    Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
    Bir ses, bilemem tambur gibi mi, uda gibi mi?
    Cumbalı odalarda inletir katibi mi...

    Kadını keskin bıçak,
    Taze kan gibi sıcak.
    İstanbul,
    İstanbul...

    Yedi tepe üstünde zaman bir gergef isler!
    Yedi renk, yedi sesten şayisiz belirişler...
    Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
    Adada rüzgar, ucan eteklerden sorumlu.
    Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
    Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
    Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
    Güleni söyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

    Gecesi sümbül kokan
    Türkçe’si bülbül kokan,
    İstanbul,
    İstanbul...


    Necip Fazıl Kısakürek


    üstadı saygıyla anıyoruz...(L)

  5. #5
    kullanıcı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    10-03-2008
    Yaş
    33
    Mesajlar
    3.813

    Standart Ynt: Necip Fazıl KISAKÜREK - Kafiyeler

    @gelpcpc
    Ellerine sağlık. ^^

  6. #6

    Üyelik Tarihi
    06-04-2008
    Mesajlar
    87

    Standart Ynt: Necip Fazıl KISAKÜREK - Kafiyeler

    üstad necip fazıl'ın "sultan-ül şuara" "şairlerin sultanı" sıfatıyla anılması boşuna değildir...Herkes şiir yazamaz, her şiir yazan şair olamaz, her şair de bir Necip Fazıl olamaz... Allah rahmet eylesin...
    Hele bir de kendisinin "Siyah Pelerinli Adam" adında bir tiyatro oyunu vardır ki, izlerken (konusu ayrı güzel ama) kullanılan dil insanın ağzını açık bırakıyor... "Allah'ım bu Türkçe ise benim konuştuğum ne ?" diye düşünmeye başlıyorsunuz

    "ruhumun kanatları ufuklara sığmıyor
    ve o ufuklara çarpan kanatlarım kanıyor,kanıyor,kanıyor"

    "Kader beyaz kağıda sütle yazılmış yazı
    Elindeyse ayır beyazdan beyazı..."

  7. #7

    Üyelik Tarihi
    15-04-2008
    Yaş
    27
    Mesajlar
    209

    Standart Ynt: Necip Fazıl KISAKÜREK - Kafiyeler

    ya ben üstadı çok seviyorum (L)

  8. #8
    JuLiuSiuS - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    02-10-2007
    Yaş
    28
    Mesajlar
    2.815

    Standart Ynt: Necip Fazıl KISAKÜREK - Kafiyeler

    Alıntı gelpcpc Nickli Üyeden Alıntı
    ya ben üstadı çok seviyorum (L)
    harika bir insan gerçekten

  9. #9

    Üyelik Tarihi
    24-11-2008
    Mesajlar
    10.770

    Standart

    Lavinya bu şiir bir daha verildi diye KİLİT lemişsin.Ama o şiir çok güzel bir fon müzik eşliğinde verilmişti.Lütfen o şiiri o fon müziğiyle birlikte buraya taşıyın.Bahsettiğim kilitlenen şiir alttaki likte:

    http://forum.shiftdelete.net/siir/79738-cile.html
    Konu ZorhaK tarafından (20-04-2009 Saat 21:18 ) değiştirilmiştir.

  10. #10
    Zachary - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    07-04-2009
    Mesajlar
    108

    Standart





    Çile
    Gâiblerden bir ses geldi: Bu adam,
    Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
    Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
    Gök devrildi, künde üstüne künde...

    Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
    Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
    Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
    Ok çekti yukardan, üstüme avcı.

    Ateşten zehrini tattım bu okun.
    Bir anda kül etti can elmasımı.
    Sanki burnum, değdi burnuna (yok) un,
    Kustum, öz ağzımdan kafatasımı.

    Bir bardak su gibi çalkandı dünya;
    Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
    Al sana hakikat, al sana rüya!
    İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

    Ensemin örsünde bir demir balyoz,
    Kapandım yatağa son çare diye.
    Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
    Yepyeni bir dünya etti hediye.

    Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor;
    Mekânı bir satıh, zamanı vehim.
    Bütün bir kâinat muşamba dekor,
    Bütün bir insanlık yalana teslim.

    Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
    Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
    Otursun yerine bende her şekil;
    Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..

    Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
    Benliğim bir kazan ve aklım kepçe.
    Deliler köyünden bir menzil aşkın,
    Her fikir içimde bir çift kelepçe.

    Niçin küçülüyor eşya uzakta?
    Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
    Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?
    Sonum varmış, onu öğrensem asıl?

    Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap,
    Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
    Selâm, selâm sana haşmetli azap;
    Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.
    Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
    Ey yedinci kat gök, esrarını aç!
    Annemin duası, düş de perde ol!
    Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!
    Uyku, kaatillerin bile çeşmesi;
    Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
    Teselli pınarı, sabır memesi;
    Size şerbet, bana kum dolu çanak.

    Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
    Sırrını ararken patlayan gülle?
    Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
    Karınca sarayı, kupkuru kelle...

    Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş,
    Mevsimden mevsime girdim böylece.
    Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
    Fikir çilesinden büyük işkence.

    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..

    Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
    Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
    Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
    Yetişir çektiğim mesafelerden!

    Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
    Yollar bir yumaktır, uzun, dolaşık.
    Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
    Tutuyor önümde bir mavi ışık.

    Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
    Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
    Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
    Bir zehirli kıymık gibi, beynimde.

    Lûgat, bir isim ver bana halimden;
    Herkesin bildiği dilden bir isim!
    Eski esvaplarım, tutun elimden;
    Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?

    Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
    Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
    Belâ mimarının seçtiği arsa;
    Hayattan muhacir, eşyadan öksüz?

    Ben ki, toz kanatlı bir kelebeğim,
    Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
    Bir zerreciğim ki, Arş'a gebeyim,
    Dev sancılarımın budur kaynağı!

    Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
    Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
    Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
    İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..
    …………………………………..

    Gece bir hendeğe düşercesine,
    Birden kucağına düştüm gerçeğin.
    Sanki erdim çetin bilmecesine,
    Hem geçmiş zamanın, hem geleceğin.

    Açıl susam açıl! Açıldı kapı;
    Atlas sedirinde mâverâ dede.
    Yandı sırça saray, ilâhî yapı,
    Binbir âvizeyle uçsuz maddede.

    Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
    Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
    İçiçe mimarî, içiçe benlik;
    Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!

    Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
    Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
    Suda bir gizli yol, pırıltılı iz;
    Suda ezel fikri, ebed duygusu.

    Kaçır beni âhenk, al beni birlik;
    Artık barınamam gölge varlıkta.
    Ver cüceye, onun olsun şairlik,
    Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta.

    Öteler öteler, gayemin malı;
    Mesafe ekinim, zaman madenim.
    Gökte saman yolu benim olmalı;
    Dipsizlik gölünde, inciler benim.

    Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
    Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
    Sen, bütün dalların birleştiği kök;
    Biricik meselem, Sonsuza varmak...

    (1939)


    Necip Fazıl Kısakürek

    Beklenen
    Ne hasta bekler sabahı,
    Ne taze ölüyü mezar.
    Ne de şeytan, bir günahı,
    Seni beklediğim kadar.

    Geçti istemem gelmeni,
    Yokluğunda buldum seni;
    Bırak vehmimde gölgeni,
    Gelme, artık neye yarar?

    En sevdiğim şiiridir. Kifayelerde güzeldi. Teşekkür

  11. #11
    as66 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik Tarihi
    25-09-2008
    Yaş
    25
    Mesajlar
    1.856

    Standart

    Üstad yazmış.
    Mekanı cennet olsun.
    Paylaşım için sağol kardeşim.

+ Konu Cevaplama Paneli

Hızlı Cevap Hızlı Cevap

Konu Bilgileri

Bu konuyu görüntüleyenler

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 17-04-2014, 13:45
  2. Fazıl Say’ı Vurmalı
    spybot - forum Beğenilen Köşe Yazıları
    Cevaplar: 49
    Son Mesaj: 22-09-2010, 22:13
  3. İsrail'in Fazıl Say'ı
    tugbagaleri - forum Gündem (Dünya/Türkiye)
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 15-01-2008, 00:47
  4. Necip Fazıl'a Devam!
    mehmet - forum Şiir, Öykü, Deneme
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 04-01-2008, 12:17

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •